03-24-2010, 14:09 | #21 |
http://www.zaman.com.tr/haber.do?hab...BC7A7A616D616E
http://www.zaman.com.tr/haber.do?hab...BC7A7A616D616E http://www.zaman.com.tr/haber.do?hab...BC7A7A616D616E ee şimdi bu iftira değil mi karaktersizlik değil mi bak haber yapmışlar |
|
03-24-2010, 14:14 | #22 |
Said-i Nursi’nin Cumhuriyetin kuruluşundan sonraki yaşamı, Kürt isyanlarıyla ve cumhuriyet rejimini İslamcı/hilafetçi bir yapıya dönüştürme girişimleriyle iç içe geçerken, sürgün-mahkeme-ceza sarmalından kurtulamaz.
1932’de tutuklandı, 1934’te Isparta’ya sürüldü. 1935’te Eskişehir’de 11 ay hapse mahkûm oldu. 1936’da Kastamonu’ya sürüldü. Kastamonu’da yedi yıl kalan Said-i Nursi, yörenin zenginlerinden Taşköprülü Sadık Demireller (1902–1979) ile birlikte yaşadı. “Miralay Sadık Bey” diye de anılan bu yeni “talebe” onun parasal destekçisi oldu; yemeğini yaptı, hatta ayaklarını da yıkadı. Sürgünde yaşadığı ev giderek bir merkez oldu. Ünü ve etkisi giderek yayıldı. İbrahim Fakazlı’nın anlattıkları bu etkiye iyi bir örnek oluşturmaktadır: “İkinci Cihan savaşında ihtiyat askeri iken bir gece rüyamda karargâh çadırında oturuyorduk. O sırada askerler bana dediler ki, ‘Peygamber Efendimiz (a.s.m.) karargâhımıza geldi.’ …Birden karşımda kendilerini gördüm. Belinde yerlere değen kılıç, başında o zamana kadar hiç görmediğim uzun bir sarık, ayağında normal bir şalvar, üzerinde göğsü açık bir gömlek, çok nurani sakalsız, bıyıklı bir zat. Ağlayarak kendimi ayaklarına attım.” Böylece rüyada da olsa, peygamberin fiziksel tarifini yapan Fakazlı, daha sonra Kastamonu’ya gittiğini ve rüyasında gördüklerinin benzerini yaşadığını anlatmaktadır. Rüyaya inancın hiç kimseye bir zararı yoktur, ama başka kişiler üstünde egemenlik kurmak için kullanılması ya da kullandırılması daha sonra örnekleriyle göreceğimiz gibi, kişisel ve toplumsal zararlara yol açabilmektedir. İbrahim Fakazlı’nın rüyasına dönelim: “Zira ben üstadımızı görür görmez, askerde gördüğüm rüya gözümün önüne geldi. Rüyada Peygamber Efendimizi aynı sarık, aynı kıyafet ve aynı endam ve nuraniyet içinde görmüştüm. Bunun için şaşkın ve perişan bir halde ağlayarak Üstadın mübarek ayaklarına kapanmışım, ‘Ancak gelebildim’ diyemiyordum.” Said-i Nursi bağlılarının rüyaları kendi yaşamlarını etkilemekle kalmaz aynı zamanda adaletin yerine getirilmesinde de ana etken olur. T.C. yargıçlarından Abdurrahman Şeref, gördüğü ‘rüya’nın etkisiyle nasıl mahkeme kararı verdiğini anlatarak ilginç bir örnek oluşturmaktadır: “1- Ben Said-i Nursi’nin ‘Tefrikaya düşmeyin. Birleşin, vahdette kuvvet var, nitekim üç ayrı elif üç eder. Yan yana gelirse (111) eder’ teşbihini çok beğenir, hemen her yeri düştükçe söylerdim… 2-Kararın yazılması sırasında rüyamda İmam-ı Gazali Hazretlerini gördüm, ‘Kararını okudum ve çok beğendim’ dedi. 3-Rüyamda celalüddini Suyuti Hazretlerini gördüm. Elinden öptüm, alnımdan öptü… 4-Rüyamda Hazret-i Ali’yi gördüm, ‘Bana yardım etmiyorsunuz‘ dedim. Harp kıyafeti içerisinde idi, gülümsedi. ‘Yardım ediyoruz, ediyoruz…’ dedi…” Yargıç dava kararını rüyasında bağlamaya kararlıdır ama uygun bir gerekçe yaratmak için rüyasından bir süre daha yararlanmak ve davayı buna göre sonuçlandırmak gereksinimin duymaktadır. “5- Rüyamda Ali Himmet Berki’yi gördüm. ‘28 buraya gel’ dedi. Koşarak gittim, eğil dedi. Eğildim. Sağ göğsüme bir madalya taktı. ‘Bu nedir efendim?’ dedim. Cevap verdi: ‘Gerekçeli olarak yazdığınız bir karardan dolayı…’ Uyandım. Ve, derhal rüyamı yazdım.” Yargıç Abdurrahman Şeref’in Hz. Peygamber’i gördüğü son rüyası mahkeme kararını bağlar.... Said-i Nursi’nin olabileceklere işaret eden sözleri de varislik yaklaşımı aydınlatmaktadır. O, daha önceleri, kendisini mahkûm edecek olan yargıçlardan ve devlet yöneticilerinden öcünün nasıl alınacağını belirtiyordu: “Beni öldürdükten sonra yaşayamayacaksınız! Kahhar bir el ile, cennetiniz ve mahbubunuz olan dünyadan tardedilip ebedî zulümata çabuk atılacaksınız! Arkamdan, pek çabuk sizin Nem-rudlaşmış reisleriniz gebertilecek, yanıma gönderilecek. Ben de huzur-u İlahîde yakalarını tutacağım. Adalet-i İlahiye, onları esfel-i safiline atmakla intikamımı alacağım!” Said-i Nursi’nin hoşgörüsü yoktur. Düşmanı olarak bellediği kişileri beyinlerini bomba ile dağıtmakla tehdit eder: “Ey din ve âhiretini dünyaya satan bedbahtlar! Yaşamanızı isterseniz, bana ilişmeyiniz! İlişseniz, intikamım muzaaf (katmerli) bir surette sizden alınacağını biliniz, titreyiniz! Ben rahmet-i İlahîden ümid ederim ki: Mevtim, hayatımdan ziyade dine hizmet edecek ve ölümüm başınızda bomba gibi patlayıp başınızı dağıtacak! Cesaretiniz varsa ilişiniz! Yapacağınız varsa, göreceğiniz de var!” (Meczup Yaratmak, UDY, 3. Basım, 2007) |
|
03-24-2010, 14:16 | #23 |
Ziyaretçilere ait bazı dostlar tarafından ihtar ile bir düstur izah edilmek istenilmiştir. Onun için yazılmıştır.
Malûm olsun ki, bizi ziyaret eden, ya hayat-ı dünyeviye cihetinde gelir; o kapı kapalıdır. Veya hayat-ı uhreviye cihetinde gelir. O cihette iki kapı var: Ya şahsımı mübarek ve makam sahibi zannedip gelir. O kapı dahi kapalıdır. Çünkü ben kendimi beğenmiyorum; beni beğenenleri de beğenmiyorum. Cenâb-ı Hakka çok şükür, beni kendime beğendirmemiş. İkinci cihet, sırf Kur'ân-ı Hakîmin dellâlı olduğum cihetledir. Bu kapıdan girenleri ale'r-re'si ve'l-ayn kabul ediyorum. Onlar da üç tarzda olur: Ya dost olur, ya kardeş olur, ya talebe olur. Dostun hassası ve şartı budur ki: Katiyen Sözlere ve envâr-ı Kur'âniyeye dair olan hizmetimize ciddî taraftar olsun; ve haksızlığa ve bid'alara ve dalâlete kalben taraftar olmasın; kendine de istifadeye çalışsın. Kardeşin hassası ve şartı şudur ki: Hakikî olarak Sözlerin neşrine ciddî çalışmakla beraber, beş farz namazını edâ etmek, yedi kebâiri işlememektir. Talebeliğin hassası ve şartı şudur ki: Sözleri kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilsin. İşte bu üç tabaka, benim üç şahsiyetimle alâkadardır: Dost, benim şahsî ve zâtî şahsiyetimle münasebettar olur. Kardeş, abdiyetim ve ubudiyet noktasındaki şahsiyetimle alâkadar olur. Talebe ise, Kur'ân-ı Hakîmin dellâlı cihetinde ve hocalık vazifesindeki şahsiyetimle münasebettardır. Şu görüşmenin de üç meyvesi var: Birincisi: Dellâllık itibarıyla mücevherât-ı Kur'âniyeyi benden veya Sözlerden ders almak; velev bir ders de olsa. İkincisi: İbadet itibarıyla uhrevî kazancıma hissedar olur. Üçüncüsü: Beraber dergâh-ı İlâhiyeye müteveccih olup rapt-ı kalb ederek, Kur'ân-ı Hakîmin