![]() |
#1 |
![]() NÂÇÂR: Çaresiz, elinden iş gelmeyen, mecbur kalmış olan.
NÂDİM: Nedamet etmiş, pişman olmuş. NÂDİR: Ender bulunur. NAFAKA: Yiyecek parası, geçim için gerekli olan şey. NÂFİ: 1. Faydalı, şifalı. 2. Esma-ı hüsnadan bir ad. NÂFİLE: Yapılması farz ve vacip olmayan ibadetler. NÂİB: Birinin yerine geçen, vekil. NAKÎB: 1. Vekil, bir kavim veya kabilenin başkanı veya vekili. 2. Halkın hayırlısı. 3. Müfettiş. NAKL: 1. Bir yerden bir yere götürme. Taşıma. 2. Ev ya da yer değiştirme. Taşınma. 3. Duyduğu bir şeyi başkasına anlatmak, rivayet etmek. 4. Bir dilden başka dile çevirmek. NAKLÎ: 1. Nakle dayanan, kitap ve sünnete dayalı olan. 2. Taşıma ile ilgili. NAKZ: Bozmak, çözmek, kırmak, bir sözleşmeyi yok saymak. NÂMAHREM: Aralarında dinen evlenmeye engel bulunmayan erkek ve kadınlar. NÂMÎ: "Nümüvv"den: Yerden biten, yetişen, büyüyen artan. NÂR: 1. Ateş. 2. Cehennem. 3. Yakıcı şey. NASB: Dikme, bir rütbe alma, bir memurluğa atama. Bazı Arapça kelimelerin sonunun üstünlü olma durumu. NASÎB: Pay, hisse, kısmet. NÂSİH: Battal eden, hükümsüz bırakan. Daha önceki hükmü kaldıran. NASS: 1. Açıklık, açık hüküm. 2. Kur'ân-ı Kerim'de veya hadiste bir iş hakkında olan açık söz, âyet. NASS-I KUR'ÂN: Kur'ân-ı Kerim'in açık ve kesin hükmü. NÂTIK: Konuşan, söz eden, söyleyen, beyan eden. bildiren. NAZARİYE: Yalnız görüş ve düşünce halinde olup uygulanmamış bilgi. NÂZİL: 1. Yukarıdan aşağıya inen. 2. Bir yere konan, konaklayan. NAZM: Kur'ân-ı Kerim'in yazısı. Manzume, ölçü ve kâfiyeli yazı. NAZM-I CELİL: Kur'ân-ı Kerim. NAZM-I KUR'ÂN: Kur'ân-ı Kerim'in tertibi. NAZM-I MECÎD: 1. Kur'ân-ı Kerim'in âyetleri. 2. Kur'ân-ı Kerim'in tertibi, düzeni. NEBÎ: Peygamber, kendisinden önce gelmiş olan resulün şeriatı üzerine amel eden Peygamber. NECÂSET: Dinen pis sayılan maddî pislik. NECÂT: Kurtulma, kurtuluş. NECM: Yıldız, ahter, kevkeb, ülker yıldızı. NECS: Pis, murdar olan, şer'an pis olup gözle görülen şey. NEDVE: Konuşma, bir iş hakkında konuşma, istişare. NEFÎ: Giderici, yok eden, olumsuz yapan. NEFÎR: Topluluk, cemaat, savaş için seferber olan topluluk. NEFÎR-İ ÂMM: Cemaatı toplama, halkı askere sürme. NEFİS: 1. Pek beğenilen, pek güzel, pek iyi. 2. Can, kişi, kendi, öz varlık. 3. Bir şeyin zatı olan kendisi. NEFRET: 1. Ürküp kaçma. 2. İğrenç bulup tiksinme. NEFS: 1. Üfürmek, üflemek. 2. Can, kişi, kendi, özvarlık. 3. Bir şeyin zatı olan kendisi. NEFSANİYET: 1. Kendini çok beğenmişlik. 2. Gizli düşmanlık, garez, kin. NEFSÜ'L-EMR: İşin temeli, esası. NEKRE: Belirsiz olan, harfi tarifsiz kelime. NEMÎME: Söz götürme, taşıma, kişi aleyhindeki sözleri ona eriştirme, koğuculuk etme. NEMMÂM: İfsad için söz taşıyıcılık, dedikoduculuk ve koğuculuk eden. NEMRUD: Zalim ve gaddar olarak tanınmış ve Allah'a karşı isyan etmiş, büyüklük taslamış bir kral. Hz. İbrahim zamanında yaşamıştır. NESEB: Sülâle, hısımlık, karabet, soy, baba soyu, atalar zinciri. NESH: 1. Şer'î bir hükmü yine şer'î bir emirle kaldırma. 2. Bir şeyin aynını kopya etmek, aynını çoğaltmak. NESİ': Tehir etmek, ertelemek, geciktirmek. NESİKE: Kurban. NESÎM: Hoş esen yel. NESİR: 1. Saçma, serpme. 2. Vezinsiz, ölçüsüz söz. NEŞ'ET: 1. Hâsıl olma, vücuda gelme, yetişme. 2. İleri gelme, sebep olma. NEŞ'ET-İ SÂNİYYE: İkinci defa vücuda gelme. NEŞ'ET-İ UHRÂ: Mahşerde yeniden dirilme. NEŞ'ET-İ ULÂ: İlk defa vücuda gelme. NEŞRİYAT: Yayım. NEŞV Ü NEMÂ: Yetişip, büyüme, gelişme. NEŞVE: 1. Sevinç. 2. Büyümek ve yetişmek. 3. Mest ve sarhoş olmak. NEVÂ: 1. Ses, sadâ, makam, âhenk. 2. Refah. 3. Levazım, kuvvet, zenginlik. 4. Nasip. 5. Türk musikisinde eski makamlardan biri. NEV'-İ BEŞER: İnsan türü, cinsî. NEZÂHET: 1. Ahlâk temizliği, temizlik. 2. İncelik, rikkat. NEZD: 1. Yan. 2. Göre, fikrince. NEZD-İ HAK: Allah yanında. NİDÂ: 1. Çağırma, seslenme, ses verme. 2. Ünlem. NİKAB: 1. Peçe, yüz örtüsü. 2. Perde, örtü. NİKMET: Şiddetli ceza, hoşlanmayan muamelelerle olan mücazat. NİSÂ: Kadınlar. NİSYÂN: Unutma, unutuş. NİYAZ: 1. Yalvarma, yakarma, dua. 2. Rağbet ve istek. 3. Hacet, ihtiyaç, gereksinme. NİZA: Çekişme, kavga, anlaşmazlık. NUKÛD: Paralar, nakidler. NUTFE: Bel suyu, meni, insan ve hayvan tohumu. NUTUK: 1. Nutk. 2. Söz. 3. Söyleyiş, söyleme yetkisi. NÜBÜVVET: Peygamberlik. NÜKTE: 1. Dolayısıyla anlaşılan ince mânâ, bir söz ve ibareden anlaşılan şey. 2. İyi düşünülmüş, ince anlamlı zarif söz. NÜMÂYİŞ: 1. Gösteriş, görünüş, miting. 2. Yalandan gösteriş, göz boyama. NÜMUNE: Örnek. NÜMUNE-İ İMTİSAL: Uyulacak örnek. Örnek alınacak model. NÜŞÛZ: Kadının kocasına kafa tutup isyan edici bir durum almasıdır. Güya kendisini yüksek sayıp itaatını kaldırmış olur. NÜZUL: 1. Aşağı inme. 2. Konaklama. Kur'ân sûrelerinin inişi, vahyin gelişi.
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|