fatih kısaparmak balon baskılı balon Sıla-i Rahim (Akrabâ Hakkı) - AK Parti |AKParti Forum |AK Gençlik |Recep Tayyip Erdoğan |AKPARTİ Gençlik Forumu|

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sıla-i Rahim (Akrabâ Hakkı)


.::ReyyaN::.
05-20-2010, 17:02
Kişinin akrabâ ve yakınlarıyla alâkasını devâm ettirmesi, onları koruyup gözetmesi, yâni sıla-i rahimde bulunması, dînimizin çok ehemmiyet verdiği esaslardan biridir. Zîrâ Cenâb-ı Hak, akrabâları birbirlerine mîrasçı kılmış, birtakım haklar ve vazifelerle aralarındaki bağları kuvvetlendirmiştir.

Akrabâ çevresi, insanı maddî ve mânevî kötülüklerden muhafaza ettiği gibi muhtelif hayır ve sâlih amellerin işlenmesinde de yardımcı olur. Peygamberler, tebliğlerine akrabâlarından başlamışlardır. Yine onlar, akrabâlarının desteğiyle tebliğ vazifelerine devâm etmişlerdir.[172] Meselâ Şuayb -aleyhisselâm-’ın azgın kavmi kendisine:

“…Eğer kabîlen olmasaydı mutlaka seni taşlayarak öldürürdük…” (Hûd, 91) demişlerdi.

Dolayısıyla müslüman, dînî ve dünyevî hususlarda yakınlarına faydalı olmak ve hayırlı işlerde onlardan istifâde edebilmek için akrabâlık bağlarını devâm ettirmeli ve “sıla-i rahim” vazifesini hiçbir zaman ihmâl etmemelidir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“…Akrabâlık haklarına riâyetsizlikten sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (en-Nisâ, 1)

“…Anaya, babaya, akrabâya… iyi davranın…” (en-Nisâ, 36)

Cenâb-ı Hak, “rahim” diye adlandırılan akrabâlık bağına, Rahmân ve Rahîm esmâ-yı ilâhiyyesinden türeyen bir isim vermiş ve:

“…Ona riâyet edene Ben de iyilik ve ihsanda bulunurum. Onu koparanı da lutuf ve merhametimden mahrum bırakırım.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Zekât, 45/1694)

Demek ki akrabâlarla münâsebetler, Cenâb-ı Hakk’ın Rahmân sıfatının bir tecellîsi olarak merhamet ve şefkat temelleri üzerinde binâ edilmelidir. Şu hadîs-i şerîf bu hususta mühim bir ölçü tâlim etmektedir:

“Akrabâsının yaptığı iyiliğe aynıyla karşılık veren, onları koruyup gözetmiş sayılmaz. Akrabâyı koruyup gözeten kişi, kendisiyle alâkayı kestikleri zaman bile, onlara iyilik etmeye devâm edendir.” (Buhârî, Edeb, 15; Ebû Dâvûd, Zekât, 45; Tirmizî, Birr, 10)

Bir sahâbî, fazîletli amellerin ne olduğunu sorduğunda, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, kendisiyle alâkayı kesen akrabâlarıyla görüşmeye devâm etmenin, pek kıymetli davranışlardan biri olduğunu beyân etmiştir. (Ahmed, IV, 148, 158)

Diğer taraftan, sıla-i rahimde bulunmak, doğrudan îmanla alâkalı bir hâdisedir. Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“…Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden kimse, akrabâsına iyilik etsin!..” buyurmuştur.

(Buhârî, Edeb, 85; Müslim, Îmân, 74, 75)

Allah Teâlâ, güzel bir âkıbetle müjdelediği kullarının vasıflarını be*yân ederken şöyle buyurmaktadır:

“Onlar ki, Allâh’ın riâyet edilmesini emrettiği şeye riâyet ederler (sıla-i rahimde bulunurlar), Rablerinden korkarlar ve (bilhassa) hesâbın

kötü olmasından endişe ederler.” (er-Ra’d, 21)

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de, amcası Hazret-i Abbâs’ı medhederken:

