Gölge
02-14-2009, 02:43
http://www.haber10.com/images/library/2417.jpg
Siyonist proje kendi sonunu hazırlıyor
İsrail devleti bağımsızlığını 15 Mayıs 1948 gece yarısı ilan etti. Birleşmiş Milletler, Britanya yönetiminde Filistin denilen yerde iki devletin kurulması için oylama yapmıştı. Kudüs şehri BM idaresinde uluslararası bir alan olacaktı. BM’nin bu kararı geniş destek buldu, özellikle de Birleşik Devletler ve Sovyetler Birliği’nden. Arap devletlerinin tümü karşı oy kullandı.
60 yıllık varlığı süresince İsrail devleti hayatta kalmak ve genişlemek için şu üç unsuru birleştiren genel bir stratejiye dayandı:
Maço militarizm, jeopolitik ittifaklar ve halkla ilişkiler. Başbakan Ehud Olmet’in ‘demir yumruk’ dediği maço militarizm, Yahudi İsrail’in milliyetçi coşkusuyla, başlangıçtan beri değilse de nihayetinde dünyanın başka yörelerindeki Yahudi cemaatlerinin güçlü desteğiyle mümkün oldu.
Jeopolitik olarak İsrail, ilkin Sovyetler Birliği’yle -kısa ama kritik önemde- bir ittifaka gitti, sonra Fransa’yla -ki bu daha uzun sürdü ve İsrail’in nükleer güç haline gelmesini sağladı-, sonunda da en önemlisi olan ABD ile. Aynı zamanda hami hüviyetinde de olan bu müttefiklerin İsrail’e en önemli katkısı, silah temini yoluyla askeri destek vermeleri oldu. Fakat diplomatik / siyasi destek de sundular. ABD buna dikkate değer bir ekonomik destek de ekledi.
Nazi kıyımı propagandası
Halkla ilişkiler stratejisi, dünya kamuoyunun büyük bir bölümünün sempatisini ve desteğini almayı amaçlıyordu. Bu yolda ilk yıllarda gerici Golyat’a karşı ilerici bir Davut portresi kullanıldı, son kırk yıldır ise Nazilerin İkinci Dünya Savaşı boyunca Avrupalı Yahudilere karşı uyguladığı büyük kıyımın yarattığı suçluluk ve merhamet kullanıldı.
İsrail stratejisinin bütün bu unsurları 1948’den 1980’lere kadar gayet iyi işledi. Giderek etkinliklerini arttırdılar da. Fakat 1980’lerin bir yerinde, bu üç taktik de ters tepmeye başladı. İsrail stratejisi hızlı bir düşüşe geçti. Öyle ki, artık alternatif bir strateji uygulamak için de çok geç kalmış olabilir.
Bu durumda da, İsrail’in yaptığı, jeopolitik intihardan başka bir şey değil. Gelin, İsrail stratejisindeki üç unsurun nasıl bir etkileşim içinde olduğunun izini sürelim. Önce başarılı yükselme döneminde, ardından da bugünkü yavaş gerileme döneminde. Kuruluşunun ilk 20-25 yılında İsrail, Arap devletleriyle dört savaşa girdi. İlki, Yahudi devletini kurmak için yapılan 1948-49 savaşıydı. İsrail’in bağımsızlık ilanı, Filistin’in devlet ilanıyla dengelenmedi. Bunun yerine bir dizi Arap devleti İsrail’e savaş ilan etti.
İsrail başlangıçta askeri güçlükler içindeydi ama yine de İsrail ordusu Ürdün’ü dışarıda tutarsak Arap ülkelerinin ordularından daha eğitimliydi. 1949 sonrasında, Çek silahlarıyla donatılmış İsrail, BM taksim bölgeleri ve Batı Kudüs’ün yanı sıra, topraklarını genişletti. Çok sayıda Filistinli, komşu Arap ülkelerinde mülteci olmaya zorlandı. Zira toprakları, Yahudi İsraillilerce ele geçirilmişti.
Bu esnada SSCB İsrail’e desteğini kesti. Muhtemelen, Sovyet liderleri, İsrail’in kurulmasının Sovyet Yahudilerince coşkuyla karşılanmasından korkmuşlardı. İsrail de Soğuk Savaş süresince sosyalist kampa yakın durmaktan vazgeçti, siyasi ve kültürel olarak Batı’nın bir üyesi olmayı tercih etti.
