ceyhanli
12-02-2007, 08:35
Sınır ötesinde durum...
Bugüne kadar pek çok spekülasyon yapıldı. Irak ile olan sınırımızın öbür tarafında meydana gelen olaylarla ilgili doğru-yanlış sayısız haber ve yorum medyada yer aldı. Bazen o kadar detaylara inildi ki, adeta orada yürütülen herhangi bir askerî harekâtın komuta merkezinden bilgi aktarılıyormuş havası verildi. Oysa bu haber ve yorumların hemen hiçbiri doğrulanmadı. Tam tersine, sınır ötesinde cereyan ettiği ileri sürülen olaylarla ilgili bazı haberler, askerî makamlar tarafından tekzip edildi. Bu konuda Hava Kuvvetleri Komutanı’nın yaptığı bir açıklama epey dikkat çekici idi!..
Siyasi muhalefet, özellikle son iki ayda, yoğun şekilde hükümeti, DERHAL VE ACİLEN sınır ötesi harekât emri vermemekle, askerin önünü açmamakla suçladı. Acaba bu suçlamalar yerinde miydi? Doğrusu bu suçlamalara katılmak mümkün değildi. Zira, bir askerî harekât şayet yapılacaksa bile; her şeyden evvel öyle davul zurna ile, tantana ile yapılamazdı. İkincisi böyle bir harekâtın siyasi ve diplomatik zemini hazırlanmadan icra edilmesi, uluslararası arenada büyük sıkıntılara yol açabilirdi...
Bu sebepledir ki, hükümet, içeride ve dışarıda gerekli hazırlıkları, dikkatli bir şekilde tamamladıktan sonra; harekât için Millet Meclisi’nden aldığı yetkiye dayanarak; silahlı kuvvetlere gerekli direktifi vermiştir. Bu süreç, üç gün önce Başbakan Erdoğan’ın ağzından; “Silahlı kuvvetlerimiz 28 Kasım tarihi itibariyle yetkilendirilmiştir...” sözü ile resmen kamuoyuna açıklanmıştır. Bu noktadan sonra artık, harekâtın taktik ve tatbiki ile alakalı safha başlamıştır ki; bunu zamana ve zemine göre belirleyecek olan da askerlerdir. Nitekim mevsim şartları hakkında, sorulan bir soruya Başbakan; “Başta silahlı kuvvetlerimiz olmak üzere, kim ne yapacağını gayet iyi biliyor...” diyerek doğru adresi göstermiştir.
Dün Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan kısa bir açıklamada; Irak sınırımızın öbür yakasında bulunan 50-60 teröriste müdahale edildiği bilgisi verildi. Bu açıklama, sınır ötesinde icra edilen nokta operasyonu ile ilgili belki de ilk resmi açıklama idi. Öyle görünüyor ki, bundan böyle benzer açıklamaları mükerreren duyacağız... Operasyonun detayları ile ilgili bilgilerin eş zamanlı olarak verilmesini, beklememek lazım herhalde!.. Çünkü, konunun mahiyeti gereği, bilgi paylaşımı gerektiği kadar ve usulüne göre yapılmak durumundadır. Şüphesiz bunun iki sebebi var. Birincisi terör örgütü ile ilgilidir. Diğeri de, dış politikanın şartları gereğidir...
Askeri operasyonların muhtemel sonuçlarını, geçmişteki benzerlerine kıyaslamak suretiyle kısmen tahmin etmek mümkündür. Ama öteden beri hep söylendiği üzere; meselenin sadece güvenlik boyutuna kilitlenerek çözüme ulaşmak mümkün değildir. Esas olan, terör belasını kökünden halledecek kapsamlı bir programın hayata geçirilmesidir. Nitekim Başbakan, dün gazetecilerin sorularını cevaplandırırken, meselenin bu tarafına işaret etti. Topyekûn kafa yoracağımız husus budur. Bu noktada gerekli dayanışma ve iş birliğinin temin edilmesi şarttır. Burada herkese büyük sorumluluk düşmektedir...
Cindoruk yeniden
“emanetçi” mi olacak?
