AK Gençliğin Buluşma Noktası
Osmanlı Tarihi (AK Parti) Osmanlı Devleti ve Osmanlı kültürü.



Cevapla
Stil
Seçenekler
 
Alt 03-02-2008, 15:56   #1
Kullanıcı Adı
fazlrahmet
Standart Ne İdik Ne Olduk

Faziletliydik: Kimsenin malına, mülküne göz dikmezdik. Kimsenin namusuna yan bakmazdık. Hırsızlık nedir bilmez, dilenciliği meslek edinmez, kimseyi de küçümsemezdik.


Dürüsttük: Bir zamanlar, Londra Ticaret Odası'nın en görünür yerinde şu mealde bir tavsiye levhası asılıydı: "Türklerle alışveriş et, yanılmazsın."





İtibarlıydık: Bir zamanlar, Hollanda Ticaret Odası'nın toplantılarında oylar eşit çıkınca, Osmanlılarla alışverişi olan tüccarın oyu iki sayılır, onun dediği olurdu.


Temizdik: Yere bile tükürmezdik. Hatta, Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa'ya tanıtmasıyla meşhur Comte de Marsigil, yere tükürmedikleri için atalarımızı şöyle eleştiriyor: "Türkler hiçbir zaman yere tükürmezler. Daima yutkunurlar. Bunun için de saçlarında sakallarında bir hararet olur ve zamanla saçları, kaşları, sakalları dökülür."


Çevreciydik: Kurak günlerde ücretle adamlar tutup sokaktaki ulu ağaçları sulatır, göçmen kuşların yorgunluk atması için, saçak altlarına kuş sarayları yapardık. Bunlara öyle çok örnek var ki, saymakla bitmez.


Harama el sürmezdik: Fransız müellif Motray, 1700'lerdeki halimizi şöyle anlatıyor: "Türk dükkânlarında hiçbir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkâncılar, arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç kere Beyoğlu'ndaki ikametgâhıma kadar gelmişlerdir."


Medeni idik: İngiliz sefiri Sir James Porter ise, 1740'ların Türkiye'si için şunları söylüyor: "Gerek İstanbul'da, gerekse imparatorluğun diğer şehirlerinde hüküm süren emniyet ve asayiş, hiçbir tereddüde imkân bırakmayacak şekilde ispat etmektedir ki, Türkler çok medeni insanlardır."


Dosdoğruyduk: Fransız generallerden Comte de Bonneval ise, şu hükmü veriyor: "Haksızlık, murabahacılık [aşırı kâr koyma, tefecilik], inhisarcılık [tekelcilik] ve hırsızlık gibi suçlar, Türkler arasında meçhuldür... Öyle bir dürüstlük gösterirler ki, insan, çok defa Türklerin doğruluklarına hayran kalır."


Hırsızlık nedir bilmezdik: Fransız müellif Dr. Brayer, 1830'ların İstanbul'unu getiriyor önümüze: "Evlerin kapısının şöyle böyle kapatıldığı ve dükkânların çoğunlukla umumî ahlâka itimaden açık bırakıldığı İstanbul'da her sene azami beş-altı hırsızlık vakası görülür."


Ubicini, Dr. Brayer'i şöyle doğruluyor: "Bu muazzam payitahtta dükkâncılar, namaz saatlerinde dükkânlarını açık bırakıp camiye gittikleri ve geceleri evlerin kapısı basit bir mandalla kapatıldığı halde, senede dört hırsızlık vakası bile olmaz. Ahalisi sırf Hıristiyan olan Galata ile Beyoğlu'nda ise hırsızlık ve cinayet vakaları olmadan gün geçmez."


Naziktik: Edmondo de Amicis isimli İtalyan gezgini, yine 1880'lerin "biz"ini anlatıyor bize: "İstanbul Türk halkı Avrupa'nın en nazik ve en kibar insanlarıdır. Sokakta kavga enderdir. Kahkaha sesi, nadirattan işitilir. O kadar müsamahakârdırlar ki; ibadet saatlerinde bile camilerini gezebilir, bizim kiliselerde gördüğünüz kolaylığın çok fazlasını görürsünüz."


Cihana örnektik: Türkiye Seyahatnâmesi'yle meşhur Du Loir'un 1650'lerdeki hükmü şöyle: "Hiç şüphesiz ki, ahlâk bakımından Türk siyasetiyle medeni hayatı bütün cihana örnek olabilecek vaziyettedir."


Şefkatimiz yalnızca insana yönelik değildi, hayvanları, hatta bitkileri bile kapsıyordu.


