ceyhanli
12-27-2007, 15:26
Şoför Mahallinde Sayın Vali...
“Şoför mahalli”, bizim memleketimizde özel bir önemi haizdir. Bilhassa otomobil sayısının bu kadar fazla olmadığı eski zamanlarda; hele hele motorlu ulaşımın minibüs ve otobüs yerine, kamyonlarla yapıldığı bölgelerde; şoför mahalline oturmak tam bir ayrıcalıktı. Bu ayrıcalık, yerine göre hatır veya ekstra ücretle sağlanabiliyordu... Halk arasında şoför mahalli ile ilgili epeyce tekerleme de vardır. Hatta, arabada ön tarafa binmenin önem ve imtiyazı hakkında; şimdi hayatta olmayan çok sempatik ve renkli bir eski vekil ve bakana atfedilen bir de fıkra var. Halen de anlatılır.
Rivayete göre bu sayın vekil, bakan olduktan sonra; arabaya ilk bineceği sırada, makam şoförü kendisine arka kapıyı açmış... Bunun üzerine sayın bakan şoförüne şöyle çıkışmış: “Oğlum, Bakan olduk hâlâ daha ön tarafa binemeyecek miyiz?!” Bu, halkın dilindeki fıkra tabii. Merhum bakan gerçekten böyle demiş mi, dememiş mi, bu konuda rivayetler muhtelif!.. Ama hakikaten eski dönemlerde ülkenin tamamında, şoför mahalli çok kıymetli bir yerdi. Şimdilerde de Anadolu’nun pek çok yerinde bu mahal, hâlâ daha önemini korumaktadır. Makam ve mevki sahipleri arabaların hep arka koltuğuna oturur. Lakin istisnalar da pek çok... Bu uzun girişin sebebi şu:
Başbakan Tayyip Erdoğan; sosyal devlet sorumluluğu ve bunun yerine getirilmesi ile ilgili olarak, önemli bir açıklama yaptı. Bu açıklamada, ülkemizin vali ve kaymakamlarına çok dikkat çekici mesajlar vardı: Sayın Erdoğan, vali ve kaymakamların, ihtiyaç sahibi vatandaşları bizzat arayıp tespit etmelerini istedi. Fakirlerin devlet kapısına gelip herhangi bir maddi istekte bulunmasına mahal bırakmadan, valilerin icabında dağıtım kamyonlarının şoför mahalline binerek, fakirlerin evlerine kömürü bizzat götürmeleri çağrısında bulundu. Erdoğan; “Vali ve kaymakamlar kamyon şoförlerinin yanına binip fakirlere bizzat kömür dağıtırsa, bu ülke uçar...” dedi.
Kömür dağıtımı siyasi literatürümüzde epey geniş yer tutar. Özellikle Ana Muhalefet partisi CHP, bu kömür dağıtım konusunu çok egzajere etti. Öyle ki 22 Temmuz seçimlerinden yenik çıkmasını bile buna bağladı! CHP ile paralel görüşleri savunan bazı kalemler de hâlâ daha; “sadaka kültürü” vs. kavramlarla, devlet ve hükümet birimlerinin fakir ve muhtaç vatandaşlara yaptığı sosyal yardımı takazaya alıyor. Oysa bütün bu yaklaşımlar, memleket gerçeğinden çok uzak ve yanlış yaklaşımlar!.. Neyse, yine de karamsar olmayalım. Galiba onlar da gerçekleri görmeye başladı.
Vali ve kaymakamlar, il ve ilçelerin en büyük mülki amirleri olarak; devletin hükmi şahsiyetini temsil ederler. Onların idari yetki ve görevleri yanında; elbette sosyal ve insani vazifeleri de bulunmaktadır. Mesele, mülki amirlerin söz konusu bu sivil (medeni) görevlerini, hangi ölçüde yerine getirdiği noktasında düğümlenmektedir... Geçmişi ve bugünü birlikte ele alarak şunu söylemek mümkün: Kimi vali ve kaymakamlar, yalnızca devletin resmi ve ceberut yüzünü temsil etmekle kendilerini görevli saymıştır. Kimileri de resmiyet ve protokolün yanında; devletin şefkat eli ve himaye görevinin de tecessüm ettiği birer şahsiyet olarak, vazife yapmayı şiar edinmiştir.
Bu ikinci kategorideki vali ve kaymakamlar, kuşaklar boyu halk indinde muteber isimler olarak, şükranla yad edilen kişilerdir. Kimileri o sıfatlarıyla zihinlerde o kadar yer edinmiştir ki, görev ve rütbeleri değişse de, onlar hâlâ en yüksek paye sadedinde, “kaymakam” veya “vali” olarak anılır... İşte vilayet ve kazaların kalkınmasında lokomotif rol oynayarak; neticede Türkiye’nin topyekun ileriye gitmesini sağlayan “devlet ricali” bunlardır. Bürokrasinin klasik hantallığına, tembelliğine, kibir ve vurdumduymazlığına inat; böyle şahsiyetler çalışkanlık, fedakârlık, samimiyet, tevazu ve yüksek mesuliyet duygusuyla, insanlarımızın gönlünde taht kurarlar.
Ceberut veya monşer karakterler çizmek yerine; vali ve kaymakamların ve tabii diğer bürokrat ve teknokratların mütevazı, merhametli, samimi ve gayretli memurlar olarak devlet yönetiminde görev üstlenmesi, elbette ülkeyi şaha kaldırır... Bu alanda bir zihniyet devrimine ihtiyaç var!
