AK Gençliğin Buluşma Noktası
Köşe Yazıları Köşe yazıları burada paylaşılıyor.



Cevapla
Seçenekler
 
Alt 01-13-2012, 22:56   #1
Kullanıcı Adı
Gönülden
Standart
Biz, Türkiye'nin insanları, bırakın bu trafiği sorgulamayı, İncirlik Üssü'nün esir ticareti için nasıl kullanıldığını bile sorgulayamadık. O işkence merkezlerinden, sorgu merkezlerinden Türkiye'de de var mıydı, üzerine gitmedik. Çoğu Avrupa Birliği üyesi otuz altı ülkenin esir ticareti için yaptığı anlaşmada Türkiye var mıydı, bilemedik.

Ülkelerin çıkarları, jeopolitik hesaplar, günübirlik siyasi şovlar, kitlelerin dostluk ve düşmanlıklara göre formatlanması, demokrasi çığlıkları, içi boş siyasi söylemler, bize dayatılan tehdit algılamaları... Bunların çoğu yalan.

Yalanlar üzerinden iktidarlar şekilleniyor, ülkeler kurulup yıkılıyor, haritalar değiştiriliyor. Bizler, bu yalanlarla avunuyoruz sadece.

İnsan ırkının onuruna, değerlerine, özgürlüğüne saygı duymayı bilemediğimiz, onlara sahip çıkamadığımız müddetçe bu iğrenç insanların şekillendirdiği bir dünyaya mahkum olacağız.

Yerde yatan o Afgan'ın, ülkesini savunmak için verdiği mücadele ile, binlerce kilometre öteden gelip cesetlere işeyen rezil askerlerin onuru arasında bir tercih yapalım.

Biz hangisiyiz gerçekten?

İbrahim Karagül



 

Gönülden isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 02-02-2012, 03:46   #2
Kullanıcı Adı
HaArP
Standart
Mefhumların ma’nâsını tersine çevirmişler

