![]() |
#1 |
![]() KABİH-KABİHA: Çirkin, yakışıksız, fena, ayıp.
KÂBİL: 1. Kabul eden, kabul edici. 2. Olan, olabilir. KABİLİYET: Anlama, anlayış, kabul edebilirlik, alabilirlik. KABİR: Mezar, ölünün gömüldüğü yer. KABZ: 1. El ile tutma, avuç içine alma, kavrama. 2. Bir malı teslim alma. 3. Peklik, kabız. KABZA: 1. Tutacak, tutanak yeri, sap. 2. Bir avuç, bir tutam, bir el dolusu şey. 3. Pençe. KADEM: 1. Ayak, adım. 2. Yarım arşın uzunluğunda bir ölçü. 3. Uğur. KADER: Cenab-ı Hakk'ın kâinatta mevcut her şeyin bütün özelliklerini ezelden bilip takdir etmesidir. KADÎM: 1. Eski. 2. Öncesini bilir kimse bulunmayan, öncesi bilinmeyen şey. Başlangıcı olmayan, ötedenberi mevcut bulunan. KADİR-İ MUTLAK: Mutlak güçlü (Allah). KADİR-U KAYYUM: Kadir ve Kayyum (Allah). KADR: 1. Değer, itibar, onur, haysiyet, meziyet. 2. Rütbe, derece. KÂFÎ: Elveren, yetişen, yeter. KÂFİR: 1. Hakk'ı tanımayan, bilmeyen, 2. Allah'ın varlığına ve birliğine inanmayan. 3. Küfreden, küfredici. 4. İyilik bilmeyen, nankör. KAHHÂR: 1. Ziyadesiyle kahreden, kahredici, yok edici, batırıcı. 2. Allah'ın isimlerinden biri. KAHIR: 1. Aşırı üzüntü, acı, keder. 2. Ezici davranış, zulüm. 3. Baskı ile iş gördürme, zorlama. KÂHİN: 1. Gaipden haber verme iddiasında bulunan kimse, falcı. 2. İlkel dinlerin ruhani reisleri. KÂHİR: 1. Kahreden, zorlayan. 2. Üstün gelen, ezen, ezici. 3. Yok eden, ortadan kaldıran. KAHR: 1. Zorlama, zorla bir iş gördürme. 2. Üstün gelerek mahvetme, batırma, ezme. 3. Çok kederlenme, çok üzüntü duyma. KAİDE: 1. Esas, temel. 2. Usul, nizam, kural. 3. Taban. 4. Ayaklık. 5. Yaprakların köke birleştiği yer. KAİDE-İ KÜLLİYYE: Açık, sarih olan hükümler, genel kurallar. KAİL: 1. Söyleyen, diyen. 2. Razı olmuş, boyun eğmiş. KAL': Koparma, koparılma, sökme, sökülme, çıkarılma, temelinden çekip atma. KALBEDEN: Değiştiren, çeviren. KALP: 1. Yürek. 2. Yürek hastalığı. 3. Gönül. 4. Her şeyin ortası, ehemmiyetli, alıcı noktası, değiştirme, çevirme. KÂM: 1. Meram, arzu, istek, amel. 2. Lezzet, zevk. KAMER: Ay. KÂMİL: 1. Bütün, eksiksiz, tam. 2. Kemale ermiş, olgun. 3. Geniş bilgili, kültürlü, bilgin. KANÛN: Devletin yasama kuvveti tarafından herkesçe uyulmak üzere konulan her türlü nizam, kaide. KARÂBET: Soyca yakınlık, hısımlık, akrabalık. KÂRBÂN: Kervan. KÂRHÂNE: 1. İş yeri, iş yapılan yer, dükkan. KÂRİ': 1. Kıraat eden, okuyan, okuyucu. 2. Kur'ân'ı usulünce okuyan. KÂRİA: 1. Pek şiddetli rüzgâr, 2. Ansızın gelen büyük belâ. 3. Kıyamet. 4. Belâdan kurtulmak üzere okunan "el-Kariâtü" sûresi. KARÎB: Yakın, yakın olan, uzak olmayan, soyca yakın. KARÎN: 1. Yakın. 2. Bir şeye sahip olan, bir şeye nail olan. 3. Hısım, komşu, arkadaş gibi yakın. KARÎNE: Karışık bir iş veya meselenin anlaşılmasına yarayan hal, ipucu. KARÎNE-İ MANİA: Kelimenin gerçek anlamında alınmasına engel olan ipucu. KARN: 1. Boynuz. 2. Yüz yıllık zaman. 