Noktalar
İsmail Kapan
“Şoför mahalli”, bizim memleketimizde özel bir önemi haizdir. Bilhassa otomobil sayısının bu kadar fazla olmadığı eski zamanlarda; hele hele motorlu ulaşımın minibüs ve otobüs yerine, kamyonlarla yapıldığı bölgelerde; şoför mahalline oturmak tam bir ayrıcalıktı. Bu ayrıcalık, yerine göre hatır veya ekstra ücretle sağlanabiliyordu... Halk arasında şoför mahalli ile ilgili epeyce tekerleme de vardır. Hatta, arabada ön tarafa binmenin önem ve imtiyazı hakkında; şimdi hayatta olmayan çok sempatik ve renkli bir eski vekil ve bakana atfedilen bir de fıkra var. Halen de anlatılır.
Rivayete göre bu sayın vekil, bakan olduktan sonra; arabaya ilk bineceği sırada, makam şoförü kendisine arka kapıyı açmış... Bunun üzerine sayın bakan şoförüne şöyle çıkışmış: “Oğlum, Bakan olduk hâlâ daha ön tarafa binemeyecek miyiz?!” Bu, halkın dilindeki fıkra tabii. Merhum bakan gerçekten böyle demiş mi, dememiş mi, bu konuda rivayetler muhtelif!.. Ama hakikaten eski dönemlerde ülkenin tamamında, şoför mahalli çok kıymetli bir yerdi. Şimdilerde de Anadolu’nun pek çok yerinde bu mahal, hâlâ daha önemini korumaktadır. Makam ve mevki sahipleri arabaların hep arka koltuğuna oturur. Lakin istisnalar da pek çok... Bu uzun girişin sebebi şu:
Başbakan Tayyip Erdoğan; sosyal devlet sorumluluğu ve bunun yerine getirilmesi ile ilgili olarak, önemli bir açıklama yaptı. Bu açıklamada, ülkemizin vali ve kaymakamlarına çok dikkat çekici mesajlar vardı: Sayın Erdoğan, vali ve kaymakamların, ihtiyaç sahibi vatandaşları bizzat arayıp tespit etmelerini istedi. Fakirlerin devlet kapısına gelip herhangi bir maddi istekte bulunmasına mahal bırakmadan, valilerin icabında dağıtım kamyonlarının şoför mahalline binerek, fakirlerin evlerine kömürü bizzat götürmeleri çağrısında bulundu. Erdoğan; “Vali ve kaymakamlar kamyon şoförlerinin yanına binip fakirlere bizzat kömür dağıtırsa, bu ülke uçar...” dedi.
Kömür dağıtımı siyasi literatürümüzde epey geniş yer tutar. Özellikle Ana Muhalefet partisi CHP, bu kömür dağıtım konusunu çok egzajere etti. Öyle ki 22 Temmuz seçimlerinden yenik çıkmasını bile buna bağladı! CHP ile paralel görüşleri savunan bazı kalemler de hâlâ daha; “sadaka kültürü” vs. kavramlarla, devlet ve hükümet birimlerinin fakir ve muhtaç vatandaşlara yaptığı sosyal yardımı takazaya alıyor. Oysa bütün bu yaklaşımlar, memleket gerçeğinden çok uzak ve yanlış yaklaşımlar!.. Neyse, yine de karamsar olmayalım. Galiba onlar da gerçekleri görmeye başladı.
Vali ve kaymakamlar, il ve ilçelerin en büyük mülki amirleri olarak; devletin hükmi şahsiyetini temsil ederler. Onların idari yetki ve görevleri yanında; elbette sosyal ve insani vazifeleri de bulunmaktadır. Mesele, mülki amirlerin söz konusu bu sivil (medeni) görevlerini, hangi ölçüde yerine getirdiği noktasında düğümlenmektedir... Geçmişi ve bugünü birlikte ele alarak şunu söylemek mümkün: Kimi vali ve kaymakamlar, yalnızca devletin resmi ve ceberut yüzünü temsil etmekle kendilerini görevli saymıştır. Kimileri de resmiyet ve protokolün yanında; devletin şefkat eli ve himaye görevinin de tecessüm ettiği birer şahsiyet olarak, vazife yapmayı şiar edinmiştir.
Bu ikinci kategorideki vali ve kaymakamlar, kuşaklar boyu halk indinde muteber isimler olarak, şükranla yad edilen kişilerdir. Kimileri o sıfatlarıyla zihinlerde o kadar yer edinmiştir ki, görev ve rütbeleri değişse de, onlar hâlâ en yüksek paye sadedinde, “kaymakam” veya “vali” olarak anılır... İşte vilayet ve kazaların kalkınmasında lokomotif rol oynayarak; neticede Türkiye’nin topyekun ileriye gitmesini sağlayan “devlet ricali” bunlardır. Bürokrasinin klasik hantallığına, tembelliğine, kibir ve vurdumduymazlığına inat; böyle şahsiyetler çalışkanlık, fedakârlık, samimiyet, tevazu ve yüksek mesuliyet duygusuyla, insanlarımızın gönlünde taht kurarlar.
Ceberut veya monşer karakterler çizmek yerine; vali ve kaymakamların ve tabii diğer bürokrat ve teknokratların mütevazı, merhametli, samimi ve gayretli memurlar olarak devlet yönetiminde görev üstlenmesi, elbette ülkeyi şaha kaldırır... Bu alanda bir zihniyet devrimine ihtiyaç var!
Noktalar
İsmail Kapan