AK Parti |AKParti Forum |AK Gençlik |Recep Tayyip Erdoğan |AKPARTİ Gençlik Forumu|

AK Parti |AKParti Forum |AK Gençlik |Recep Tayyip Erdoğan |AKPARTİ Gençlik Forumu| (https://www.akpartiforum.com/index.php)
-   Anadolu Kültürleri (https://www.akpartiforum.com/forumdisplay.php?f=463)
-   -   Bir zaza lider SEYİT RIZA (https://www.akpartiforum.com/showthread.php?t=133083)

El Emin 07-27-2010 22:16

Bir zaza lider SEYİT RIZA
 
Seyit Rıza kimdir?
Seyit Rıza nerede ve ne zaman doğmuştur?
Seyit Rıza’nın doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. Ancak 1860-62 arasında dağduğu tahmin edilimektedir. İdam tarihi 15 Kasım 1937dir. N.Dersimi, Seyit Rıza asılırken kendi ağzından “75 yaşında” olduğunu söylediğini yazmaktadır. 1920’li yılların sonlarında Dersim ile ilgili bilgi toplamaya başlayan ve 1931 yılında “Derebeyi ve Dersim” adlı kitapçığı yazan N. H. Uluğ, taa o yıllarda Seyit Rıza’nın “altmış beş yaşlarında” olduğunu yazmaktadır, (age/39). Hem tahmini hesaplamalardan hem de bu beyanlardan Seyit Rıza’nın 75 yaşlarında olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Seyit Rıza, Hozat’ın Sin nahiyesine bağlı Ağdat köyündendir, (İddianame, Munzur, sy.20/sf.46). Cumhuriyet Savcısı Hatemi Şahanoğlu tarafından okunan iddianamede ”Viyalık” (Viyalıke) ve “Sosenkale” (Sesenkale) adındaki yerlerde oturduğu yazılıdır. Viyalıke¹, Şine (Sin) köyü yakınlarında bir mıntıkadır. Baba İbrahim’in Qırğanlılar tarafından öldürülmesinden sonra, Seyit Rıza bu mıntıkada bir konak yaptırmıştır.
Halk arasında yani Dersim ve çevresinde ise “Sey Rızayê Xaçeliye²” (Haçelili Seyit Rıza) adıyla bilinir. N. Dersimi de Seyit Rıza’nın Tujik (Thuzık)³ dağı eteğindeki Ağdat köyünde yerleşik olduğunu yazmaktadır.
N.Dersimi, Seyit Rıza’nın karargah merkezinin Halvori Vank, Alişer’in ki ise Ağdat’tı, diye yazmaktadır. Rehber’in, Alişer ile temasından ötürü S. Rıza’nın bütün planlarına vakıf olduğunu belirtir, (sf.276). Ayrıca babasının adının Seyit İbrahim olup “babo” (baba) lakabıyla anıldığını, Lirtik mıntıkasında oturduğunu, dört oğlundan en küçüğünün Seyit Rıza olduğunu yazar, (KTD.sf.291). Dedesinin adı ise Seyit Musa’dır. (Namê Khalikê Sey Rızayi, Sey Musawo, (MG/DDE:sf.11).
Seyit Rıza’nın oğullarının adı Sey Hesen (Şix Hesen), Bıra İbrahim ve Rezik (Resik) Hüseyin’dir.
Bıra İbrahim, kısaca “Bıra” olarak bilinir. Dedesinin ismini taşıdığından “İbrahim” adı sık olarak kullanılmaz. Seyit Rıza’nın ortanca oğludur. 1933 yılında Rayvero Qop’un tezgahıyla Qırğan (4) aşireti mensupları tarafından öldürülmüştür.
Rezik Hüseyin, Seyit Rıza’nın en küçük oğludur. 15 Kasım 1937 yılında babası ile beraber idam edilmiştir.
Büyük oğlunun adı Sey Hesen’dir. Şix Hesen (Şeyh Hasan) olarak da bilinir. Seyit Rıza’nın kuşatıldığı bölgede bulunan ve Laç (Laçinan) Deresi (Derê Laçu) olarak bilinen mıntıkada, 17 Ağustos 1937 tarihinde 30 kişi ile beraber öldürülür.
Genelkurmay belgelerinde bu olay şöyle anlatılmaktadır:
“16/17 Ağustos (5) 1937 gecesi harekete geçen birliklerle gün ağarırken Titenik-Tokmakbaba tepesi-Sarıoğlan üçgeni aranmaya başlandı ve Birdo ile Sarıoğlan arasında saklanan Seyit Rıza ve avenesi sarılarak müsademeye başlandı ve şakilerden 30 kadarı öldürüldü”. Aynı kaynaktan yararlandığı anlaşılan M. Gülmez de “ailesinin 30 ferdini şehit” vermiştir” diye yazmaktadır, (age, önsöz, sf.5). N. Dersimi ise, Seyit Rıza’nın “küçük karısı Bese”, “büyük oğlu Şeyh Hasan” ve “üç torunu” ile “bin kişiye yakın” bir kuvvetinin Kozluca bölgesinde şehit düştüğünü yazmaktadır. (age, sf.287).
Burada N. Dersimi’nin yazdığı “bin kişiye yakın kuvvet” dışındaki bilgiler doğru ve birbirini tamamlamaktadır. Bin kişilik kuvvetin ise sadece abartı değil, tamamen “hayali” bir rakam olduğu anlaşılmaktadır.
Olayın Geçtiği Bölge