İnsanların bir araya gelerek toplu hareket etmelerini önlemek istiyorsanız veyâ onları sizin istediğiniz şekilde toplamak arzunuz varsa; konuştukları dili kendi keyfiniz istikámetinde değiştirmeniz gerekir. İnzar’a yaptığım bir denemenin baş kısmını birlikte mütâlea etmekte fayda görüyorum.
Âlem-i Şehâdetteki siyâset sahnesinin şifresini geçen asrın ilk çeyreğinde çözen Bedîüzzamân Hazretleri, bir ma’nâda istikbâle de baktığı için “Mahremdir” kaydını koyduğu “Sırr-ı İnnâ A’taynâ” isimli çalışmasında bu bilgileri yakın çevresine açıklar. Fakat, sistemin evhâm derecesine varan endişeleri sebebiyle sürgüne gönderildiği Kastamonu’da odun yığınlarının altında o çalışmasını saklarken, zâten karakolun karşısında olan meskenine zulmen baskın yapan emniyet mensûbları ele geçirirler; lâkin netîcede hukúkí ta’kíbâta bile lüzûm görülmez.
İşte oradaki bilgilerden anlıyoruz ki; bugün bütün dünyâyı kontrolü altına alan “gizli zındıka komitası”, Hicrî 1223 târihinde “global” hamlesine başlıyor. Batıda Fransız İhtilâli ile ipleri ele alırken, Osmanlı içinde de Yeniçeri Ocağına el atıyor. Bir asırlık çalışmaları sonunda ise dünyâyı Birinci ve İkinci Cihân Harbleriyle hercümerce getireceği kaosun temelleri atılmış; Osmanlı ise çöküşün sonuna getirilerek tecrübeli Sultân II. Abdülhamid Han’dan kurtulunmuştu.
Hicrî 1323’le başlayan bu devreye, Bedîüzzamân Hazretleri, “Deccâliyyetin ileri karakolu” ismini veriyor ve bir asır sonra da asıl Deccâliyyetin ortaya çıkacağını söylüyor. Şu içinde bulunduğumuz sene i’tibârıyle 1427’de olduğumuza göre, artık mes’elenin ta’bîr ve te’vîlini zihinlere havâle ediyorum.
Bütün peygamberlerin (aleyhimüsselâm) ümmetlerini korkuttukları bu Âhirzamân alâmeti “Deccâliyyet” fitnesinin herkes tarafından tanınabilir bâriz vasfı, “yalan” üzerine kurulu olmasıdır. Korkunç bir cerbeze ile hakka “bâtıl”, bâtıla “hak” damgasını vurur; elindeki korkunç propaganda vâsıtaları ile de herkesin beynine bu ters ma’nâları düz imiş gibi çakar! Kafaların içini kaplayan ağır duman tabakası artık kolay kolay dağıtılamaz. Bin türlü zaafından yakalanmış idâreci ve bilgin kadroları ise, bu “yalan ve cerbeze” furyasının gönüllü yerleştiricileri olmuşlardır.
Merhûm Üstâd geçen Mîlâdî asrın ilk çeyreğinde bu gerçeği veciz ifâdelerle kâğıda dökmüştür. Diyor ki:
Zamân olur zıd, zıddını saklarmış. Lisân-ı siyâsette lâfz, ma’nânın zıddıdır. ‘Adâlet’ külâhını ‘zulüm’ başına geçirmiş. ‘Hamiyyet’ libâsını ‘hıyânet’ ucuz giymiş. ‘Cihâd’ ve hem ‘gazâ’ya ‘bağy’ ismi takılmış. ‘Esâret-i hayvânî, istibdâd-i şeytânî’, ‘hürriyyet’ nâm verilmiş. Zıdlarda emsâl olmuş, sûretlerde tebâdül, isimlerde tekábül, makámlarda becâyiş-i mekânî.” (Sözler, Lemâat, s.659)
Zâlimlerin “âdil”, hâinlerin “vatanperver”, mücâhid gázîlerin “terörist”, nefse köle olmanın ise “hürriyyet” olarak tam tersinden isimlendirildiği bir devreye girildiğini tâ 1919’da şu satırlarıyla haber veriyor. Bugün de aynı tablo, üstelik daha da şiddetlenerek devâm etmiyor mu? Bütün haberleşme sistemlerini kullanan gizli dünyâ hâkimleri, bütün mefhûmların içini boşaltarak tam tersini kitlelere yutturmakta değiller mi? Ma’nevî gücünüz olsa da Levh-i Mahfûz’daki hakíkatları gösterseniz, yine de beyinleri dumanlanmış insanlara hakkı kabûl ettirmek mümkün olamıyor. Çünkü, bir kere zıddını benimsemiş bulunuyor…
Böyle bir tablo içinde bize düşen bir vazîfe yok mudur? Bu kaostan nasıl kurtulup, bunca beyin yıkama vâsıtalarına nasıl sırt çevirip de “gerçeklerin dili”ni öğreneceğiz? Bin yıllık bir medeniyyet muhassalasının dilini bir gecede ortadan kaldıran Karakuşî hareketlerin bu milleti getireceği nokta elbette burası idi; planlandığı gibi de oldu!
Kitleleri doğruya ulaştırma vâsıtası olan mefhûmların tersine çevrildiği bir kuş dili ile gelinen nokta, eğer elimizdeki son toprak parçasının da alınmak istenmesi olmasaydı, şaşardım! Haydi bakalım, bu seli nasıl tersine çevireceğiz, veyâ nehri asıl yatağına nasıl döndereceğiz?

HaArP isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-01-2012, 17:06   #3
Kullanıcı Adı
İntifada
Standart
CIA ajanı Raymond Davis Pakistan güvenliği tarafından yakalandığı sırada . Davis Irak ve Afganistanda sunni ve şii camiilerine ve kalabalık pazar yerlerine bomba yerleştirdiğini kabul etti.

Son zamanlarda Blackwater ürünü bu tür saldırılar Pakistan ve Afganistanda sıklaşmış durumda. Camii ve pazar yerlerinde patlayan bombalar mücahidlerin gerçekte yapmadıkları ve inanç bakımındanda kabul edemeyecekleri türden katliamlar. Bu bağlamda Pakistan ordusu askeri istihbaratı bölgede camiilere bomba yerleştiren bir CIA ajanını geçtiğimiz günlerde yakaladı. CIA ajanı Raymond Davis iş üstünde iken suçüstü yakalandı. Kaçmaya çalıştı ve kendisini takip eden ISI görevlilerinden olduğu tahmin edilen bir Pakistan vatandaşını öldürdü ama yakalanmaktan kurtulamadı. Davis sorguda suçlamaları kabul etti ama politik baskılar ve ABD nin baskısı sonucu bu ülkeye geri iade edildi. Böylece bölgede bu tür 3. kol faaliyeti yürüten bir ajan serbest bırakılmış oldu.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 03-07-2012, 21:34   #4
Kullanıcı Adı
Gönülden
Standart
Batı referanslarına dayalı kültürel, siyasal, ekonomik, hukuksal kurumları ihraç amacına yönelik "insan hakları emperya*lizmi" batı değerleriyle uyumlu rejimler, toplumlar, yapılar oluşturmaya çalışıyor. İslam ve Müslümanlar söz konusu olunca Batı dünyası hemen ideolojik ve ırkçı gündemi, ideolojik/ırkçı yaklaşımı seçiyor. Modern-seküler-liberal zihinsel iktidarın sistematik baskıları sebebiyle maalesef İslamî temellendirmeleri kullanamıyoruz, kendi meşruiyet referanslarımıza itibar et*miyoruz.

