ümitli_bekleyis
12-29-2007, 01:05
2007 yılını değerlendiren yorumcuların bir kısmı, Türkiye'de İslâmlaşma sürecinin başladığını, muhafazakârlık eğiliminin arttığını ileri sürüyorlar. Bu tezlerine delil olarak da 22 Temmuz Seçim sonuçlarını, Cumhurbaşkanı'nın eşinin başörtüsünü, Tarhan Erdem'in araştırmasını ve Prof. Şerif Mardin'in 'mahalle baskısı' tahlilini gösteriyorlar. Fazıl Say gibi sanatçılar ve bazı aydınlar, bu iddiayı halk çoğunluğunu ithama kadar vardırıyorlar.
Bazı yorumcular, bu derece katı olmamakla beraber, Türkiye'nin makas değiştirdiğini, klasik Cumhuriyetçi raydan çıkarıldığını, en azından yeni bir Cumhuriyet'e, İkinci ya da Üçüncü Cumhuriyet'e doğru gittiğini söylüyorlar.
Türkiye'deki halktan kopuk aydınlar, Atatürk'ün 'Gençliğe Hitâbe' sindeki ifadeyle 'Aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş' diye düşünüyorlar. Onların nazarında, Türkiye süratle Cumhuriyet'ten uzaklaşıyor...
***
Bizce de 2007, bir 'değişim' ve 'dönüşüm' yılı olmuştur ama tamamen farklı şekilde...
Esasen, bu, Büyük Atatürk'ün Cumhuriyet'i ilânından ve yeni devletimizin temellerini atmasından sonra gerçekleştirilen 'dördüncü dönüşüm'dür.
'Birinci Dönüşüm', hiç şüphesiz en büyük olanıdır. Atatürk, çetin bir Millî Mücadele'den sonra, çözülen Osmanlı İmparatorluğu'nun külleri üzerinde Türkiye Cumhuriyeti'ni, bir 'millî devlet' olarak inşa etmiş ve modernleşme hareketlerini, inkılâpları hızla uygulamaya koyarak ilk büyük dönüşümü gerçekleştirmiştir. 'Millî' ve 'laik' nitelikteki bu devlet, dinamik bir 'muasır medeniyet' anlayışına sahiptir. Nihaî hedefi ise 'demokrasi'dir.
Atatürk'ün çok partili demokratik sisteme geçiş denemeleri, 1924 ile 1930 yıllarında, CHF'nin ve İnönü'nün İttihatçı ve merkeziyetçi baskı yöntemleri yüzünden akamete uğramıştır. Atatürk'ün vefatından sonra, uzun süren bir tek parti diktatoryasını müteakip, uluslararası zemindeki gelişmeler neticesinde İnönü'nün tutumunu değiştirmesiyle 1946'da çok partili sisteme geçilebilmiştir.
'İkinci Dönüşüm', 1950'de DP'nin iktidara gelmesiyle, Menderes ve kadrosunun gerçekleştirdiği 'Demokrasi' dönüşümüdür. Böylece, çok partili demokratik parlamenter rejim başlamış; Türkiye siyasî bakımdan dışa açılmış ve başta ABD olmak üzere Batı dünyası içinde yerini almış; NATO üyesi olmuş; geniş kapsamlı bir ekonomik ve sosyal kalkınma programı uygulanarak hızlı bir büyüme gerçekleştirilmiştir. Bu dönüşüm, CHP desteğindeki 27 Mayıs darbesiyle kesintiye uğramışsa da, DP'nin devamı olan AP kadroları, özellikle altyapıda değişimi sürdürmüştür.
'Üçüncü Dönüşüm', Özal'ın liderliğinde ANAP'ın gerçekleştirdiği dönüşümdür. Bu dönemde, Türkiye kabuğunu çatlatarak ekonomik bakımdan dışa açılmış; dış ticaret hacmi on misli arttırılmış; ekonomik ve sosyal reformlar yapılmış; her açıdan istikrar sağlanmıştır. Türkiye, bu dönemde, Özal'ın deyimiyle 'çağ atlamış' ve 'transformasyon' geçirmiştir.