Hayata karşı saygılıydık: Bu konuda dilerseniz Elisee Recus'u dinleyelim, bize 1880'lerdeki halimizi anlatsın:

"Türklerdeki iyilik duygusu, hayvanları dahi kucaklamıştır. Birçok köyde eşekler haftada iki gün izinli sayılır... Türklerle Rumların karışık olarak yaşadığı köylerde ise, bir evin hangi tarafa ait olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. Eğer evin bacasında leylekler yuva yapmışsa, bilin ki o ev bir Türk evidir." (Küçük Asya, c. 9)


Hayırseverdik: Comte de Marsigli'yi tekrar dinleyelim: "Yazın İstanbul'dan Sofya'ya giderken dağlardan anayol üzerine inmiş köylülerin, yolculara, bedava ayran dağıttıklarına şahit oldum."


Aynı müellif, ceddimizin hayırseverlikte fazla ileri gittikleri kanaatindedir. Şöyle diyor: "Fakat şunu da ifade etmeliyim ki, bu dindarâne hareketlerinde biraz fazla ileri gitmektedirler. İyiliklerini yalnız insan cinsine hasretmekle kalmayıp, hayvanlara ve hatta bitkilere bile teşmil ederler."


Bu tespiti, İslâm ve Türk düşmanı Avukat Guer misallendiriyor: "Türk şefkati, hayvanlara bile şamildir" dedikten sonra şu örneği zikrediyor: "Hayvanları beslemek için vakıflar ve ücretli adamları vardır. Bu adamlar, sokak başlarında sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar... Sokaktaki ağaçların kuraklıktan kurumasını önlemek için bir fakire para verip sulatacak kadar kaçık Müslümanlara bile rastlamak mümkündür..."


"Kaçık"lığın kaynağını da veriyor adam: "Birçokları da sırf azad etmek için kuşbazlardan kuş satın alırlar. Bunu yapan bir Türk'e, bir gün, yaptığı işin neye yaradığını sordum. Küçümseyerek baktı ve şu cevabı verdi: 'Allah'ın rızasını tahsile [kazanmaya] yarar.'"


Ne dersiniz? Galiba, geçmişimizden uzaklaşmak, bize çok pahalıya patladı.


İşte sorulmaya değer ve cevaplanması elzem olan soru: "Bizde, o zaman var olup da bugün olmayan nedir? Nasıl kaybettik? Nasıl buluruz?"
(Alıntı : Yeni Osmanlılar Derneği)

 

fazlrahmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 03-02-2008, 16:12   #2
Kullanıcı Adı
fazlrahmet
Standart Ne İdik Ne Olduk
Türkler için söylenen sözler.....

“Türkler yeryüzünün en şerefli insanlarıdır. Huyları temiz ve yücedir. Yiğitlikleri bozulmaz bir güç halindedir. İşte tarih bunun en canlı örneğidir. Onlar din ve vatan konusunda, öz değerlerine bağlılık noktasında tarafsız, adil davranmasıyla saygı telkin ederler.Türklerin yurdu, efendiler, kahramanlar ve şehitler diyarıdır. Böyle bir milletin düşmanı olmak, bence insanlığın düşmanı olmaktan farksızdır.”

Fransa devlet adamı, Dış İşleri Bakanı olan LAMARTİN

“Türkler yalnız mert değil, cesur, güçlü, sabırlı, inanılmaz sihirli bir iradeye sahiptirl

Batılı yazar ÇERNAYEL


“Türkler yalancı olmadıkları gibi iki yüzlü de değildirler. Savaşta şerefle ölmeyi, şerefsizce yaşamaya tercih ederler. Ustalıkla kullandığı kılıcı ile yendiği milletlerin dönüp yarasını sararlar. Onlar hiçbir zaman ülkelerinde yaşayan, inançsız kimseleri engizisyonda yakmadılar.” İfadesini kullanmaktadır.

İngiliz devlet adamı ve yazarı LORD BYRON

“Dost kuvvetlerden haber bekliyorum ama bir türlü cevap gelmiyor. En az on kez telsiz odasına gittim, geldim yardım istedim, netice alamadım. Kulağıma dehşet veren “Allah, Allah” nidaları gelmeğe başladı. Tüylerim ürperdi. “Türkler geliyor” diye, şaşkınlık geçirdim, çaresizlik içinde beklemeğe başladım. Bu ne azap verici bir durumdur” diye hayıflandım

İngiliz General OGLANDE

“ Türkler erdemli, doğru, dürüst, aynı zamanda yoksulları koruyup kollayan aile namusuna özen gösteren insanlardır. Küçük bir iki kusurlarına rağmen onlar dünyanın en yüksek ve en asil milletidir.

