maviinsan
10-02-2007, 00:31
Turgut Özal: Ben olsam vururdum
* Osman Özsoy
yazaramesaj@gmail.com
--------------------------------------------------------------------------------
Yıl 1992.
Yer Şemdinli.
Cumhurbaşkanı Özal, Jandarma Karakolunu ziyaret ediyor.
Beraberinde Genelkurmay Başkanı, Jandarma Genel Komutanı ve Olağanüstü Hal Bölge Valisi. Karşılayan, Şemdinli Jandarma Sınır Tabur Komutanı Binbaşı Erdal Sarızeybek.
PKK ile büyük bir çatışma sonrası şehitler var. Herkes üzgün.
- Başınız sağolsun evladım. Anlat bakayım nasıl oldu bu saldırı?
- Teröristler İran sınırından geçerek sabaha karşı yoğun roket ve makineli tüfek atışlarıyla şok etkisi sağlayıp mevzilerimize sızdılar. El bombası atarak 19 erimizi şehit ettiler. Çatışma öğleye kadar sürdü ve İran’a kaçtılar.
- Bu teröristlerin İran’dan geldiği doğru mu?
- Evet, Sayın Cumhurbaşkanım.
- Emin misin?
- Çatışma sonrası teröristler kaçarken İran karakolu destek verdi onlara ve araçlarla Urumiye’ye doğru gittiler... Uçaklarımıza bu karakolun koordinatlarını verdim vurmaları için, ama vurmadılar.
Sağına baktı Özal, soluna baktı ve etrafındakilere dönerek,
- Ben olsaydım vururdum, dedi.
Bu satırları, dönemin Cumhurbaşkanı Özal’a yaşanan çatışma ile ilgili veren o günün Binbaşısı Erdal Sarızeybek’in “İhaneti Gördüm” adlı yakınlarda çıkan kitabının ilk sayfasından aldım.
Hafta sonu yaşadığımız acı bir olay, yukarıdaki hadiseyi hatırlattı bana. Bir yandan Özal’ı rahmetle anarken, öbür yandan, “demek ki kolay Özal olunmuyor” diye düşünmeden edemedim.
Keşke katılsalardı…
Biliyorsunuz, büyük bir acımız var. Cumartesi akşam saatlerinde evlerine iftara yetişmeye çalışan bir minibüs vatandaşımız, Şırnak'ın Beytüşşebap İlçesi Beşağaç köyünde teröristler tarafından tarandı ve 13 vatandaşımız şehit oldu, bazıları da ağır yaralandı. Şehitlerimizin cenazesi Pazar günü kaldırıldı. Cenazeye katılan en üst düzey yetkili, Şırnak Valisi Selahattin Aparı oldu.
Cenaze töreniyle ilgili haberleri televizyondan izlerken, gözüm devlet erkânını aradı. Hiçbiri yoktu. Çankaya Köşkü’nde Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev’i ağırlayan Cumhurbaşkanı Gül programında değişiklik yaparak şehitlerimize son yolculuğunda eşlik edebilirdi. Kaldı ki bu tablo, 10 gün önce bölgeye yaptığı ziyaretin mesajını güçlendiren bir fotoğraf sunar, dünyanın dikkatini PKK vahşetine çekmeye imkân verirdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 62. Genel Kurulu'na katılmak üzere 20 Eylül'de gittiği ABD'deki temaslarını tamamlayarak pazar günü yurda döndü. Erdoğan'ı taşıyan özel uçak ''ANA'', saat 11.55'te Esenboğa Havalimanı'na indi. Erdoğan Ankara’ya inmeden, uçağı cenaze törenine katılmak üzere bölgeye yönlendirebilirdi. Daha 2 gün önce, PKK’ya yönelik sıcak takibe izin vermeyen ABD’nin gözüne parmak sokar gibi, güçlü bir mesaj verebilirdi bu katılımla. Ama Erdoğan, Özal’ın yaptığını yapmadı. Şehitlerin cenaze törenine gitmedi.
