selahattin_ay
10-07-2007, 11:28
http://img528.imageshack.us/img528/2940/56my4.gif (http://imageshack.us)
Kara Kuvvetleri Komutanı, PKK'ya katılımların, silahlı mücadelenin devam ettiği 23 yıl boyunca önlenemediğini söylemiş, "Başarılı olsaydık, bu mücadele sürecinin bugünlere gelmemesi lazımdı" demiş.
PKK'ya katılıp dağda bayırda silahlı mücadeleye girmek kolay iş değil. Binlerce insan bu şekilde hayatını kaybetse de, hâlâ onların yerini almak üzere gelip katılanlar var demek. PKK, kadrolarını Avustralya veya Sumatra'dan devşirmediğine göre, bu ülkede yaşayan insanlar arasından çıkıyor bu kadrolar.
Türkiye'de bazı 'muhataralı' konular vardır. Bunlar üstüne söz söylemek, aklı başında kişinin yapacağı iş değildir. Sonra yetkili birileri çıkar, söylediğin sözü ağzına tıkar, neye uğradığını şaşırırsın. Türkiye'de Kürt olduğunu, 'Kürt sorunu' olduğunu bilmeyen mi vardı? Bilmeyen yoktu, ama 12 Eylül'den sonra bunu söyleyen de yoktu. Topluma 'karda kart kurt' öğretisi verilmişti, bunun dışına çıkmak yoktu.
Sonunda, olaylar durulmayınca ve durulmamasının bir 'açıklaması' gerekince, o zamanın Genelkurmay Başkanı, 'Etnik sorun, kolay çözülmüyor. İşte IRA, ETA, Korsika sorunları' demişti ve ülkede Kürt bulunduğu yeniden keşfedilmişti.
O zamandan beri 'kart kurt' öğretisi piyasaya sürülmedi ama hiç belli olmaz.
Evet, yıllardır bu mücadele sürüyor ve 'ucunda ölüm' olmasına rağmen (öyle çok 'ucunda' da değil) sürdürmeye yetecek sayıda insan buna katılıyor. Bu nasıl oluyor, niçin oluyor?
Gazetelere yansıdığı kadarıyla Kara Kuvvetleri Komutanı bu konuda ayrıntıya girmemiş. 'Aileler çocuklarına engel olsun' gibi bir temenni geçiyor, ama herhalde ciddi bir tedbir olarak bunu düşünüyor olamaz.
Daha önce de, birkaç sefer söylediğim bir şeyi bu vesileyle bir kere daha söyleyeyim.
Eskaza Rusya ile savaşıyor olsaydık, böyle bir olayın içeride milliyetçi ideolojinin hızla yükselmesine, keskinleşmesine yol açması şaşırtıcı bir şey olmazdı. Kendi hesabıma, onaylamazdım bunu, ama yadırgamazdım da.
'Kürt sorunu' böyle bir şey değil. Bunun tam tersi. Çünkü burada farklı bir etnisite ile aynı sınırlar içinde yaşamak söz konusu. Komşumuz ülkelerde o etnisiteden insanlar yaşıyor (sayıları buradaki kadar yüksek olmasa da) ve biz kendi Kürt yurttaşlarımızı, burada yaşamanın onlar için de daha iyi olduğuna ikna etmek durumundayız.
Bunun yöntemi her gün suratlarına daha, daha büyük Türk bayrağı sallamak mıdır? Gene bir 'etnisite' olarak 'Türk' diye kendimizi yüceltmek, kaçınılmaz bir 'Türk/Kürt' kutuplaşması yaratmak mıdır? Şimdi bu icraatın uzun listesini çıkarmaya, bir kere daha yazmaya gerek yok. Yakın tarih içinde şu özetlediğim tavrın binlerce örneğini yaşadık. Bunların sonuçları da ortada -ne kadar 'başarılı' olunduğunu gösteriyor. İşte, 23 yıldır kadro yenilenmesi engellenemiyor demiş Kara Kuvvetleri Komutanı.
Bu yöntemle olsa olsa şu olur:
"Ben senden güçlüyüm! Şimdi senin gözünü patlatırım! Kes sesini, otur aşağı! Haline şükret!"
Böyle bir söylemle benimle kalmaya 'ikna edilmiş' insanlarla yaşamak, bana sevimli gelmiyor ('ikna edenler'le
yaşamanın sevimliliği de ayrı konu).
Saygı duyamadığım biriyle birlikte yaşayacağım da ne olacak.
