fatih kısaparmak balon baskılı balon Siyasal İslam'ın motoru ABD William Dalrymple- The Guardian - AK Parti |AKParti Forum |AK Gençlik |Recep Tayyip Erdoğan |AKPARTİ Gençlik Forumu|

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Siyasal İslam'ın motoru ABD William Dalrymple- The Guardian


selahattin_ay
09-23-2007, 14:42
Ortadoğu'da İslamcılara desteğin artması, ABD'nin bölgeye demokrasi götürmekteki 'zamanlama hatasından' kaynaklanıyor. Dini partiler, Irak savaşı, İsrail yayılmacılığı ve 'İslamofobik' söyleme yönelik öfkeden yararlandı; istemediği sonuçlarla karşılaşan ABD'yse açıkça başarısız oldu.
1 Eylül saldırılarından altı yıl sonra, Müslüman dünyada siyasal İslam yükselişe geçti. Şaşırtıcı olansa, bu yükselişin demokratik yollarla gerçekleşmesiydi- bombalarla değil, seçim sandıklarıyla. Demokrasi, yeni muhafazakârların bir zamanlar safça inandıkları gibi İslamcıların panzehiri değil. ABD'nin Afganistan'ı ve Irak'ı işgal etmesinden bu yana Müslümanların oy kullanma hakkının olduğu her yerde seçmenin yanıtı birbiriyle tutarlıydı. Lübnan, İran, Irak, Filistin, Pakistan, Mısır, Türkiye ve Cezayir'de seçmenler daha önce hiç yapmadıkları bir biçimde topluca dini partilerden yana oy kullandı. Hükümetlerin ABD'yle en yakın oldukları yerler aynı zamanda siyasal İslam'ın yükselişinin göze çarpan şekilde gerçekleştiği yerler oldu.

Batı müdahale ettikçe terör sürer
Batı gazeteciliği 11 Eylül'den bu yana geçen altı yılda terör gruplarına, cihadçılara ve intihar eylemcilerine odaklandı. Ancak şiddet tehlikesi gerçekliğini sürdürürken, cahilce 'İslamofaşizm' diye tanımladıklarını Nazilerle karşılaştıran bu yorumcuların histeriden mustarip olduğu söylenebilir: Bir kere kıyaslanan güç ve askeri kapasite arasındaki farklılıklar bu karşılaştırmayı geçerli kılamayacak kadar büyük ve yeni muhafazakârların 2. Dünya Savaşı'yla kurduğu paralellikler açıkça yanlış. Batı, Müslüman dünyaya müdahale ettiği sürece, bombalar patlamaya devam edecektir, Britanya ABD Başkanı George W. Bush'un yasadışı savaşlarında yer aldığı sürece masum Britanyalılar cihad saldırılarında ölecektir. Ancak bu ne istilanın eşiğinde bulunduğumuz ne de Avrupa'nın demografik olarak Müslümanlaşmak üzere olduğu anlamına geliyor.
Cihad şiddetine odaklanırken asıl hikâyeyi kaçırdık. Batı Avrupa'nın İslamcılar tarafından ele geçirilmesi korkusu bir mitse, aynı şey İslam dünyası için söylenemez. ABD'nin Ortadoğu'daki beceriksiz ve vahşi politikaları, 1950'lerden beri varolan statükonun bozulmasıyla en ılımlı fikri bile radikalleştirerek devrimci değişikliklere yol açtı.
Mısır bunun tipik bir örneği: 2005'teki son seçimlerde yasaklı Müslüman Kardeşler örgütünün üyeleri bağımsız adaylar olarak 444 üyeli halk meclisindeki sandalye sayılarını beş kat artırıp 17'den 88'e çıkardı. Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'in iktidardaki Ulusal Demokratik Birliği'nin, oyları lehlerine düzenlediği iddialarına rağmen. Uzun süredir şiddet olaylarından uzak duran Müslüman Kardeşler şimdi ana muhalefeti temsil ediyor.
Pakistan'daki durum da çarpıcı biçimde benzer. Geleneksel olarak dini partiler seçimlerde düşük bir oy oranı elde ediyordu. Bu durum, ABD'nin Afganistan'ı işgal etmesinden sonra değişmeye başladı. Ekim 2002'de dini partilerin oluşturduğu sağcı birlik Müttehide Meclisi Amel (MMA) oy oranını iki katından fazla artırarak oyların yüzde 11.6'sını aldı ve sonradan aşırı muhafazakâr ve İslamcı bölgesel yönetimler oluşturduğu Afganistan sınırındaki iki bölgede -Belucistan ve Kuzey Batı Sınır Bölgesi- oyları silip süpürdü. Son seçimler MMA'yı ciddi bir siyasi güç haline getirdiyse, Pakistan'da şu anda devam eden karışık durumdan en fazla yararı MMA'nın sağlayabileceği yönündeki korkular da boşuna değildir.
Bush yönetimi, 2004'te Ortadoğu'da demokrasinin geliştirilmesinin ikinci dönemde dış politikanın temel gündemi olacağını ilan etti. Washington dışında yaygın olarak fark edildi ki, bu politika başarısız oldu. Bununla birlikte ABD dış politikası birçok şekilde Müslüman kamouyunu yolsuzluğa batmış monarşilere ve bölgeyi 50 yıldır yöneten çürümüş milliyetçi partilere sırt çevirmesini sağlamada başarılı oldu. Buradaki ironi, halkların yüzlerini yeni muhafazâkarların farz ettiği gibi liberal laik partilere çevirmemesiydi. Müslümanlar ABD'nin saldırgan müdahalelerine en açık şekilde karşı çıkan partileri destekledi.
Başka bir ifadeyle dini partiler, büyük ölçüde bölgeyle ilgisiz nedenlerle iktidara geldi. ABD'nin Ortadoğu'daki politikasının açık karşıtları olarak -bir bakıma Müşerref, Mübarek ve Mahmud Abbas'ın bunların arasında olmadığı söylenebilir- dini partiler, meşru Müslüman öfkesinden yararlandılar: Bu, Afganistan ve Irak'ta binlerce insanın ölmesine, ABD'nin İsrail'in nükleer cephaneliğini ve Batı Şeria'daki yayılmacı politikasını görmezden gelmesine; Ebu Garip'teki dehşete ve binlerce Müslüman'ın yargılanmaksızın ABD'nin dünya çapında bir ağ gibi ördüğü işkence merkezlerinde sorgulanmasına ve Bush'la onun Washington'daki çevresinin hâlâ sürdürdüğü İslamofobik söyleme öfkeydi.

