![]() |
#11 |
![]() 1. İbrâhim as.’ın Istıfası ve Risaleti :
“Gerçekten Allah Adem’i, Nuh’u, İbrâhim ve İmran’ın ailesini seçip alemlere üstün kıldı. Hepsi birbirinden gelmiş tek bir zürriyetti. Allah hakkıyla işitendir, bilendir.”[1] Alimlerin Konu ile ilgili Görüşleri: Süleyman Ateş diyor ki; Allah’ın, Adem’i, Nuh’u, İbrâhim ve İmran ailelerini ıstıfâ edip âlemlere üstün kıldığını; bunların, birbirinden türemiş nesiller olduğunu belirten bu ayetlerde doğadaki “ıstıfâ” kanununa işaret edilmektedir. Istıfa, bir şeyi yabancı maddelerden ayıklamak, saf ve temiz hale getirmektir. Müfessirler ıstıfa’yı “onları yaratıklarının en safı ve temizi kıldı” veya ”onları kötü sıfatlardan temizledi, güzel huylarla bezedi” şeklinde iki türlü tefsir etmişlerdir. Bunların ikiside birbirine bağlıdır. Yüce Allah, evreni bir evrim yasasına göre yaratmıştır. İnsanı varlığa getirmek için önce inorganik maddeleri yaratmış, bunları süze süze bitkileri vücuda getirmiş; bitkileri olgunlaştıra olgunlaştıra canlıları; onları da geliştire geliştire sonunda insanı yaratmıştır. Cisim tekâmülü tamamlanınca bu kez ruhsal tekâmül başlamış; insanı süzüp olgunlaştırarak meleklerin dahi secde ile boyun eğdiği hilâfet makamına yükseltmiştir. İlk halife insan, Hz. Âdem’dir. Onun neslinde bu ıstıfâ: ruhsal olgunlaşma devam ederek gittikçe medeniyyet geliştiren toplumlar ve bu toplumları yönetecek yasaları getiren peygamberler yetişmiştir. En iyisini bilen Alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Zürriyet, çocuklar anlamındadır. Gerçi nesil anlamında babalara ve çocuklara da zürriyet denilirse de kelimenin asıl konumu çocukları ifade etmek içindir. Allah, Adem’in zürriyetinden peygamberleri süzerek meydana getirmiştir. Peygamberler, kamunun özü, süzülmüşüdür. Peygamberler maddesel ve ruhsal olgunluğun doruğunda bulunan insanlardır. Nuh soyu, İbrâhim ve İmrân soyları hep birbirinden süzüle süzüle gelmiştir. Bütün peygamberler, önce İlk halife Adem’den, sonra Nuh’tan türemiştir. Nuh zürriyetinden Hz. İbrâhim gelmiş, onun zürriyetinden de Hz. Musa’nın babası İmran türemiş, onun soyundan da İsrailoğlu peygamberleri meydana gelmiştir. Yine İbrâhim zürriyetinden gelmiş olan Hz.Muhammed as.’da bütün peygamberler zümresinin özü, hülâsasıdır.[2] Muhammed Ali es-Sabuni diyor ki: “Allah peygamberlik için mahlukatının en üstünlerini seçti. Bazıları şunlardır: İnsanlığın babası Âdem (a.s.), peygamberlerin piri Nuh (a.s.) ve İbrahim’in (a.s.) aşiret ve yakınları ki bunlar İsmail ve İshak peygamber ile bunların soyundan gelen peygamberlerdir. Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) de bu soydandır. Kurtubi şöyle der: Diğer nebi ve rasullerin hepsi, bunların neslinden geldiği için Allah sadece bunları zikretti.”[3] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır diyor ki: “Burada içinde yaşadığımız asrı en çok uğraştıran pek önemli bir ilmi kanun ile peygamberlik meselesinin niteliği gösterilivermiştir. Şimdi Peygamberlik nedir? Peygamberlerin diğer insanlardan ne farkı vardır? Ne için Allah, herkese bizzat emrini tebliğ etmesin, kelâmını ve emirlerini anlatmasın da ayrıca peygamber göndersin? Bunlara ne lüzum var mı diyeceksiniz? Bunu anlamak için varlıkta ve özellikle canlı varlıklar dünyasında, hele hele akıl sahibi olan canlılar dünyasında Allah'ın rablık sıfatının gereği olarak bir tekamül (gelişme) ve ıstıfa (seleksiyon) kanunu vardır ki, bu kanun O'nun Rablığının tanıklarından, ilim ve kudretinin, sonsuz rahmet ve inâyetinin kanıtlarından birini teşkil eder. İşte peygamberlik meselesi, bu ilâhî geleneğin, bu hakikat yolunun ve bu ilmî kanunun çerçevesinde ele alınacak olursa, peygamberlerin nasıl olup da insanlar arasında fevkalade bir imtiyaza mazhar olabildikleri başka delil aramaya ihtiyaç bırakmadan, bilimsel bir kesinlikle ve en akla yatkın bir şekilde anlaşılır. Çünkü peygamberliğe mazhar olmayanların bunu dış gözlem veya iç gözlem yoluyla bizzat tecrübe ederek bilmeye, anlamaya çalışmaları abestir, boşunadır. Bunu anlamak için de âyetteki “Istafâ” ve “Zürriyeten ba’duha min ba’din” kayıtlarını iyi anlamak lazım gelir. Mahmut Toptaş diyor ki: “Rasulullah’ın (s.a.v.) bir adı da Mustafa’dır. Kötülüklerden arındırılmış, insanlar arasından süzülüp çıkarılmış insan demektir. Biz hergün düşüncelerinde değişiklik yapan, eğriyle doğruyu ayırd edemeyen, kararsızlık içinde bocalayıp duran, yazdığı kanunları devamlı bozup yeniden yazan insanlara değil, Allah’ın seçtiği peygamberlerle gönderdiği kitaba ve onun peygamberine uyarız.”[4] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Kur’an-ı Kerim: Al-i İmran, 3/ 33- 34. [2] Süleyman Ateş, Kur'an Ansiklopedisi: c.9/91. [3] Muhammed Ali es-Sabuni, Safvetu’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 1/371. [4] Mahmut Toptaş, Şifa tefsiri, Cantaş Yayınları: 2/44. |
|
![]() |
![]() |