05-17-2010, 13:58 | #1 |
Hakan Albayrak- OECD... İsrail... Utanç...
Hakan Albayrak [email protected] yenişafak 17 Mayıs 2010 Pazartesi OECD... İsrail... Utanç... İslam dünyasında gözler, İsrail'in üyelik müracaatının değerlendirileceği OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) toplantısına çevrilmişti. Türkiye'nin İsrail'i veto etmesi bekleniyordu. Öyle ya, Davos'ta İsrail'e "One minute!" demişti Türkiye. AK Parti Hükümeti, BM Güvenlik Konseyi'nin 1860 sayılı kararını hiçe sayarak Gazze'yi abluka altında tutmaya devam eden İsrail'i mütemadiyen eleştiriyor, bu şartlar altında İsrail'le ilişkilerin düzelmesinin mümkün olmadığı mesajını veriyor ve uluslararası toplumu da Gazze konusunda etkili bir tavır sergilemeye çağırıyordu. İsrail'in OECD'ye kabul edilmemesi veya hiç değilse üyeliğinin Gazze meselesinde çözüm şartına bağlanması böyle bir tavır olacağına göre -ve iki kere iki dört ettiğine göre- Türkiye elbette ki İsrail'in üyeliğini veto edecek yahut erteletecekti. ............... "Gazze'ye kan kusturmaya devam ederek uluslararası hukuka meydan okuyoruz ve üstelik de Türkiye vatandaşı bir insani yardım gönüllüsünü OECD toplantısının arefesinde doğru dürüst bir gerekçe göstermeden gözaltına alıp zincire vurduk. Bunlara rağmen Türkiye'nin onayıyla OECD üyesi olabildiğimize göre, zulme rahat rahat devam edebiliriz!" Türkiye'nin OECD'deki veto hakkı, OECD üyeliğine hayati önem atfeden İsrail üzerinde baskı kurmak için eşsiz bir fırsattı. Bu fırsat üç kuruşa harcandı. Üç kuruş dediğim, Kızılay tarafından Gazzelilere iletilmek üzere gönderilen yardımları aylardır bekleten İsrail'in, "Bu yardımları bir an evvel Gazze'ye sevk etmelisiniz" diyen Ankara'ya verdiği cevap: "Duruma bakacağız." * * * İsrailliler, 'OECD üyeliği bizim için tarihi bir zaferdir, rüyamız nihayet gerçek oldu' diye bayram ediyorlar... Erdoğan'ın "One minute" tavrının OECD'de somutlaşmasını beklemiş olan İslam dünyası ise derin bir hayal kırıklığı yaşıyor... Utanç içindeyiz. yazının tamamı;.OECD... İsrail... Utanç... - Hakan Albayrak - 17.05.2010 - Yazarlar - Yeni Şafak . __________________
|
|
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
11-23-2010, 01:27 | #2 |
albayrak ın füze kalkanı utancına tepkisi cılız olmuş.
Buna Sevinmek Zorunda Kalmamız Çok Üzücü 22.11.2010, 11:20:18 Hakan ALBAYRAK Fransa Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozi, NATO'nun yeni stratejik konseptinde İran'ın tehdit olarak zikredilmesi için yırtındı durdu, ama kimse oralı olmadı. "Bari Ortadoğu diyelim" diye yalvardı, onu da kimseye kabul ettiremedi. Bu işte yalnız kaldı Fransa. Halbuki Lizbon'daki NATO zirvesinde "Biz İran'ı kendimize karşı bir tehdit olarak görmüyoruz, İran'ın herhangi bir NATO ülkesini tehdit ettiğini de düşünmüyoruz; stratejik konseptte İran'dan tehdit diye bahsedilmesini kabul edemeyiz" diyen Türkiye'nin yalnız kalacağı tahmin ediliyordu. Öyle bir hava vardı yakın zamana kadar. Bizzat NATO Genel Sekreteri Rasmussen, Eylül ayında verdiği bir beyanatta, kurmayı planladıkları füze savunma sisteminin İran tehdidine karşı bir tedbir olacağını açıkça ifade etmişti. Amerikalılar zaten öteden beri 'İran da İran' deyip duruyorlardı. Vaziyet çok kritik görünüyordu. "Türkiye ya Batı'ya boyun eğip İran'a cephe alacak ya da Batı'yla yollarını tamamen ayıracak" gibi yorumlar yapılıyordu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve AK Parti hükümeti de Türkiye'nin Lizbon'da yalnız kalabileceği ihtimali üzerinde duruyor ve muhakkak ki endişeleniyordu. Fakat İran'la iyi ilişkileri koruma azmi bu endişeye ağır bastı; İran'ın resmen düşman ilan edilmesine hiçbir kayıt ve şart altında onay verilmeyeceği ısrarla vurgulandı; "Türkiye ilkeler uğruna yalnız kalmayı göze almaktadır; füze savunma sistemi konusunda İran veya başka bir ülkenin isminin anılması halinde veto hakkımızı