Genelkurmay belgelerinde bölge hakkında önemli bilgiler verilmektedir. Oldukça geniş bir alanı kapsayan “Titenik-Tokmakbaba tepesi-Sarıoğlan üçgeni” daraltıldığında üçgenin bir ucuna tekabül eden ve kayıtlarda “Birdo” (yeni adı Çalıbaşı) olarak geçen, Zazacası (Kırmanciki) “Bırdu” olan ormanlık bir mıntıka vardır. Seyit Rıza ailesi ve yakın adamları ile beraber1937 baharında, önce Ağdat’ı terk ederek “Gomê Gogane” olarak bilinen mınıkaya gider. Bir süre burada kalır. Alişêr Efendi’nin öldürülmesinden sonra ise, Abbasan bölgesini tamamen terk ederek Semkan-Laçinan (Semku-Laçinu) bölgesine gider ve çatışmanın yaşandığı 17 Ağustos tarihine kadar bu bölgede kalır.
Olayı yakından inceleyen M. Gülmez, “Dersim ra ve Dare Estene” adlı kitabında bu mıntıkanın Bırdu bölgesinde olup “Pulê Çeqeru” (Pulê Çeqere), (6) adıyla bilindiğini ve Türkçe’sinin bügün “Sarıalan” olduğunu yazmaktadır, (age. sf.44-52/72-80). Bırdu, Bilgês Baba dağı eteklerinde ve etrafı ormanlıktır. Bilges Bava tepesine çıkıldığında kuzeydoğu’da Kozluca (Qolce) bölgesi, (Kertê ) uzanır. Güney cephesinde Tokmakbaba (Toqmaqbava) dağı yükselir. İşte saklanılan alan, bu üç dağın arasındaki ve çevresindeki dağlık ve ormanlık bölgedir.
Çatışmada Ölenlerin Sayısı
Genelkurmay kayıtlarında ölenlerin sayısı otuz kişi olarak verilmektedir, (agy.sf.208). M. Gülmez, tanıkların anlatımlarına dayanarak Şix Hesen ve eşi Anıke ile onlara haber vermeye giden Memê Beji’nin kurşun ile diğerlerinin ise bombalanarak öldürüldüğünü, ölenlerden üçünün erkek, altısının kadın ve yirmisinin ise çocuk olduğunu yazar, (age.sf.80). Yetişkin erkeklerden biri Şix Hesen, biri Memê Beji’dir. Üçüncüsünün ismi bilinmemekle beraber, ölüler arasında bulunan Şix Hesen’in oğlu veya çatışma esnasında Toqmakbava’da Seyit Rıza’larla beraber iken, daha sonra katliam yerine gitmiş olması muhtemel olan (W)usê Keleci olabilir. Kadınlardan adı bilinenler ise biri Seyit Rıza’nın eşi Beser, bir diğeri Şıx Hesen’nin eşi Anıke’dır. Anıke hamiledir ve kurşunun deldiği yerden yavrusunun eli dışarı sarkmıştır. 29 ceset sayılırken, 30’uncusunun bu cenin olduğu ve rapora otuz “şaki” (eşkiya) şeklinde kayd edilmiştir, (bkz. Agy. aynı yerde).
Çatışmadan Sağ Kurtulanlar ve Kafilenin Mevcudu
Bu çatışmadan sağ kurtulanlar ise Seyit Rıza’nın kızı Leyla, torunları ve Şıx Hesen’in kızları Nare ve Cemile’dir (Cemila), (M.G/age.sf.74/78).
Kafileden ayrı olarak Tokmakbaba (Toqmaqbava) mağaralarında saklanan ve çatışanlar ise şunlardır: Sey Rıza, Têslim, Ali Avas, Wusê Keleci ve Memê Beji’dir. Memê Beji (Bêji), çatışmada öldürülenleri kurtarmak üzere, kafilenin bulunduğu yayla (ware) yerine gider ve onlarla beraber uzaklaşırken saklandıkları hendekde öldürülür. Seyit Rıza, Têslim ve Ali Avas kurtulmuştur, (age/sf.85/92). (W)usê Keleci’nin akibeti hakkında bilgi yoktur. Bu durumda kafilede, Şix Hesen dahil toplam yetişkin altı erkek, altı da kadın bulunmaktadır. Kafilenin, biri annesinin karnında, otuzu ölü, altısı sağ olmak üzere toplam 36 kişiden oluştuğu anlaşılmaktadır.
Seyit Rıza”nın Yakalanması:
H. Şahanoğlu’na göre Seyit Rıza, “Erzincan köprüsünden geçerken” “yakalanmıştır”, hüviyetini saklamasına rağmen, yanında bulunan “dürbünün üzerinde yazılı isminden şüpheye düşen vazifeşinas nöbetçi süngüsünü çekiyor, kendisini karakola davet ediyor”, (İddianame, agy.sf.46).
Genelkurmay belgelerinde ise, “Seyit Rıza’nın 10 Eylül günü saat 22.00 de, (7) silahsız olarak iki arkadaşı ile birlikte Erzincan Jandarmasına teslim olduğu 5. Jandarma Bölük Komutanlığından, Genel Müfettişliğe bildirildi…” şeklinde geçmektedir. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Başbakan İsmet İnönü de “teslim” oldu ibaresini kullanan demeçler vermişlerdir. Görüldüğü gibi “teslim oldu” ile “yakalandı” terimlerinin ikisi de devlet ve mahkeme yetkilileri tarafından kullanılmış “çelişik” beyanlardır. Buradan askeri ve hükümet yetkililerinin propogandaya yönelik olarak olayı çarpıttıkları sonucu çıkar. H. Şahanoğlu ise, buna gerek duymaksızın olayı olduğu şekliyle naklederek gerçeği yansıtmış olmaktadır.
