fatih kısaparmak balon baskılı balon Yalçın Küçük ve Soner Yalçın'a dikkat.. - AK Parti |AKParti Forum |AK Gençlik |Recep Tayyip Erdoğan |AKPARTİ Gençlik Forumu|

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yalçın Küçük ve Soner Yalçın'a dikkat..


mavera
12-22-2007, 13:09
Yalçın Küçük ve Soner Yalçın'a dikkat..

Merkez Bankası'nın genel müdürlük binası Ankara'dan İstanbul'a “getirilince” ne olur? Cevap: Anayasa ihlal edilmiş olur..

Niye Anayasa ihlal edilmiş olur? Çünkü başkent Ankara'dır..

Hayır hayır; bunu ben söylemiyorum, bunu Hürriyet yazarı Mehmet Y. Yılmaz söylüyor..

Mealen, diyor ki Yılmaz: “Hükümet bunu niye yapıyor? Çünkü Merkez Bankası'nı İstanbul'a taşırsa Ankara'nın önemi kalmayacak.. Sıra, başkenti İstanbul'a taşımaya gelecek..”

Yani Yılmaz şunu demiyor ama aslında tam da şunu demiş oluyor:

“Hükümet başkenti değiştirmekle kalmayacak, Anayasa'nın değiştirilemeyecek maddesi olan 2. maddede yazılı laiklik ve cumhuriyet ilkesinden de vazgeçecek..”

Evet, bu düşünceye komplo teorisi demek ne komplonun manasını bilmektir ne de teorinin.. Bunun adı, paranoyadır..

Örneğin bir de Yalçın Küçük var; Küçük SKY Türk'te dedi ki:

“Hayrünisa Gül de Sabetayisttir.. Çünkü kızlık soyadı Özyurt'tur.. İslamcılarda ne öz ne de yurt kavramı vardır..”

İşte Yalçın Küçük ekibinden Soner Yalçın da geçen hafta merhum Sabahattin Zaim'in portresini analiz etmiş ve ortaya “acayip” bir yazı çıkarmıştı..

Ona göre Sabahattin Zaim “Beyaz bir Müslüman” idi; yani Türkçesi öyle samimi mamimi bir Müslüman değildi..

Soner Yalçın'ın o yazısını okuduktan sonra geçen yıl çıkardığı “Müslümanların Büyük Sırrı.. Efendi-2” adlı kitabının altını çizdiğim satırlarını tekrar okudum..

Soner Yalçın bu kitapta Beyaz Müslümanların, Yahudi Kabalası'ndan fazlasıyla etkilendiğini, dolayısıyla bu kişilerin Sabetay Sevi'nin müritleri olduğunu ima ediyordu

Örneğin, Sabetayistlerin “ışık” sözcüğüne özel önem atfetmesi ile Müslümanların “nur” kelimesine verdiği özel önemin aynı kapıya, yani Sabetayizm'e çıktığını söylüyor.

Küçük'e göre, Sabetayistlerin kurduğu Feyziye Mektepleri'nin daha sonra “Işık Okulları” ismini alması ile AK Parti'nin ambleminin “ampul” olması arasında bir yakınlık var.

Kitapta ayrıca şu sorular da soruluyor:

Alparslan Türkeş niçin “9 Işık” adı altında ilkeler oluşturdu?

Manevi önderliğini Fethullah Gülen'in yaptığı Nur cemaatinin evlerinin ismi neden “Işık Evleri”?

Süleymancılar olarak bilinen cemaatin kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan, kızına İbranice bir sözcük olan 'Beria' ismini neden koydu?

TGRT'nin eski patronu Enver Ören'in kayınpederi Hüseyin Hilmi Işık, neden “Işık” soyadını aldı ve TGRT neden Yahudilere satıldı?

