![]() |
#1 |
![]() Kendine “aydın” payesi veren bir zümre (Gerçek aydınları, yani münevverleri tenzih ederim!); ne kadar yanlış varsa hepsini “sübjektif doğru” olarak topluma dayatmaya çalışıyor... Bu dayatma kampanyasında; yalan-yanlış, tezvirat, çarpıtma, saptırma, uydurma vs. doğru ve etik olmayan ne varsa devreye sokuluyor. Bakınız en başta “türban” kelimesine bakalım: 1980’li yıllarda başlayan tartışmada, dönemin YÖK Başkanı İhsan Doğramacı’nın çözüm olarak ortaya attığı “türban” sadece saçları örten ve boynu açıkta bırakan bir örtü şekli değil miydi?!
Peki bugün “türban” karşıtlarının tartıştığı “türban” hangisi? İşte bütün tartışmalar böyle yarım yamalak, yanlış ve temelsiz... Bakınız son günlerin moda lakırdısı haline gelen “mahalle baskısı” lafına: Prof. Şerif Mardin, bir ihtimal olarak bunu telaffuz etmiş. Ama o konuşmasında, ihtimalin ötesinde kaskatı gerçek olarak başka bir şey ifade etmiş. Demiş ki, “Yüzde yüz emin olduğum bir husus var. O da başörtüsü yasağının yanlış olduğudur...” Mahalle baskısı ifadesine mal bulmuş mağribi gibi atlayanlar; nedense Şerif Mardin’in bu kesin teşhisini hiç görmüyorlar. Çünkü işlerine gelmiyor! Bir diğer temel yanlış da Başörtüsü yasağı için ileri sürülen “hukuksal dayanaklar”dır. Anlı şanlı hukuk prof.larının da her defasında tekrarladığı bir Anayasa Mahkemesi kararı var ki, bu kararın gerekçesindeki yorum; bizatihi Anayasanın 153’üncü maddesine aykırıdır. Çünkü Anayasa Mahkemesi bu kararı ile, kanun koyucu gibi hareket ederek; yeni bir uygulamaya yol açacak hüküm tesis etmiştir. Oysa Anayasanın anılan 153’üncü maddesinin ikinci fıkrası gayet açık: “Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.” Peki ederse ne olur? O zaman bugünkü durum meydana gelir. Yıllardır de facto olarak uygulanan başörtüsü yasağının dayandırıldığı mesnet Anayasa Mahkemesinin 1990/36 E. ve 1991/8 sayılı kararının gerekçesinde yaptığı yorumdur. Söz konusu karar; 2547 Sayılı YÖK Kanunu’nun, “Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile, Yüksek Öğretim Kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir.” Hükmünü getiren Ek 17’nci maddenin iptali için açılan dava ile ilgilidir. Mahkeme iptal talebini reddederken; yukarıda belirtilen Anayasa hükmüne aykırı olarak, kanun koyucu gibi hareketle; Anayasa’nın 2, 3 ve 4. maddelerine atıfta bulunarak; başörtüsünün yürürlükteki kanunlara uygun olmayan kıyafet olduğu yorumunda bulunmuştur... İşte o günden beri, “türban karşıtları”nın Anayasa mahkemesi kararı var dedikleri şey budur. Bu da görüldüğü gibi açıkça 153’üncü madde hükmüne aykırıdır. Nitekim, bu kararın muhalefet şerhinde imzası bulunan dönemin Anayasa Mahkemesi üyesi Ahmet Necdet Sezer de; 2547/ EK 17’nci madde yürürlükte olduğu sürece, başörtüsü yasağının olamayacağını kayıtlara geçirmiştir... Ek 17’nci madde hâlâ yürürlüktedir. Ama başörtüsü yasağının geldiği nokta da gözler önündedir. Neticede bir yanlışa istinaden; binlerce gencin eğitim hakkı elinden alınmıştır. Hukuk devletinde bu durumun izahı zordur. Yasağa dayanak olarak gösterilen bir diğer hüküm de AİHM’nin Leyla Şahin isimli vatandaşın başvurusu ile ilgili kararıdır. Bu karar da, malum çevre tarafından kasıtlı biçimde yanlış olarak lanse edilmektedir. Söz konusu kararda, derslere başörtü ile giren davacı Leyla Şahin’e İ. Ü. İktisat Fakültesi tarafından verilen disiplin cezasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olmadığı belirtilmiştir. Bu karara sarılan bazı hukukçular, başörtü yasağının kaldırılamayacağını savunmaktadır. Hatta bazı sivri zekalılar, (Bunların içinde proflar da var...) bu yasak kaldırıldığı takdirde Türkiye’nin üyelikten atılabileceğini söylüyor iyi mi!.. Bu kadar sakat bir mantık olamaz. Avrupa Birliği ülkelerinin hiçbirisinde başörtü yasağı yoktur. Türkiye’de hukuksuz olarak uygulanan yasak pek ala kaldırılabilir ve kaldırılmalıdır da. Yasakçı zihniyetin bu türden yalan ve yanlış gerekçeleri, mesnetleri hukuken tümüyle geçersizdir. Malezyalaşma hikayesi ise ayrı bir komedidir. Bu hikayenin kahramanı olan Richard Holbroke dahi, işin nereye vardığını gördüğünde şaşırıp kalmış ve Türkiye’den özür dilemiştir. Ama irticadan rant devşiren zümre, bu Malezyalaşma hikayesini daha epeyce devam ettirecektir. Ta ki, Anayasa değişikliği konusunda yeni bir hikaye buluncaya kadar... Eğer rant ve imtiyaza yönelik bir tehlike varsa; değişime direnme konusunda bunlar için her yol mubahtır!..
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|