Seyit Rıza yakalandı mı yoksa teslim olmaya mı gitti?
Açıktır ki, “yakalanma” ile “teslim olma” birbirinden farklı iki olaydır.
N. Dersimi, ordu kumandanı ve Erzincan valisinin vaadlerde bulunduklarını ve böylece “Seyit Rıza’yı Erzincan merkezine getirmeğe muaffak” olduklarını belirterek “tevkif” edildiğini ve vilayet konağından çıkarılırken “şerefsiz ve yalancı hükümet” diye sözler sarf ettiğini yazar, (5 Eylül 1937/ KTD/sf.288).
Görüldüğü gibi N. Dersimi’nin olayı nakletmesinde “teslim olma” değil, “görüşmeye gitme” şeklinde bir anlatım vardır. Bu durumu yorumlayan M. Gülmez, bu konudaki farklı yaklaşımlara değinerek şöyle sorar: “Ailesinin 30 ferdini şehit veren Seyit Rıza neyi kurtarmak için teslim olsundu ki?” (DDE/sf.5). Ve şöle cevaplar: Seyit Rıza devletin “eline” geçmişti, (age/sf.6).
Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamı ve idam tarihi
Seyit Rıza’nın idam tarihine ilişkin farklı tarihler verilmiştir.
Benim yaptığım çalışmada vardığım sonuç, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam tarihi “15 Kasım 1937” Pazartesi gününe denk gelmektedir. Geçen yıl, Seyit Rıza’yı anma vesilesiyle bunu yazdım. Bu bilgiye nereden ulaşmaktayım?
Birincisi, İ.S.Çağlayangil’in anlatımlarına dayanarak, 1937 yılı takviminin ve konu ile ilgili o dönemde yazılmış haberlerin incelenmesinden çıkan sonuçlar ve ikincisi bu tarihi doğru olarak tespit etmiş olan kaynaklardır.
İ. S. Çağlayangil anılarında, Atatürk Elazığ’a gelmeden idamlar bitmeliydi diye yazar. C.tesi öğlenden sonra ve Pazar’ın tatil olmasından dolayı, mahkemenin çalışmadığını ve bu durumu çözmek için nasıl bir formül bulduğunu ballandırarak anlatır. Bu durumda 1937 takviminde, 14 Kasım Pazar’a, 15 Kasım ise Pazartesine gelmektedir. Yani idamlar Kasım 14 ü 15 bağlayan gece yarısından sonra yapılmıştır ve böylece Pazartesi gecesinden itibaren tarih, 15 Kasım 1937 olarak kabul edilmiş olmaktadır.
Bu olay tam bir hukuksuzkuk örneğidir. Gerek Savcının “izinli” sayılarak “görevinden” alınması ve yerine bir savcı yardımcısının geçirilmesi ve gerekse mahkemenin bir tatil gününün “gecesinde” toplanması görülmüş şey değildir. Oysa normal mesailer, sabah saat 08.00 de başlar. O dönemde de çok farklı olduğu söylenemez. Ayrıca, savcı konu ile ilgili olarak hükümetten “şifre” aldığını da söylemiştir. “Bağımsız” savcı ve mahkemeye hükümetten gönderilen “şifre” acaba neyi talep ediyordu?
Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam tarihini “15 Kasım 1937” olarak yazan diğer bazı kaynaklar şunlardır:
M.Kalman, N. Dersimi idam tarihini 18 Kasım olarak verirken “yanılıyor” derken iki gazete haberi aktarıyor. Biri 15 Kasım 1937 tarihli Ulus gazetesi. Aynen şöyle yazıyor: “İdam hükümleri bu sabah infaz edilmiştir”, (M.K/D.D/sf.349), (8). İkinci gazete 16 kasım 1937 tarihli Cumhuriyet’tir ve olayı şöyle aktarıyor: “Seyit Rıza ile 6 avenesi dün idam edildiler”, (age/sf.350).
Böylece idam tarihi oldukça açık bir şekilde ortaya konmuş olmaktadır.
İdam günü ile ilgili hatalı tarihlemeler:
İdam tarihi ile ilgili hatalı tarih verenlerin başında N. Dersimi gelmektedir. N. Dersimi’ye göre Seyit Rıza ve arkadaşları “18 Kasım 1937” tarihinde idam edilmişlerdir, (M.N.D/KTD:sf.289), (9). Aynı kaynağa dayanan F. Bulut’ta aynı hatayı yapmıştır. Keza A. Kaya”nın da aynı kaynaklara dayanarak yorum yaptığı ve “17 Kasımı 18 kasım 1937 ye bağlayan gece” şeklinde aynı hatayı tekrarladığı anlaşılmaktadır. Bu yazının, bir çok kişi ve çevrenin hiç bir araştırma yapmadan aynı hatayı tekrarlamasına bir son vermesi, dileğimdir.
N. Dersimi, idam kararının alındığı tarihi ise “10 Kasım 1937” olarak vermektedir. F. Bulut ve A. Kaya aynı iddiayı tekrarlamaktadırlar. İ.S. Çağlayangil’in anlatımlarından kararların 10 Kasım da alınmış olması şüpheli görünüyor. Çünkü, İ.S. Çağlayangil, idam “tünne” (yoktur) şeklinde bir vaveyle koptuğunu ve sanıkların Türkçe bilmediklerinden idam kararlarını iyi anlamadıklarını anlatıyor ve “mahkeme kararı açıklandı”(15) diye yazmaktadır. Buradan, idam kararlarının da aynı gün yani 15 Kasım 1937’de açıklandığı kesin ancak önceden alınmış “peşin” bir karar var mıydı? İşte “o” bilinmiyor!
