ceyhanli
01-01-2008, 12:03
Ömürden bir yaprak Takvimden 365...
Evet... 2007’yi de geride bıraktık. Şimdi herkes; kendi perspektifinden artık “geçen yıl” olan, 2007’nin muhasebesini yapmaya çalışacak... Acaba 2007 yılı; kimin hesabına kârla, kimin hesabına zararla kapandı? Bu kâr-zarar hesabında, hangi ölçme ve değerlendirme kriterleri kullanılacak?!
Zamanın akışı, genelde “ömür takviminden bir yaprağın düşmesi” biçiminde algılanır. Bu yaprak; yerine göre gün, hafta, ay veya yıl olarak itibara alınır. Canlıların ömründe, takvim yaprağı zaman itibariyle çok değişkendir... Zira bazı ömürler bir günden bile daha kısadır. Dünyaya gözünü açan kimi bebekler, bazen birkaç dakika, bazen de birkaç saat yaşayabilirler!.. Birkaç hafta yahut birkaç ay yaşadıktan sonra hayata gözünü kapayan bebeleri bir tarafa bırakalım; hepi topu birkaç yıl yaşayan çocuklar (sabiler) ile onlardan biraz daha fazla yaşayabilmiş gençler; acaba zaman mefhumunun ne kadar farkına varmış olabilirler?
Peki, gençlik çağını geride bırakarak; olgunluk veya yaşlılık devrini süren insanların kaçta kaçı, “yılların su gibi akıp gitmesinin” karşısında bilinçlidir? Ortalama insan ömrünü, en üst sınırına kadar doldurabilen pîr-i faniler de; sonunda “Ey vah... Ömür ne çabuk geçmiş!” demiyor mu? Neticede bu dünya her yönüyle fani, yani geçici. Herkes, kısa veya uzun; kendisine takdir edilen ömrü doldurup öbür dünyaya göçüyor. Yine herkes, yaşadığı hayat şartlarına göre, kısa veya uzun ömründe ya çile dolduruyor veya mutlu ve huzurlu oluyor. Çileli hayatlar için; bazen günler ay gibi, hatta yıl gibi hatta yüz yıl gibi uzun gelir. Cengiz Aytmatov boşuna yazmamış: “Gün olur asra bedel...”
Ama çilekeşler için dahi; zaman çok hızlı, yani su gibi akıp gitmiş oluyor! Öyle olduğu için de, genç-yaşlı herkes; belki huzur ve mutluluğu yakalarım diye, daha uzun yaşamak istemiyor mu?!
Devletlerin ömrü için de, takvim yapraklarının zaman aralığı pek farklıdır. Tarihe baktığımız zaman; adına “devlet” denilen bazı organizasyonların, bir yıldan bile daha kısa yaşamış olduğunu görürüz. Buna rağmen gerçek şu ki, devletlerin ömrü; insan ömründen kat kat uzundur. Kimi devletler yüzyıllarca yaşamış... Kimileri de, isim ve yapı değişiklikleriyle; ama birbirinin devamı olarak bin yılları devirmiş. Şu halde bir yıl, devletlerin ömründe çok ama çok kısa bir zaman parçasıdır. Lakin, bu çok kısa zaman parçası bile; bazı ülkeler için fazlasıyla uzun ve sıkıntılı gelebilir...
2007 yılı da; önceki seneler gibi, birtakım ülkeler için buhranlı ve bu yüzden de hiç geçmeyecekmiş gibi uzun oldu. Örnek mi istiyorsunuz: İşte Pakistan... 2008’e üç kala, nasıl bir girdaba yuvarlandı bu dost ve kardeş ülke! 2007’nin son üç ayı, Pakistan için zaten çok zor geçmişti. Ama son üç-dört günü, o sıkıntılı üç aydan daha uzun ve bunaltıcı olmadı mı?
Geride bıraktığımız sene, ülkemiz için de epeyce problemli başlamıştı... Yazılıp çizilenlere baktığımızda; kalem erbabının 2007 için belli kırılma noktalarına yoğunlaştığını görüyoruz. Bu kırılma noktalarından biri de, herkesin hemfikir olduğu üzere; 27 Nisan tarihli “E-Muhtıra” ve hükümetin buna verdiği karşılıktır... Denilebilir ki, Türkiye’nin rayından çıkarılmak istenen demokrasi treni; 28 Nisan günü hükümet tarafından, büyük bir siyasi dirayetle esas istikametinde muhafaza edilmiş ve 22 Temmuz genel seçimlerinde; Türk halkı sivil inisiyatifi kat’i biçimde ortaya koyarak, bu trenin emin bir şekilde yoluna devam etmesini garanti altına almıştır.
Elbette 2007 yılında çok daha başka önemli hadiseler de cereyan etti. Ama yukarıdaki kırılma ve dönüm noktaları yanında; diğerlerini teferruat olarak görebiliriz. Şüphesiz yeri geldikçe, onların da birer ikişer analizini yapmaya çalışacağız. 2008’in bu ilk gününde söyleyeceğimiz özetle şudur: Türkiye; dün gece saat 00.00 itibariyle geride bıraktığımız 2007 yılını; hayli sıkıntılı geçirmekle birlikte, iyi bir şekilde bitirdi sayılır. İnşallah 2008’i daha iyi şartlarda geçiririz. Bu dileğimiz, tek tek bütün okuyucularımız ve bütün Türk Milleti içindir. Nice yıllara!..
