CeVHeR
01-15-2008, 18:04
Televizyona ayırdığımız zaman, zaten kısa ve oldukça hızlı geçen ömrümüze vurulan en büyük darbedir. Televizyona ayırdığımız zaman derken, bir kısım yerli diziler ve batılıların çöpe attığı sinema filmleri ile aileyi zedeleyen programların izlenmesinden söz etmekteyim.
Yoksa televizyon artık o hale geldi ki, neredeyse cüzdanımız gibi cebimizde taşır vaziyetteyiz. öyle bir kutu ki, bir geliyor ve asla gitmiyor. Dürüst habercilik başta olmak üzere, insana ve ülkeye hizmet eden yayınların izlenmesi ve takip edilmesi elbet lazımdır.
Parasını pulunu nereden ve nasıl bulurlar bilmem ama televizyonlarda o kadar çok dizi yayınlanıyor ki, bir adam 24 saat dizi izlemek istese, mutlaka beş on tanesini kaçırır. Yayınlanan pek çok dizinin, ülke gerçekleri ve insanımızla ilgisi yoktur. Dört tane zıpır kız ve erkeğin aralarına biraz aşk, biraz serüven, altlarına birkaç lüks araba, bir avuç gündüz, bir kucak gece, lüks evlerde şarap ve viski sahnesi, aşk ve sevgili çatışmaları al sana bir dizi.
Hikayelerin neresinde Türkiye halkı vardır, neresinde bu ülkenin değer yargıları vardır kimse bilmez ve anlamaz. Gerçi bizim insanımız pek bilmek ve anlamak istemez. “Peki, o zaman neden seyrederler?”
Belki şöyle cevap vermek mümkündür. Bu tür dizileri izlemekten hoşlananlar; hayal ettikleri fakat yaşayamadıkları; aşk, macera, avantür ve çarpık ilişkilerin tatmini için izliyor olabilirler. Duygularını dışa vuramayan, vurduğu zaman da dışlanacağından korkan kişilerin bilinçaltı, dizilerin seyredilmesini sağlıyor olabilir.
Bu kadar dizi yumağının içinde “Hatırla Sevgili” dizisi ilgimi çekmişti. “Hatırla Sevgili”yi ilk zamanlar epey tutmuş ve mümkün mertebe izlemeye çalışmıştım. Fakat son zamanlarda seyirciyi öyle “embesil” yerine koydular, öyle “embesil” yerine koydular ki, izleyen nasıl izliyor, yayınlayan nasıl yayınlıyor anlamadım gitti.
Anlaşılan o ki, “Hatırla Sevgili”nin senaryosunu yazanlar zengin solcular. Osmanlı Tarihi olsun, Cumhuriyet Tarihi olsun, her ikisini de solcuların yazmaması gerekir. Bu dizide tarihin her sahnesi sol kokuyor ve bile bile yapılan yanlışların bini bin para. Oysa yakın tarihi yaşayanlar henüz 45 ila 50 yaşındalar ve olaylar hafızalarında hâlâ çok canlı.
Elbet bu dizinin danışmanları da vardır, hatta danışmanlarından biri bizim Mümtaz’er Türköne imiş. Sevgili Hocam nasıl oluyor da bu kadar çarpıtılan yakın tarihe sesini çıkarmıyor anlamış değilim. üstelik Mümtaz’er Türköne, son bölümlerde anlatılan hadiselerin hemen hepsine, çok kıymetli babasıyla birlikte şahittir ve asla anlatıldığı gibi değildir.
Neredeyse Deniz Gezmiş’e bir tek “Mevlana” demedikleri kaldı. Peki, bu solcuların hepsi melek gibi insanlardı da ülkeyi karıştıran, önüne geleni öldüren, bankaları soyan, ocakları söndüren, evleri basan, yakan, anarşiyi çıkaran kimlerdi?Ankara Hamamönü’ndeki evimizin ve diğer mütedeyyin komşularımızın dış duvarlarına kırmızı boya ile x işareti koyup, 9 Mart’tan sonra babamın öldürülmesi için işaretleyen Deniz Gezmiş ve arkadaşları değil miydi? O yıllarda 12 yaşındaydım ve komünistler önüne geleni öldürdükleri için bakkala bile gidip gelemiyordum.
Sonra öyle bir dizi ki, o günkü Türkiye’de bir tek aile var. Koca Türkiye, o ailenin üzerinde dönüyor. Bu ülkenin şehirleri yok mu, sokakları yok mu, halk nerede? Ve fakir halk edebiyatı yapan solcuların içinde neden hiç fakir fukara yok? ülke yokluk çekerken, bunlar her şeyin en iyisini ve lüksünü kullanıyorlar, hangi devrim viski yudumlayarak yapılmıştır?Meğer Deniz Gezmiş ve arkadaşları ne mübarek insanlarmış. çok yakında keramet ehli olduklarını da yazar ve yayınlarlarsa şaşmayacağım. İlgili televizyon yöneticilerinin ve diziye emeği geçenlerin meseleye biraz da halkın gözüyle bakmalarını öneririm.