DP Genel Başkanı Mehmet Ağar’ın, partisinin içine girmiş olduğu krizi aşmak için, geçici olarak Hüsamettin Cindoruk’a genel başkanlık teklifinde bulunduğu açıklandı. Sayın Cindoruk tecrübeli bir siyasetçidir. Demirel’in yasaklı olduğu dönemde, o zamanki adıyla DYP (Doğru Yol Partisi)’nin başına emanetçi olarak geçmiş ve siyasi yasakların kalkmasına kadar, genel başkanlık görevini yürütmüştü... O zaman için Cindoruk, Demirel’in hesaplarına göre en doğru isimdi. Ancak o zamanla bu zaman arasında çok fark var. Yani köprülerin altından çok sular aktı!
Bir kere Hüsamettin Bey, tam yetmiş sekiz yaşında. Yetmişine basan Deniz Baykal’ın bile artık yaşı tartışma konusu oluyorsa, Cindoruk için ortam hiç de elverişli değildir. İkinci olarak Cindoruk, son bir yılda ifşa ettiği egzantrik bazı düşünceleri sebebiyle, DP’nin de içinde yer aldığı siyasi yelpazede ciddi eleştirilere muhatap olmuştur. Özellikle 367 meselesi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi konularında Sabih Kanadoğlu paraleline düşmesi kendisi için hiç de iyi olmamıştır.
Üçüncüsü DYP ve yeni adıyla DP, Türkiye’deki siyasi ve sosyal değişime ayak uyduramamıştır. Daha adı Adalet Partisi iken bile, yani 1980 öncesinde, dayandığı köy ağırlıklı ve tarım ve hayvancılıkla iştigal eden nüfusun desteğine sahip bir parti olarak, şehirleşen toplumun beklentilerine yeterince cevap veremediği için, 1970’lerden itibaren hep gerileme içinde olmuştur. Bugün de durum farklı değildir. Üstelik liderlik seviyesinde yapılan vahim hatalarla parti büsbütün çıkmaza sürüklenmiştir. Dolayısıyla Sayın Cindoruk ne yaparsa yapsın, bu durumu düzeltmesi mümkün değildir!..
Noktalar
İsmail Kapan
Bugüne kadar pek çok spekülasyon yapıldı. Irak ile olan sınırımızın öbür tarafında meydana gelen olaylarla ilgili doğru-yanlış sayısız haber ve yorum medyada yer aldı. Bazen o kadar detaylara inildi ki, adeta orada yürütülen herhangi bir askerî harekâtın komuta merkezinden bilgi aktarılıyormuş havası verildi. Oysa bu haber ve yorumların hemen hiçbiri doğrulanmadı. Tam tersine, sınır ötesinde cereyan ettiği ileri sürülen olaylarla ilgili bazı haberler, askerî makamlar tarafından tekzip edildi. Bu konuda Hava Kuvvetleri Komutanı’nın yaptığı bir açıklama epey dikkat çekici idi!..
Siyasi muhalefet, özellikle son iki ayda, yoğun şekilde hükümeti, DERHAL VE ACİLEN sınır ötesi harekât emri vermemekle, askerin önünü açmamakla suçladı. Acaba bu suçlamalar yerinde miydi? Doğrusu bu suçlamalara katılmak mümkün değildi. Zira, bir askerî harekât şayet yapılacaksa bile; her şeyden evvel öyle davul zurna ile, tantana ile yapılamazdı. İkincisi böyle bir harekâtın siyasi ve diplomatik zemini hazırlanmadan icra edilmesi, uluslararası arenada büyük sıkıntılara yol açabilirdi...
Bu sebepledir ki, hükümet, içeride ve dışarıda gerekli hazırlıkları, dikkatli bir şekilde tamamladıktan sonra; harekât için Millet Meclisi’nden aldığı yetkiye dayanarak; silahlı kuvvetlere gerekli direktifi vermiştir. Bu süreç, üç gün önce Başbakan Erdoğan’ın ağzından; “Silahlı kuvvetlerimiz 28 Kasım tarihi itibariyle yetkilendirilmiştir...” sözü ile resmen kamuoyuna açıklanmıştır. Bu noktadan sonra artık, harekâtın taktik ve tatbiki ile alakalı safha başlamıştır ki; bunu zamana ve zemine göre belirleyecek olan da askerlerdir. Nitekim mevsim şartları hakkında, sorulan bir soruya Başbakan; “Başta silahlı kuvvetlerimiz olmak üzere, kim ne yapacağını gayet iyi biliyor...” diyerek doğru adresi göstermiştir.
