![]() |
#1 |
![]() Kafalar karıştırılmaya çalışılıyor. Aslında ortada neredeyse hiçbir yeni durum yokken, Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığındaki bir akademisyenler grubu tarafından hazırlanan anayasa taslağında laiklik ilkesinin içeriğinin değiştirildiği veya 'yumuşatıldığı' utanmadan iddia ediliyor.
Bu iddiayı ilk olarak bazı köşe yazarları 'niyet okuma' yöntemiyle dile getirdiler, sonra geçen hafta sonunda Cumhuriyet gazetesi manşet haberinde henüz tam metni açıklanmamış olan anayasa taslağından sızan bazı cümlelere dayanarak ciddi bir çarpıtma yaptı. Bunun üzerine Prof. Dr. Ergun Özbudun haklı olarak çok hassas olduğu konuda kimi gazetelere taslağın laiklik ilkesiyle ilgili gerekçe bölümünü ve bugünkü Anayasa'nın din ve vicdan hürriyetini belirleyen 24. maddesi için önerilen yeni düzenlemenin tam metnini verdi. Ama bu temel metinler bile içi boş tartışmayı bitirmedi, özellikle Cumhuriyet gazetesi laiklik ilkesinin tanımının değiştirildiği ve yumuşatıldığı konusunda ısrarlı yayınlarını sürdürüyor. İsterseniz, önce laiklik ilkesinin bizim Anayasa Mahkememiz tarafından nasıl tanımlandığına bir bakalım, sonra da Prof. Özbudun'un önerisini gözden geçirelim. Anayasa Mahkemesi'nin laiklik ilkesi etrafında şekillenmiş çok sayıda kararı var, ben bunlar içinden 1989'da alınan ve türbanı üniversite dersliklerinde ve sınav salonlarında yasaklayan meşhur karardan bir bölüm aktaracağım. Mahkeme, kararını yazarken önce bazı eski Anayasa Mahkemesi kararlarını hatırlatıyor ve bu kararların ortak yönünü, yani mahkemenin geçmişten beri laiklik ilkesini nasıl yorumladığını anlatıyor: "a) Dinin devlet işlerinde etkili ve egemen olmaması, b) Dinin, bireyin manevi yaşamına ilişkin olan dini inanç bölümünde, aralarında ayrım gözetilmeksizin, sınırsız bir özgürlük tanınarak dinlerin anayasal güvence altına alınması, c) Dinin, bireyin manevi yaşamını aşarak toplumsal yaşamı etkileyen eylem ve davranışlara ilişkin bölümlerinde, kamu düzenini, güvenliğini ve yararını korumak amacıyla sınırlamalar yapılması ve dinin kötüye kullanılmasının ve sömürülmesinin yasaklanması, ç) Kamu düzeninin ve haklarının koruyucusu sıfatıyla, dinsel hak ve özgürlükler konusunda devlete denetim yetkisi tanınması, lâiklik ilkesinin gereği olarak anlaşılmaktadır." Mahkeme ardından laiklik ilkesini anlatmaya başlıyor: "Modern devlet, değişik din ve mezheplere inananlara, bunlara ilişkin kuruluşlara yapısı içinde yer vermekte, bireyler arasında inançlarına göre ayrım gözetmemektedir. Herkes dinini seçmekte, inançlarını açıklamakta, tanınmış olan din ve vicdan özgürlüğü sınırları içerisinde serbesttir. Lâik bir toplumda bireyin istediği dine ve inanca sahip olması, yasakoyucunun her türlü etki ve el atmasının dışındadır. Devletin dinlerden birini tercih fikri, ayrı dinlere bağlı yurttaşların yasa önünde eşitliğine de aykırı düşer. Lâik ülkelerde gerçek vicdan özgürlüğünden söz edilebilmesi de, lâikliğin vicdan özgürlüğü yönünden de yararını açıklamaktadır. (...) Lâik düzende özgün bir sosyal kurum olan din, devlet kuruluşuna ve yönetimine egemen olamaz. Devlete egemen ve etkin güç, dinsel kurallar ve gerekler değil, akıl ve bilimdir. Din, kendi alanında, vicdanlardaki yerinde, Tanrı-insan arasındaki inanış olgusudur. Kişinin iç-inanç dünyasının düzenleyicisi olan dinin, devlet işlerinde söz sahibi ve çağdaş değerlerle, hukukun yerine geçerek yasal düzenlemelerin kaynağı ve dayanağı olması düşünülemez." (Anayasa Mahkemesi kararı, 1989/12) Şimdi gelelim, Prof. Özbudun ve arkadaşlarının laiklik ilkesine yer veren Anayasa'nın 2. maddesi için yazdıkları gerekçe önerisine: "Cumhuriyet'in temel niteliklerinden biri olan laiklik, Türkiye'de siyaseten ve hukuken en çok tartışılan kavramlardan biridir. Kavramsal olarak, laikliğin biri devlete, diğeri birey ve topluma hitap eden iki boyutu vardır. Devlete hitap eden yönüyle lâiklik, din kurallarının yönetimde gerek kanun koyarken gerekse uygularken belirleyici olmaması anlamına gelmektedir. Bunun nedeni, laik düzenlerde siyasi iktidarın kaynağında halk veya millet iradesi gibi tamamen dünyevi kavramların bulunmasıdır. Diğer yandan laiklik, devletin de din kurallarını değiştirmeye ve yorumlamaya kalkışmasını engelleyen bir ilkedir. Laik bir sistemde, devletin resmî dinî bulunmaz ve devlet bütün dinlerin mensuplarına eşit davranır. Laikliğin bireye yönelik cephesinde ise din ve vicdan hürriyeti vardır. Ancak, burada da muhatap devlettir. Devletin, tüm dinî inanışlar karşısında eşit mesafede durarak, herkesin inançlarına uygun şekilde yaşaması için gerekli ortamı sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. 1982 Anayasası'nın 2'nci maddesinin gerekçesinde laikliğin bu anlamına dikkat çekilmiştir. Buna göre, 'Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik ise, her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dinî inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir.' Bu anlamda laiklik, farklı dinî inançlara sahip olanlar kadar hiçbir dinî inanca sahip olmayanların da hak ve hürriyetlerini koruyan bir ilkedir." İki metni de gördünüz, siz elinizi vicdanınıza koyun söyleyin: Bir fark var mı? Akademisyenlerin metni ile Anayasa Mahkemesi'nin yorumu farklı mı?
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|