Gölge
02-16-2009, 22:35
SAADET VE CHP’Yİ NASIL AYIRT EDELİM?
http://www.samanyoluhaber.com/images/yazar/blok/417.jpg
Baştan söyleyelim de sonra kavga çıkmasın.
Kimsenin alacağı oya engel olmak ya da aklı karışık seçmeni bir tarafa kanalize etmek niyetimiz yok. Zaten seçmenin de gözü açıldı malum. Aklı karışığını bulmak zor. Bu yazı her seçim döneminde beynimizi yün yumağına çeviren adayları anlayabilmek için bir mütalaa sadece.
Eğer adayları birbirinden ayırt edip, şu kişi gerçekte şudur diyebilirsek, merakımız gidecek, biraz olsun beynimizi dinlendirmiş olacağız.
Kemal Kılıçdaroğlu ve Mehmet Bekaroğlu İstanbul’u yönetmeye talip iki adayımız. Biri CHP’li diğeri Saadet Partili. Biri partisinin ve kendisinin bugüne kadar yabancı olduğu sularda kulaç atarak oy arıyor. Diğeri de bir dönem alkış aldığı kesimin yeniden oyunu istiyor. Peki bu iki aday arasında ne fark var?
Bunda bilmeyecek ne var diyebilirsiniz. Ama karar vermeden önce düşünmek gerek. Zira farkı bileceğiz ki “değişimin” kıymetini anlayalım.
Kılıçdaroğlu’nun da Bekaroğlu’nun da milletvekilliği geçmişleri var. Oran ne olursa olsun, her ikisi de kemikleşmiş bir tabana sahip. Ki bu taban tek doğrunun kendi adayları olduğuna dünden inanacak, hatta ve hatta onlar için ve onlar adına kavga edecek kadar radikal. Ne var ki bu taraftar topluluğu onlara seçimi kazandıracak sayıda değil.
Dolayısıyla oy oranlarını yukarıya çekebilmek için ikisinin bağırdığı tribün de aynı. 2004’ten beri 3 seçimdir “evet” mührünü Ak Parti’ye basan ve oranı yüzde 50’lileri aşan seçmeni, kendi taraflarına çekmeye çalışıyorlar. Bu yüzden söylemlerinin birbirine benzemesi de çok doğal.
Bol keseden vaadler, muhafazakar, dürüst, halktan biri gibi görünme çabası, toplumun bütün kesimlerine mavi boncuk dağıtma operasyonlarına vatandaşın artık karnı tok. Ama yine de partiler ve adaylar bu seçim geleneklerini bozmuyor.
Bu alanda CHP sınır tanımıyor. Türkiye’de halkın inançları konusunda tavizsiz olduğunu sonunda anlamış gibi.AK Partiye oy veren seçmeni kazanabilmek için açılım üstüne açılım yapıyor. Çarşaftı, imamdı, tarikattı derken kendi seçmenini bile gözden çıkarmış görünüyor. Adaylarına da bu rota değişikliğinin ganimetlerini toplamak düşüyor.
CHP’nin İstanbul adayı Kılıçdaroğlu da bu açılımdan yana bir görüntü veriyor. Ama başörtüsünü nereye kadar sindirdiğini de katıldığı bir televizyon programında açık açık söylüyor. Kılıçdaroğlu’na göre başörtüsü ya da çarşaf ancak temizlikçi kadın, bulaşıkçı kız ya da fakir fukarada olursa açılıma dahil. CHP’yi bilmiyoruz ama Kılıçdaroğlu bu konuda yan çizmeye hazır.
Soru şu: Peki başkan seçilirseniz belediyede başörtülü çalıştırır mısınız? Cevap tahmin edildiği gibi. “Temizlikçi, çaycı ya da mutfakta işçi ise neden olmasın?”
Mehmet Bekaroğlu’nun bu noktada Kılıçdaroğlu’ndan ayrılacağını düşünmek, tahmin yürütmeyi gerektirmeyecek kadar net olmalı aslında. Ama değil. Zira Bekaroğlu da cipe binen, iyi giyinen, varlıklı başörtülüleri sindirememiş henüz. O da katıldığı bir haber bülteninde “Görüyoruz işte” diyor, “başı örtülü ama ciple gezen bir kesim var. Bunlar yakışmıyor.”
Yakışmayan ne? Başörtülü hanımefendi cipe mi yakışmıyor, cipteki hanımefendiye başörtüsü mü? Bekaroğlu’nun kendine göre siyasi ya da sosyal gerekçeleri vardır mutlaka. Ama söylediği bu cümlede, Kılıçdaroğlu’nun başörtülüye biçtiği rolden izler var. Haliyle seçmen soruyor, “Sayın Bekaroğlu başörtülü çaycı ya da temizlikçi gördüğünde de yadırgıyor mu acaba?”
Eskiden seçmen kimin hangi kanala çıkıp, nasıl muamele gördüğüne bakarak da puanlama yapar, tarafını belirlerdi. İşin ilginç yanı bu da mümkün değil şimdi. Kılıçdaroğlu’nu da, Bekaroğlu’nu da insanlar aynı kanallarda, aynı tribüne oynayıp, aynı kaleyi bombalarken görüyor. Bayram değil seyran değil ama ev sahibinden de benzer iltifatlar alıyorlar.
Garip geliyor işte. Sol camiyi geçmiş, tekkenin baş köşesine kurulma modunda. Sağdaki, sırf kendisine oy vermediğini düşünerek, cipteki başörtülü hanımefendiye laf söylüyor.