Müslümanlar, İslamî anlam ve amaçları kavramsal ve kurumsal anlamda somutlaştırmaksızın, İslamî varoluştan söz ede*mez, İslamî anlamda kendilerini gerçekleştiremezler. Neoliberal diktatörlüğün izni ve himayesi altında bir İslami dünya kuramayız. İnsanlığa ve tarihe bir bütünlük içerisinde bakarak, analitik bir perspektife sahip olarak dünyada neler olup bitti*ğini anlamaya ve çözümlemeye çalışmalıyız. Tarihi geriye doğru ilerletmek mümkün olamaz.

Müslümanlar olarak bugün, İslamî mirasın/birikimin/bilincin, modernliklerle hesaplaşabilecek bir noktaya gelmesi için çok çaba harcamamız gerekiyor. Müslümanların geçmişte neler yaptık*larını anlatmak yerine, bugün ne yapmaları gerektiğini, bugünü nasıl dönüştürmeleri gerektiğini tartışmaya açmamız gerekiyor. Tarihi oluşturma iradesine ve eylemine sahip olmadığımız takdir*de, emperyal güçler, insanlığın geleceği üzerinde tahakkümlerini sürdürecekler. Zulme, adaletsizliğe maruz kalanların, zulme ve adaletsizliğe rıza göstermeleri beklenemez, zulme ve adaletsiz*liğe maruz kalanlar elbette muhalefetlerini; rahatsızlıklarını, öfkelerini dile getirecek, elbette direnişe geçecekler. Günümüz*de gelenekçi, teslimiyetçi unsurlar her durumda “ne yapabiliriz ki”, biçiminde mazeretler üretirler; direnişçiler ise, her şartta ya*pabileceğimiz şeyler var diyerek eylemlerini sürdürürler. İslamî dilin/söylemin gerçeklikle bir biçimde ilişki kurması gerekir. İslamî dil/söylem duygusal bir içerikle sınırlandırılamaz.

Küresel etkiler sebebiyle kendi hayat tarzlarımızı korumamız, savunmamız ve temsil etmemiz gün geçtikçe daha da zor hale geliyor. Kitlesel popüler kültürün küreselleşmesi, rock mü*ziği, futbol, sinema, televizyon, uluslararası eğlence, küresel ikonlar aracılığıyla küreselleşmenin olumsuz etkilerine maruz kalan genç kuşaklar kendi dünyalarına, kültür ve uygarlık değer*lerine daha çok yabancılaşıyor.




Gönülden isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-24-2012, 21:58   #5
Kullanıcı Adı
Gönülden
Standart
Tarihsel zamanın / olayların / gelişmelerin karşısında Müslümanlar olarak nerede ve nasıl durduğumuz, yanıtlanması gereken hayati önemde bir sorudur. Modern-seküler demokratik tiranlık, halklarımızın / toplumlarımızın kendi hayat / siyaset tarzlarını seçme yeteneklerini yok ediyor. Müslümanların kendi kaderlerini kendi ellerine almaları, kendi toplumla*rını kendi elleriyle özgürleştirmeleri savaşlar yoluyla en*gelleniyor. İçerisinde yaşadığımız dönemde, İslam’ın baskın, hakim, belirleyici ve tayin edici bir rol üstlenmemesi için; yalnızca kültürel bir misyona sahip olması için küresel bir terörizme başvuruluyor. Amerika bu dönemde İslam toplumların*da, emperyalist bir izlenim vermekten korktuğu için, İslam toplumlarına yönelik politikaları müttefikleri aracılığıyla uygulamaya koyuyor; doğrudan müdahale etmek yerine, müttefikleri aracılığıyla müdahale ediyor. İslamî dil / söylem / po*litika ancak sürekli olarak geri adım atarak, özür dileye*rek, ödün vererek kendisini ifade edebiliyor.