“Bu Abbâs bin Abdülmuttalib, Kureyş’in en cömerdi ve akrabâlık bağlarına en çok riâyet edenidir.” buyurmuştur. (Ahmed, I, 185; Hâkim, III, 371)

Yine Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, iyilikte bulunmada gözetilmesi gereken sırayı şöyle beyân etmiştir:

“Harcamaya kendinden başla. Artanı çoluk-çocuğuna sarf et. Âilenden bir şey artarsa, bunu da yakınlarına harca. Bunlardan arta kalanı da sağındaki solundaki komşulara ver!” (Bkz. Nesâî, Zekât 60, Büyû 84; Müslim, Zekât 41)

Akrabâya yapılan infak için, hem sadaka hem de akrabâyı koruyup gözetme sevâbı vardır. (Tirmizî, Zekât, 26)

Sıla-i rahimin birtakım zorlukları da olabilir. Lâkin ona va’dedilen mükâfat, daha fazla ve daha büyüktür. Fahr-i Kâinât Efendimiz, akrabâ ile ilgilenmenin mükâfatlarından bir kısmını şöyle haber vermiştir:

“Rızkının çoğalmasını ve ömrünün uzamasını isteyen kimse, akrabâsını kollayıp gözetsin!” (Buhârî, Edeb 12, Büyû` 13; Müslim, Birr 20, 21; Ebû Dâvûd, Zekât 45)

Bundan daha güzeli de, sıla-i rahimin insanı Allah Teâlâ’nın muhabbetine eriştirmesidir. Bir kudsî hadîste Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“…Akrabâ ve dostlarıyla irtibâtını kesmeyenlere ve Ben’im için ziyâretleşenlere Ben’im de muhabbetim hak olmuştur.” (Ahmed, V, 229)

Bunun aksine, akrabâlarıyla bağını keserek onlarla ilgilenmeyen kişiler için de pek çok ilâhî îkaz ve tehditler vârid olmuştur. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“Onlar, Allâh’a söz verdikten sonra verdikleri sözü bozarlar, Allâh’ın gözetilmesini emrettiği kimselerle alâkayı keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte onlar, lânete uğramışlardır; cehennem de onlar içindir.” (er-Ra’d, 25)

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ varlıkları yaratma işini tamamlayınca, akrabâlık bağı (rahim) ayağa kalkarak:

«–(Huzûrunda) bu duruş, akrabâlık bağını koparan kimseden Sana sığınanın duruşudur.» dedi. Allah Teâlâ:

«–Pekâlâ, seni koruyup gözeteni gözetmeme, seninle alâkasını kesenden rahmetimi kesmeme râzı değil misin?» diye sordu. Akrabâlık bağı:

«–Evet, râzıyım.» dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ:

«–Sana bu hak verilmiştir.» buyurdu.”

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bunları anlattıktan sonra:

“–İsterseniz (bunu tasdik eden) şu âyeti okuyunuz!” buyurdu:

“(Ey münâfıklar!) Siz iş başına geçecek olursanız, yeryüzünde fesat çıkarır, akrabâlarla alâkanızı kesersiniz, değil mi? İşte Allâh’ın lânete uğrattığı, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimseler bunlardır.” (Muhammed, 22-23) (Buhârî, Tefsîru Sûre 47, Edeb 13, Tevhîd 35; Müslim, Birr 16)

Yine bu mevzûda Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Âhirette cezâsını ayrıca vermekle beraber, dünyada Allah Teâlâ’nın çabucak cezâlandırmasını en fazla hak eden günahlar, zulmetmek ve akrabâyı ihmâl etmektir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 43; Tirmizî, Kıyâme, 57; İbn-i Mâce, Zühd, 23)

“Her cuma gecesi insanoğlunun amelleri Allâh’a arz olunur. Fakat akrabâsıyla alâkasını kesen kimsenin amelleri kabul edilmez.”

