ceyhanli
12-26-2007, 09:35
Sakinleştiremedik-lerimizden misiniz?
Çin milleti ile ilk yakın temasım İzmir Fuarında oldu. 1986’da -kırk yıl aradan sonra- ilk defa İzmir Fuarına iştirak ediyorlardı. Makine ve özellikle kimya sanayiinde göz dolduran bir sergi düzenlemişlerdi.
Yirmi kişilik ekip kiraladıkları iki apartman katında kaldılar iki ay boyunca. Kendi yemeklerini kendileri pişirdiler. Bir akşam çok ısrar ettikleri için yemeğe gittim. Ve iki çubukla yuvarlak köfteleri tutma maharetim pek hoşlarına gitti.
O muazzam fuar öncesi telaşa hiç kapılmadılar. Sessiz, sakin, kibar hazırlıklarını sürdürdüler. Yüzlerinden gülümseme asla eksik olmadı. Hatta aşçılarının yaptığı ve bana hediye ettiği sakin ruh yapılarını yansıtan dağlar, bulutlar, karlar ve yaşlı bilge motifli bir tablo hâlâ durur. Bu adamlar nasıl böyle sakin oluyorlar? Hatta vurdulu-kırdılı filmlerinde en hararetli döğüş sahnelerinde bile yüz hatları belli bir sakinliğe sahiptir.
Bu sorunun cevabını geçen akşam Kanal 7’nin “Sıradışı” programında Prof. Dr. İbrahim A. Saraçoğlu’nu zevkle dinlerken buldum gibi oldu. İbrahim Bey, Bitkisel Tedavi Uzmanı. Programa yarısında yetiştik. Kitabının ismini www.saracoglu.at adresinden buldum, “Bitkisel Sağlık Rehberi!”
Programda lavanta, brokoli ve benzeri birkaç bitki ve bunlarla yapılacak kürleri anlatırken bir ara Çinlilerin süt ve peyniri bilmedikleri için kalp ritmiyle ilgili hastalıklara pek yakalanmadıklarını, buna karşılık aşırı süt ve peynir tüketen İskandinav ülkelerinde kalp-damar hastalıklarının zirvede olduğunu söyledi.
İşte burada ben de Çinlilerin neden sakin, biz Türklerin özellikle son 60-70 yıldır neden asabi olduğumuz konusundaki teorimi daha bir cesaretle ortaya atmaya karar verdim!
Çünkü Çinliler asırlardır kepeği alınmamış pirinci ana gıda olarak yiyorlar. Böylece bol B vitamini komplekslerini tabii olarak alıyorlar. Bu yüzden de sakin ve rahat oluyorlar.
Biz Anadolu Türkleri ise, kimin neden çıkardığını bilmediğim, kepeği iyice alınmış, yani yüksek randımanlı, francala unundan yapılmış “Bazar ekmeği” yememizi sağlayan ve böylece uygar(!) bir ülke olmamıza katkıda bulunacağı sanılan “Tek Tip Ekmek üretimi Kanunu” gereğince, yeterli B vitaminini tabii olarak alamadığımız için böyle sinirli ve asabiyiz. Nereden biliyorum? Kendimden. Aklıma esip ve de üşenmeyip su değirmeninde öğütülmüş tam buğday unu ile bir saatlik çalışma sonrası bir haftalık ekmeğimizi yaptığım ve de sabah akşam bir küçük kase yoğurdu bir kaşık ince kepek ve bir tatlı kaşığı keten tohumunu karıştırıp yediğimiz zamanlar özellikle bendeniz daha sakin oluyorum. Yıllardır denediğimiz bu gıda destekleme rejimi gerçekten sinirleri hamur gibi yapıyor.
Rahmetli Özal’ın deldiği kanunlardan biri de bu olmuştu. İş yerinize “fırın” deyince, tek tip; kepeği alınmış, besin değeri düşük ekmek üretmek zorundaydınız. Ama “Unlu Mamuller” diye levhayı astınız mı, her tip ekmeği yapıp satabilirdiniz.
Sayın Tayyip Erdoğan sigara içmemek yanında “Tek Tip Ekmek” kanununu, yönetmeliğini her neyse onu kaldırıp, esmer ve kepekli ekmek yemenin daha medenî ve batılı bir davranış olduğunu milletimize kabul ettirebilirse, ülkesine büyük bir hizmet etmiş olur. Bunu kırk yıldır yazıyorum ve söylüyorum.
Ümidim, bir gün gelir bir duyan olur!