Noktalar
İsmail Kapan
Evet... 2007’yi de geride bıraktık. Şimdi herkes; kendi perspektifinden artık “geçen yıl” olan, 2007’nin muhasebesini yapmaya çalışacak... Acaba 2007 yılı; kimin hesabına kârla, kimin hesabına zararla kapandı? Bu kâr-zarar hesabında, hangi ölçme ve değerlendirme kriterleri kullanılacak?!
Zamanın akışı, genelde “ömür takviminden bir yaprağın düşmesi” biçiminde algılanır. Bu yaprak; yerine göre gün, hafta, ay veya yıl olarak itibara alınır. Canlıların ömründe, takvim yaprağı zaman itibariyle çok değişkendir... Zira bazı ömürler bir günden bile daha kısadır. Dünyaya gözünü açan kimi bebekler, bazen birkaç dakika, bazen de birkaç saat yaşayabilirler!.. Birkaç hafta yahut birkaç ay yaşadıktan sonra hayata gözünü kapayan bebeleri bir tarafa bırakalım; hepi topu birkaç yıl yaşayan çocuklar (sabiler) ile onlardan biraz daha fazla yaşayabilmiş gençler; acaba zaman mefhumunun ne kadar farkına varmış olabilirler?
Peki, gençlik çağını geride bırakarak; olgunluk veya yaşlılık devrini süren insanların kaçta kaçı, “yılların su gibi akıp gitmesinin” karşısında bilinçlidir? Ortalama insan ömrünü, en üst sınırına kadar doldurabilen pîr-i faniler de; sonunda “Ey vah... Ömür ne çabuk geçmiş!” demiyor mu? Neticede bu dünya her yönüyle fani, yani geçici. Herkes, kısa veya uzun; kendisine takdir edilen ömrü doldurup öbür dünyaya göçüyor. Yine herkes, yaşadığı hayat şartlarına göre, kısa veya uzun ömründe ya çile dolduruyor veya mutlu ve huzurlu oluyor. Çileli hayatlar için; bazen günler ay gibi, hatta yıl gibi hatta yüz yıl gibi uzun gelir. Cengiz Aytmatov boşuna yazmamış: “Gün olur asra bedel...”
Ama çilekeşler için dahi; zaman çok hızlı, yani su gibi akıp gitmiş oluyor! Öyle olduğu için de, genç-yaşlı herkes; belki huzur ve mutluluğu yakalarım diye, daha uzun yaşamak istemiyor mu?!
Devletlerin ömrü için de, takvim yapraklarının zaman aralığı pek farklıdır. Tarihe baktığımız zaman; adına “devlet” denilen bazı organizasyonların, bir yıldan bile daha kısa yaşamış olduğunu görürüz. Buna rağmen gerçek şu ki, devletlerin ömrü; insan ömründen kat kat uzundur. Kimi devletler yüzyıllarca yaşamış... Kimileri de, isim ve yapı değişiklikleriyle; ama birbirinin devamı olarak bin yılları devirmiş. Şu halde bir yıl, devletlerin ömründe çok ama çok kısa bir zaman parçasıdır. Lakin, bu çok kısa zaman parçası bile; bazı ülkeler için fazlasıyla uzun ve sıkıntılı gelebilir...
2007 yılı da; önceki seneler gibi, birtakım ülkeler için buhranlı ve bu yüzden de hiç geçmeyecekmiş gibi uzun oldu. Örnek mi istiyorsunuz: İşte Pakistan... 2008’e üç kala, nasıl bir girdaba yuvarlandı bu dost ve kardeş ülke! 2007’nin son üç ayı, Pakistan için zaten çok zor geçmişti. Ama son üç-dört günü, o sıkıntılı üç aydan daha uzun ve bunaltıcı olmadı mı?
Geride bıraktığımız sene, ülkemiz için de epeyce problemli başlamıştı... Yazılıp çizilenlere baktığımızda; kalem erbabının 2007 için belli kırılma noktalarına yoğunlaştığını görüyoruz. Bu kırılma noktalarından biri de, herkesin hemfikir olduğu üzere; 27 Nisan tarihli “E-Muhtıra” ve hükümetin buna verdiği karşılıktır... Denilebilir ki, Türkiye’nin rayından çıkarılmak istenen demokrasi treni; 28 Nisan günü hükümet tarafından, büyük bir siyasi dirayetle esas istikametinde muhafaza edilmiş ve 22 Temmuz genel seçimlerinde; Türk halkı sivil inisiyatifi kat’i biçimde ortaya koyarak, bu trenin emin bir şekilde yoluna devam etmesini garanti altına almıştır.
Elbette 2007 yılında çok daha başka önemli hadiseler de cereyan etti. Ama yukarıdaki kırılma ve dönüm noktaları yanında; diğerlerini teferruat olarak görebiliriz. Şüphesiz yeri geldikçe, onların da birer ikişer analizini yapmaya çalışacağız. 2008’in bu ilk gününde söyleyeceğimiz özetle şudur: Türkiye; dün gece saat 00.00 itibariyle geride bıraktığımız 2007 yılını; hayli sıkıntılı geçirmekle birlikte, iyi bir şekilde bitirdi sayılır. İnşallah 2008’i daha iyi şartlarda geçiririz. Bu dileğimiz, tek tek bütün okuyucularımız ve bütün Türk Milleti içindir. Nice yıllara!..
Noktalar
İsmail Kapan