(Ahmed, II, 484)

“Yeryüzünde bir müslüman, Allah’tan bir şey dilerse, günah bir şeyi istemediği veya akrabâsı ile alâkasını kesmeyi arzu etmediği müddetçe Allah onun dileğini mutlaka yerine getirir veya ona vereceği şey kadar bir kötülüğü kendisinden uzaklaştırır.” (Tirmizî, Deavât, 115/3573; Ahmed, III, 18)

“Akrabâsıyla ilgisini kesen kimse cennete giremez.” (Buhârî, Edeb, 11; Müslim, Birr, 18, 19)

Bu âyet ve hadisler, sıla-i rahimin ehemmiyetini ortaya koymaktadır. Hattâ bu husus o kadar mühimdir ki, akrabâlar müslüman olmasalar bile, onlarla aramızda belli bir hukuk mevcuttur. Nitekim âyet-i kerîmede müslüman olmayan anne-babaya dahî iyilik yapılması ve dünyada onlarla iyi geçinilmesi emredilmektedir.


ASR-I SAADET'TEN GÜNÜMÜZE
Faziletler medeniyeti 2[173]

akgurbetci
05-20-2010, 18:23
Akrabalardan uzak yasayinca araya ister istemez bir mesafe giriyor. Cocukken daha kolay oluyor kaynasmak ama büyüdükce zorlasiyor gibime geliyor. Akraba olunmasina ragmen samimiyetlik kurmak hemen mümkün olmuyor. Yurt disinda yasayinca ise, kapi komusunuzu zamanla akrabalarinizdan daha iyi tanir hale geliyorsunuz. Maddi manevi sebeplerden dolayi devamli memlekete gitme imkanida olmuyor. Bir kac sene sonra tekrar gittiginizde insanlari taniyamaz hale geliyorsunuz. Simdi neyse ki internet araci ile görüsebiliyorsunuz. Ama eskiden sadece telefon ve mektup vardi. Bir nevi üzüce bi durum. Benim mesela ne ananem ne dedem ne teyzem ne amcam ne kuzenlerim var burada. Bu konuda üncü kusak cok sansli. Teyzeler amcalar anane babane dedeler kuzenler. Herkes var. Ananemi kaybettigimzde (Allah rahmet eylesin) öyle cok üzülmüstüm ki, bilhassa kendisiyle gönlümün arzu ettigi kadar vakit geciremedigim icin üzülmüstüm. Simdi ki bücürler ise ananelerin babanelerin kiymetini bilmiyorlar. Konuyu biraz fazla uzattim sanirim. Ama icim doluymus demek ki bu konuda ;1

Ak_Gencim
05-20-2010, 18:41
Çekirdek aile tipinde bu mümkün değildir.Akgurbetcinin sözüne katılıyorum.Hepsi gerçekten doğrudur.Benimde sadece halam ve amcam izmirde diğerleri Almanya'da İstanbul'da Antalya'da.Küçükken daha çok kaynaşıyorsunuz fakat büyüyünce hiçte öyle olmuyor.Fakat biz Hz.Osman'ın Medine'ye hicret ettiği halde Mekke'deki müşrik akrabalarla iyi ilişkilerini devam ettirmeye çalıştığını bilmekteyiz.Yani önemli olan mekanın aynı olması değildir.Bağdır senin acını ve sevincini hissedebilmesidir Sılahı Rahim.Fakat günümüzün ahlaki çöküş yaşandığı şu sıralarda insanların içindeki nifak ve hased tohumları insanların sılahı rahim yapmalarını engellemektir bu sonuçta insanda onlardan gördüğü zararla insan akrabalarından dahada uzaklaşabiliyor.Akrabaların arasındaki çatışmaları görmektesiniz mesela.Fakat iyi bir akraba bağı olsa dahi insanlar kendi kişisel problemlerinden dolayı ve diğer ilişkilerinden dolayı Sılahi Rahimden uzak kalmaktadır.

unnamed
05-20-2010, 23:53
Paylaşım için teşekkürler, gerçekten önemsenmesi gereken bir konu...
İnsanlar büyüdükçe olgunlaştıkça fikriyatları değşiyor, bu yüzden değişik simalar arıyor kendisine. En kötü tarafıda zaman, işten geldikten sonra, uzun ve yorucu bir mesaiden sonra insanlar evlerinde tek kalıp kafa dinlenmek istiyor. Bunların hepsi birleşince de sılahi rahimden uzak kalıyoruz...