adalet nerden kaldı ?
01-22-2008, 13:04
üniversite rektörü çıkıyor darbe çağrısı yapıyor. Çağrısının nedeni ise şu malum sorun: Üniversitelerde türban serbest olsun mu olmasın mı? Ya da başka bir cepheden soruna yaklaşırsak devlet üniversite çağına gelmiş, 18’ini geçmiş bir gencin kılık kıyafetine müdahale etsin mi, etmesin mi? Laikçi cephe ve onların komutanları etsin diyorlar. Dini eline alıp oyuncak gibi kullananlar da etmesin diyorlar. Etmesin demeleri uygarlığa, demokrasiye, fikir özgürlüğüne alan açılması değil. Onlara göre üniversiteler bilim değil, “ilim yuvası” -dini öğretiler için bu terim kullanılıyor- olmalı. Ama laikçi tayfanın üniversitelerde estirdiği despotizm bu kesimi neredeyse demokrasi kahramanı yapıyor! Ama bu arada öğreniyoruz ki türban önerisi 12 Eylül paşasından gelmiş!
Bu sorunun özgürlük ve demokrasi açısından çözümü devletin üniversite çağına gelmiş gençlerin kılık ve kıyafetine karışmamasıdır. Bu gençler üniversiteleri, bitirip kamu ya da özel alanlarda görev aldıklarında, bu alanlarda uygulanan, var olan yasa ve kurallara uymak zorundadırlar. O koşullarda çalışıp çalışmamak onların “özgürlüğüdür.” Bugünkü tartışmalara ve olup bitene bakıldığında bu mücadelede laikçi kesimlerin galip çıkma şansları yoktur. Artık alışkanlık haline getirdikleri rezilce yenilgilerden birini daha alacaklardır. Ama bu arada inancında samimi olan pek çok genci ve diğer insanı karşı tarafa itecekler, toplumu bu sorun üzerinden bir süre daha gereceklerdir.
Ama bu tartışmalar içerisinde bir sorunu göz ardı etmemek gerekiyor ve bu sorun halen üniversitelerin temel sorunudur. Bu sorun üniversitelerin özerk ve demokratik olması sorunudur. Üniversiteler 12 Eylül öncesinde de özerk ve demokratik değildi. Ancak toplumda ve üniversite gençliğinde yaygın olan demokrasi mücadelesi, üniversiteyi egemenlik altına almaya çalışan devleti ve onun üniversitelerdeki temsilcilerini -üniversite yönetimleri- sınırlıyor, özgürce at koşturmalarını engelliyordu. 12 Eylül askeri darbesi bunların her birini -yönetimde olan dekanları ve rektörleri- üniversitenin paşaları haline getirdi. Dekanlar ve rektörler saltanatlarını kurdular ve üniversiteleri, öğrenci gençliği demirden bir cendere içine hapsettiler.
Şimdi bu kurum sağından solundan yara almış durumda. AKP Hükümeti’nin var olan durumdan özünde bir şikayeti yok. Ama üniversiteler artık benim çiftliğim olsun, oralarda özgürce at koşturayım, bilim adına geriye kalan birkaç kırıntı varsa onun da hakkından geleyim diyor. Bu duruma üniversite paşaları isyan ediyor, darbe çağrısı yapıyor! A kardeşim o güvendiğin sahici paşaların o kadar gücü olsaydı darbeyi kendileri için yapar, seni de pisliğinin içinde rahatça yüzesin diye ödüllendirirlerdi. Yani halkımızın dediği gibi, kelin merhemi olsa kendi başına sürerdi.
Bitirirken bir çift lafımız daha var: Üniversite paşaları ve onların savunucuları, siz sanıyorsunuz ki tüm demokrasi ve özgürlük isteyenleri ezdik bitirdik, bir daha başlarını kaldıramazlar, eserimiz olan harabenin üzerinde ya biz otlarız, ya da dinciler otlar! Yanılıyorsunuz! Üniversite paşalarına da, gerçeklerine de, onların arabasına binenlere de hatırlatmamız gereken bir gerçek var: Bu halkın ve onun gençliğinin sizin aklınızın alamayacağı kadar mücadele gücü ve direngenliği vardır. Onlar hep bir ölür, bin dirilirler! Ormanları yakanlar, çıkardıkları yangını ellerini ovuşturarak seyredenler bilmezler ki gelecek baharda o küllerin arasından yeni filizler çıkacak, daha gür ve genç bir orman yeşerecek! Onun için iki tarafa da hatırlatalım ki boşuna çabalıyorsunuz!