Sömürgeleri kurtuluş hareketleri başlatmış olan Fransa, İsrail’in yararlı bir müttefik olacağını sezerek nükleer silah yapmasına yardım etti. Ancak 1962’de Cezayir bağımsız olunca Fransa, İsrail’e ilgisini kaybetti. Bu noktada ABD ve İsrail yakınlaşması başladı ve ilk defa 1967’de diğer Arap ülkelerinin de Mısır’ın yanında yer aldığı Altı Gün Savaşı’nda ABD İsrail’e silah verdi.
İsrail bu savaştan zaferle çıkınca, daha önce işgal ettiği Filistin’in İngiliz mandası zamanındaki topraklarının yanı sıra, Sina bölgesi ile Golan Tepeleri’ni de işgal etti. Hukuki olarak artık İsrail devletinin yanında, İsrail’in işgal ettiği bölgeler de vardı. İsrail buralarda Yahudi yerleşimleri kurdu.
Bu sonuç, dünya Yahudilerinin tavrını da dönüştürdü. Artık İsrail ile gurur duyuyorlardı. İsrail için ABD ve Batı Avrupa’da büyük siyasi kampanyalar yapmaya başladılar. Kibbutz’un faziletlerini vurgulayan İsrail imajı, Holocoust’a yapılan vurgu lehine terk edildi. 1973’de Arap devletleri, Yom Kippur Savaşı’nda askeri durumu değiştirmeye çalıştılar. Ama İsrail ABD’nin silah desteği ile savaşı yine kazandı. Bu savaştan sonra Arap devletlerinin merkezi rolü sona erdi. İsrail de artık Arap devletlerince tanınma siyaseti gütmeye başladı. Bu noktada Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ortaya çıktı.
Artık İsrail için asıl muhalif ve muhatap FKÖ idi. Fakat İsrail uzun bir zaman FKÖ ve lideri Yaser Arafat ile anlaşmayı reddetti.
Sonun başlangıcı mı?
‘Demir yumruk’ politikasının sınırları, 1987 yılında başlayıp altı yıl süren ilk İntifada ile görülmüş oldu. Bu ilk İntifada, İsraillileri ve ABD’yi FKÖ ile konuşmaya zorladı ve bu, işgal altındaki toprakların bir bölümünde Filistin otoritesinin yaratılmasını sağlayan 1993 Oslo Anlaşmalarına yol açan uzun bir süreci başlattı.
Oslo Anlaşmaları, uzun vadede, jeopolitik olarak, dünya kamuoyunda İntifada’dan daha az etkili oldu. İlk defa, Davut-Golyat imajı tersine dönmeye başladı. İlk defa olarak Batı dünyası içinden iki devletli çözüm için ciddi bir destek gelmeye başladı. Ve gene ilk defa, Arap Filistinlilere karşı ‘demir yumruk’ uygulaması ciddi eleştiriler almaya başladı. Bununla birlikte İsrail her zamanki gibi olayların bir adım arkasında kaldı. Nasır’la görüşülebilirdi, görüşmedi. Arafat’la görüşülebilirdi, görüşmedi. Arafat öldüğünde ve yerine etkisiz Mahmut Abbas geçtiğinde, daha militan Hamas 2006’da Filistin meclis seçimlerini kazandı. İsrail Hamas’la konuşmayı reddetti.
İsrail şimdi de Hamas’ı yok etmek için Gazze’yi işgal etti. Eğer Hamas’ı yok etmeyi başaramazsa ne olacak? İki devletli çözüm mümkün olacak mı? Hem Filistin hem de dünya kamuoyu tek devletli çözüme doğru gidiyor. Ve tabii bu da Siyonist projenin sonu olacak.
İsrail’in üç unsurlu stratejisi çürüyor. ‘Demir yumruk’ artık başarılı olamayacak, George Bush için de Irak’ta işe yaramadı. ABD bağlantısı sağlam kalacak mı? Şüpheliyim. Dünya kamuoyu İsrail’e sempatiyle bakmaya devam edecek mi? Öyle görünmüyor. İsrail, Avrupa’nın ileri bir karakolu olarak değil de Ortadoğu’nun entegre bir unsuru olarak Arap Filistinlilerin militan temsilcileriyle görüşmeye oturmak gibi alternatif bir stratejiye kayar mı? Bunun için de oldukça geç olduğu görünüyor, muhtemelen çok geç. İşte bu nedenle bu süreç bir intihar sürecidir.
