AK Gençliğin Buluşma Noktası
Köşe Yazıları Köşe yazıları burada paylaşılıyor.



Cevapla
Stil
Seçenekler
 
Alt 04-13-2011, 22:12   #1
Kullanıcı Adı
Ammar
Standart Hassas Kantar; Vicdanın Fitne Muhasebesi
Elif Yüksek ( sizden gelenler )

İmanın eşsiz güzelliğinin aksi yüzüne yansıyan genç bir kadın… Evliliğinin henüz baharında… Ve ömür ağacının ilk meyvesi; kara gözlü Bilal’ı kucağında, onunla konuşmakta! Minik bebeği henüz cevap veremese de anlıyor annesini… Ana yüreği hissediyor bunu!

‘Epey zamandır niyet etmiştim ki Mevlid-i Şerif okutayım… Ta ki Resulün şefaatine nail olalım ve güzellerin en güzeli olan Rehberimizin (sav) ahlakı sana da sirayet etsin… Bunun tam vakti bence, değil mi a kuzum!’

Yüzüne hüznün koyu dalgaları yayılıyor ansızın… Öyle ya mahallesinde Hz. Peygambere sevdalı öyle çok kimse vardı ki; mevlit okutacağı duyulduğunda tüm komşu ve akrabaların evlerine akın edeceği gün gibi aşikârdı... Elbette bu sevindiriciydi hem, adeta susuzluktan kırılmış bir vaziyette olan kimselerin ilk fırsatta suyun asıl kaynağına koşarak yönelmesi gayet doğal bir durum değil miydi?

Ancak Şerife’yi tedirgin eden bir şey vardı ki evleri toplanacak kalabalık için yeterli büyüklükte değildi… Bunu düşündükçe üzülüyor bir çıkar yol bulmak için zorluyordu beynini…

Vazgeçse miydi acaba! Nihayetinde bunaltıcı bir ortam; böylesi güzel bir anma için ne denli uygun olurdu ki! Bunun düşüncesi bile içini acıtıyor ‘hayır hayır olmaz, başka bir yol bulmalıyım’ diyordu…

Günlerdir salâvatı şerifler okuyup okutmaya çalışarak andığı Önderinin kutlu doğumu, dünyanın her bir yanında her an ve her vesile ile kutlanırken koca bir mahallenin sessizliğe gömülmesine gönlü razı olmuyor bunu kabullenemiyordu…

Nihayet aklına mahalle camiine bağlı ‘taziye evi’ gelince heyecanla telefona yönelerek bir arkadaşından kendisine eşlik etmesi için ricada bulunup Müftülükten izin almak için yola koyuldu…

Gökyüzünde kümelenen kara bulutlar; yüklerini, uzun süren bir kışın ardından adeta rahat bir nefes almak istercesine boşaltıyorlardı. Yer yer toplanan yağmur suları ve yerleşim yerinin ekseriyetle toprak alanlar olmasından dolayı oluşan çamur yürümeyi hayli zorlaştırıyordu…

Aklında ve yüreğinde bu bereket ayında düzenlemek istediği Mevlid-i Şerif olan Şerife çarşafının eteklerine bulaşan çamura aldırmadan yürüyordu… Buluşma yerine vardığında arkadaşını kendisini beklerken buldu… Selam ve hal hatır faslından hemen sonra içini kemiren soruyu iletti arkadaşına, kaygı dolu bir ifadeyle…

‘Ne dersin Zeyneb, izin verirler mi sence?’

Bir an afallayan arkadaşı dağılan düşüncelerini toparladığında izin verilmemesi için hiçbir sebebin olmadığını, geniş katılımlı bir Mevlid programı için en uygun yerin bir camii ya da taziye evi olduğunu ve Müftülük çalışanlarının da bunu gayet anlayışla karşılayacağını söyleyerek; ‘inşallah’ temennisinde bulundu!