Bilim adamı D’ATRAK

“… Cesurca harp eden, iyi sevk ve idare edilen asıl Türk ordusunun karşısında bulunuyoruz” demek zorunda kalmıştır.(General 1.Hamilton, Gelibolu günlüğü, sh.129. İst.1972)

Müttefik Kuvvetleri Baş Komutanı Hamilton, Çanakkale savaşı sonrası yazdığı hatıratında

“Çanakkale de başarılı olamadık, bu dehşet verici bir olaydır. Zira Türkler yuvasına girilmiş aslanın hiddetiyle, inancı, cesareti ve kahramanlığı ile savaş yaptılar böyle bir millet görmedim”. Demesinin ardında bitmiş, tükenmiş, silahları elinden alınmış, yedi düvele karşı kahramanca savaşan Türklere hayran kalan İngiliz yazarına kulak vermek gerekir. O ordu, bu ordudur. O millet yine bu millettir. Türk milleti en zor günlerinde en çetin işleri başarabildiğini ispat etmektedir.

SIR CULYENS. KORBET ise yazdığı eserinde


“ Ölüm insana bir kez gelir, korkak ise, ölüm gelene dek her an öleceğini düşünür ve onun acısını çeker. Onun için korku ölmekten hem zor hem de acıdır” der. Ata sözümüzde “yiğit bir kez, korkak bin kez ölür diye ifade edilir. Fatih ordusuyla Belgrat önlerinde savaşırken askeri ricat (geri kaçar). Veziri kendisini uyarır. Hünkarın geri çekilmesini ister. Fakat Fatih bunu reddeder. Atını mahmuzlar ve düşmanın üzerine gider. Birkaç düşmanı yere serdikten sonra askerlerine hitaben; “ Düşman gülleleri, korkaklarla saklananlara erişir. Bir ara saklanır gibi oldum gülle benim bacağımı buldu ve bacağımı yaraladı.bakınız şimdi göğsümü gere gere savaşa giriyorum bana hiçbir şey ilişmiyor. Sanki gülleler benden çekiniyor. Ulvi cisimlere süfli maddeler erişemez” demesi üzerine askerler yüreklendi saldırıya geçti ve muzaffer oldu.

Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’u almak için Edirne’den ayrılırken askerlerine hitaben


"Türkler ölmeyi biliyorlar, hem de iyi biliyorlar. Ben de ölmeyi bilen bir milletin yenilmeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim. Burada hiç yoktan ordular kurmak ve bu orduları ölüme sürüklemek mümkün. Bu imkanlardan bol bol faydalanıyorum. Fakat, meydana getirdiğim orduları sendeleten bir engel var: Türklerin yaşayan hatıraları! Üç-dört yüzyıl önce her kudreti ve her milleti yenen Türkler, şimdi de silinmez hatıralarıyla her teşebbüsü sendeletiyorlar. Hemen her yürekte bu korkuyu seziyorum. Demek ki yalnız Türkleri değil, onların tarihini de yenmek lazım. Bu durumda ben, Türklerin düzinelerle milleti idare etmelerindeki sırrı da anlıyorum. Onlar milletleri bir kere yeniyor fakat kazandıkları zaferleri ruhlara ve nesillere nakşedebiliyorlar."

M. Montecuccoli (Avusturyalı Komutan)
fazlrahmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-02-2008, 17:19   #3
Kullanıcı Adı
YavuzSultanSelim
Standart Ne İdik Ne Olduk
aynen ne idik ne olduk
YavuzSultanSelim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-28-2008, 23:17   #4
Kullanıcı Adı
baran-ı_vuslat
Standart Ne İdik Ne Olduk
neyin eksik olduğu belli.orda bunu niye yapıyosun diye sorulan soruya Allah rızası için diyen şahış var.burda ise cuma namazını kıldığı oru. tuttuğu iin dalgaya alınan şahıslar var.eminim arada ki farkı anlamışsınzadır.ne acı verici.yazıklar olsunki bize ne kandimiz olabiliyoruz nede olmak istediğimiz
baran-ı_vuslat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-02-2008, 21:38   #5
Kullanıcı Adı
Kemalist59
Standart Ne İdik Ne Olduk
Paylaşım için sağol gerçekten çok anlamlı düşündürücü biraz günümüze bakarak üzücü paylaşım ama şu bir gerçekki her şey kişinin vicdanında oluyor kişilik meselesi...
Kemalist59 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-03-2008, 02:31   #6
Kullanıcı Adı
Bostancı
Standart Ne İdik Ne Olduk
Osmanlı'da yerdeki tükürüklerin üzerine kül dökmek için kurulan fakıfların olduğunu biliyormuydunuz.?
Ne kadar ince düşünüyormuş adamlar Müslümanlar tükürmese'de 70 çeşit insan yaşıyordu biliyorsunuz ;)
Bostancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-03-2008, 16:12   #7
Kullanıcı Adı
mehmed1sek
Standart Ne İdik Ne Olduk
kim bizi bu hale getirdi malum....
mehmed1sek isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-03-2008, 16:14   #8
Kullanıcı Adı
ENGİNEER
Standart Ne İdik Ne Olduk
Yeniden öyle olacağımıza inanıyorum...
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı





2007-2023 © Akparti Forum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " iletişim " adresinden bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.



Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı
çarşamba pasta çarşamba bilgisayar tamircisi