İdam edilenlerin Sayısı
İdam cezası verilip infaz edilenlerin sayısı hakkında da farklı rakamlar verilmektedir. N. Dersimi, asılanların sayısını onbir olarak verir ama hepsinin isimlerini vermez, (N.D/KTD:sf.289), (10). F. Bulut’ta aynı “bilgi”leri tekrarlamakla yetinir, (F.B/BDR/sf.271-272).
M. Kalman, idam kararı verilenlerin sayısının onbir ama infaz edilenlerin yedi kişi olduğunu yazmakta ve şöyle demektedir. “Anlaşılıyor ki, N. Dersimi dört kişinin cezasının otuz yıla çevrildiğini öğrenememiş”tir, (M.K./age.sf.348).
İdam edilenlerin isimleri
İdam edilenlerin isimleri şöyledir:
1. Sey Rıza (Seyit Rıza, Abbasan Aşireti Reisi).
2. Resik Hüseyin (Seyit Rıza’nın oğlu).
3. Seyd Wuşên (Seyit Hüseyin, Kureyşan-Sêxan/Seyhan Aşireti Reisi)
4. Fındık Ağa (Yusufan (Wusuvu) aşireti Reisi Kam(b)er Ağa’nın oğlu).
5. Hasan Ağa Demenan (Demenu) aşireti Reisi Cebrail Ağa’nın oğlu).
6. Hasan (Kureyşan aşiretinden Ulkiye oğlu Hasan).
7. Ali Ağa (Mirza Ali oğlu Ali Ağa)¹¹.
M. Gülmez, “Civrayil Ağayê Arekiye” ile “Demenu ra Cıvrayilê Kêji” isimlerini ayrı ayrı göstererek birincisinin idam, ikincisinin ise ömür boyu hapis aldığını yazmaktadır, (age/sf.154). M. Gülmez’in yanıldığını ve bahsi geçenlerin aynı kişinin adları olduğu kanısındayım. Doğrusu, aynı zamanda Demenan Aşireti reisi olan Cebrail Ağa (Civê Kheji) idam cezası alır ama cezası ömür boyu (veya 30 yıl) hapse çevrilenlerdendir. Asılan ise oğlu Hasan Ağa’dır.
İdam kararı verilip de yaş haddinden ötürü infaz edilmeyen dört kişi şunlardır:
1. Kamer Ağa (Yusufan Reisi, Kamber veya Kanber şekillerinde de yazılmıştır).
2. Cebrail Ağa (Demanan Aşireti Reisi, Civê Kheji).
3. Kamer Ağa (Heyderu) Haydaran aşireti reisi.
4. (Dördüncü kişinin adı belirlenememiştir. Tespit edenlerin yardımını bekleriz).
Ali Kaya’nın, Keko Ağa olarak yazdığı dördüncü kişinin adı, M. Gülmez’de geçmez. Ama farklı olarak Heyderu ra (Haydaranlı) Hemedê (W)uşeni ve Heyderu ra (Haydaranlı) Hemedê Alixani isimleri vardır, (M.G/age/sf.154). Keko Ağa adını ise, “tarihçi-yazar” Ali Kaya vermektedir. Kamer Ağa’nın “96 yaşında olduğu için 31 yıla mahküm” edildiğini ve cezaevlerine sürgün gönderilenlerin oralarda öldüğünü yazmaktadır. Ayrıca, Seyit Rıza’nın yaşının küçültülerek 78’den 54’e indirildiğini, 17 yaşındaki Resik Hüseyin’in yaşının ise büyütülerek aynı gece 21’e çıkarıldığını yazması da, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe verilmiş örneklerdir, (age/sf.251/252).¹²
İdam cezası alıp infaz edilmeyenler içinde bir değil, iki ayrı Kamer Ağa olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan biri Yusufan (Wusuvu) Aşireti Reisi Kamer Ağa ve diğeri de Haydaran (Heyderu) Aşireti Reisi Kamer Ağa’dır. M. Gülmez de aynı doğrultuda yazmaktadır, (bkz.age/sf.154). Bu konuda en sağlam kanıtlardan biri de iddianamedir. İdddianame’de şöyle deniyor: “Suçlulardan Yusufan aşireti reisi Kamer’le, Şeyhanlı Hüsso Seyde ve Haydaran aşireti reisi diğer Kamer ile yukarıda zihniyetlerini izah ettiğimiz tiplerdendirler” (agy/sf.46).¹³
Faik Bulut, idam edilenlerin içinde Yusufan Reisi Kamber, Kureyşanlı Ulkiye adlarını yanlış olarak vermiştir. Ayrıca “Kureyşan aşireti reisi Seyit Hüseyin” ile “Seyhanlı (Şixan/Şêxan) aşireti Reisi Hasso Seydo” diye iki ayrı isim veriyor. Oysa İkisi de aynı kişinin isimleridir ve farklı yazılmışlardır. Doğrusu Kureyşan Aşiretinin, Şixan (Şixu) kolu ya da kabilesinin (pêre) lideri Wuşênê Seydi (Wusê Seydi) yani Seyit Hüseyindir. Aynı şekilde F.Bulut tarafından, Kureyşanlı Ulkiye oğlu Hasan da, Ulkiye ile beraber “idam” edilmiştir. Oysa idam edilen sadece Kureyşanlı “Ulkiye oğlu Hasan”dır, (14).
İdamların Yapıldığı ve Yakıldığı Yerler