3. Vakit, zaman. 4. Yaşıt, bir yaşta olan. KARÛN: 1. İsrailoğullarında zenginliği ile meşhur olan bir insan. Krezüs. 2. Çok zengin. KARYE: Köy. KARZ: 1. Ödünç verme, ödünç alma. 2. Ödünç verilen veya alınan şey, borç. KARZ-I HASEN: Faizsiz verilen borç. KASEM: Yemin, and. KASIR: 1. Kısa. 2. Küsur. KÂSİB: Kesbeden, kazanan, kazanmak için çalışan, kazanç sahibi. KASÎDE: Onbeş beyitten aşağı olmamak, bütün beyitlerin ikinci mısraları en başta bulunan mısra ile kafiyeli bulunmak ve daha çok büyükleri övmek üzere yazılan nazım. Koçaklama. KASR: 1. Kısa kesme, kısaltma, kısma. 2. Azaltma, kesme, eksiklik. 3. Köşk, saray, 4. Tahsis. 5. Kıraatte uzatmadan okumak. KASR-I SALÂT: Seferde olan bir kimsenin dört rekatlı namazı ikişer rekat kılmakla namazı kısaltması. KASVET: 1. Katılık, sertlik. 2. Merhametsizlik, acımasızlık. 3. Sıkıntı, gönül darlığı. KÂŞİF: Keşfeden, bulan, meydana çıkaran. KAT': 1. Kesme, biçme. 2. Halletme, karar verme, sona erdirme, bitirme. KATİL: 1. Katleden, öldüren. 2. Adam öldüren kimse. KATL: Öldürme. KATL-İ ÂM: Halkı bütünüyle kılıçtan geçirme. KAVÂİD: Kaideler, usüller, kurallar. KAVÂİD-İ KÜLLİYYE: Genel kaideler, kurallar. KAVÎ: 1. Kuvvetli, güçlü. 2. Güvenilir, sağlam. KAVL (Kavil): Lakırdı, söz, söz atma. KAVL-İ İLÂHÎ: İlâhî söz. KAVLÎ: Söz ile ilgili, söz olarak, sözde. KAVM: 1. İnsan topluluğu. 2. Bir peygamberin gönderildiği topluluk. KAYD: 1. Bağlanma, bağlayacak şey. 2. Bir yere yazma. 3. Sınırlama, belirtme. 4. Önem verme, unsurlama. KAYD-İ HAYAT: Yaşadığı sürece, ölene dek. KAYLULE: Öğle uykusu. KAYSER: Eski Roma ve Bizans imparatorlarının lakabı, hükümdar. KAYYUMİYET: Kendiliğinden eze-lî ve ebedî olarak var olmak. KAZÂ: 1. Allah'ın ezeldeki hükmü 2. Kadılık (ilçe) merkezi. 3. Kadılık etme işi, mahkemenin kararı, hükmü. 4. Yapma, yapılma, işleme. 5. İstemeden yapılmış bir kötülük. KAZAYA: Kaziyeler, önermeler, işler, meseleler. KAZF: İftira etmek, isnat etmek, kadına zina isnat etmek. KÂZİF: Bir kadına zina suçu isnat eden. KAZİYYE: 1. İş, mesele, dava. 2. Önerme. KAZİYYE-İ BEDİHİYYE: Bedîhî kaziyye, isbata muhtaç olmayan açık hüküm. KAZİYYE-İ MUHKEME: Kesin hüküm, değişmez ilke. KEBAİR: Büyük günahlar. KEBÎRE: Büyük günah. KEBÎRU'L-MÜTEÂL: Açık ve gizli her şeyi bilen, büyük ve yüce olan. Allah Teâlâ. KEF: Köpük. KEFARET-KEFFARET: İşlenen bir günaha, bir yeminin bozulmasına karşılık verilen sadaka. KEFERE: Kâfirler, inanmayanlar. KEHANET: Kâhinlik, gaipten haber verme, falcılık. KEHLE: Bit. KELÂLE: 1. Akrabalığı uzaktan olma. 2. Yorulma, tükenme. 3. Bıçak kör olma. KELAM: 1. Söz, söyleyiş, nutuk. 2. Dil, lehçe. 3. Kelâm ilmi, İslâmî inanç meselelerinden bahseden ilim. KELÂM-I NEFSÎ: İçten kendi kendine konuşma. Cenab-ı Hakk'ın harf, ses ve söz olmaksızın zatî kelamı. KELÂMÎ: 1. Sözle ilgili, söze ait. 2. Kelamcılar yolu. KELAMULLAH: Allah sözü, Kur'-ân-ı Kerim. KELB: Köpek. KELB-İ AKUR: Salar, azgın, ısırıcı köpek. KELB-İ MUALLEM: Ava alıştırılmış köpek. KELEPİR: Zahmetsiz, ücretsiz, çok ucuz ele geçen. KEMAL: 1. Olgunluk, olma. 2. Eksiksizlik, tamlık. 