hizmetinde el ele verip tevfik ve hidayet istemek. Eğer talebe ise, her sabah mütemadiyen ismiyle, Bazen hayaliyle dahi yanımda hazır olur, hissedar olur. Eğer kardeş ise, birkaç defa hususî ismiyle ve suretiyle dua ve kazancımda hazır olup hissedar olur. Sonra umum ihvanlar içinde dahil olup, rahmet-i İlâhiyeye teslim ediyorum ki, dua vaktinde "ihvetî ve ihvânî" dediğim vakit onlar içinde bulunur. Ben bilmezsem, rahmet-i İlâhiye onları biliyor ve görüyor. Eğer dost ise ve ferâizi kılar ve kebâiri terk ederse, umumiyet-i ihvan itibarıyla duamda dahildir. Bu üç tabaka dahi beni mânevî dua ve kazançlarında dahil etmek şarttır. MEKTUBAT Üstad zaten gazete köşesindede hatırlanmayı istemiyorum onun istediği Allah rızası istikametinde hizmet etmektir |
|
03-24-2010, 14:20 | #24 |
redyellow ne kadar menfi bir başlıkta olsa müspete çevirip Üstadın güzel tavsiyelerini buraya ekleyelim üstadın vefat yıldönümünde
belki faydası olur milli görüşe işte milli görüşün Üstadın tavsiyelerine zıt tutumları bu başlıkta olduğu gibi İşte bu müthiş sebebin verdiği vahîm neticeleri görmemenin yegâne çaresi, Dokuz Emirdir. 1. Müsbet hareket etmektir ki, yani, kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adâveti ve başkalarının tenkîsi, onun fik-rine ve ilmine müdahale etmesin, onlarla meşgul olmasın. 2. Belki, daire-i İslâmiyet içinde, hangi meşrepte olursa olsun, medar-ı muhabbet ve uhuvvet ve ittifak olacak çok rabıta-i vahdet bulunduğunu düşünüp ittifak ederek, 3. Ve haklı her meslek sahibinin, başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise, "Mesleğim haktır," yahut "daha güzeldir" diyebilir. Yoksa, başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini ima eden "Hak yalnız benim mesleğimdir" veyahut "Güzel benim meşrebimdir" diyemez olan insaf düsturunu rehber etmek, 4. Ve ehl-i hakla ittifak, tevfik-i İlâhînin bir sebebi ve diyanetteki izzetin bir medarı olduğunu düşünmekle, 5. Hem ehl-i dalâlet ve haksızlık, tesanüd sebebiyle, cemaat suretindeki kuvvetli bir şahs-ı mânevînin dehâsıyla hücumu zamanında, o şahs-ı mânevîye karşı, en kuvvetli ferdî olan mukavemetin mağlûp düştüğünü anlayıp, ehl-i hak tarafındaki ittifak ile bir şahs-ı mânevî çıkarıp, o müthiş şahs-ı mânevî-i dalâlete karşı hakkaniyeti muhafaza ettirmek, 6. Ve hakkı, bâtılın savletinden kurtarmak için, 7. Nefsini ve enâniyetini, 8. Ve yanlış düşündüğü izzetini, 9. Ve ehemmiyetsiz, rekabetkârâne hissiyatını terk etmekle ihlâsı kazanır, vazifesini hakkıyla ifa eder 20.LEMA |
|
03-24-2010, 14:25 | #25 |
Bu defa yazılarınızda İhlâs Risalelerini gördüğüm için, sizi o gibi risalelerin dersine havale edip, ziyade bir derse ihtiyaç görmedim. Yalnız bunu ihtar ediyorum ki, mesleğimiz, sırr-ı ihlasa dayanıp, hakaik-i imaniye olduğu için, hayat-ı dünyaya, hayat-ı içtimaiyeye mecbur olmadan karışmamak ve rekabet ve tarafgirliğe ve mübarezeye sevk eden hâlâttan tecerrüt etmeye mesleğimiz itibarıyla mecburuz. Binler teessüf ki, şimdi müthiş yılanların hücumuna maruz biçare ehl-i ilim ve ehl-i diyanet, sineklerin ısırması gibi cüz'î kusuratı bahane ederek, birbirini tenkitle, yılanların ve zındık münafıkların tahribatlarına ve kendilerini onların eliyle öldürmesine yardım ediyorlar.