Gönülden isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-04-2012, 14:06   #6
Kullanıcı Adı
Ukbâ
Standart
Bursa'nın maneviyat büyüğü Somuncu Baba, tarlası olup da tohumu olmayan yoksul talebesine bir çuval buğday vererek; "Tarlanın yarısını kendin için, yarısını da benim için ek." der. Talebe bu yardıma sevinerek tarlanın yarısını kendi adına yarısını da hocası adına eker. Ekinlerin yetiştiği mevsimde, hocasıyla birlikte tarlaya gelirler. Talebeye ait kısımdaki ekinler gayet iyi ve gür yetişmiş, hocasınınki ise zayıf ve cılız kalmış. Somuncu Baba, iyi yetişen mahsulün kimin olduğunu sorar. Talebe de utancından "Sizin efendim." der. Buna üzülen Somuncu Baba söylenir:

-"Biz ahiretimizin mamur olması için dua ediyorduk, demek ahiretimiz yerine dünyamız mamur olmaya başlamış, ücretimizi dünyada alıyor, ahiretimize bir şey bırakmıyor muyuz yoksa." diye üzüntüsünü açıklayınca talebesi gerçeği anlatmak zorunda kalır:

"Efendim der, aslında iyi olan taraf bana aittir, zayıf olan da size aittir. Utancımdan dolayı iyi olanın size ait olduğunu söyledim."

Somuncu Baba'nın yüzünde tatlı bir tebessüm dolaşır:

"Şimdi oldu evlat." der, "Ekinin gür tarafının bana ait olduğunu duyunca, 'Dünyada alacağınızı aldınız ahirette isteyecek bir şeyiniz kalmadı.' denecek olan servet sahiplerinden mi oluyorum yoksa diye endişe ettim!."
Ukbâ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-04-2012, 22:22   #7
Kullanıcı Adı
Gönülden
Standart
Malatya halkı için Somuncu baba'nın diğer ismi ile Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri'nin önemi büyük...
Birçok alim ve tasavvuf ehli şahsiyetin yetişmesinde büyük emekleri vardır..Mevlam rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah
Paylaşım için teşekkürler Yalçın üsdat




Konu Gönülden tarafından (04-05-2012 Saat 01:04 ) değiştirilmiştir..
Gönülden isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-24-2012, 15:09   #8
Kullanıcı Adı
HaArP
Standart
Alıntı:
Yerel diktatörlerden nefret ediyoruz, ancak, yerel diktatörlerden kurtulmak için, emperyal diktatörlerin, eli kanlı diktatörlerin yardımlarına ihtiyaç duyuyoruz.
Öncelikle İki/üç eksik bulunmaktadır ! Birincisi Emperyal kelimesinin yanına Sosyalist kelimesinin eklenmesidir ! Devletlerin çıkar ve Dış politikalarının da eklenmesi doğru bir algıya dönüşecektir !

Üçüncüsü bu eksiklik ;

http://pressmedya.com/?aType=haber&ArticleID=9395


HaArP isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-24-2012, 15:57   #9
Kullanıcı Adı
Gönülden
Standart
HaArP üsdat El Kaide'nin çağrısına bakınca herşey İslam için cihat için diyoruz ama kafamda soru işaretleri var..
Öncelikle müslüman alemine baktığımızda ulusal beklentiler, çıkarlar, menfaatler için İslam meşrulaştırma aracı haline gelmiyor mu..
Müslümanlar olarak bağımsız bir model yerinde sürekli batıya uyum sağlama mücadelesi veriyoruz...dünya içerisinde bulunduğu sistemi yargılarken bizler varolabilmek için onların sistemlerinden yardım bekliyoruz...ümmet bilincini hala yakalayamamışız...ümmetcilikte mezhepciliğe yer yokken bütün haberler açıklamalara hep mezhepcilik üzerinden yapılıyor...foruma bile baktığımızda ne demek istediğim daha iyi anlaşılır sanırım..






