![]() |
#1 |
![]() “Ne biçim bir iş kardeşim, yüksek öğreniminizi düzenlemekle, yükseköğretim kurumlarının faaliyetlerine yön vermekle sorumlu bir kuruluşu ideolojik hesaplarınıza nasıl alet edersiniz?” diye soran biri ile karşılaştınız mı çevrenizde? Ben rastlamadım… Rastlamadım çünkü, hepimizin içinde, aslında sinsice bu kuruma hakim olma arzusu var. Rastlamadım çünkü, her sivil toplum kuruluşunun içinde sürüklendiği gibi; “benim olsun küçük olsun, hegemonyamı devam ettirsin” anlayışı burada da geçerli. O koca koca laflarla ağza alınan, toplumun ve insanlığın hizmetine adanmış idealist ruhun hiçbirinde olmadığını biliyorlar. Rastlamadım çünkü, “iktidarın adamı nasıl olsa” modasının takipçisi herkes. Ve “varsa bir çıkar, biz de nasiplenmeliyiz” demekteler aslında. Ülkenin temel problemlerine çare yerine, kendi kast sistemlerinin nimetlerinin tartışıldığı kurumlarda kim neyi savunsun! Milliyetçi - muhafazakar çizgide biri mi geldi; YÖK ele geçirildi, çağdaş eğitim kurumları medreseye döndü yaygaraları başlar karşı kesimde. Kendilerine yakın biri seçildiğinde eğitime dev adım atılır aynı gün içinde. Ancak bu sefer de diğer kesim bu dev adımı küçümser ve insan haklarına aykırılıktan, eğitim öğretim hakkının engellenemeyeceğine kadar onlarca bahane çıkarır karşınıza. Temel problemler, başkalarının iktidarında dünya kamuoyuna taşınırken, kendilerine yakın iktidarlar zamanında sümen altında saklanır adeta. 2002 seçimleri öncesi başörtüsü eylemleriyle meydanları dolduranların AKP iktidarından sonra ortalıkta görülmemelerini açıklayabilmeleri bu saatten sonra mümkün müdür? Koalisyonlar döneminde siyasilere meydanları dar edenler, sonrasındaki eylemsizliklerini hangi çözüme borçlular? Ortada çözülen bir mesele mi var? Hayır… Aynı problemler aynı şekilde devam ediyor, senin adamın gidip benimki geliyor. İktidarın yaranmak istediği çevrelerden tutun da iktidara yaranmak isteyen çevrelere kadar herkesin payı var bu çözümsüzlükte. YÖK'ün yeni Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın koltuğa oturmasının ardından, seslendirilenleri bu yüzden samimi bulmuyorum. Maddi sıkıntı içindeki kurumların, kadro sıkıntısı yaşayan, kalite problemi olan ve çaresizlik içinde öğretim veren elemanların, dönüp dolaşıp Özcan’ın manevi duygularına hakaret edercesine onu suçlamalarını artık toplum olarak yadırgamalıyız. Yeni başkanın ilk açıklamalarını bu sebeple olumlu karşılıyorum. Yükseklerden uçmadan, gayet samimi şekilde, yapılması doğru olan şeyleri dillendiriyor. Umarım bu dilediği gibi olur. Aşağıdaki cümle kendisine ait: “Benim kanaatim üniversitelerin tamamıyla serbest kurumlar olması ve sadece bilimle uğraşmaları. Üniversitelerimiz Türkiye'yi 21. yüzyıla taşıyacak bilgi birikimini üretmek zorunda. Benim amacım bu bilimsel çıktıyı artırmaktır. Eğer biz bunu yapabilirsek zannediyorum, türban sorunu, katsayı sorunu gibi sorunlar kendiliğinden hallolacaktır. Ama biz üniversiteleri önce o mecraya çekmek zorundayız. Zaten pek çok üniversitemiz iyi işler yapmaktadır. Diğerlerini de onların seviyesine çıkarırsak zannetmiyorum ki kimse türban ile şununla, bununla uğraşsın. Sorunun kendiliğinden ortadan kalkacağına inanıyorum. Üniversiteler, yapmak zorunda olduğu esas fonksiyonu yerine getirirse, bu türden şeylerle uğraşmayacağız.” Eğitim işini; çıkarlara alet etmeden, kavga etmeden yoluna koymak gerekiyor. Şansımız var; en azından YÖK Başkanı da bunu diliyor... Murat Tazegül
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|