ceyhanli
01-17-2008, 16:12
Velev ki...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Medeniyetler İttifakı toplantısı için gittiği tarihi İslam yurdu Endülüs’te İspanyol gazetecilerin sualleri üzerine iki meseleye temas etti.
Sayın Erdoğan’ın medyada yer almayan, politikacıların eleştiri oklarına hedef olmayan tesbiti mealen şöyle: “İslamcı, kunduracı demek gibi. Çirkin bir tabir. İslamcı yok, Müslüman vardır. İslam İslam’dır, Müslüman da Müslümandır. Müslümanın dinini yaşayanına da dindar denir.” Aynen doğru. Biz de 32 yıldır bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bu doğru es geçildi. Bununla birlikte es geçilmesinden memnunuz. Demek ki bu fikir ortak bir hüküm haline gelmiş.
Tayyip Erdoğan’ın şu meşhur ifadeyle “gündeme oturan” sözü ise türbanla alakalı olan görüşleri oldu. El Hamra Sarayı’nın muhteşem mimarisi önünde serdedilen bu görüşleri üzerine yüzde yüz demagojik laflar edildi.
Başbakan teatral bir diyalogla tezini açıklıyor:
-Sen başörtüsünü siyasi simge olarak takıyorsun!
-Hayır, dinimin emri olarak kullanıyorum.
Türk toplumunun, toplumdan kopmuş bir kesimiyle, İslam dininin gereği olarak başını örten dindar zümre arasındaki bu konuşmadan sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, baş örtüsüne siyasi simge diyenlere karşı bir şart edatıyla cevap veriyor:
-Velev ki bir siyasi simge. Simgelere, sembollere yasak getirebilir misiniz? Dünyanın neresinde böyle bir yasak var. Halkının yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede bunlar yaşanıyor. Milletçe bunu aşacağımıza inanıyoruz. En yakın zamanda çözeceğiz.
Deniz Baykal, bu sözü işitir işitmez hemen kürsüye fırladı.
“İşte ikrar etti, türbana simge dedi. Halbuki daha evvel simge değil diyordu”. Devlet Bahçeli ise kapıda gazetecilere konuştu. Onun dedikleri de benzer şeyler ve kendi tabanının inançlarına zıt iddialar. İki sayın genel başkanın dediklerinin de iler-tutar tarafı yok.
Aynı şekilde bazı gazeteciler de “simge” kelimesine takılarak konuşup durdular ve konuşmaktalar. Ortaya çıkan bir araba boş laf. Keçi boynuzu tüketimi.
Adama diploma sormazlar mı?
Hanımlar, beyler!...
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı bir yabancı ülkede iken gazeteciler, ona ülkesiyle alakalı sualler sormaktalar. Başbakan da “velev ki” diye söze başlayarak fikrini açıklamakta. “Velev ki” Arapça’dan gelen bir şart edatıdır. “Bile, hatta, olsa da , kaldı ki, tut ki” gibi anlamlara gelir. Başbakan şunu demek istiyor, ‘başörtüsü simge değildir, kaldı ki simge olsa bile bunu yasaklayabilir misiniz?’ “sarhoş iken namaza yaklaşmayınız” ayetindeki “sarhoş iken” kısmını bırakıp sadece “namaza yaklaşmayınız” tarafını alıp bunu suiistimal etmek gibi bir açıkgözlülük. Şart edatı atlanarak cümlenin devamı üzerinden yorumlar, tartışmalar yapılmakta.
Ortada ya kasıt var, ya cehalet.
Ki ikisi de ayıp.
Entellektüel Boyut
Rahim Er
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Medeniyetler İttifakı toplantısı için gittiği tarihi İslam yurdu Endülüs’te İspanyol gazetecilerin sualleri üzerine iki meseleye temas etti.
Sayın Erdoğan’ın medyada yer almayan, politikacıların eleştiri oklarına hedef olmayan tesbiti mealen şöyle: “İslamcı, kunduracı demek gibi. Çirkin bir tabir. İslamcı yok, Müslüman vardır. İslam İslam’dır, Müslüman da Müslümandır. Müslümanın dinini yaşayanına da dindar denir.” Aynen doğru. Biz de 32 yıldır bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bu doğru es geçildi. Bununla birlikte es geçilmesinden memnunuz. Demek ki bu fikir ortak bir hüküm haline gelmiş.
Tayyip Erdoğan’ın şu meşhur ifadeyle “gündeme oturan” sözü ise türbanla alakalı olan görüşleri oldu. El Hamra Sarayı’nın muhteşem mimarisi önünde serdedilen bu görüşleri üzerine yüzde yüz demagojik laflar edildi.
Başbakan teatral bir diyalogla tezini açıklıyor:
-Sen başörtüsünü siyasi simge olarak takıyorsun!
-Hayır, dinimin emri olarak kullanıyorum.
Türk toplumunun, toplumdan kopmuş bir kesimiyle, İslam dininin gereği olarak başını örten dindar zümre arasındaki bu konuşmadan sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, baş örtüsüne siyasi simge diyenlere karşı bir şart edatıyla cevap veriyor:
-Velev ki bir siyasi simge. Simgelere, sembollere yasak getirebilir misiniz? Dünyanın neresinde böyle bir yasak var. Halkının yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede bunlar yaşanıyor. Milletçe bunu aşacağımıza inanıyoruz. En yakın zamanda çözeceğiz.
Deniz Baykal, bu sözü işitir işitmez hemen kürsüye fırladı.
“İşte ikrar etti, türbana simge dedi. Halbuki daha evvel simge değil diyordu”. Devlet Bahçeli ise kapıda gazetecilere konuştu. Onun dedikleri de benzer şeyler ve kendi tabanının inançlarına zıt iddialar. İki sayın genel başkanın dediklerinin de iler-tutar tarafı yok.
Aynı şekilde bazı gazeteciler de “simge” kelimesine takılarak konuşup durdular ve konuşmaktalar. Ortaya çıkan bir araba boş laf. Keçi boynuzu tüketimi.
Adama diploma sormazlar mı?
Hanımlar, beyler!...
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı bir yabancı ülkede iken gazeteciler, ona ülkesiyle alakalı sualler sormaktalar. Başbakan da “velev ki” diye söze başlayarak fikrini açıklamakta. “Velev ki” Arapça’dan gelen bir şart edatıdır. “Bile, hatta, olsa da , kaldı ki, tut ki” gibi anlamlara gelir. Başbakan şunu demek istiyor, ‘başörtüsü simge değildir, kaldı ki simge olsa bile bunu yasaklayabilir misiniz?’ “sarhoş iken namaza yaklaşmayınız” ayetindeki “sarhoş iken” kısmını bırakıp sadece “namaza yaklaşmayınız” tarafını alıp bunu suiistimal etmek gibi bir açıkgözlülük. Şart edatı atlanarak cümlenin devamı üzerinden yorumlar, tartışmalar yapılmakta.
Ortada ya kasıt var, ya cehalet.
Ki ikisi de ayıp.
Entellektüel Boyut
Rahim Er