Gönülden isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-25-2012, 13:51   #10
Kullanıcı Adı
HaArP
Standart
Alıntı:
Gönülden Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
HaArP üsdat El Kaide'nin çağrısına bakınca herşey İslam için cihat için diyoruz ama kafamda soru işaretleri var..
Öncelikle müslüman alemine baktığımızda ulusal beklentiler, çıkarlar, menfaatler için İslam meşrulaştırma aracı haline gelmiyor mu..
Müslümanlar olarak bağımsız bir model yerinde sürekli batıya uyum sağlama mücadelesi veriyoruz...dünya içerisinde bulunduğu sistemi yargılarken bizler varolabilmek için onların sistemlerinden yardım bekliyoruz...ümmet bilincini hala yakalayamamışız...ümmetcilikte mezhepciliğe yer yokken bütün haberler açıklamalara hep mezhepcilik üzerinden yapılıyor...foruma bile baktığımızda ne demek istediğim daha iyi anlaşılır sanırım..
Müslümanlar dediğimizde kelimenin Manası olan Allah'a ve Allah'ın Dinine Teslim olanları kast ediyoruz...! Bu itibarla Deccali Dünyada Devletlerin yahutta Küresel Güçlerin İslam ile alakalı bir kavramdan bahsetmeleri olanaksızdır ! Bu itibar ile Devletlerin Küresel Güçlere bağlı politikalarını çeşitli sistem altında yaralı bereli Müslümanları oyalamak ve kullanmaktan başkası değildir ! Bu itibarla Müslüman olan Halklar düzeyinde bakmak lazım gelir !

Ümmet bilinci Müslümanların Yek Vücut olmasıdır ! Bu Elle, Dille, Kalple derecelendirmesine haizdir ! Kalpte kalıyor ! Dil ise sadece tanımlıyor ve tekrar ediyor ! Elle kısmına Deccali engeller mevcut ! Örtüler ve deccali yalanlar ! İşte Devletler bunları yapıyor ! Arap-Fars-Kemalist tarzı şeyleri kullanırken hassasiyetleri ayyuka çıkarıyorlar !

Örneğin Suriye için Alimlerine fetva verdiren Suudiler ! Kendi istediği kavramı üretme derdinde ki ! Müslümanların Fetva verdirdikleri Müslümanlar Suudi Yönetimi şeytani addedenler !!! Bu itibarla kendi işine yarayacak kendisine tehlike oluşturmayacak bir Kavram üretmeye gayret ediyor !!!

Mezhepçilik konusu ise hamaset ve hassasiyetin ayyuka çıktığı mayınlı tarla !

a) Sünni-Şia kavramları Dini İlimlerle inceleme, ispat, delil getirme gibi münazaralara ait iken ! Siyasal kavramlar bunu belirleyici oluyor ! Oysa herşey siyasi ! Şia Fırka kavramı bile siyasidir ! Sonradan Tarihte Ameli kavram olarak yerini almıştır ! Bir Pasta'nın bir dilimi olan Pasta'nın bütününden üretildiğini kabul etmiyor !

b) Sünniliği yahutta Şia'lığı farklıda ! Küresel Güçlerin kandırarak ydeccali yoluna aldığı bir takım gruplar mevcut ! Bunların bilinmesi kavramı zorlaştırıyor !!!

c) Halk ve Avama ilgilendiği alanlar verilmek suretiyle anladığı dilden konuşuyorlar !!! Oysa Salt düzeydeki Şia-Sünni algısı hatta Nusayri algısı ile ! Siyasi ve olayların içinde olduğu kavram zehirlidir bu itibarla enjekte edilir !!! Örneğin Esed'in Nusayrilikle ne alakası var ! Yahut Suud Kralının Sünnilik ile ne alakası var !!! gibi !

Meseleye Müslümanlar olarak Halk nazarında İslam'a sahip çıkmaya çalışan Kalpten Elle ve Dille Mücadeleye girebilecek Alimleri ortaya çıkarmalıyız ! Çünkü Artık Hakkı söyleyen Alim yok denecek kadar az !!! Meselenin özü burası !

Foruma gelince her düşünce ve algı sahibi insan olabilir ! İlim ve Bilgileri, Zihinlerindeki algılar ve Siyasetin kirlettiği kavramları görünce dengeli ve Ahlak ölçütünde ele almak lazım gelir ! Ahlaklı ve Edepli Örneğin Zan ediyorum böyle ! ''Eğer böyle ise'' tarzında yazışma ve konuşmalar daha sağlıklı ve vebal aldırmayan konuşmalar olabileceğini hüsnü zan ediyorum !

Taraf yerine meselenin tahlil ve tahkiki gerekemekte !

Müslümanlar Deccal'den dağlara kaçacak hadisinin işaretine işaret etmek yanlış olmaz zan ediyorum !!!
HaArP isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler... Lütfen konu içeriği ile ilgili kelimeler ekliyelim
bugün, bölüm, bölümler, etkileyen, hayat, hayatınızı, okuduklarınızda


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı





2007-2023 © Akparti Forum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " iletişim " adresinden bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.



Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı
çarşamba pasta çarşamba bilgisayar tamircisi