kullanırız" mesajı verildi. Bu konuda Batı'yla topyekun bir restleşme için şartların müsait olmadığı düşünüldüğü için daha ileri gidilmedi; Türkiye ile komşuları arasındaki karşılıklı güven ilişkisini alabildiğine geliştirmeye dönük yeni Ortadoğu siyasetine 'psikolojik bir darbe' mahiyeti taşıyan füze savunma sistemi kategorik olarak reddedilmedi. Ama Batı da Türkiye'yle topyekun bir restleşme için şartların henüz müsait olmadığını düşünüyor. Ortada bir 'dehşet dengesi' var. Bu denge sayesinde müzakere yolu açıldı ve NATO Genel Sekreteri Rasmussen, Lizbon zirvesine birkaç gün kala, Amerikalılardan aldığı işaret üzerine, "Tehdit konusunda ülke adı vermek için bir sebep yok" diyerek geri adım attı. Neticede NATO'nun yeni stratejik konseptinde İran dahil hiçbir ülke alenen düşman ilan edilmedi. Buna seviniyoruz tabii. Fakat buna, buncağıza sevinmek zorunda kalmamız çok üzücü. İran'dan bahsedilmese de İran'ın kast edildiği (ve Türkiye-İran dostluğuna kast edildiği) gerçeği orta yerde dururken, sevincimiz ancak buruk bir sevinç olabilir. |
|
11-23-2010, 01:27 | #3 |
albayrak ın füze kalkanı utancına tepkisi cılız olmuş.
Buna Sevinmek Zorunda Kalmamız Çok Üzücü 22.11.2010, 11:20:18 Hakan ALBAYRAK Fransa Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozi, NATO'nun yeni stratejik konseptinde İran'ın tehdit olarak zikredilmesi için yırtındı durdu, ama kimse oralı olmadı. "Bari Ortadoğu diyelim" diye yalvardı, onu da kimseye kabul ettiremedi. Bu işte yalnız kaldı Fransa. Halbuki Lizbon'daki NATO zirvesinde "Biz İran'ı kendimize karşı bir tehdit olarak görmüyoruz, İran'ın herhangi bir NATO ülkesini tehdit ettiğini de düşünmüyoruz; stratejik konseptte İran'dan tehdit diye bahsedilmesini kabul edemeyiz" diyen Türkiye'nin yalnız kalacağı tahmin ediliyordu. Öyle bir hava vardı yakın zamana kadar. Bizzat NATO Genel Sekreteri Rasmussen, Eylül ayında verdiği bir beyanatta, kurmayı planladıkları füze savunma sisteminin İran tehdidine karşı bir tedbir olacağını açıkça ifade etmişti. Amerikalılar zaten öteden beri 'İran da İran' deyip duruyorlardı. Vaziyet çok kritik görünüyordu. "Türkiye ya Batı'ya boyun eğip İran'a cephe alacak ya da Batı'yla yollarını tamamen ayıracak" gibi yorumlar yapılıyordu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve AK Parti hükümeti de Türkiye'nin Lizbon'da yalnız kalabileceği ihtimali üzerinde duruyor ve muhakkak ki endişeleniyordu. Fakat İran'la iyi ilişkileri koruma azmi bu endişeye ağır bastı; İran'ın resmen düşman ilan edilmesine hiçbir kayıt ve şart altında onay verilmeyeceği ısrarla vurgulandı; "Türkiye ilkeler uğruna yalnız kalmayı göze almaktadır; füze savunma sistemi konusunda İran veya başka bir ülkenin isminin anılması halinde veto hakkımızı kullanırız" mesajı verildi. Bu konuda Batı'yla topyekun bir restleşme için şartların müsait olmadığı düşünüldüğü için daha ileri gidilmedi; Türkiye ile komşuları arasındaki karşılıklı güven ilişkisini alabildiğine geliştirmeye dönük yeni Ortadoğu siyasetine 'psikolojik bir darbe' mahiyeti taşıyan füze savunma sistemi kategorik olarak reddedilmedi. Ama Batı da Türkiye'yle topyekun bir restleşme için şartların henüz müsait olmadığını düşünüyor. Ortada bir 'dehşet dengesi' var. Bu denge sayesinde müzakere yolu açıldı ve NATO Genel Sekreteri Rasmussen, Lizbon zirvesine birkaç gün kala, Amerikalılardan aldığı işaret üzerine, "Tehdit konusunda ülke adı vermek için bir sebep yok" diyerek geri adım attı. Neticede NATO'nun yeni stratejik konseptinde İran dahil hiçbir ülke alenen düşman ilan edilmedi. Buna seviniyoruz tabii. Fakat buna, buncağıza sevinmek zorunda kalmamız çok üzücü. İran'dan bahsedilmese de İran'ın kast edildiği (ve Türkiye-İran dostluğuna kast edildiği) gerçeği orta yerde dururken, sevincimiz ancak buruk bir sevinç olabilir. |
|
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|