'Dördüncü Dönüşüm', Erdoğan'ın liderliğinde AK Parti'nin gerçekleştirdiği dönüşümdür. Bu dönemde, Türkiye'nin siyasî ve ekonomik bakımdan dışa açılması ve dünya ile entegrasyonu süratlendirilmiş; dış ticaret hacmi âdeta patlayarak artış göstermiş; insan hakları ve demokratik hürriyetlerle ilgili reformlar yapılmış; halkla bütünleşilmiş ve sosyal gelişmeler hızlandırılmış; altyapıda büyük atılımlar gerçekleştirilmiştir.
2007 yılı, bu dönüşümün en kritik ve önemli yılı olmuştur. Bütün engellemelere ve tehditlere rağmen, Cumhurbaşkanlığı'na halkın istediği aday seçilmiş; buna, antidemokratik dayatmalarla mani olmaya çalışanlar, 22 Temmuz'da halkın cevabını almışlardır. Bütün tahriklere karşılık demokrasi dışı bir müdahale yapılmamış ve Türk Demokrasisi rayına oturmaya başlamıştır. 2007'de, 1982 Darbe Anayasası'nın yerine, bireyi esas alan demokratik ve hürriyetçi bir Yeni Anayasa'nın temelleri atılmıştır.
***
Menderes, ezanı aslına göre okuttuğunda, Demirel dinî cemaatlerin desteğini aldığında, Nakşibendî Özal Başbakan ve Cumhurbaşkanı olduğunda, Türkiye'deki jakoben çevreler, nasıl 'Laiklik, Cumhuriyet elden gidiyor!' vâveylası koparmışsa, Erdoğan'ın icraatında da aynı tepkiler gösterilmiştir.
Halbuki, Atatürk dönemi sonrasında Türkiye'deki hakikî dönüşüm ve değişimler, kendilerine muhafazakâr, dinci, hatta gerici denilen liderler ve iktidarlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Jakoben tutucular ise, bu dönüşümlere hep karşı çıkmışlardır.
Türkiye'de Cumhuriyet Treni, raydan çıkmadan ve makas değiştirmeden yoluna devam ediyor.
Sadece, 1940'ların kara treninin yerini 2007'nin hızlı treni aldı.
Hasan Celal GÜZEL
Bazı yorumcular, bu derece katı olmamakla beraber, Türkiye'nin makas değiştirdiğini, klasik Cumhuriyetçi raydan çıkarıldığını, en azından yeni bir Cumhuriyet'e, İkinci ya da Üçüncü Cumhuriyet'e doğru gittiğini söylüyorlar.
Türkiye'deki halktan kopuk aydınlar, Atatürk'ün 'Gençliğe Hitâbe' sindeki ifadeyle 'Aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş' diye düşünüyorlar. Onların nazarında, Türkiye süratle Cumhuriyet'ten uzaklaşıyor...
***
Bizce de 2007, bir 'değişim' ve 'dönüşüm' yılı olmuştur ama tamamen farklı şekilde...
Esasen, bu, Büyük Atatürk'ün Cumhuriyet'i ilânından ve yeni devletimizin temellerini atmasından sonra gerçekleştirilen 'dördüncü dönüşüm'dür.
'Birinci Dönüşüm', hiç şüphesiz en büyük olanıdır. Atatürk, çetin bir Millî Mücadele'den sonra, çözülen Osmanlı İmparatorluğu'nun külleri üzerinde Türkiye Cumhuriyeti'ni, bir 'millî devlet' olarak inşa etmiş ve modernleşme hareketlerini, inkılâpları hızla uygulamaya koyarak ilk büyük dönüşümü gerçekleştirmiştir. 'Millî' ve 'laik' nitelikteki bu devlet, dinamik bir 'muasır medeniyet' anlayışına sahiptir. Nihaî hedefi ise 'demokrasi'dir.