Benim gibi diziyi izleyenlere söylüyorum, “Ben artık izlemiyorum.” çünkü yüzüme karşı yalan söylenmesini sevmiyorum. O günlerden bir hatırayı da yarın anlatayım.
Hüseyin ÖZTÜRK / VAKİT 15/01/2008
Yoksa televizyon artık o hale geldi ki, neredeyse cüzdanımız gibi cebimizde taşır vaziyetteyiz. öyle bir kutu ki, bir geliyor ve asla gitmiyor. Dürüst habercilik başta olmak üzere, insana ve ülkeye hizmet eden yayınların izlenmesi ve takip edilmesi elbet lazımdır.
Parasını pulunu nereden ve nasıl bulurlar bilmem ama televizyonlarda o kadar çok dizi yayınlanıyor ki, bir adam 24 saat dizi izlemek istese, mutlaka beş on tanesini kaçırır. Yayınlanan pek çok dizinin, ülke gerçekleri ve insanımızla ilgisi yoktur. Dört tane zıpır kız ve erkeğin aralarına biraz aşk, biraz serüven, altlarına birkaç lüks araba, bir avuç gündüz, bir kucak gece, lüks evlerde şarap ve viski sahnesi, aşk ve sevgili çatışmaları al sana bir dizi.
Hikayelerin neresinde Türkiye halkı vardır, neresinde bu ülkenin değer yargıları vardır kimse bilmez ve anlamaz. Gerçi bizim insanımız pek bilmek ve anlamak istemez. “Peki, o zaman neden seyrederler?”
Belki şöyle cevap vermek mümkündür. Bu tür dizileri izlemekten hoşlananlar; hayal ettikleri fakat yaşayamadıkları; aşk, macera, avantür ve çarpık ilişkilerin tatmini için izliyor olabilirler. Duygularını dışa vuramayan, vurduğu zaman da dışlanacağından korkan kişilerin bilinçaltı, dizilerin seyredilmesini sağlıyor olabilir.
Bu kadar dizi yumağının içinde “Hatırla Sevgili” dizisi ilgimi çekmişti. “Hatırla Sevgili”yi ilk zamanlar epey tutmuş ve mümkün mertebe izlemeye çalışmıştım. Fakat son zamanlarda seyirciyi öyle “embesil” yerine koydular, öyle “embesil” yerine koydular ki, izleyen nasıl izliyor, yayınlayan nasıl yayınlıyor anlamadım gitti.
Anlaşılan o ki, “Hatırla Sevgili”nin senaryosunu yazanlar zengin solcular. Osmanlı Tarihi olsun, Cumhuriyet Tarihi olsun, her ikisini de solcuların yazmaması gerekir. Bu dizide tarihin her sahnesi sol kokuyor ve bile bile yapılan yanlışların bini bin para. Oysa yakın tarihi yaşayanlar henüz 45 ila 50 yaşındalar ve olaylar hafızalarında hâlâ çok canlı.
Elbet bu dizinin danışmanları da vardır, hatta danışmanlarından biri bizim Mümtaz’er Türköne imiş. Sevgili Hocam nasıl oluyor da bu kadar çarpıtılan yakın tarihe sesini çıkarmıyor anlamış değilim. üstelik Mümtaz’er Türköne, son bölümlerde anlatılan hadiselerin hemen hepsine, çok kıymetli babasıyla birlikte şahittir ve asla anlatıldığı gibi değildir.
Neredeyse Deniz Gezmiş’e bir tek “Mevlana” demedikleri kaldı. Peki, bu solcuların hepsi melek gibi insanlardı da ülkeyi karıştıran, önüne geleni öldüren, bankaları soyan, ocakları söndüren, evleri basan, yakan, anarşiyi çıkaran kimlerdi?Ankara Hamamönü’ndeki evimizin ve diğer mütedeyyin komşularımızın dış duvarlarına kırmızı boya ile x işareti koyup, 9 Mart’tan sonra babamın öldürülmesi için işaretleyen Deniz Gezmiş ve arkadaşları değil miydi? O yıllarda 12 yaşındaydım ve komünistler önüne geleni öldürdükleri için bakkala bile gidip gelemiyordum.
Sonra öyle bir dizi ki, o günkü Türkiye’de bir tek aile var. Koca Türkiye, o ailenin üzerinde dönüyor. Bu ülkenin şehirleri yok mu, sokakları yok mu, halk nerede? Ve fakir halk edebiyatı yapan solcuların içinde neden hiç fakir fukara yok? ülke yokluk çekerken, bunlar her şeyin en iyisini ve lüksünü kullanıyorlar, hangi devrim viski yudumlayarak yapılmıştır?Meğer Deniz Gezmiş ve arkadaşları ne mübarek insanlarmış. çok yakında keramet ehli olduklarını da yazar ve yayınlarlarsa şaşmayacağım. İlgili televizyon yöneticilerinin ve diziye emeği geçenlerin meseleye biraz da halkın gözüyle bakmalarını öneririm.
Benim gibi diziyi izleyenlere söylüyorum, “Ben artık izlemiyorum.” çünkü yüzüme karşı yalan söylenmesini sevmiyorum. O günlerden bir hatırayı da yarın anlatayım.
Hüseyin ÖZTÜRK / VAKİT 15/01/2008