![]() |
#1 |
![]() İşten artmaz dişten artar
Şimdi ben nasıl edeyim de rahmetli babamın keresteci-marangoz karışımı dükkanını yeniden hatırlamayayım!.. Altmışlı yıllarda yeni başladığımızda dükkanda sadece bir planya, bir bıçkı (hızar) makinemiz, bir de “kafadan ısıtmalı” DEUTZ motor, nalın yapmak için beş altı tane çınar kütüğü vardı... Sonra etrafımızda yeni açılan at arabası tamirhanelerine yedek parça imali için aldığımız gürgen kerestelerine yer bulduk. Biraz sonra sermaye birikimi başladı, ilk kamyon dolusu kereste geldi. Sonra bu çam kerestelerinin satılamayanlarının düzgün taraflarından konfeksiyon tarzı kapı pencereleri imal etmeye başladık. Sonra kapı pencereyle ayağı alışan müşterilere (daha ziyade köylü kesim, çünkü bizim ustalık kalitemiz ancak onlara cevap veriyordu) taban, tavan tahtaları getirmeye başladık. Sonra yeni bir furya başladı. Durolit denilen ahşap levhalar geldi. Bu arada kereste talep eden marangozlar için, daha fazla köknar, çıralı çam getirmeye başladık. Bu arada gerek bizim gerekse komşu ve akrabanın kışlık odun ihtiyacı için arka köşede kocaman bir odun istifimiz oldu. Bu arada gelişen inşaat sektörünün taleplerini karşılamak için çalışan ve bir dükkan kiralamaya gücü yetmeyen, marangoz ustaları için bir marangoz tezgâhını da uygun bir yere yerleştirdik... Bütün bu olan bitenler arasında rahmetli pederimin -kışın soğuktan korunmak ve de birkaç hesap yapmak için bir metreye iki metrelik- yazıhanesi de bir köşeye sıkıştırıldı. Son zamanlarda çok artan keresteleri de dükkanın önüne istiflemeye başladık. Bu arada yıllar boyu bazen bir çırak ya da kalfamız olurdu... Nereden mi esti yine dükkan muhabbeti? Geçen programa Yalçın İpbüken Ağabey ve onunla beraber “Yalın Üretim” ve “Yalın Yönetim” yolculuğuna çıkan iki şirketin genel müdürleriyle beraberdik. Toyota’nın dünya devi bir firma olup, anlı şanlı Amerikan otomotivcilerini dize getirmesinin temel direği olan ‘yalın yönetim’i ve üretimi konuştuk. 3-4 Aralık günleri, İstanbul’da düzenledikleri “4. Yalın Zirve”de özetle safra iş, makine, malzeme, bilgi, operasyonlardan arındırılmış, israfı tamamen önleyen bir yönetim tarzıydı sözkonusu olan; iş süreçleri ve operasyonları devamlı iyileştirerek, zaman, mekan, para, imkân kazandıran bir anlayıştan bahsedeceklerdi. “Anadolu Aslanları”... Kısacası rahmetli babamın, o günkü bütçemize göre oldukça yüklü bir kira ödemek zorunda olduğu dükkanın neredeyse her santimetrekaresini değerlendirmeye çalışarak kurduğu düzeni hatırladım. İşler büyüdüğü zaman, yan tarafımızda boş duran dükkanı da kiralamayı teklif etmiştim bir gün. “Oğlum israf haramdır, bu dükkanı iyice değerlendirelim, çok gerekirse orayı da kiralarız ileride...” deyip gönlümü almıştı. Aslında Anadolu’da her modern yönetim tarzı diye sunulan modelin hasını bulmak mümkün. Mümkün de o kültürün köklerine inmek gittikçe zorlaşıyor. “Anadolu Aslanları” bu muhteşem kültürün farkına tam vardıkları gün Türkiye ekonomisi gerçek patlamayı yapar. Umarım o gün çok çabuk gelir. İş Dünyamız Resul İzmirli
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|