Çeviren: İdris Kocadut
star-açık görüş
Siyonist proje kendi sonunu hazırlıyor
İsrail devleti bağımsızlığını 15 Mayıs 1948 gece yarısı ilan etti. Birleşmiş Milletler, Britanya yönetiminde Filistin denilen yerde iki devletin kurulması için oylama yapmıştı. Kudüs şehri BM idaresinde uluslararası bir alan olacaktı. BM’nin bu kararı geniş destek buldu, özellikle de Birleşik Devletler ve Sovyetler Birliği’nden. Arap devletlerinin tümü karşı oy kullandı.
60 yıllık varlığı süresince İsrail devleti hayatta kalmak ve genişlemek için şu üç unsuru birleştiren genel bir stratejiye dayandı:
Maço militarizm, jeopolitik ittifaklar ve halkla ilişkiler. Başbakan Ehud Olmet’in ‘demir yumruk’ dediği maço militarizm, Yahudi İsrail’in milliyetçi coşkusuyla, başlangıçtan beri değilse de nihayetinde dünyanın başka yörelerindeki Yahudi cemaatlerinin güçlü desteğiyle mümkün oldu.
Jeopolitik olarak İsrail, ilkin Sovyetler Birliği’yle -kısa ama kritik önemde- bir ittifaka gitti, sonra Fransa’yla -ki bu daha uzun sürdü ve İsrail’in nükleer güç haline gelmesini sağladı-, sonunda da en önemlisi olan ABD ile. Aynı zamanda hami hüviyetinde de olan bu müttefiklerin İsrail’e en önemli katkısı, silah temini yoluyla askeri destek vermeleri oldu. Fakat diplomatik / siyasi destek de sundular. ABD buna dikkate değer bir ekonomik destek de ekledi.
Nazi kıyımı propagandası
Halkla ilişkiler stratejisi, dünya kamuoyunun büyük bir bölümünün sempatisini ve desteğini almayı amaçlıyordu. Bu yolda ilk yıllarda gerici Golyat’a karşı ilerici bir Davut portresi kullanıldı, son kırk yıldır ise Nazilerin İkinci Dünya Savaşı boyunca Avrupalı Yahudilere karşı uyguladığı büyük kıyımın yarattığı suçluluk ve merhamet kullanıldı.
İsrail stratejisinin bütün bu unsurları 1948’den 1980’lere kadar gayet iyi işledi. Giderek etkinliklerini arttırdılar da. Fakat 1980’lerin bir yerinde, bu üç taktik de ters tepmeye başladı. İsrail stratejisi hızlı bir düşüşe geçti. Öyle ki, artık alternatif bir strateji uygulamak için de çok geç kalmış olabilir.
Bu durumda da, İsrail’in yaptığı, jeopolitik intihardan başka bir şey değil. Gelin, İsrail stratejisindeki üç unsurun nasıl bir etkileşim içinde olduğunun izini sürelim. Önce başarılı yükselme döneminde, ardından da bugünkü yavaş gerileme döneminde. Kuruluşunun ilk 20-25 yılında İsrail, Arap devletleriyle dört savaşa girdi. İlki, Yahudi devletini kurmak için yapılan 1948-49 savaşıydı. İsrail’in bağımsızlık ilanı, Filistin’in devlet ilanıyla dengelenmedi. Bunun yerine bir dizi Arap devleti İsrail’e savaş ilan etti.
İsrail başlangıçta askeri güçlükler içindeydi ama yine de İsrail ordusu Ürdün’ü dışarıda tutarsak Arap ülkelerinin ordularından daha eğitimliydi. 1949 sonrasında, Çek silahlarıyla donatılmış İsrail, BM taksim bölgeleri ve Batı Kudüs’ün yanı sıra, topraklarını genişletti. Çok sayıda Filistinli, komşu Arap ülkelerinde mülteci olmaya zorlandı. Zira toprakları, Yahudi İsraillilerce ele geçirilmişti.
Bu esnada SSCB İsrail’e desteğini kesti. Muhtemelen, Sovyet liderleri, İsrail’in kurulmasının Sovyet Yahudilerince coşkuyla karşılanmasından korkmuşlardı. İsrail de Soğuk Savaş süresince sosyalist kampa yakın durmaktan vazgeçti, siyasi ve kültürel olarak Batı’nın bir üyesi olmayı tercih etti.