Dün Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan kısa bir açıklamada; Irak sınırımızın öbür yakasında bulunan 50-60 teröriste müdahale edildiği bilgisi verildi. Bu açıklama, sınır ötesinde icra edilen nokta operasyonu ile ilgili belki de ilk resmi açıklama idi. Öyle görünüyor ki, bundan böyle benzer açıklamaları mükerreren duyacağız... Operasyonun detayları ile ilgili bilgilerin eş zamanlı olarak verilmesini, beklememek lazım herhalde!.. Çünkü, konunun mahiyeti gereği, bilgi paylaşımı gerektiği kadar ve usulüne göre yapılmak durumundadır. Şüphesiz bunun iki sebebi var. Birincisi terör örgütü ile ilgilidir. Diğeri de, dış politikanın şartları gereğidir...
Askeri operasyonların muhtemel sonuçlarını, geçmişteki benzerlerine kıyaslamak suretiyle kısmen tahmin etmek mümkündür. Ama öteden beri hep söylendiği üzere; meselenin sadece güvenlik boyutuna kilitlenerek çözüme ulaşmak mümkün değildir. Esas olan, terör belasını kökünden halledecek kapsamlı bir programın hayata geçirilmesidir. Nitekim Başbakan, dün gazetecilerin sorularını cevaplandırırken, meselenin bu tarafına işaret etti. Topyekûn kafa yoracağımız husus budur. Bu noktada gerekli dayanışma ve iş birliğinin temin edilmesi şarttır. Burada herkese büyük sorumluluk düşmektedir...
Cindoruk yeniden
“emanetçi” mi olacak?
DP Genel Başkanı Mehmet Ağar’ın, partisinin içine girmiş olduğu krizi aşmak için, geçici olarak Hüsamettin Cindoruk’a genel başkanlık teklifinde bulunduğu açıklandı. Sayın Cindoruk tecrübeli bir siyasetçidir. Demirel’in yasaklı olduğu dönemde, o zamanki adıyla DYP (Doğru Yol Partisi)’nin başına emanetçi olarak geçmiş ve siyasi yasakların kalkmasına kadar, genel başkanlık görevini yürütmüştü... O zaman için Cindoruk, Demirel’in hesaplarına göre en doğru isimdi. Ancak o zamanla bu zaman arasında çok fark var. Yani köprülerin altından çok sular aktı!
Bir kere Hüsamettin Bey, tam yetmiş sekiz yaşında. Yetmişine basan Deniz Baykal’ın bile artık yaşı tartışma konusu oluyorsa, Cindoruk için ortam hiç de elverişli değildir. İkinci olarak Cindoruk, son bir yılda ifşa ettiği egzantrik bazı düşünceleri sebebiyle, DP’nin de içinde yer aldığı siyasi yelpazede ciddi eleştirilere muhatap olmuştur. Özellikle 367 meselesi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi konularında Sabih Kanadoğlu paraleline düşmesi kendisi için hiç de iyi olmamıştır.
Üçüncüsü DYP ve yeni adıyla DP, Türkiye’deki siyasi ve sosyal değişime ayak uyduramamıştır. Daha adı Adalet Partisi iken bile, yani 1980 öncesinde, dayandığı köy ağırlıklı ve tarım ve hayvancılıkla iştigal eden nüfusun desteğine sahip bir parti olarak, şehirleşen toplumun beklentilerine yeterince cevap veremediği için, 1970’lerden itibaren hep gerileme içinde olmuştur. Bugün de durum farklı değildir. Üstelik liderlik seviyesinde yapılan vahim hatalarla parti büsbütün çıkmaza sürüklenmiştir. Dolayısıyla Sayın Cindoruk ne yaparsa yapsın, bu durumu düzeltmesi mümkün değildir!..
Noktalar
İsmail Kapan