3. Değer, baha. 4. Bilgi, fazilet. KEMALAT: Faziletler, olgunluklar, insanın bilgi ve güzel ahlâkça tam ve olgun olması. KEMMİYET: 1. Sayı. 2. Nicelik. 3. Tekillik veya çoğulluk. KERAHET: 1. İğrenme, istemeyerek zor altında yapma. 2. Şeriatin yasaklamadığı fakat harama yakın olma ihtimali olan ve çekinilmesi gereken husus. KERAMAT: Kerametler, velilerin olağanüstü işleri. KERH: İğrenme, tiksinme, istemeyerek zor altında yapma. KERHEN: İstemeyerek, tiksinerek, zor altında kalarak yapma. KERİH: İğrenç, tiksindirici, pis kokan. KERÎM: Kerem sahibi, cömert, ulu, büyük. KERR Ü FER: Muharebede geri çekilerek tekrar hücuma geçme. KERR: Çekilme ve yeniden hücum etme. KESAD: 1. Kıtlık, yokluk. 2. Sürümsüzlük, alış-veriş durgunluğu. KESAFET: 1. Sıkılık, tokluk. 2. Kalınlık, yoğunluk. 3. Saydam olmama. 4. Koyuluk. 5. Kalabalık. KESB: 1. Kazanma, kazanç, edinme. 2. Geçimi sağlama için kullanılan âlet veya iş. KESBÎ: Sonradan, kazanılarak olan. KESRET: 1. Çokluk, bolluk, ziyadelik. 2. Kalabalık. KEŞF: 1. Açma, meydana çıkarma, gizli bir şeyi bulma, bir sırrı öğrenme. 2. Allah tarafından ermişlere ilham edilen gizliyi bilme yetisi. KEŞİŞ: Karabaş, evlenmez rahip, manastır rahibi. KETM: Gizleme, sır tutma, söylememe. KEYFEMAYEŞA: Nasıl isterse. KEYFEMETTEFAK: Rastgele, her nasıl rastlarsa. KEYFİYET: 1. Nitelik, bir şeyin nasıl olması. 2. Bir olayın geçişi. 3. Madde, iş. KEZA: Böyle, böylece, bu dahi böyle. KEZALİK: Keza, bu da öyle, böylece. KEZZAB: Çok yalancı, çok yalan söyleyen. KIBLE: Namazda yönelinen taraf, Kâbe'nin bulunduğu taraf. KILADE: Gerdanlık. KILLET: Azlık, kıtlık. KIRAAT-İ ÂSIM: Âsım kırâeti, bizim kırâetimiz. KIRÂET: Okuma, ibare sökme, düzgün ve sürekli okuma. Kur'ân okuma. KIRÂET-İ AŞERE: Kur'ân'ın on kırâet üzere okunması. Kırâet imamları şunlardır: Nafi, İbn Kesir, Ebu Amr, İbn Amir, Asım, Hamza, Kisaî, Ebu Cafer, Yakub ve Halef. KIRAN: 1. Yakınlık. 2. İki gezegenin bir burçta bulunması. KIRTAS: Kâğıt. KISAS: Kıssalar. KISAS: Öldürmenin öldürme, yaralamanın yaralama ile cezalandırılması: Göze göz, dişe diş gibi. KISAS-I ENBİYA: Peygamberlerin kıssaları. KISM: Parçalara ayrılmış şeyin her parçası, çeşit. KISSA: Anlatılan gerçek veya uydurma olay, hikâye. KISSÎS: Keşiş. KIST: Ölçü ve tartıda doğru davranma. 2. Pay, parça. 3. Parça parça verilen bir şeyin bir defada ödenmesi. KISTAS: Terazi, ölçü, ölçü birimi. KIT'A: En az iki beyitten meydana gelmiş olan nazım parçası. KITAL: Vuruşma, savaş. KIYAM: 1. Kalkma, ayakta durma, ayağa kalkma. 2. Namazın ayakta kılınan kısmı. 3. Bir işe kalkışma. 