Nuri Dersimi, Elazığ “Buğday Meydanı”nı infaz yeri olarak yazar, (age/sf.289). Olayın tanıklarından İ. S. Çağlayangil ise, Seyit Rıza’yı cezaevinden idam yerine otomobille götürürken “Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu” diye yazmakta ama başka ayrıntı vermemektedir, (age.sf.51). M. Gülmez ise darağacından indirilen cesetlerin, bugün Fırat Üniversitesinin bulunduğu dereye götürülerek yakıldığını yazmaktadır, (age/.156). Peki yakılan cesetlerin külleri ne yapıldı? Bu konularda Genelkurmay belgelerinde mutlaka kayıtlar vardır. Bir gün bunların açıklanması da muhtemeldir. Ama anlaşılan o zamana kadar, bu ve benzeri sorular sorulmaya devam edecektir!
Kasım 2006
M. Hayaloğlu
¹. Viyalıke: Şine (Sin) köyü yakınlarında bir mıntıkadır. (Dersim ra ve Dare Estene, M. Gülmez, sf. 187). H. Şahanoğlu “Dersim’e ait işler Viyalık’ta görülür” diye yazar. (İddianame, Munzur, sy.20/sf.46). Ağdat’taki evinin bulunduğu yerin ise, “Sosenkale” olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır.
². Xaçeliye: Eski kayıtlarda Haçeli/Haçılı şekillerinde olup yeni adı Dikenli’dir. 1980’den sonra Geyiksuyu (Deşt) nahiyesine ait diğer köylerle beraber Tunceli Merkez’e bağlanmıştır. Seyit Rıza’nın aşireti Yukarı Abbasanların önemli köylerinden biridir. Seyit Rıza’nın sonraları Xaçeliye köyünü Rayberê Qop’a bıraktığı ve Ağdat’a yerleştiği anlaşılmaktdadır. Rehber (Rayber/Rayver) Seyit Rıza’nın abisi Seyd Ağa’nın oğlu yani yeğenidir. Rayverê Seyd Ağayi diye de bilinir. N. Dersimi, Hozat’ın Peyami (Pıxamiye) köyünde “tarafsızlığını ilan” ettiğini ama işbirlikçiliğe ve ispiyonculuğa devam ettiğini, aldığı bilgileri Türkler’e ulaştırdığını ve bir ara -(durumunu gizlemek için)- Bahtiyar aşireti ile ittifak yaptığını da yazar, (sf.274).
³. N. Dersimi, S. Rıza Lirtik mıntıkasından göç ederek Tujik (Thuzık) dağı eteğindeki Ağdat köyüne yerleşmiştı, diye yazmaktadır. (KTD:292).
(4). Bava İbrahim’i, pusuya düşürüp öldüren kişinin, Qırğan aşireti reisi Satoğlu Sıleman (Süleymen) Ağa’nın oğlu Memed (Mehmet) Ağa olduğu anlaşılmıştır. (M.G/DDE, sf. 188). N. Dersimi de, bu olay üzerine Qırğanlar’ın merkezi köyü Sin’in (Şine) Seyit Rıza tarafından kuşatıldığını ve katillerin teslim edilmesini istediğini yazmaktadır, (Dr.Vet.M.N.D/KTD.sf.272).
(5). Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları, C-2/sf.208, Kaynak yy.
N. Dersimi, “bin kişiye yakın” insanın öldürüldüğüne dair her hangi bir kaynak gösterememiştir, (sf.287).
(6). “Pulê Çeqeru” (Pulê Çeqere). M. Gülmez bu adın, bugün Türkçe “Sarıalan” olarak bilindiğini yazar. Genelkurmay kayıtlarında geçen “Sarıoğlan” ile benzerlik gösteren Sarıalan’ın aynı mıntıkanın adı olması muhtemeldir.
(7). Seyit Rıza’nın yakalanması: “10 Eylül günü saat 22.00” (GBKİ/sf.209). “Şaki Seyit Rıza teslim oldu” (Cumhuriyet, 13 Eylül 1937). N. Dersimi, 5 Eylül 1937 (KTD/sf.288).
(8). M.Kalman/Dersim Direnişleri/sf.349/Nujen yy./1995.
(9). Dr. Vet.M.N.Dersimi/K.T.Dersim/sf.289/Komkar yy./2.baskı/1990. F.Bulut/Belgelerle Dersim Raporları/sf.271. A. Kaya/Dersim Tarihi/sf.251.
(10). Dr. Vet.M.N.Dersimi/K.T.Dersim/sf.289/Komkar yy./2.baskı/1990.
F.Bulut/Belgelerle Dersim Raporları/sf.271-272.
¹¹. M.Kalman/Dersim Direnişleri/sf.348/Nujen yy./1995. A. Kaya da aynı isimleri verir, (D.T./sf.252/Can yy./1999/1.Basım).
¹². A. Kaya/Dersim Tarihi/sf.251/252/Can yy./1999/1.Basım. A. Kaya, cezası ertelenenlerden ikisinin Isparta, ikisinin de Ederne’ye gönderildiğini, sonra Muğla ve Bolu isimlerini de vererek bir karışıklığa neden olmaktadır.
¹³. İddianame, Munzur Dergisi sy-20/sf.46/2004/4.
(14). F.Bulut/Belgelerle Dersim Raporları/sf.272.
(15). İ.Sabri Çağlayangil, Anılarım, sf.51/Yılmaz Yayınları/1990/3.baskı. Çağlayangil’in, Kürtçe (Kurmanci) versiyondan “tünne” dendiğini yazması da pek inanılır değil. Eğer Zazaca söylenmişse, “çino” denmiş olması gerekiyor.
Naşit Hakkı Uluğ, Derebeyi ve Dersim, 1931/sf.39/Kalan yy./2001

