![]() |
#1 |
![]() Milli Eğitimin devâsâ hamlesi
Geçen hafta Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’i makamında ziyaret ettik. Hani bakanlık denince bu vatandaşın hayalinde ne canlanır? Kuyruklarda insanlar, tayin, nakil bekleyenler, görevlilerle atışmalar, çatık kaşlı memurlar vs. MEB’de bu berbat manzaranın zerrece izi yok. Sanki orada insanlar bir sükûnet iklimindeler. Tepeden tırnağa herkes son derecede nazik. Olması gereken buydu. Eskinin o ceberut, hakaret eden, aşağılayan bürokrat tipi Ankara’dan sür’atle kaybolmakta. Bakan Çelik’le dostluğumuz 10 yılı aşıyor. Aynı kürsüyü paylaşıp panelistlik yaptığımız oldu. Dağlar gibi işler arasında bir çay içimlik bir süreyle bile olsa bir dostuyla birlikte olmak, belli ki onu hem memnun etmekte ve hem de coşturmakta. O, bir gönül adamı. Hayatın olanca zorluklarını aşarak bulunduğu yere yükselmiş. “İşleriniz çok, yardıma geldik” diyerek latife ettik. Fuzuli’nin Mecnun’unu okudu: “Ya Rab, belâ-yı aşk ile âşinâ kıl meni/ Bir dem belâ-yı ışkdan kılma cüda meni /Az eyleme inayetini ehl-i derdden /Ya’ni ki çok belâlara kıl mübtela meni.” Kays’ın aşk derdine yeni mübtela olduğu zamanlardır. Babası, bu dertten kurtulması için onu günler süren sıcak bir çöl yolculuğundan sonra Kâbe’ye götürür. Oğlu, derdinden kurtulmak için Cenab-ı Hakka yalvarsın istemektedir. Fakat o, ‘yâ Rab, beni aşk belasından bir ân olsun ayrı bırakma” diye el açıp niyazda bulunur. Babası adeta çöker, oğluna “sen hakîkaten Mecnun olmuşsun” der. Böylece Kays adını koyan da Mecnun adını veren de aynı kişi mi? Bir ara sözünü kesiyoruz, “bu makamlar geçici, bir gün şimdiki vazife bitince sizinle birlikte inşallah televizyonda sohbet programı yapacağız” diyoruz, “inşallah” diye karşılık veriyor. Hüseyin Çelik layıkıyla entelektüel. Neler mi anlattı? Kısa bir süreye sıkıştırılmış malumat: -AK Parti’nin kurulduğu günlerdeyiz. Basının amiral gemisi diye tarif edilen gazete, “Tayyip’ten muhtar bile olmaz!” diye manşet attı. Sayın Erdoğan’ın canı çok sıkıldı. Ona dedim ki “sayın genel başkanım, bir şiir okudun bunlar başına geldi. Şiir gönlün dilidir size Sezai Karakoç’un ‘Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine’ şiirini okuyayım. Bakan gazetenin adını söyledi. Biz ‘amiral gemisi’ hatırlatmasını yaptık. Sezai Karakoç’un İstanbul için yazılmış bu uzun ve iki kısımdan meydana gelen şiirinden bir bölümü okur: “Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır/ Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır/ Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır/Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır/ O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır/ sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır/ Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır/ Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır/ Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır.” Sayın Erdoğan bir süre sonra bir uçak yolculuğunda şiiri yine ister “Hüseyin Bey, o şiiri bir kere daha oku bakalım”. Mevzua denk düştüğü ân onunla alakalı şiiri ezbere okuyabilen bir eğitim bakanımızın olması fevkalade değerlidir. Şiir okuduğu için hapse atılan bir başbakan, şiiri gönlün dili olarak konuşturan bir bakan. Yoksa şu mu? İhtilaf, biraz da şiir dilinden anlayanlarla, olaylara gönül gözüyle bakanlarla şiire sağır olanlar arasında sürüp giden bir hazin sürtüşmeden mi doğmakta? Bakan’a meçhul bir kıymetten söz ettik. Bir ara ayak üstü takdim etmiştik, Hayati İnanç. Bir hukukçu, fakat 7 bin dolayında divan beyti hafızasında. Ezbere okumakta, şair ve hikâyesiyle anlatmakta. Bir ara kendisini dinleyerek yorgunluk atılabileceğini söyledik. Başka ne mi konuştuk? Oraya sizin adınıza gittiğimize. Bir bakan da orada sizin namınıza vazife ifa ettiğine göre paylaşmak durumundayız. Böylece yarınki araştırmacılara da malzeme sunmuş oluruz. Hüseyin Çelik dedi ki “seçimlerden sonra sayın başbakana gittim ve efendim beni artık bakan yapmayın dedim. Bakan yapmayın derken milli eğitim bakanı yapmayın ama başka bakan yapabilirsiniz demedim”. Sebebini şöyle açıkladı: Hiperaktifim. Proje üretmeden duramıyorum. Annem, “oğlum, 10 aylıkken yürümeye başladın, bir daha oturmadın der.” Ne var ki bizim de kabine hazırlanırken bu sütundan teklif ettiğimiz gibi Başbakan Tayyip Erdoğan, isabetli bir kararla Hüseyin Çelik’i ikinci kere Milli Eğitim Bakanı yaptı. 75 milyonluk bir ülke. 17 Milyon genç. Artarak devam eden eğitim problemleri. Fakat işleri bu sükûnetle yürüten bir bakanlık. Bakan işlerin çokluğundan şikâyetçi mi? Hayır. Aksine Mecnun misali derdine sevdalı. Buna rağmen bunu söyleme ihtiyacı duymuş. Söz buraya geldi. Ama yazımızın başlığında bahsettiğimiz devasa eğitim hamlesinden hâlâ tek kelime yok. Haklısınız. Ancak o proje zaten bir cümle. Fakat özüyle devâsâ. Çok heyecan verici bir hamle. -Her yaz kalkınmada öncelikli yörelerimizden 100 bin öğrenci, öğretmenleriyle birlikte batıdaki illerimizde misafir edilecekler. Her öğrenciye bir de mihmandar öğrenci bulunacak. Doğunun, güneydoğunun çocukları vatanının diğer tarafını görecek, batıdakilerle doğudakiler dostluklar kuracaklar. Çocuklar Yurtkur yurtlarında kalacak, hamiyetperver şirketler bu projeye destek olacaklar. Şimdiden her şey hazırlanmış. Bu harika bir teşebbüs, ülkenin istikbali için hiç aksamadan bir devlet projesi olarak devam etmeli diye düşünüyoruz. Çayımızdan son yudumu alırken bakana “Bir bölücülük yetmez mi?” ismindeki yazımızı mutlaka okumasını ve başbakana da okutmasını rica ettik, zile bastı, yazıyı istedi. Biz de kucaklaşarak müsaade istedik. Entellektüel Boyut Rahim Er
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|