Sömürgeleri kurtuluş hareketleri başlatmış olan Fransa, İsrail’in yararlı bir müttefik olacağını sezerek nükleer silah yapmasına yardım etti. Ancak 1962’de Cezayir bağımsız olunca Fransa, İsrail’e ilgisini kaybetti. Bu noktada ABD ve İsrail yakınlaşması başladı ve ilk defa 1967’de diğer Arap ülkelerinin de Mısır’ın yanında yer aldığı Altı Gün Savaşı’nda ABD İsrail’e silah verdi.
İsrail bu savaştan zaferle çıkınca, daha önce işgal ettiği Filistin’in İngiliz mandası zamanındaki topraklarının yanı sıra, Sina bölgesi ile Golan Tepeleri’ni de işgal etti. Hukuki olarak artık İsrail devletinin yanında, İsrail’in işgal ettiği bölgeler de vardı. İsrail buralarda Yahudi yerleşimleri kurdu.
Bu sonuç, dünya Yahudilerinin tavrını da dönüştürdü. Artık İsrail ile gurur duyuyorlardı. İsrail için ABD ve Batı Avrupa’da büyük siyasi kampanyalar yapmaya başladılar. Kibbutz’un faziletlerini vurgulayan İsrail imajı, Holocoust’a yapılan vurgu lehine terk edildi. 1973’de Arap devletleri, Yom Kippur Savaşı’nda askeri durumu değiştirmeye çalıştılar. Ama İsrail ABD’nin silah desteği ile savaşı yine kazandı. Bu savaştan sonra Arap devletlerinin merkezi rolü sona erdi. İsrail de artık Arap devletlerince tanınma siyaseti gütmeye başladı. Bu noktada Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ortaya çıktı.
Artık İsrail için asıl muhalif ve muhatap FKÖ idi. Fakat İsrail uzun bir zaman FKÖ ve lideri Yaser Arafat ile anlaşmayı reddetti.
Sonun başlangıcı mı?
‘Demir yumruk’ politikasının sınırları, 1987 yılında başlayıp altı yıl süren ilk İntifada ile görülmüş oldu. Bu ilk İntifada, İsraillileri ve ABD’yi FKÖ ile konuşmaya zorladı ve bu, işgal altındaki toprakların bir bölümünde Filistin otoritesinin yaratılmasını sağlayan 1993 Oslo Anlaşmalarına yol açan uzun bir süreci başlattı.
Oslo Anlaşmaları, uzun vadede, jeopolitik olarak, dünya kamuoyunda İntifada’dan daha az etkili oldu. İlk defa, Davut-Golyat imajı tersine dönmeye başladı. İlk defa olarak Batı dünyası içinden iki devletli çözüm için ciddi bir destek gelmeye başladı. Ve gene ilk defa, Arap Filistinlilere karşı ‘demir yumruk’ uygulaması ciddi eleştiriler almaya başladı. Bununla birlikte İsrail her zamanki gibi olayların bir adım arkasında kaldı. Nasır’la görüşülebilirdi, görüşmedi. Arafat’la görüşülebilirdi, görüşmedi. Arafat öldüğünde ve yerine etkisiz Mahmut Abbas geçtiğinde, daha militan Hamas 2006’da Filistin meclis seçimlerini kazandı. İsrail Hamas’la konuşmayı reddetti.
İsrail şimdi de Hamas’ı yok etmek için Gazze’yi işgal etti. Eğer Hamas’ı yok etmeyi başaramazsa ne olacak? İki devletli çözüm mümkün olacak mı? Hem Filistin hem de dünya kamuoyu tek devletli çözüme doğru gidiyor. Ve tabii bu da Siyonist projenin sonu olacak.
İsrail’in üç unsurlu stratejisi çürüyor. ‘Demir yumruk’ artık başarılı olamayacak, George Bush için de Irak’ta işe yaramadı. ABD bağlantısı sağlam kalacak mı? Şüpheliyim. Dünya kamuoyu İsrail’e sempatiyle bakmaya devam edecek mi? Öyle görünmüyor. İsrail, Avrupa’nın ileri bir karakolu olarak değil de Ortadoğu’nun entegre bir unsuru olarak Arap Filistinlilerin militan temsilcileriyle görüşmeye oturmak gibi alternatif bir stratejiye kayar mı? Bunun için de oldukça geç olduğu görünüyor, muhtemelen çok geç. İşte bu nedenle bu süreç bir intihar sürecidir.
Çeviren: İdris Kocadut
star-açık görüş