Özgür Çağrı
03-02-2012, 16:55
Türkiye'de Demokrasi ve Hukuk Devletinin Önündeki iki Engel: Üniformalılar ve Cübbeliler
Bu ülkenin sivil toplumu güçlü, demokratik bir hukuk devleti olmasının önündeki iki büyük engel, üniformalılar ve cübbelilerdir. Yıkılan ve dağılan bir imparatorluğun küllerinden doğan yeni cumhuriyeti, imparatorluğun kadim/eskimiş ruhunun(Şeriat) tekrar geri gelebileceği korkusu ve Anadolu’ya sığınmış imparatorluğun bakiyesi otuzu aşkın etnisite nin yeni ‘Türk-Sünni birliği(ulus)’ni tehlikeye sokabilecek davranışlara karşı bir ‘güvenlik’ saiki ile totaliter bir yapı halinde yöneten ‘Ebedi’ ve ‘Milli’ şef (CHP)dönemlerinden sonra(1950), bu mirası-aynı samimiyet tonunda olmayarak- iktidar saiki ile üniformalılar ve cübbeliler devraldı. Aynı tarihlerden itibaren - NATO’ ya giriş şartı olarak dış güçlerin zorlamasıyla- demokrasi oyunu oynanmaya başladığı için, muhafazakar halk yığınları, oyunun kurallarına uyarak devletin merkezine gelmek etmek istedi. 1960 darbesiyle, halkın bu talebine onay verilmeyeceği ortaya kondu. Üniformalılar, 1960 Anayasası ile, siyasal hakimiyeti kendi ellerinde tutmak, onu halka kaptırmamak için, başta Anayasa’nın kendisi olmak üzer, hukuki birtakım kurumlar( Anayasa mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, HSYK vs.) kurdular ve bu kurumları kendilerine sadık cübbelilere teslim ettiler. Bu durum, Marksistlerin hukuk tanımı olan ‘Egemenlerin kendi iradelerini ve güçlerini zayıflara zorla dayatması’ ile tam örtüşmektedir.Toplumun yaklaşık %70 ini oluşturan muhafazakar kitle, 1950 den beri oyunun kurallarına uyarak devletin merkezine gelmek, ona nüfuz etmek, eşit vatandaşlar olarak inançlarıyla yaşamak istiyor(DP,AP,ANAP,AKP). Fakat üniformalılar, cübbeliler ve onların etkilediği %30’ luk seçmen kitlesiyle siyasal örgütü olan CHP, önce oluşturulan sözde hukuki kurumlar aracılığı ile; olmadı, zorla(darbe) halkın bu talebini engellediler. 2000’li yıllara böyle geldik.Muhafazakar sağın son siyasal örgütlenmesi olan AKP, rahmetli Özal’ın oluşturduğu Anadolu sermayesini yedeğine alarak ve kendi iktidarları döneminde oluşturduğu medya gücü ile- tabii ki ABD ve AB’nin desteğini unutmadan-, bu egemen güç ile siyasi iktidar mücadelesine girişti. Devam ede gelen iktidar odakları, birincisi, sahip oldukları makam, mevki, statü ve hegomonyalarını kaybetme korkusundan; ikincisi, bazıları da, zamanla sahiden devlet, güvenlik ve hukuk’un kendi kafalarında mevcut kavramsallaştırılmasının dışında başka türlü olamıyacağı dogmatik saiki ile, ‘Devletin sarsıldığı’ından, ‘Hukukun siyasallaştırılmak istendiği’nden vs. şikayet etmektedirler. Sanki devam ede gelen statüko, sonuna kadar siyasal değilmiş de, evrensel kuvvetler ayrılığı prensibine ve hukuka bağlıymış gibi. Üniformalılar,alışık oldukları iktidar hususunda kavuklu saltanat ailesinin davranış reflekslerini gösterirken; cübbeliler de, cumhuriyet ile lağvedilen Şeriat’ın Kadıları gibi, kendilerini mutlak hakikatın icra ve ifacıları gibi görüyorlar. Oysa içinde veya başında bulundukları hukuk kılıflı kurumlar, boğazına kadar siyasaldır. Türkiye, gerçekten iç ve dış dinamiklerin tesiri ile politik olarak artık çoğul ve açık bir toplum haline gelmiş durumdadır. Bundan sonra bu ülkeyi demokrasi, sivil toplum, insan hakları, hukuk devleti ve toplumsal sözleşmeye dayanan bir anayasa dışında kimse yönetemez. Üniformalıların, cübbelilerin ve onların siyasal örgütü olan CHP’nin bu gerçeği anlaması gerekiyor.