Merak bu ya… Aynı saatlerde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ne yapıyordu acaba diye merak ettim. TSK’nın web sayfasına girdim. Sayın Büyükanıt’ın pazar günü katıldığı herhangi bir etkinliğe ait bir bilgi sayfada yer almıyordu. Acaba bakanlar nerdeydi diye aklımın ucundan geçmedi. İftar çadırında vatandaşla çorbaya kaşık sallamaktansa, şehitlerimizin tabutlarına omuz vermelerini tercih ederdim. Konuşurken mangalda kül bırakmayan diğer siyasi parti liderlerinin o sırada nerede olduklarını araştırmaya gerek bile duymadım. Sadece ‘yazık’ diye geçti içimden.
Çok oldular…
Yeter artık bu kadar kan.
Daha samimi, daha çözüme yönelik adımlar atma zamanı gelmedi mi?
Ateş neden sadece düştüğü yeri yakıyor. Ülke her gün verdiği şehitleri nerede ise kanıksamaya başladı. Tıpkı trafik kazalarındaki ölü sayısında olduğu gibi, şehit sayısı 10’u geçmediği sürece medyada haber değeri taşımayacak neredeyse. Fakat ateş çok büyük... Çok yürekler yanıyor.
2 yıl evvel gazetedeki köşemde, “Terör suçuna idam cezası...” başlıklı yazı kaleme almıştım. Yazıda, “Terör suçlarına idam cezası tartışılmalıdır. Gerçek adaleti tesis etmenin ve kamu vicdanını rahatlatmanın yolu budur” demiştim.
İki farklı anket…
Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde idam cezasını kaldırdık. Avrupa’nın sokaklarına çıkın ve anket yapın. AB vatandaşlarının büyük bölümü idam cezasını insanlık dışı olarak nitelendireceklerdir. Kim bilir belki de haklıdırlar da…
“E, öyleyse... Bizde neden olsun ki?” demek için hemen acele etmeyin.
Aynı ülkelerde bir hafta içinde farzı muhal şöyle bir manzara yaşansın. Tıpkı ülkemizde olduğu gibi günaşırı askerler pusuya düşürülerek öldürülsün, kalabalıkların ortasında birkaç yerde canlı bombalar patlasın, çocuklar hunharca katledilsin, yollara döşenen mayınlar yüzünden vatandaşlar huzur içinde seyahat edemeyecek hale gelsin.
Böylesine huzursuz geçirilen bir haftadan sonra, aynı ülkelerde, “idam cezası kalkmalı mı, kalkmamalı mı?” şeklinde bir anket daha yapılsın. Bakalım sonuç nasıl çıkacak.
Amerika’nın Irak’a saldırırken en büyük gerekçesi, “Saddam’ın 11 Eylül saldırılarını desteklediği” şeklindeydi. Bunun yalan olduğu bizzat Amerikan yetkilileri tarafından daha sonra itiraf edildi. Adamlar, göz göre göre bir yalana sarılarak önleyici terör bahanesiyle komşu ülkemizde taş taş üstünde bırakmıyorlar, üstelik 1 milyonu aşkın sivilin ölümüne neden oluyorlar. Biz ise, bu ülke rıza göstermiyor diye şehitlerimizin katillerine uzanamıyoruz.
Bu iş böyle gitmez. Taviz verdikçe azıyorlar. Sadece söylemle bu işler önlenmez.
Ermenistan Azerbaycan topraklarına saldırınca ne demişti Cumhurbaşkanı Özal; “Bir iki bombamız yanlışlıkla Ermenistan topraklarımıza düşse ne olur ki?” Dünyanın yüreği aman yaparlarsa diye ağızlarına geldi.