Ahmet Yaşaroğlu/ evrensel gazetesi
Bu sorunun özgürlük ve demokrasi açısından çözümü devletin üniversite çağına gelmiş gençlerin kılık ve kıyafetine karışmamasıdır. Bu gençler üniversiteleri, bitirip kamu ya da özel alanlarda görev aldıklarında, bu alanlarda uygulanan, var olan yasa ve kurallara uymak zorundadırlar. O koşullarda çalışıp çalışmamak onların “özgürlüğüdür.” Bugünkü tartışmalara ve olup bitene bakıldığında bu mücadelede laikçi kesimlerin galip çıkma şansları yoktur. Artık alışkanlık haline getirdikleri rezilce yenilgilerden birini daha alacaklardır. Ama bu arada inancında samimi olan pek çok genci ve diğer insanı karşı tarafa itecekler, toplumu bu sorun üzerinden bir süre daha gereceklerdir.
Ama bu tartışmalar içerisinde bir sorunu göz ardı etmemek gerekiyor ve bu sorun halen üniversitelerin temel sorunudur. Bu sorun üniversitelerin özerk ve demokratik olması sorunudur. Üniversiteler 12 Eylül öncesinde de özerk ve demokratik değildi. Ancak toplumda ve üniversite gençliğinde yaygın olan demokrasi mücadelesi, üniversiteyi egemenlik altına almaya çalışan devleti ve onun üniversitelerdeki temsilcilerini -üniversite yönetimleri- sınırlıyor, özgürce at koşturmalarını engelliyordu. 12 Eylül askeri darbesi bunların her birini -yönetimde olan dekanları ve rektörleri- üniversitenin paşaları haline getirdi. Dekanlar ve rektörler saltanatlarını kurdular ve üniversiteleri, öğrenci gençliği demirden bir cendere içine hapsettiler.
Şimdi bu kurum sağından solundan yara almış durumda. AKP Hükümeti’nin var olan durumdan özünde bir şikayeti yok. Ama üniversiteler artık benim çiftliğim olsun, oralarda özgürce at koşturayım, bilim adına geriye kalan birkaç kırıntı varsa onun da hakkından geleyim diyor. Bu duruma üniversite paşaları isyan ediyor, darbe çağrısı yapıyor! A kardeşim o güvendiğin sahici paşaların o kadar gücü olsaydı darbeyi kendileri için yapar, seni de pisliğinin içinde rahatça yüzesin diye ödüllendirirlerdi. Yani halkımızın dediği gibi, kelin merhemi olsa kendi başına sürerdi.
Bitirirken bir çift lafımız daha var: Üniversite paşaları ve onların savunucuları, siz sanıyorsunuz ki tüm demokrasi ve özgürlük isteyenleri ezdik bitirdik, bir daha başlarını kaldıramazlar, eserimiz olan harabenin üzerinde ya biz otlarız, ya da dinciler otlar! Yanılıyorsunuz! Üniversite paşalarına da, gerçeklerine de, onların arabasına binenlere de hatırlatmamız gereken bir gerçek var: Bu halkın ve onun gençliğinin sizin aklınızın alamayacağı kadar mücadele gücü ve direngenliği vardır. Onlar hep bir ölür, bin dirilirler! Ormanları yakanlar, çıkardıkları yangını ellerini ovuşturarak seyredenler bilmezler ki gelecek baharda o küllerin arasından yeni filizler çıkacak, daha gür ve genç bir orman yeşerecek! Onun için iki tarafa da hatırlatalım ki boşuna çabalıyorsunuz!
Ahmet Yaşaroğlu/ evrensel gazetesi