Kitapta ayrıca Üzeyir Garih'in Necmettin Erbakan'ın asistanı olmasından hareketle Erbakan'ın Yahudiliğe “mütemayil” bir izlenim doğurduğu ima ediliyor.

Bunu kuvvetlendirmek için de Erbakan'ın kızının Çırağan'daki düğün organizasyonunun bir Yahudi şirket tarafından yapıldığını belirtiyor.

İlaveten, Üzeyir Garih'e araba kullanmayı öğreten kişinin Erbakan olduğunu “ifşa ediyor”.

Bu arada kitap, Hürriyet'in kurulduğu yıllarda “Hürriyet Yahudi sermayesi ile kuruldu” şeklindeki iddialara neden yer vermemiş, bilemiyorum.

Belki de kitap Doğan Kitap tarafından basıldığı içindir!

Kaldı ki bu iddiayı ortaya şu dönemde ben atmıyorum; bu iddiayı o dönemde Burhan Felek gibi bir isim ortaya atmıştı.

Şimdi bir komplo da ben üreteyim: İsrail'in ve Hürriyet'in kuruluş yılı 1948'dir; aynı yıl Fevzi Çakmak Millet Partisi'nin kurdu ve aynı yıl Bülent Arınç doğdu..

(Yukarıda Erbakan'ın asistanı olduğunu söylediğimiz Üzeyir Garih nerede öldürüldü? Eyüp mezarlığında medfun Fevzi Çakmak'ın mezarının yanında öldürüldü!)

Ve, Demokrat Parti'nin iktidara geldiği yıl olan 1950'de Abdullah Gül; DP'nin ikinci kez seçimi kazandığı yıl olan 1954'te Recep Tayyip Erdoğan doğdu.

Evet, neticede dedem de zaten ileriyi gören bir adamdı.. Çünkü 1934'te soyadı kanunu çıktığında 21. yüzyılın başlarında AK Parti isminde bir parti kurulacağını tahmin ettiği için soyadımızda “Ak” sıfatının yer almasını istemişti!

Ve “ilk kez” buradan açıklıyorum; ben sürücü belgemi Ziya Bey'in sahibi olduğu bir dershaneden almıştım.

“Ziya” kelimesinin “ışık-nur” anlamına da geldiğini o yıllarda bilseydim sürücü belgesini dersaneden değil bizim kasaptan alırdım..

Ama geliniz görünüz ki, kasabımızın eşinin ismi “Feyziye”!

Bayramınız mübarek olsun..
Fikri Akyüz

mavera
12-22-2007, 13:11
Fikri abi yine döktürmüs..yüregine saglik fikri bey komplo teorilerini kaleme alanlari öyle güzel "ti" ye almissiniz ki sizin komplo teorileri onlarinkinden daha gercekci olmus..

Meftun
12-22-2007, 13:40
:D
çok güldüm ya Allah razı olsun cidden komplo felan değil paranoya

ümitli_bekleyis
12-22-2007, 13:47
Çok güzeldi :D İyi güldüm

ak_mavish
12-23-2007, 00:08
süper ya :D :D

Sukût-u_Hayal
12-23-2007, 00:52
Evet, neticede dedem de zaten ileriyi gören bir adamdı.. Çünkü 1934'te soyadı kanunu çıktığında 21. yüzyılın başlarında AK Parti isminde bir parti kurulacağını tahmin ettiği için soyadımızda “Ak” sıfatının yer almasını istemişti!

Ve “ilk kez” buradan açıklıyorum; ben sürücü belgemi Ziya Bey'in sahibi olduğu bir dershaneden almıştım.

“Ziya” kelimesinin “ışık-nur” anlamına da geldiğini o yıllarda bilseydim sürücü belgesini dersaneden değil bizim kasaptan alırdım..

Ama geliniz görünüz ki, kasabımızın eşinin ismi “Feyziye”!