Bu ülkenin sivil toplumu güçlü, demokratik bir hukuk devleti olmasının önündeki iki büyük engel, üniformalılar ve cübbelilerdir. Yıkılan ve dağılan bir imparatorluğun küllerinden doğan yeni cumhuriyeti, imparatorluğun kadim/eskimiş ruhunun(Şeriat) tekrar geri gelebileceği korkusu ve Anadolu’ya sığınmış imparatorluğun bakiyesi otuzu aşkın etnisite nin yeni ‘Türk-Sünni birliği(ulus)’ni tehlikeye sokabilecek davranışlara karşı bir ‘güvenlik’ saiki ile totaliter bir yapı halinde yöneten ‘Ebedi’ ve ‘Milli’ şef (CHP)dönemlerinden sonra(1950), bu mirası-aynı samimiyet tonunda olmayarak- iktidar saiki ile üniformalılar ve cübbeliler devraldı. Aynı tarihlerden itibaren - NATO’ ya giriş şartı olarak dış güçlerin zorlamasıyla- demokrasi oyunu oynanmaya başladığı için, muhafazakar halk yığınları, oyunun kurallarına uyarak devletin merkezine gelmek etmek istedi. 1960 darbesiyle, halkın bu talebine onay verilmeyeceği ortaya kondu. Üniformalılar, 1960 Anayasası ile, siyasal hakimiyeti kendi ellerinde tutmak, onu halka kaptırmamak için, başta Anayasa’nın kendisi olmak üzer, hukuki birtakım kurumlar( Anayasa mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, HSYK vs.) kurdular ve bu kurumları kendilerine sadık cübbelilere teslim ettiler. Bu durum, Marksistlerin hukuk tanımı olan ‘Egemenlerin kendi iradelerini ve güçlerini zayıflara zorla dayatması’ ile tam örtüşmektedir.Toplumun yaklaşık %70 ini oluşturan muhafazakar kitle, 1950 den beri oyunun kurallarına uyarak devletin merkezine gelmek, ona nüfuz etmek, eşit vatandaşlar olarak inançlarıyla yaşamak istiyor(DP,AP,ANAP,AKP). Fakat üniformalılar, cübbeliler ve onların etkilediği %30’ luk seçmen kitlesiyle siyasal örgütü olan CHP, önce oluşturulan sözde hukuki kurumlar aracılığı ile; olmadı, zorla(darbe) halkın bu talebini engellediler. 2000’li yıllara böyle geldik.Muhafazakar sağın son siyasal örgütlenmesi olan AKP, rahmetli Özal’ın oluşturduğu Anadolu sermayesini yedeğine alarak ve kendi iktidarları döneminde oluşturduğu medya gücü ile- tabii ki ABD ve AB’nin desteğini unutmadan-, bu egemen güç ile siyasi iktidar mücadelesine girişti. Devam ede gelen iktidar odakları, birincisi, sahip oldukları makam, mevki, statü ve hegomonyalarını kaybetme korkusundan; ikincisi, bazıları da, zamanla sahiden devlet, güvenlik ve hukuk’un kendi kafalarında mevcut kavramsallaştırılmasının dışında başka türlü olamıyacağı dogmatik saiki ile, ‘Devletin sarsıldığı’ından, ‘Hukukun siyasallaştırılmak istendiği’nden vs. şikayet etmektedirler. Sanki devam ede gelen statüko, sonuna kadar siyasal değilmiş de, evrensel kuvvetler ayrılığı prensibine ve hukuka bağlıymış gibi. Üniformalılar,alışık oldukları iktidar hususunda kavuklu saltanat ailesinin davranış reflekslerini gösterirken; cübbeliler de, cumhuriyet ile lağvedilen Şeriat’ın Kadıları gibi, kendilerini mutlak hakikatın icra ve ifacıları gibi görüyorlar. Oysa içinde veya başında bulundukları hukuk kılıflı kurumlar, boğazına kadar siyasaldır. Türkiye, gerçekten iç ve dış dinamiklerin tesiri ile politik olarak artık çoğul ve açık bir toplum haline gelmiş durumdadır. Bundan sonra bu ülkeyi demokrasi, sivil toplum, insan hakları, hukuk devleti ve toplumsal sözleşmeye dayanan bir anayasa dışında kimse yönetemez. Üniformalıların, cübbelilerin ve onların siyasal örgütü olan CHP’nin bu gerçeği anlaması gerekiyor.