![]() |
#1 |
![]() Başbakan, "sınır ötesi operasyon" için bedel ödemeye hazır olduğumuzu söylüyor. Sözlerinde hem ince bir hesap, hem de gözü kara bir meydan okuma var. Sınır ötesi operasyonun sadece askerî değil, siyasî ve diplomatik boyutları da olduğunu belirtiyor.
Ama bir kere bu yola girdikten sonra "faturası, bedeli ne olursa olsun" karşılanacağını açıklıyor. Bu sözler, dünyanın tek süper gücü olan ABD'yi hedef alıyor. Üstelik stratejik müttefikimiz olan ABD'yi. Bir tarafta ince hesaplarla uğraşmak, öbür tarafta hesapsız-kitapsız kafa tutmak; bu topraklarda yaşanan tarihin üzerinde yükseldiği hassas dengeyi ifade ediyor. Kurtuluş Savaşı'nı hatırlayalım: Sahada karşımızda sadece Yunan Ordusu kalmıştı. Ama savaş, başta İngiltere olmak üzere yedi düvele karşı yürütülüyordu. Bir yanda ince diplomatik manevralarla saf dışı kalması gerekenler, öbür tarafta savaş meydanında imha edilmesi gereken bir ordu duruyordu. Elazığlı bir dostumdan dinlemiştim. Yolyemez Naci, Elazığ'ın namlı külhanbeyi. Yollarda da hükmünü yürüttüğünü göstermek için kaldırımdan yürüme âdeti yok. Zaten yengeç yürüyüşü ile yolun ortasından gittiği için "yolyemez" lâkabını almış. Ne var ki modern hayat delikanlılığı bozuyor. Trafik arttıkça, Yolyemez Naci'nin karşısındaki risk de artıyor. Bir gün beklenen kaza oluyor. Bir taksi yolda yürüyen Yolyemez'e çarpıyor. Şoför arabadan inip, çarptığı adamın Yolyemez olduğunu fark edince başına geleceklerden korkuya kapılıyor. Yolyemez, yavaşça kalkıp toparlanıyor. Bir yandan üstünü başını silkelerken mücrim gibi titreyen şoföre dönüyor ve gayet sakin soruyor: "Gardaş, zararın neyse ödeyek". Evet, yollar bizim. Bu bölgede bizden izinsiz kuş uçmaz. Bizden habersiz yaprak kıpırdamaz. Bu hasletlerimizi ve üstünlüğümüzü, gücümüz yetmediği zaman her türlü bedeli ödeyerek sürdürürüz. Bize ait yolda yürürken üzerimizden bir Amerikan tankı geçerse, doğrulup zararını da öderiz. Biz hem hesap yaparız ve hem bedel öderiz. Herkes de bizim hesap yaptığımızı, hesaplar tutmadığı zaman da bedel ödemeyi göze alarak eksiğimizi, gediğimizi gözümüzü karartıp tamamladığımızı bilir. Bizim, bu topraklarda var olma tarzımız budur. Diplomatik kozlar, siyasî manevralarla inşa edilir. ABD Kongresi, "Ermeni soykırım tasarısı" ile Türkiye'ye karşı bir diplomatik koz inşa ediyor. Her başkanlık seçimi öncesi Ermeni asıllı vatandaşları kazanmak için gündeme gelen "soykırım tasarısı", Türkiye'ye karşı bir pazarlık kozuna dönüşüyor. "Biz tasarıyı engelleyelim, siz de şu tavizleri verin..." pazarlığı, kaçınılmaz olarak önümüze gelecek. Hesap kitap yaparken, ABD'nin inşa ettiği bu diplomatik kozu çok fazla önemseyerek yaptığımız katkılara dikkat edelim. "Sınır ötesi operasyon" da öyle. Yanı başımızdaki ülkede, girdiği bataklıktan çıkmaya çalışan Süper Güç duruyor. Irak'a girmek, Süper Güç'e rağmen orada var olmak değil, o bataklıktaki tüketici denklemlerin bir parçası haline gelmek. Gözümüzü karartır, bedelini öderiz. Azdan az, çoktan çok gider. Bizim yarım bıraktığımız hesabı onlar tamamlamak zorunda kalır. Bu da bir diplomasi tarzıdır. * * Ramazan Bayramı'nın gerçek ismi olan "Iydu'l Fıtr"ın tam Türkçe sözlük karşılığının "Yaradılış Bayramı" anlamına geldiğini söylemiştim. Konuyu bilen bazı okuyuculardan itiraz geldi. Kaynağım, İbn Arabî (Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 201). Biz kelimelerin ıstılahî anlamlarını kullanıyoruz. Ancak lugat anlamı veya kelimenin etimolojisi bize ıstılahî anlama yol açan gelenek hakkında da sağlam bir fikir verir. "Fatr" kökünden türeyen "fıtrat", "fitre", "iftar" kelimelerinin hepsi hilkât, yani yaradılışla alâkalıdır. Sadaka-ı fıtr, yaratılış anlamı ile bağlantılı olarak "baş sadakası" veya "bedenin zekâtı" olarak tarif edilir. MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|