Atatürk'ün çok partili demokratik sisteme geçiş denemeleri, 1924 ile 1930 yıllarında, CHF'nin ve İnönü'nün İttihatçı ve merkeziyetçi baskı yöntemleri yüzünden akamete uğramıştır. Atatürk'ün vefatından sonra, uzun süren bir tek parti diktatoryasını müteakip, uluslararası zemindeki gelişmeler neticesinde İnönü'nün tutumunu değiştirmesiyle 1946'da çok partili sisteme geçilebilmiştir.
'İkinci Dönüşüm', 1950'de DP'nin iktidara gelmesiyle, Menderes ve kadrosunun gerçekleştirdiği 'Demokrasi' dönüşümüdür. Böylece, çok partili demokratik parlamenter rejim başlamış; Türkiye siyasî bakımdan dışa açılmış ve başta ABD olmak üzere Batı dünyası içinde yerini almış; NATO üyesi olmuş; geniş kapsamlı bir ekonomik ve sosyal kalkınma programı uygulanarak hızlı bir büyüme gerçekleştirilmiştir. Bu dönüşüm, CHP desteğindeki 27 Mayıs darbesiyle kesintiye uğramışsa da, DP'nin devamı olan AP kadroları, özellikle altyapıda değişimi sürdürmüştür.
'Üçüncü Dönüşüm', Özal'ın liderliğinde ANAP'ın gerçekleştirdiği dönüşümdür. Bu dönemde, Türkiye kabuğunu çatlatarak ekonomik bakımdan dışa açılmış; dış ticaret hacmi on misli arttırılmış; ekonomik ve sosyal reformlar yapılmış; her açıdan istikrar sağlanmıştır. Türkiye, bu dönemde, Özal'ın deyimiyle 'çağ atlamış' ve 'transformasyon' geçirmiştir.
'Dördüncü Dönüşüm', Erdoğan'ın liderliğinde AK Parti'nin gerçekleştirdiği dönüşümdür. Bu dönemde, Türkiye'nin siyasî ve ekonomik bakımdan dışa açılması ve dünya ile entegrasyonu süratlendirilmiş; dış ticaret hacmi âdeta patlayarak artış göstermiş; insan hakları ve demokratik hürriyetlerle ilgili reformlar yapılmış; halkla bütünleşilmiş ve sosyal gelişmeler hızlandırılmış; altyapıda büyük atılımlar gerçekleştirilmiştir.
2007 yılı, bu dönüşümün en kritik ve önemli yılı olmuştur. Bütün engellemelere ve tehditlere rağmen, Cumhurbaşkanlığı'na halkın istediği aday seçilmiş; buna, antidemokratik dayatmalarla mani olmaya çalışanlar, 22 Temmuz'da halkın cevabını almışlardır. Bütün tahriklere karşılık demokrasi dışı bir müdahale yapılmamış ve Türk Demokrasisi rayına oturmaya başlamıştır. 2007'de, 1982 Darbe Anayasası'nın yerine, bireyi esas alan demokratik ve hürriyetçi bir Yeni Anayasa'nın temelleri atılmıştır.
***
Menderes, ezanı aslına göre okuttuğunda, Demirel dinî cemaatlerin desteğini aldığında, Nakşibendî Özal Başbakan ve Cumhurbaşkanı olduğunda, Türkiye'deki jakoben çevreler, nasıl 'Laiklik, Cumhuriyet elden gidiyor!' vâveylası koparmışsa, Erdoğan'ın icraatında da aynı tepkiler gösterilmiştir.
Halbuki, Atatürk dönemi sonrasında Türkiye'deki hakikî dönüşüm ve değişimler, kendilerine muhafazakâr, dinci, hatta gerici denilen liderler ve iktidarlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Jakoben tutucular ise, bu dönüşümlere hep karşı çıkmışlardır.
Türkiye'de Cumhuriyet Treni, raydan çıkmadan ve makas değiştirmeden yoluna devam ediyor.
Sadece, 1940'ların kara treninin yerini 2007'nin hızlı treni aldı.
Hasan Celal GÜZEL