El Emin 07-27-2010 22:39

BENİ ASMAYA MI GELDİN?

Ceza İnfaz Kanunu her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de çingene cellat buldu. Gece 12:00 de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var. Sankıları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira istedi. “Peki” dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarpıtırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları olmıştı. Kararlar okununca hakim ilamda idam lafına kullanmadığı ve ölüm cezasına çarpıtırılmaktan bahsettiği için verilen hükmü iyi anlamadılar. “İdam Tünne” diye bir vaveyle koptu. Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı:

-Asacaksınız, dedi ve bana döndü:
-Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?
Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüzyüze geliyorum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi.
Son sözünü sorduk.
-Kırk liram ve saatim var. Oğlunu verirsiniz, dedi.
Bu sırda Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Ben Fındık Hafız asılırken, Seyit rıza görmesin diye pencerenin önünde durdum. Fındık Hafız’ın idamı bitti. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sesizliğe ve boşluğa hitap etti:

-Evladı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir, dedi.

Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi. Oğlu yaşında bir subayı bir subayı öldürecek kadar katı yürekli olan bir insanın bu mukadder akibetine acımak zooor. Aama ihtiyarın bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım. Asabım çok bozuldu. Emniyet Müdürüne;

-Ben üşüdüm, otele gidiyorum, dedim.”[/HIDE]
Seyit Rıza ile birlikte İdam Edilen Diğer Direnişçiler:

1.Seyit Rıza oğlu Resik Hüseyin
2.Şexanlı Aşiret Reisi Seyd Hüsen
3.Yusufun Aşiretinin Reisi Kamer’in oğlu Fındık
4.Demanan Aşiretinin Reisi Cebrail’in oğlu Hasan
5.Kureyşan Aşiretinden Ulkiye oğlu Hasan
6. Mirza Ali’nin oğlu Ali
"Ben sizin yalan ve hilelerinizle bas edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun." (Seyit Riza)
....
Kaynaklar:

• İhsan Sabri Çağlayangil, Anılarım
• Nuri Dersimi , Kürdistan Tarihinde Dersim
• Nuri Dersimi, Hatıratım
• Seyid Kekil, Hiris Heşt ve Munzur Kan Ağlarken
• 38 Katliamı Tanıklarının anıları

Özgür Çağrı 07-29-2010 13:18

Binlerce onbinlerce insanımızı gözünü kırpmadan hunharca katledenler
Asimile edebildinizmi bu halkı ?
Belki bugün doğan kürt çocuklarının bir kısmı kürtçe bilmiyor ama bir kısmıda kürtçe biliyor işte bu konuşabilen yazabilen anlatabilen düşünebilen kürt halkının çocuklarının dedeleridir Seyyid Rıza
Laik cumhuriyetin derdidir Seyyid Rıza
Dert olmuştur fosil zihniyete
O da dert olsun diyordu zaten
Hilelerinize oyunlarınıza boyun eğmedi Dert oldu size seyyid Rıza mücadelesi

Ve hala dert oluyor size bu halk ve onun muzaffer dedeleri !

El Emin 07-29-2010 13:23

Seyit Riza / Belgelerle Bir Idamin Perde Arkasi


”Evladi Kervelayme, be gunayime,
Ayvo Zulumo, Cinayeto”.
(Evlad-i Kerbelayiz, günahsiziz, ayiptir, zülümdür, cinayettir.)

“Ben sizin yalan ve hilelerinizle basedemedim bu bana dert oldu ama ben de sizin önünüzde egilmedim bu da size dert olsun”…
Seyit Riza ( 1862 Dersim-1937 Elazig)

“Atatürk gelmeden Seyit Rıza idam edilecekti“
T.Cılızoğlu



Ihsan Sabri Caglayangilin Anilari:

Yıl 1937 Şükrü Sökmensüer, Atatürk döneminin ünlü emniyet müdürlerinden,
birgün beni çağırdı: “Atatürk Diyarbakırda, Singeç köprüsünü açmaya gidecek dedi.
O tarihte Seyit Rıza, Dersimin Kürt lideri. Aynı zamanda Peygamber sülalesinden geliyor kendisi. Seyit Rıza’nın bir de dini vasfı var.
Fırat, Şeytan köprüsü (1) denen mevkide dört metreye kadar daralır. Derinliği de deniz gibidir. 17 metre olur. Burada bir köprü yapmışlar, Köprünün başında bir karakol, Karakolda da 33 askerimiz var. Askerlerin başında İsmail Haki adinda bir yedek tegmen. Yani ihtiyat Mulazim.

Köprüye Dersimliler bir baskın düzenliyor. Baskında karakol yakılıyor ve 33 askerimizde şehit ediliyor. İşte bu olay Dersim isyanının başlamasıdır. Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor. “bu meseleyi kökünden hallediniz” diye.
Elazığ’da o dönem Muffetişi Umum-i Abdurahman Doğan paşa var.(2) Malatya Emniyet müdürlüğünden bir buçuk ay kadar önce Ankara’ya tayin edilmiştim. Vali İbrahim Etem Akıncı, şovalye çeteci bir adam. Demirci efe ile birlikte kurtulus savaşında çete kurmuş biri. Vali vekalete şifre çekmiş. “emniyet müdürüm Ankara’ya tayin edildi, biz Elazığa gidip Dersim harekatını birlikte görmek istiyoruz” diye. O zaman bu isyan olayı ile ilgili türlü rivayetler var.