'Yaşamak için zillete katlanmak' terbiyesinden bu toplumun artık çıkması gerekiyor.
Kara Kuvvetleri Komutanı, PKK'ya katılımların, silahlı mücadelenin devam ettiği 23 yıl boyunca önlenemediğini söylemiş, "Başarılı olsaydık, bu mücadele sürecinin bugünlere gelmemesi lazımdı" demiş.
PKK'ya katılıp dağda bayırda silahlı mücadeleye girmek kolay iş değil. Binlerce insan bu şekilde hayatını kaybetse de, hâlâ onların yerini almak üzere gelip katılanlar var demek. PKK, kadrolarını Avustralya veya Sumatra'dan devşirmediğine göre, bu ülkede yaşayan insanlar arasından çıkıyor bu kadrolar.
Türkiye'de bazı 'muhataralı' konular vardır. Bunlar üstüne söz söylemek, aklı başında kişinin yapacağı iş değildir. Sonra yetkili birileri çıkar, söylediğin sözü ağzına tıkar, neye uğradığını şaşırırsın. Türkiye'de Kürt olduğunu, 'Kürt sorunu' olduğunu bilmeyen mi vardı? Bilmeyen yoktu, ama 12 Eylül'den sonra bunu söyleyen de yoktu. Topluma 'karda kart kurt' öğretisi verilmişti, bunun dışına çıkmak yoktu.
Sonunda, olaylar durulmayınca ve durulmamasının bir 'açıklaması' gerekince, o zamanın Genelkurmay Başkanı, 'Etnik sorun, kolay çözülmüyor. İşte IRA, ETA, Korsika sorunları' demişti ve ülkede Kürt bulunduğu yeniden keşfedilmişti.
O zamandan beri 'kart kurt' öğretisi piyasaya sürülmedi ama hiç belli olmaz.
Evet, yıllardır bu mücadele sürüyor ve 'ucunda ölüm' olmasına rağmen (öyle çok 'ucunda' da değil) sürdürmeye yetecek sayıda insan buna katılıyor. Bu nasıl oluyor, niçin oluyor?
Gazetelere yansıdığı kadarıyla Kara Kuvvetleri Komutanı bu konuda ayrıntıya girmemiş. 'Aileler çocuklarına engel olsun' gibi bir temenni geçiyor, ama herhalde ciddi bir tedbir olarak bunu düşünüyor olamaz.
Daha önce de, birkaç sefer söylediğim bir şeyi bu vesileyle bir kere daha söyleyeyim.
Eskaza Rusya ile savaşıyor olsaydık, böyle bir olayın içeride milliyetçi ideolojinin hızla yükselmesine, keskinleşmesine yol açması şaşırtıcı bir şey olmazdı. Kendi hesabıma, onaylamazdım bunu, ama yadırgamazdım da.
'Kürt sorunu' böyle bir şey değil. Bunun tam tersi. Çünkü burada farklı bir etnisite ile aynı sınırlar içinde yaşamak söz konusu. Komşumuz ülkelerde o etnisiteden insanlar yaşıyor (sayıları buradaki kadar yüksek olmasa da) ve biz kendi Kürt yurttaşlarımızı, burada yaşamanın onlar için de daha iyi olduğuna ikna etmek durumundayız.
Bunun yöntemi her gün suratlarına daha, daha büyük Türk bayrağı sallamak mıdır? Gene bir 'etnisite' olarak 'Türk' diye kendimizi yüceltmek, kaçınılmaz bir 'Türk/Kürt' kutuplaşması yaratmak mıdır? Şimdi bu icraatın uzun listesini çıkarmaya, bir kere daha yazmaya gerek yok. Yakın tarih içinde şu özetlediğim tavrın binlerce örneğini yaşadık. Bunların sonuçları da ortada -ne kadar 'başarılı' olunduğunu gösteriyor. İşte, 23 yıldır kadro yenilenmesi engellenemiyor demiş Kara Kuvvetleri Komutanı.
Bu yöntemle olsa olsa şu olur:
"Ben senden güçlüyüm! Şimdi senin gözünü patlatırım! Kes sesini, otur aşağı! Haline şükret!"
Böyle bir söylemle benimle kalmaya 'ikna edilmiş' insanlarla yaşamak, bana sevimli gelmiyor ('ikna edenler'le
yaşamanın sevimliliği de ayrı konu).
Saygı duyamadığım biriyle birlikte yaşayacağım da ne olacak.
'Yaşamak için zillete katlanmak' terbiyesinden bu toplumun artık çıkması gerekiyor.