4. Karşı koyma, ayaklanma. KIYAMET: Ölümden sonra dirilme, kıyamet günü. KIYAS MAA'L-FÂRIK: Birbirine benzemeyen şeyler arasında yapılan kıyas. KIYAS: 1. Bir şeyi bir şeye benzeterek veya ona göre tutarak hüküm verme. 2. Benzetme, genel kurala uydurma. 3. Hakkında âyet ve hadis olan benzerlerine göre hükmetme. KIYAS-I CELÎ: Açık ve belirli olan kıyas. KIYAS-I FÂSİDE: Yanlış, bozuk, geçersiz kıyas. KIYAS-I HAFİ: Gizli, belirsiz kıyam. KIYASÎ: Kıyasan uygun olan. KIYMET: Değer, tutar, bedel, itibar, onur. KİBR: Büyüklük, büyük olma, büyüklük taslama, yüksekten bakma. KİBRİYA: 1. Büyüklük, ululuk. 2. Allah. KİFAF-KEFAF: 1. Bir şeyin misli, miktarı. 2. İhtiyaca yetecek kadar rızık, yiyecek. KİLAB: Köpekler. KİNÂYE: Doğrudan doğruya değil, dolaylı anlam taşıyan söz. KİSRA: Eski İran hükümdarlarının lakabı. KİSVE: Elbise, özel kıyafet, kisbet. KİTABET: Yazmak, kâtiplik. KİTAB-I EKMEL: En mükemmel kitap, Kur'ân. KİTAB-I MÜBİN: Açık, hak ile batılı ayıran kitap, Kur'ân-ı Kerim. KİTAB-I MÜNİR: Nurlu kitap, Kur'ân-ı Kerim. KİTABULLAH: Allah kitabı, Kur'-ân-ı Kerim. KİTMAN: Sır saklama, kimseye sır açmama hali, sır tutarlık. KUBH: Çirkinlik, çirkin iş. KUBUR: Mezarlar, kabirler. KUDRET: 1. Güç. 2. Allah'ın bütün varlıkları kuşatmış olan gücü. 3. Varlık, zenginlik. 4. Ehliyet, becerebilme. KUDRET-İ BÂLİGA: Kemal bulmuş güç. KUDSÎ: Kutsal, melekut ve lâhut âlemine mahsus. KUDUM: 1. Uzak bir yerden, uzun bir yoldan gelme. 2. Ayak basma.Teşrif etme. KULUB: Kalpler, gönüller. KURBET: 1. Yakınlık, Allah'a yakınlık. 2. Hısımlık, akrabalık. KURUN: Zamanlar, devirler, büyük tarih bölümleri. KURUN-İ ÂHİRE: Son asırlar. KURUN-İ KADİME: Eski çağlar. KURUN-İ SÂLİFE: Geçmiş asırlar. KURUN-İ ULÂ: İlk çağlar. KURUN-İ VUSTA: Orta çağlar. KUUD: Oturma, namazın oturarak kılınan kısmı. KUVVE: 1. Kuvvet, güç. 2. Fikir, niyet. 3. Yeti. 4. Nitelik. 5. Duyu. KUVVET: Güç, takat, kudret. KÜFFAR: Kâfirler, inkârcılar. KÜFR: 1. Allah'a inanmama ve ona ortak koşma. 2. Dinsizlik, imansızlık, kâfirlik. 3. Nankörlük. 4. Kaba, ayıp söz söyleme, sövme. KÜFRAN: Görülen bir iyiliği unutma. KÜFRAN-I NİMET: Nankörlük. KÜHULET: Orta yaşlılık, olgunluk çağı. KÜLFET: Zahmet, zor iş. KÜLLÎ: Genel, bütün, çok, tümel. KÜLLİYAT: Bütün hepsi, bir yazarın bütün eserleri. KÜLLİYET: Genellik, bütünlük, çokluk. KÜNH: Bir şeyin aslı, temeli, dip, kök, öz. KÜNYE: Künye, kişinin kimliğinin yazılı olduğu kâğıt veya levha. KÜRRE: Küre, yuvarlak, top. KÜRRE-İ ARZ: Yerküre, dünya, yeryüzü. KÜRSÎ: 1. Oturulacak yüksekçe yer, taht, makam. 2. Arş-ı a'lâ'nın altında bulunan, yer ve gökleri kuşatan alan. KÜSUF: Güneş tutulması. KÜTÜB: Kitaplar. KÜTÜB-İ EHADİS: İlâhî kitaplar: Tevrat, Zebur, İncil, Kur'ân-ı Kerim. KÜTÜB-İ MÜNZELE: Allah tarafından indirilmiş olan kutsal kitaplar. KÜTÜB-İ SÂLİFE: Geçmiş, eski kitaplar. KÜTÜB-İ SİTTE: Altı hadis kitabı: Buhârî, Müslim, İbn Mâce, Ebu Davud, Tirmizî, Nesai.
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|