Uzatmayalım biz Ankara’dan müsaade istihsal, vali Akıncı ile birlikte Elazığ’a varıyoruz. Müffetişi umumi Abdurrahman paşanın misafiri oluyoruz. İsteğimizi kendisine anlatıyoruz! Dersim harekatını incelemek istiyoruz. Paşa bize “iyi ki geldiniz, bende yarin orada bir mevkiye gideceğim. Onbeş gün once tercüman aracılığıyla aşiretlerle konuştum. Kendilerine aşiretlerin başı olan kişileri teslim ederseniz harekatı durduracağız, barış yapacağız dedim. Yarın da son gün. Gideceğimiz mevki biraz tehlikeli. Ne olacağı belli olmaz. İsterseniz sizide alabilirim” dedi.

Yemek yedik. Zeytinyağlı sıcak bir yemek. Ben alışkın değildim. Hastalandım. Ateşim 38. Ama olayı kaçırmak istemiyorum. Hasta hasta önceden belirlenen harekat sahasına varmak için yola çıktık. Önümüzde ve arkamızda birer kamyon. Biz ortadayız. Kamyonun birinde askerler var. Diğerinde fırından yeni çıkmış sıcak ekmekler. Yollar devriye dolu. Devriyeler mevzilenmiş. Bu arada devriyeler bize ateş açtı. Önlendi.

Gelecegimiz yere geldik. Yüksek bir yerden asağıya indik. İndigimiz yere silahlı askerler dizildi. Abdurrahman Paşa muhtemel bir pusuya karşı önlemler aldırmıştı. Benim yanımda fotoğraf makinası var. Bir süre bekledik. Ortalarda kimseler yok. Bağırıp çağırdık bir tercüman çıktı ortaya. Abdurrahman Paşa:

-Geldiniz mi, dedi.
-Geldik, dediler.

Ortaya göğsü bağrı açık, uzun boylu levent adamlar çıktı. Abdurrahman paşa gelenlere çuvallarla ekmeği dağıttı. Açtılar. Hemen ekmekleri kırıp yemeğe başladılar. Kalanları koyunlarina soktular. Paşa onlara sordu:

-Listede yazılı olanları getirecek misiniz?
-Uç kişi hariç on iki kişiyi getireceğiz dediler.

Abdurrahman Paşa: “olmaz” dedi. Onlar da son derece kararlı bir biçimde:
-Paşam ne edek, olmazsa olmaz dediler.
Asiler dağlara sığınmışlar. Bir mavzerle bir alayı durdurur. Paşa onlara biraz sert: “Devletle baş edemezsiniz”! dedi. Ve ekledi.
-Niçin teslim etmiyorsunuz?
İçlerinden en uzun boylu olanı öne çıktı:
-Bir kadının tek kocası olur. Şimdi siz hükümetsiniz. Askeriniz var. Bugün buradasınız. Şunları size veririz, alır gidersiniz… Biz yarin yine onların eline kalırız. Bunlar, bu ağalar bizim kulumuzu aittirler. Siz Dersim’e giremiyorsunuz. Jandarmanızı sokamıyorsunuz…

Abdurrahman Paşa durdu. Düşündu. Sonra tercümana şunları söyledi:
-Ben Kastamonuluyum. Kastamonu’nun tarihini bilir misiniz? Şehrin ortasında bir nehir akar. Etraf birdenbire dağ gibi meyillenir. Vaktiyle bir tarafında Kastlar, öte tarafında tumanlar varmış. Şehri bunlar kurmuş. Bunun için “KASTUMAN” demişler. Kelime zamanla Kastamonu olmuş. Sizin aşiretinizde bu gun “DEMENAN”. Siz benim akrabamsınız. Atalarımız bir yerde buluşurlar. Yapmayın. Size onbeş gün daha izin vereyim. Gidin ve onbeşgün sonra bu listedekileri getirin” dedi

O listede Seyit Rıza da var. Ve teslim etmeyecekleri üç kisiden biri de Seyit Rıza. Bende bu olayın resimlerini çektim. Erkan-i Harp, Kurmay Albay Neşet bey, Çanakkale valisi olduğumda, bu zatı Çanakkale gornizon kumandanı olarak buldum. Asilerle konuşmaktan döndüğümüzde Neşat Albay bize: “Bu işleri hep Seyit Rıza yapıyor, Seyit Rıza Peygamber sülalesinden değil. Kendisine Kuçükken hastalık gelmis. Ailesine demişler ki, bunu kundağıyla kiliseye götürün bırakın, sabahleyin alın bir şeyi kalmaz. (3) Denileni yapmışlar. Bırakıp sabahleyin almışlar. Rivayete gore çocuklar değişmiş”. Neşat Paşa iddia ediyorki Seyit Rıza peygamber sülalesinden değil. Seyit Rıza büyümüş. Şeytan köprüsünu yıkmış. Dini lider olmuş. Kürtlerin başına geçmiş. Dersim isyanını idare ediyormuş.

Bu olaylardan sonra Ankara’ya döndüm. Onbes günlük ikinci müddet bitmiş, Abdurrahman Paşaya listedekileri teslim etmemişler. Aradan aylar gecti. Seyit Rıza ve çevresi yakalandı. Mahkemeleri sürüyor. İste bu sırada Ataturk Diyarbakır’daki yeni yapılan Singeç Köprüsünü açmaya gidecek. Elazığ’a da gelecek karayoluyla Singeç köprüsüne geçecek. Emniyet genel müdürü Şükrü Sökmensuer bey bana diyordu ki “Atatürk Singeç Köprüsünü açmaya gidecek. Dersim harekati bitti. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığa dolmuş. Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Buna meydan vermeyelim”.