İki arkadaş Müftülük binasından çıktıklarında yüzlerinden hayret okunuyordu… Müftü yerinde olmadığı için vekâleten orada bulunan bir imamla görüşmüşler ve mevlidi, ancak mahalle camiine bağlı Bayan Kur’an Kursu hocası denetim ve yönetiminde olmak kaydıyla, okutabilme izni alabilmişlerdi! Bunun için de gidip bu hocayı görmeleri ve birlikte mütalaa edebilmek için ikna etmeleri gerekiyordu… Ama sonuçta izin verilmişti ya önemli olan buydu ve sadece Allah rızası doğrultusunda, irşada ve Resulullah’ı daha doğru anlamaya yönelik bir program için her türlü cefa çekilmeye değerdi!

Kur’an kursu hocası kendilerini Müftülüğün yönlendirdiğini öğrenince bir takım sorular sorup detaylıca izahat aldıktan sonra en yakın zamanda program sunuşunu da görmek kaydıyla ikna olmuş ve durumu camii imamına iletmişti… İmam Efendinin de programı, kurs hocası hazırlamış intibaı verilerek, yapma izni vermesi iki arkadaşı sevindirmiş ve hummalı bir çalışmaya girişmişlerdi…

İki gün sonra her şey hazırdı Allah’ın izniyle! Yapılacak olan ikramlar belirlenmiş hediye edilmek istenen Mevlid-i Şerif cd’leri temin edilmişti… Konu komşu haberdar edilip davetler yapılarak Peygamber sevdalılarının aşk ateşiyle kavrulan yüreklerine bir ab-ı hayat sunulmuştu adeta!

Zeynep ve Şerife program sunuşu ve mevlid-i şerif sonrası yapılacak olan sohbet dokümanlarıyla birlikte kursun yolunu tutmuşlar hocayla görüşüp; sunuşu ve sohbeti yapacak olanları tanıtıp telaffuzlarını dahi takdim ettikten(!) sonra, program saatinden iki saat evvel bir araya gelerek hazırlıklara başlamayı kararlaştırmışlardı… Her şeye rağmen programı yapabileceklerdi ve iki arkadaş bunun için şükrediyorlardı…

Ancak Şerife yine de biraz huzursuz görünüyordu… Bu durumu fark edip soran Zeyneb koca bir sitemle karşılaşınca hak vermişti arkadaşına! Öyle ya ne de çok uğraşmışlardı; bir yer izni alabilmek için… Üstelik tüm mahalleye mal olmuş bir binaydı söz konusu olan… Camii ya da hemen yanında bulunan taziye evi! Dahası kendilerini uğraştıran mercii halkın diyanetinden sorumluydu! Nihayetinde tek amaçları bir mevlid okutarak Hz. Peygamberi anmak, o sımsıcak siretini çorak gönüllere damla damla akıtmak ve bu uğurda olabildiğince çok kimseye ulaşmaktı…

Ama olsun, programlarını geniş bir alanda yapabileceklerdi ya bu tüm sıkıntıları gidermeye yeter artardı bile!

İlerleyen vakitlerde Zeyneb, kurs hocasının kendisini aramasıyla, arkadaşının kaygılarının hiçte yersiz olmadığını anlamıştı! Akıllara zarar bir hâldi yaşadıkları ve olanlara bir anlam vermekte zorlanıyordu Zeyneb… Zira başından beri arkadaşının bu halisane niyetinde ona yardımcı olmak ve yükünü biraz olsun hafifletebilmek için işin prosedür yönüyle kendisi ilgilenmiş gerekli görüşmeleri yapmıştı… Bu yüzdende onu aramıştı hoca hanım!

Sahi ne olmuştu da tüm çabaları böyle bir kalemde silinip bir kenara atılmış, tek kelimeyle horlanmış ve yalancılıkla itham edilmişlerdi?! Program arifesinde maruz kaldıkları bu muamele de neyin nesiydi?! Düşüncelerini yokladığında yaşadıklarının bir kâbustan ziyade gerçek olduğunu anlıyor duydukları karşında eseflenmekten alamıyordu kendisini… Beyninde dibek döve döve yankılanıyordu hocanın sesi!