Kim karşı çıktı Özal’a…
Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel…
Başka diyeceğim yoktur. Bunlarla bu kadar…
http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=139721
* Osman Özsoy
yazaramesaj@gmail.com
--------------------------------------------------------------------------------
Yıl 1992.
Yer Şemdinli.
Cumhurbaşkanı Özal, Jandarma Karakolunu ziyaret ediyor.
Beraberinde Genelkurmay Başkanı, Jandarma Genel Komutanı ve Olağanüstü Hal Bölge Valisi. Karşılayan, Şemdinli Jandarma Sınır Tabur Komutanı Binbaşı Erdal Sarızeybek.
PKK ile büyük bir çatışma sonrası şehitler var. Herkes üzgün.
- Başınız sağolsun evladım. Anlat bakayım nasıl oldu bu saldırı?
- Teröristler İran sınırından geçerek sabaha karşı yoğun roket ve makineli tüfek atışlarıyla şok etkisi sağlayıp mevzilerimize sızdılar. El bombası atarak 19 erimizi şehit ettiler. Çatışma öğleye kadar sürdü ve İran’a kaçtılar.
- Bu teröristlerin İran’dan geldiği doğru mu?
- Evet, Sayın Cumhurbaşkanım.
- Emin misin?
- Çatışma sonrası teröristler kaçarken İran karakolu destek verdi onlara ve araçlarla Urumiye’ye doğru gittiler... Uçaklarımıza bu karakolun koordinatlarını verdim vurmaları için, ama vurmadılar.
Sağına baktı Özal, soluna baktı ve etrafındakilere dönerek,
- Ben olsaydım vururdum, dedi.
Bu satırları, dönemin Cumhurbaşkanı Özal’a yaşanan çatışma ile ilgili veren o günün Binbaşısı Erdal Sarızeybek’in “İhaneti Gördüm” adlı yakınlarda çıkan kitabının ilk sayfasından aldım.
Hafta sonu yaşadığımız acı bir olay, yukarıdaki hadiseyi hatırlattı bana. Bir yandan Özal’ı rahmetle anarken, öbür yandan, “demek ki kolay Özal olunmuyor” diye düşünmeden edemedim.
Keşke katılsalardı…
Biliyorsunuz, büyük bir acımız var. Cumartesi akşam saatlerinde evlerine iftara yetişmeye çalışan bir minibüs vatandaşımız, Şırnak'ın Beytüşşebap İlçesi Beşağaç köyünde teröristler tarafından tarandı ve 13 vatandaşımız şehit oldu, bazıları da ağır yaralandı. Şehitlerimizin cenazesi Pazar günü kaldırıldı. Cenazeye katılan en üst düzey yetkili, Şırnak Valisi Selahattin Aparı oldu.
Cenaze töreniyle ilgili haberleri televizyondan izlerken, gözüm devlet erkânını aradı. Hiçbiri yoktu. Çankaya Köşkü’nde Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev’i ağırlayan Cumhurbaşkanı Gül programında değişiklik yaparak şehitlerimize son yolculuğunda eşlik edebilirdi. Kaldı ki bu tablo, 10 gün önce bölgeye yaptığı ziyaretin mesajını güçlendiren bir fotoğraf sunar, dünyanın dikkatini PKK vahşetine çekmeye imkân verirdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 62. Genel Kurulu'na katılmak üzere 20 Eylül'de gittiği ABD'deki temaslarını tamamlayarak pazar günü yurda döndü. Erdoğan'ı taşıyan özel uçak ''ANA'', saat 11.55'te Esenboğa Havalimanı'na indi. Erdoğan Ankara’ya inmeden, uçağı cenaze törenine katılmak üzere bölgeye yönlendirebilirdi. Daha 2 gün önce, PKK’ya yönelik sıcak takibe izin vermeyen ABD’nin gözüne parmak sokar gibi, güçlü bir mesaj verebilirdi bu katılımla. Ama Erdoğan, Özal’ın yaptığını yapmadı. Şehitlerin cenaze törenine gitmedi.