Acaba siyaset işte bu deyip geçmek mi lazım, yoksa samimiyet istiyoruz diye pankart açmak mı?
http://www.samanyoluhaber.com/images/yazar/blok/417.jpg
Baştan söyleyelim de sonra kavga çıkmasın.
Kimsenin alacağı oya engel olmak ya da aklı karışık seçmeni bir tarafa kanalize etmek niyetimiz yok. Zaten seçmenin de gözü açıldı malum. Aklı karışığını bulmak zor. Bu yazı her seçim döneminde beynimizi yün yumağına çeviren adayları anlayabilmek için bir mütalaa sadece.
Eğer adayları birbirinden ayırt edip, şu kişi gerçekte şudur diyebilirsek, merakımız gidecek, biraz olsun beynimizi dinlendirmiş olacağız.
Kemal Kılıçdaroğlu ve Mehmet Bekaroğlu İstanbul’u yönetmeye talip iki adayımız. Biri CHP’li diğeri Saadet Partili. Biri partisinin ve kendisinin bugüne kadar yabancı olduğu sularda kulaç atarak oy arıyor. Diğeri de bir dönem alkış aldığı kesimin yeniden oyunu istiyor. Peki bu iki aday arasında ne fark var?
Bunda bilmeyecek ne var diyebilirsiniz. Ama karar vermeden önce düşünmek gerek. Zira farkı bileceğiz ki “değişimin” kıymetini anlayalım.
Kılıçdaroğlu’nun da Bekaroğlu’nun da milletvekilliği geçmişleri var. Oran ne olursa olsun, her ikisi de kemikleşmiş bir tabana sahip. Ki bu taban tek doğrunun kendi adayları olduğuna dünden inanacak, hatta ve hatta onlar için ve onlar adına kavga edecek kadar radikal. Ne var ki bu taraftar topluluğu onlara seçimi kazandıracak sayıda değil.
Dolayısıyla oy oranlarını yukarıya çekebilmek için ikisinin bağırdığı tribün de aynı. 2004’ten beri 3 seçimdir “evet” mührünü Ak Parti’ye basan ve oranı yüzde 50’lileri aşan seçmeni, kendi taraflarına çekmeye çalışıyorlar. Bu yüzden söylemlerinin birbirine benzemesi de çok doğal.
Bol keseden vaadler, muhafazakar, dürüst, halktan biri gibi görünme çabası, toplumun bütün kesimlerine mavi boncuk dağıtma operasyonlarına vatandaşın artık karnı tok. Ama yine de partiler ve adaylar bu seçim geleneklerini bozmuyor.
Bu alanda CHP sınır tanımıyor. Türkiye’de halkın inançları konusunda tavizsiz olduğunu sonunda anlamış gibi.AK Partiye oy veren seçmeni kazanabilmek için açılım üstüne açılım yapıyor. Çarşaftı, imamdı, tarikattı derken kendi seçmenini bile gözden çıkarmış görünüyor. Adaylarına da bu rota değişikliğinin ganimetlerini toplamak düşüyor.
CHP’nin İstanbul adayı Kılıçdaroğlu da bu açılımdan yana bir görüntü veriyor. Ama başörtüsünü nereye kadar sindirdiğini de katıldığı bir televizyon programında açık açık söylüyor. Kılıçdaroğlu’na göre başörtüsü ya da çarşaf ancak temizlikçi kadın, bulaşıkçı kız ya da fakir fukarada olursa açılıma dahil. CHP’yi bilmiyoruz ama Kılıçdaroğlu bu konuda yan çizmeye hazır.
Soru şu: Peki başkan seçilirseniz belediyede başörtülü çalıştırır mısınız? Cevap tahmin edildiği gibi. “Temizlikçi, çaycı ya da mutfakta işçi ise neden olmasın?”
Mehmet Bekaroğlu’nun bu noktada Kılıçdaroğlu’ndan ayrılacağını düşünmek, tahmin yürütmeyi gerektirmeyecek kadar net olmalı aslında. Ama değil. Zira Bekaroğlu da cipe binen, iyi giyinen, varlıklı başörtülüleri sindirememiş henüz. O da katıldığı bir haber bülteninde “Görüyoruz işte” diyor, “başı örtülü ama ciple gezen bir kesim var. Bunlar yakışmıyor.”
Yakışmayan ne? Başörtülü hanımefendi cipe mi yakışmıyor, cipteki hanımefendiye başörtüsü mü? Bekaroğlu’nun kendine göre siyasi ya da sosyal gerekçeleri vardır mutlaka. Ama söylediği bu cümlede, Kılıçdaroğlu’nun başörtülüye biçtiği rolden izler var. Haliyle seçmen soruyor, “Sayın Bekaroğlu başörtülü çaycı ya da temizlikçi gördüğünde de yadırgıyor mu acaba?”
Eskiden seçmen kimin hangi kanala çıkıp, nasıl muamele gördüğüne bakarak da puanlama yapar, tarafını belirlerdi. İşin ilginç yanı bu da mümkün değil şimdi. Kılıçdaroğlu’nu da, Bekaroğlu’nu da insanlar aynı kanallarda, aynı tribüne oynayıp, aynı kaleyi bombalarken görüyor. Bayram değil seyran değil ama ev sahibinden de benzer iltifatlar alıyorlar.
Garip geliyor işte. Sol camiyi geçmiş, tekkenin baş köşesine kurulma modunda. Sağdaki, sırf kendisine oy vermediğini düşünerek, cipteki başörtülü hanımefendiye laf söylüyor.
Acaba siyaset işte bu deyip geçmek mi lazım, yoksa samimiyet istiyoruz diye pankart açmak mı?