Sonucu beğenmeyince caydılar...
Ayrıca dini partiler, yoksullar tarafından, doğru ya da yanlış bir biçimde, adalet, doğruluk ve kaynakların eşit dağılımının temsilcisi olarak görülme eğilimindedir. Filistin seçimlerinde açıkça yolsuzluğa batmış Fetih'e karşı Hamas'ın ortaya koyduğu güç gösterisi buna örnek olarak verilebilir. Aynı şekilde, Hizbullah'ın Lübnan'daki dramatik yükselişi, şeriat kurallarına duyulan ani bir sempatiden değil, İsrail saldırısına savaşarak yanıt veren ve Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın, Hamas'ın Gazze'de yaptığı gibi Güney Lübnan halkına tıbbi ve sosyal hizmet sağlayan bir adam olmasından kaynaklandı.
'Yanlış' partiler kazandığında ABD'nin alışılmış tepkisi bu demokrasi götürme niyetinden caymak yönünde oldu. Bu sadece Hamas'ın zaferinde yaşanmadı, Mısır'da da böyleydi: Müslüman Kardeşler'in seçimlerde güç kazanmasından itibaren, ABD Mübarek'e demokratik reform yönündeki baskılarını durdurdu. Mübarek'in başkanlık seçimindeki rakibinin yanı sıra Müslüman Kardeşler'in önde gelen liderleri ve destekçileri hapse atılırken, Washington kınama namına tek bir kelime etmedi.

Siyasal İslam kalıcı
Mısır'a yaptığım son ziyarette, her yerde, siyasal İslam'ın kalıcı olduğu ve herkesin bununla birlikte yaşamayı öğreneceği yönünde güçlü bir hisle karşılaştım; ABD'nin tepkisi önemsiz hale gelmişti. Hatta Kıptiler Müslüman Kardeşler'e teklifler götürüyordu.
Mısır'ın önde gelen Kıpti gazetesinde yazan Yusuf Sidhom noktayı koyuyordu: "Gitmiyorlar. Politikalarını aydınlatmak için ve karşılıklı şüpheciliğe bir son vermek için diyaloga girmeliyiz."
Gerçek şu ki, Kıptiler gibi, biz de siyasal İslam'la yaşamanın yolunu bulmak zorunda kalacağız. İslamcılar yokmuş ve onlarla konuşmayacakmışız gibi davranmak, cevap değil. Ancak diyalog başlatarak birlikte çalışabileceklerimizi bulabilir ve kendi kendini yok eden Anglo-Amerikan politikalarının bölgede ve 11 Eylül'den bu yana oradaki Batı nüfuzu üzerinde yol açtığı tahribatı tamir etmeye başlayabiliriz. (21 Eylül 2007)