‘Beni kandırdınız! Siz müftülükten izin falan almamışsınız… Az kalsın benim başımı da kendi başınızı da yakacaktınız! Şu an müftülükteyim… Yazı gelmiş, siz ne mahalle camiinde ne de başka bir camii de program yapabilirsiniz… Bunu böylece bilin!’

Evet, yanlış duymamıştı telefondaki ses aynen böyle söylemişti kendisine… Müslüman kardeşine işin asıl boyutunu anlamaya bile kalkışmadan ‘yalancı’ ithamında bulunmuştu Kur’an kursu hocası… Zeyneb’in; söylediklerinin doğru olduğuna, görüştükleri imamın kendilerine, arka planda durup programı kurs hocasına bir nevi mal etme şartıyla, müsaade ettiğine, bunun için her türlü yüzleşmeye hazır olduğuna dair söylemleri etkili olmamıştı mevki hırsına kapılmış dimağ karşısında!

Şaşkındı… Aslında söyleyecek daha çok sözü vardı ama bunların hiçbir yararı olmayacağını anlamıştı! Sitemle karışık bir dua dökülüyordu dilinden… Yüreğinden…

‘Rabbim sorsun hesabını!’

Olması gereken bu değil miydi sahi? Gözünü dünya sevgisi bürümüş, kulu razı etmeyi Allah’ın rızasına tercih eden üstelik dilinden de ’Allah’ı düşürmeyen bir zihniyete nasıl bir muamele yapılabilirdi ki!

Neler olduğunu anlamaya çalışan iki arkadaş bir kere daha tutmuşlardı Müftülük yolunu! Hem bu karışıklığı düzeltebilmek hem de detaylarıyla hazır olan programı belirlenen yer ve şekilde yapabilmekti amaçları…

Yoğun bir maratonun ardından ilgili kimselerle yüz yüze görüşememişler vekil koltuğunda başka bir imam efendiyle muhatap edilmişlerdi! Bu durum içinden çıkılamaz bir hüviyete bürümüştü meseleyi… Yetkililerin her biri topu bir başkasına atıyor ellerinden bir şey gelmediğini belirterek programı evlerinde yapmalarını tavsiye ediyordu… İşin ilginç yanı söylenenlerin biri diğerini tutmuyordu!

Yorulmuşlardı… Ancak bitkin düşen ne bedenleri ne de dilleriydi!

Çiseleyen yağmur damlalarının yüzüne vurması için kapatmıştı şemsiyesini, düşünüyordu Zeyneb… Rahmet damla damla inerken yüzüne beyninde şimşekler çakıyor, yaşadıkları karşısında zihninde tek bir izahat beliriyordu! Bu durum bir fitnenin kıvılcımlarından öte değildi…

‘‘İman’a susayan gönüller’’e bent atmak, ‘‘hakikat yolcuları’’nın haykırışlarını bastırmak, ‘‘yeter ki Kur’an susmasın’’ diyen dilleri susturmak isteyen bir takım şer odaklarınca fitillenmişti fitne ateşi!

Saatlerdir koşturmuş olmaktan kaynaklanan ağrıları… Horlanıp; bir mü’min’in vasfı olamayacak bir vasıfla itham edilişleri… Programa dair günlerdir süren hazırlıklar ve güç bela izni alınan bir mekâna rağmen girişimlerinin olumsuzlukla sonuçlanışı…

Hangisine yansaydılar ki! Ama asla düşünmemişlerdi vazgeçmeyi!

‘Mevkileri, yanmasından o çok korktukları ‘baş’ları onların olsun! Rabbimiz bize yeter… Usanmak, gücenmek, geri adım atmak yok! Evimizde yapacağız inşallah… O (c.c) gönüllere ve mekânlara sükûnet ve genişlik bahşedendir! Bizler O’na dayandık ve yalnızca O’na güvendik!’

(YÜKSEKOVA AJANS)

 

Ammar isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı





2007-2023 © Akparti Forum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " iletişim " adresinden bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.



Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı
çarşamba pasta çarşamba bilgisayar tamircisi