çok güldüm ya cidden ...artık komployu aşmışlar paronaya olmuş bunlar :D :D :D

selahattin_ay
12-24-2007, 07:41
yalcin kucuk ile ilgili bir yazi da ben okumustum iyi cevaplar vardi paylasayim

selahattin_ay
12-24-2007, 07:42
Yalçın Küçük, yakın tarihe kadar referans aldığım önemli bilim adamlarındandı. Bizim jenerasyon, çapraz düşünmeyi, biraz da onun eserlerinden öğrendi.

Son dönemde bakıyorum, meddah gibi TV ekranlarında boy gösteriyor. Komedyenleri aratmayan konuşma üslubu ve tavırları karşısında üzülüyorum ama ne çare. İtiraf etmem gerekirse, kimi zaman bir çok izleyici gibi beni de güldürüyor.

Yumruğunu masaya vurması, cümleye göre şapka değiştirmesi, sağa sola yayılması, ani şekilde ses tonunu yükseltmesi, Cem Yılmaz şovlarında bile rastlamadığım ustalıkta sahneler.

Tehlikeli olan tarafı, bilim adamı hüviyetiyle mide bulandırmasıdır. Herkesi kendi gibi paranoyak yaptı. Soy sop araştırır olduk.

Son bombası, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül’le ilgili. Son programında heyecanlı heyecanlı konuşuyor: ‘ Abdullah Gül’e sabetayist demiştim. Bana cevap vermiş, sabetayist olmadığını söylemiş. Ama ben belgeleriyle kanıtlayacağım.’

Partneri soruyor: ‘ Nasıl kanıtlayacaksınız?’

Küçük cevap veriyor: ‘ Abdullah Gül’ün eşinin soyadı Özyurt. İslamcılarda ne öz ne yurt kavramı vardır, buyrun bakalım..’

İspat dediği bu. İsminin önünde ‘ Profesör Doktor’ yazıyor ama inanın manken Aysun Kayacı kalitesinde bile değil.

Hatırlıyorum, Adanalı Ali Antepüzümü adlı bir siyasetçi vardı. Ben de Antepli olduğum için merak etmiştim, bu soyadı nereden almış diye.

Bir gün Milliyet’te bir söyleşisini okudum. Hafızamda kaldığı kadarıyla şöyle bir öyküsü vardı soyadının: ‘ Bir gün babası (veya dedesi) soyadı almak için nüfus idaresine gittiğinde, demir, çelik, yılmaz gibi o dönemin popüler ne kadar soyadı varsa sıralamış ama görevli memur ‘bunları aldılar, size veremeyiz’ demiş. Ne önerdiyse ‘verildi’ denmiş. Bir türlü soyadı bulamamış kızıp ayrılmış. Binadan çıkarken bir seyyar satıcı bağırıyormuş; ‘Meşhur antepüzümü...’ Girmiş hemen içeriye, ‘Soyadım antepüzümü olsun’ demiş.’

Şimdi Yalçın Bey gibi düşünmek istiyorum. Adanalılar ‘ Antepüzümü’ soyadını bilmezler, acaba Ali Bey, üzüm taciri sabetayist aileden olabilir mi?

Yalçın Küçük’e bir de küçük uyarım var. Sakın ha, benim de adıma bakarak ‘ Bu adam Çerkez’ deme. Doğduğum gün Şeyh Şamil’in filmi oynuyormuş, dayım filmden çok etkilenmiş, ‘ Adı Şeyh Şamil olsun’ demiş.

Nüfus memuru, ‘ Şeyh de ne demek’ deyip nüfusa ‘ Şıh Şamil’ olarak geçirmiş. Malum, ‘ Şıh’, ‘ Şeyh’in halk arasında bozulmuş şekli. Sonra ‘ Şıh’ı ‘ Şeyh’ yapmak istedik ama olmadı. Eskiden göz yumuyorlarmış, şimdi Soyadı Kanunu’na göre yasak. Birkaç yıl önce mahkeme kararıyla ‘Şıh’ı tamamen kaldırdık.