Merak bu ya… Aynı saatlerde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ne yapıyordu acaba diye merak ettim. TSK’nın web sayfasına girdim. Sayın Büyükanıt’ın pazar günü katıldığı herhangi bir etkinliğe ait bir bilgi sayfada yer almıyordu. Acaba bakanlar nerdeydi diye aklımın ucundan geçmedi. İftar çadırında vatandaşla çorbaya kaşık sallamaktansa, şehitlerimizin tabutlarına omuz vermelerini tercih ederdim. Konuşurken mangalda kül bırakmayan diğer siyasi parti liderlerinin o sırada nerede olduklarını araştırmaya gerek bile duymadım. Sadece ‘yazık’ diye geçti içimden.
Çok oldular…
Yeter artık bu kadar kan.
Daha samimi, daha çözüme yönelik adımlar atma zamanı gelmedi mi?
Ateş neden sadece düştüğü yeri yakıyor. Ülke her gün verdiği şehitleri nerede ise kanıksamaya başladı. Tıpkı trafik kazalarındaki ölü sayısında olduğu gibi, şehit sayısı 10’u geçmediği sürece medyada haber değeri taşımayacak neredeyse. Fakat ateş çok büyük... Çok yürekler yanıyor.
2 yıl evvel gazetedeki köşemde, “Terör suçuna idam cezası...” başlıklı yazı kaleme almıştım. Yazıda, “Terör suçlarına idam cezası tartışılmalıdır. Gerçek adaleti tesis etmenin ve kamu vicdanını rahatlatmanın yolu budur” demiştim.
İki farklı anket…
Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde idam cezasını kaldırdık. Avrupa’nın sokaklarına çıkın ve anket yapın. AB vatandaşlarının büyük bölümü idam cezasını insanlık dışı olarak nitelendireceklerdir. Kim bilir belki de haklıdırlar da…
“E, öyleyse... Bizde neden olsun ki?” demek için hemen acele etmeyin.
Aynı ülkelerde bir hafta içinde farzı muhal şöyle bir manzara yaşansın. Tıpkı ülkemizde olduğu gibi günaşırı askerler pusuya düşürülerek öldürülsün, kalabalıkların ortasında birkaç yerde canlı bombalar patlasın, çocuklar hunharca katledilsin, yollara döşenen mayınlar yüzünden vatandaşlar huzur içinde seyahat edemeyecek hale gelsin.
Böylesine huzursuz geçirilen bir haftadan sonra, aynı ülkelerde, “idam cezası kalkmalı mı, kalkmamalı mı?” şeklinde bir anket daha yapılsın. Bakalım sonuç nasıl çıkacak.
Amerika’nın Irak’a saldırırken en büyük gerekçesi, “Saddam’ın 11 Eylül saldırılarını desteklediği” şeklindeydi. Bunun yalan olduğu bizzat Amerikan yetkilileri tarafından daha sonra itiraf edildi. Adamlar, göz göre göre bir yalana sarılarak önleyici terör bahanesiyle komşu ülkemizde taş taş üstünde bırakmıyorlar, üstelik 1 milyonu aşkın sivilin ölümüne neden oluyorlar. Biz ise, bu ülke rıza göstermiyor diye şehitlerimizin katillerine uzanamıyoruz.
Bu iş böyle gitmez. Taviz verdikçe azıyorlar. Sadece söylemle bu işler önlenmez.
Ermenistan Azerbaycan topraklarına saldırınca ne demişti Cumhurbaşkanı Özal; “Bir iki bombamız yanlışlıkla Ermenistan topraklarımıza düşse ne olur ki?” Dünyanın yüreği aman yaparlarsa diye ağızlarına geldi.
Kim karşı çıktı Özal’a…
Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel…
Başka diyeceğim yoktur. Bunlarla bu kadar…
http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=139721