Kastamonu Lâhikası | Tahlil | 191 Milli görüşün Üstadın tavsiyelerine ne kadar zıt davranışları olduğunu görüyor musun redyellow |
|
03-24-2010, 14:35 | #26 | |
Alıntı:
Kırmızı ile alıntıladığım yeri iyi okuyun, eleştirinin özünü iyi anlayın sonra insanları karaktersizlikle suçlayın. Senin verdiğin linkler internet sitesindeki haberler. Gazetenin 1.sayfasında yok. Konu redyellow tarafından (03-24-2010 Saat 14:39 ) değiştirilmiştir.. |
||
03-24-2010, 14:37 | #27 | |
Alıntı:
Bu nassıl Atatürkçü demiyor muyuz? Yapmayın lütfen. Bir yeri, bir kişiyi, bir kuruluşu eleştirmek içni o kişiden, o kuruluştan olmak gerekmez. Yazdıklarını tekrar düşün bence. Ve lütfen eleştirileri kızgınlıkla değil daha sakin bir kafayla oku, eleştiriler daha güzel olması içindir. Bazılarının yazdıklarıyla bizim yazdıklarımızı karıştırma. |
||
03-24-2010, 14:45 | #28 |
Fitne kokan başlık ardından fitne çıkarmayı arzulayan yorumlar. Baştan yöneticiler konu başlığını kaldırmalarını talep ediyorum hatta konunun.
Kardeşim adama sorarlar sen kimsin böyle bir konu kaleme alıyorsun , yıllardır Zaman ailesine karşı yenemediğiniz fitneniz varsa buenerjinizi imanını kaybetmiş nesle harcasınıza İslam adına Allah adına bir şey yapmış olursunuz. Günden güne bu kafa mantalitesi yüzünden milletin dışında kaldınız bir avuc kaldınız hala fitne için uğraşıyorsunuz. Zaman gazetesini takip ederim orta sayfalarında yorumlarında her zaman Said Nursi hz eserlerine yer verilir kaldıkı ölüm yıldönümünde bile vardı bunlar manşete niye almamış falan filan size ne kardeşim manşete almadı diye ona saygısızlık mı yapmış oluyor ne kafa sizin kide fitne cıkarmak için bir şey bulamayınca komikleşiyorsunuz. Dünya mal olan hizmetlerin başını cekmesi sizlerin dar anlayışına dar geliyorsa sizde akıllı davranın dünyaya mâl olun. Herkes haddini bilsin fitne için değil kardeşlik için mücadele versin. Yıllardır bir kısım zevat Zaman ailesini parcalamak için elinden gelen mücadeleyi veriyor ama Allahu Teala her seferinde bunu yapmak isteyenleri burnun üstüne düşüyor. |
|
03-24-2010, 14:48 | #29 |
Velevki dediğiniz gibi olsa bile Zaman gazetesi gazetedir , ilmihal kitabı değildir habercilik ile islamı birbirine karıştıran aymazların durumu ortada aslında , islamı sömürerek insanların islama olan bağlarını bile parcalayanlar şimdi kalkmışlar ,yayıncılık anlayışı hakkında fikir beyan ediyor .
|
|
03-24-2010, 14:52 | #30 | |
Alıntı:
habercilikle islamı birbirine karıştıran burda eleştiri yapanlar mı yoksa başkaları mı? Gazete habercilik yapar, Saidi nursinin vefat yıldönümü de haberdir. Gazete habercilik yapmıyorsa eleştirilir. |
||
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|