Gerçi, memleket ‘ Küçük’ adamlarla dolu. Bazı yazılarıma kızıp ‘ Biz senin Şıh olduğunu biliyoruz, neden gizliyorsun?’ gibi salakça mesaj gönderenler olmadı değil.

Sevgili Mustafa Hoş’un bir yazısında rastlamıştım. Can Yücel, ‘ Yalçın Küçük, küçük ama bide bulandırır’ demiş. Haksız sayılmazmış...


Kaleler bir bir düşüyor


Bakıyorum, bazı çevrelerde ‘Kaleler bir bir düşüyor’ feryadı yükseliyor.

Abdullah Gül Cumhurbaşkanı oldu. Dediler: Çankaya Kalesi düştü, gericiler kaleyi ele geçirdi!

Haşim Kılıç Anayasa Mahkemesi Başkanı oldu. Dediler: Yargının kalesi düştü, irtica yargıda tavan yaptı!

Mustafa Kumlu Türk-İş’in yeni patronu oldu. Dediler: AK Partili hacı Türk-İş’i iktidarın arka bahçesi haline getirecek, işçilerin kalesi düştü!

Profesör Dr. Yusuf Ziya Özcan, Erdoğan Teziç’ten boşalan YÖK Başkanlığı’na atandı. Dediler: Yüksek Öğretimin kalesi düştü, türban üniversiteleri teslim alacak!

Fazıl Say da, bu koroya katıldı: ‘Türkiye’yi İslamcılar ele geçirdi, terk edeceğim.’

Kamuoyunu yanlış yönlendiriyorlardı ama mesajların gerçek adresi orduydu.

Bekir Coşkun gibi bu kesimin sözcüleri, TSK’yı bu gelişmeler karşısında sessiz kalmak ve selam durmakla suçladılar. Darbe isteyen yazarlara hergün bir yenisi eklendi.

Şimdi daha iyi anlıyoruz ki; yıllarca bu ülkeyi kalelerle bölüp, halkı düşman görerek yönetmişler.

Artık Türkiye eski Türkiye değil, değişerek dönüşüyor. Yönetenler ile yönetilenler arasına çekilen surlar, bariyerler, kaleler bir bir ortadan kaldırılıyor.

Ve artık halk, egemenliği kullanmanın keyfini yaşıyor.

Askeri ve sivil bürokrasi, egemenliği halka devretmemek için direniyor.

Kavganın asıl nedeni budur.

Cumhurbaşkanı Gül diyor ki: ‘Ben işçi çocuğuyum. İşçi çocuğu olarak Cumhurbaşkanı olabiliyorum.’

Haşim Kılıç diyor ki: ‘İlkokul mezunu olan bir ailenin çocuğu olarak Anayasa Mahkemesi Başkanı seçilebiliyorum.’

Mustafa Kumlu diyor ki: ‘Okur yazar olmayan bir çiftçi ailenin sabanla ve çobanlıkla büyüttüğü bir çocuk olarak en büyük işçi kuruluşunun başkanı olabiliyorum’

Devlet Bakanı Mehmet Şimşek diyor ki: ‘Altı yaşında Türkçe’yi öğrendim. Suyu, yolu, okulu olmayan bu harabe köyden çıkıp bakan olabiliyorum.’

Kusura bakmayın beyler, bu değişim devam edecek.

Yıllardır halkın omuzları üzerinde inşa ettiğiniz imtiyazlı şatolarınız, kaleleriniz bir bir yıkılacak. İmtiyazlarınızı kaybetmemek için Atatürk’ün ve O’nun kutsal ilkelerini istismar etmenize artık kimse itibar etmeyecektir.

Egemenlik, kayıtsız şartsız milletin olacak.

Asıl şimdi Atatürk’ün gerçek Türkiye’si kuruluyor.


21.12.2007

Samil Tayyar