İş Dünyamız
Resul İzmirli
Çin milleti ile ilk yakın temasım İzmir Fuarında oldu. 1986’da -kırk yıl aradan sonra- ilk defa İzmir Fuarına iştirak ediyorlardı. Makine ve özellikle kimya sanayiinde göz dolduran bir sergi düzenlemişlerdi.
Yirmi kişilik ekip kiraladıkları iki apartman katında kaldılar iki ay boyunca. Kendi yemeklerini kendileri pişirdiler. Bir akşam çok ısrar ettikleri için yemeğe gittim. Ve iki çubukla yuvarlak köfteleri tutma maharetim pek hoşlarına gitti.
O muazzam fuar öncesi telaşa hiç kapılmadılar. Sessiz, sakin, kibar hazırlıklarını sürdürdüler. Yüzlerinden gülümseme asla eksik olmadı. Hatta aşçılarının yaptığı ve bana hediye ettiği sakin ruh yapılarını yansıtan dağlar, bulutlar, karlar ve yaşlı bilge motifli bir tablo hâlâ durur. Bu adamlar nasıl böyle sakin oluyorlar? Hatta vurdulu-kırdılı filmlerinde en hararetli döğüş sahnelerinde bile yüz hatları belli bir sakinliğe sahiptir.
Bu sorunun cevabını geçen akşam Kanal 7’nin “Sıradışı” programında Prof. Dr. İbrahim A. Saraçoğlu’nu zevkle dinlerken buldum gibi oldu. İbrahim Bey, Bitkisel Tedavi Uzmanı. Programa yarısında yetiştik. Kitabının ismini www.saracoglu.at adresinden buldum, “Bitkisel Sağlık Rehberi!”
Programda lavanta, brokoli ve benzeri birkaç bitki ve bunlarla yapılacak kürleri anlatırken bir ara Çinlilerin süt ve peyniri bilmedikleri için kalp ritmiyle ilgili hastalıklara pek yakalanmadıklarını, buna karşılık aşırı süt ve peynir tüketen İskandinav ülkelerinde kalp-damar hastalıklarının zirvede olduğunu söyledi.
İşte burada ben de Çinlilerin neden sakin, biz Türklerin özellikle son 60-70 yıldır neden asabi olduğumuz konusundaki teorimi daha bir cesaretle ortaya atmaya karar verdim!
Çünkü Çinliler asırlardır kepeği alınmamış pirinci ana gıda olarak yiyorlar. Böylece bol B vitamini komplekslerini tabii olarak alıyorlar. Bu yüzden de sakin ve rahat oluyorlar.
Biz Anadolu Türkleri ise, kimin neden çıkardığını bilmediğim, kepeği iyice alınmış, yani yüksek randımanlı, francala unundan yapılmış “Bazar ekmeği” yememizi sağlayan ve böylece uygar(!) bir ülke olmamıza katkıda bulunacağı sanılan “Tek Tip Ekmek üretimi Kanunu” gereğince, yeterli B vitaminini tabii olarak alamadığımız için böyle sinirli ve asabiyiz. Nereden biliyorum? Kendimden. Aklıma esip ve de üşenmeyip su değirmeninde öğütülmüş tam buğday unu ile bir saatlik çalışma sonrası bir haftalık ekmeğimizi yaptığım ve de sabah akşam bir küçük kase yoğurdu bir kaşık ince kepek ve bir tatlı kaşığı keten tohumunu karıştırıp yediğimiz zamanlar özellikle bendeniz daha sakin oluyorum. Yıllardır denediğimiz bu gıda destekleme rejimi gerçekten sinirleri hamur gibi yapıyor.
Rahmetli Özal’ın deldiği kanunlardan biri de bu olmuştu. İş yerinize “fırın” deyince, tek tip; kepeği alınmış, besin değeri düşük ekmek üretmek zorundaydınız. Ama “Unlu Mamuller” diye levhayı astınız mı, her tip ekmeği yapıp satabilirdiniz.
Sayın Tayyip Erdoğan sigara içmemek yanında “Tek Tip Ekmek” kanununu, yönetmeliğini her neyse onu kaldırıp, esmer ve kepekli ekmek yemenin daha medenî ve batılı bir davranış olduğunu milletimize kabul ettirebilirse, ülkesine büyük bir hizmet etmiş olur. Bunu kırk yıldır yazıyorum ve söylüyorum.
Ümidim, bir gün gelir bir duyan olur!
İş Dünyamız
Resul İzmirli