1937 yılında resmi tatil günü cumartesi öğleden sonra, Atatürk pazartesi günü Elazığ’a gelecek. Bizden istenilen “asılacak asılsın” ve Atatürk’ün karşısına beyaz donlular çıktığı zaman iş işten geçmiş olsun. O dönemde Elazığ valisi Şefik Bey, Savcı Hatemi Senihi bey, Emniyet Müdürü Serezli İbrahim bey, Savcı yardımcısı arkadaşım, Şükrü Sökmensuer, “Emniyet Genel Müdürlüğünün siyasi şubesinden, sivillerden istediğini yanına al. Atatürk’ün istasyondan halkevine kadar korunması da size ait” dedi. Başta Macar Mustafa olmak üzere altı kişi alıp yola çıktım. Trenle Elazığa vardım. Emniyet Müdürü İbrahim beye gittim. Savcı için “kuraldışı bir şey yapmaz, mümkun değil ” dedi.

Savcıya gittim. Durumu kendisine anlattım. Bana bu konuda hükümetten de şifre aldığını, ama mahkemelerin cumartesi tatil olduğunu, tatilde sonuç almanın mümkün olmadığını bildirdi. Ve ekledi. “ben de mahkemeleri etkileyemem”. Oysaki biz Atatürk gelmeden önce mahkemenin kararını vermesini ve gereğinin yapılmasını, Atatürk geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için hükümet tarafından buraya gönderilmiştim.

Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. Bana “sen valiye söyle, savcı gitsin, rapor alsın. Ben senin istediğini yaparım” dedi. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun infazını istiyorduk. Savcı rapor aldı. Arkadaşım vekil olarak savcının yerine geçti.
Mahkeme hakiminin evine gittim. Gittiğimde hakim mahkemenin aldığı kararı evinde yazıyordu. Hakimle konuştuk. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldu. Devir CHP devri. Herkes çekiniyor. Hakim bana: “Cumartesi mahkeme toplanmaz, ancak pazartesi günü mahkemeyi toplar kararı veririz. Salı günü de idam hukümlerini yerine getiririz” dedi.

O zaman dördüncü bölgede temyiz hakkı yoktu. Abdurrahman paşa sıkı yönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek kişi idi. O da “Yukarıdaki karar tasdik olunur” demiş basmış boş kağıda imzasını. Yukarıya “Abdurrahman Paşanın idami” diye yazsanız kendisi idam edilirdi.
Hakime dedi ki: Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. Maksat hasil olmuyor ki. Hakim “Başkaca bir şey yapılamaz” diyerek kestirdi attı. Bende kendisine sordum:
-Sizin saat beşten sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu?
-Oooo, çok oluyor cevabını verdi.
-Eee sonradan beş saat ihlal ediyorsunuz da, baştan beş saat ihlal etseniz olmuyor mu? Yani pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız.
-Elektrikler kesiliyor dedi, hakim.
Ona çare bulduk. Otomobil farlarıyla hapishaneyi aydınlatırız. Halkevine lüksler koyarız.
Hakim bu defa :
Samiin yok , dedi
Ona da çare bulduk. Samiin de getiririz.
-Kaç kişi asılacak?
-Onu karardan önce soyleyemem dedi. Ama ekledi: “Savcı 27 kişinin idamını istedi”.
-Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım?
-Bilmem dedi.

Ceza infazi kanunu her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de çingene cellat buldu. Gece 12:00 de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık Mahkemenin 72 sanığı vardı.

BENİ ASMAYA MI GELDİNİZ?

Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira istedi “Peki” dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıkladı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çesitli hapis cezalarına çarptırılmıştı. Kararlar okununca sanıklar ilk anda anlamadılar. İdam “tunne” diye bir velvele koptu. Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle polis müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza Sehpaları görunce durumu anladı.

-Asacaksınız; dedi ve bana döndü. “Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin”? Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü.
Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk.
-Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz, dedi.
Bu sırada Fındık Hafız asılırken görmesin diye pencerenin önünde durdum.
Fındık Hafız’ın idami bitti. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi, sessizliğe ve boşluğa hitabetti.

-Evladi Kerbelayimi, Be gunayimi, Ayibo Zulimo, Cinayeto. (Evlad-ı Kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir.) dedi.

Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu.Infazini kendisi yaptı.

Hayati Hakkinda Kisaca:

Seyid Rıza (1862 ) de Dersim’de Lirtik koyunde doğdu ancak doğum tarihi kesin bilinmiyor. 1937’de idam edildiğinde, yetmisbes yaşından küçük olmadığı seksenin üzerinde olduğu söylenir. İlerlemiş yaşı, yasalara göre idamına engeldir. Yaşı küçültülür ve öyle idam edilir. Seyit Rıza’nın bu yaş küçültme davasında şöyle bir olay yaşanır: Muhundulu Sey Uşen (Hüseyin Doğan), Seyit Rıza’nın yaşını belirleme davasında tanık olur. Tanık Seyit Rıza’nın yaşının küçük olduğunu söyler. Dava yargıcı, yaşı küçültülen Seyit Rıza’ya, tanık beyanına bir itirazının olup olmadığını sorunca, Seyit Rıza, işlemin bir formalite olduğunu anlar, yargıca şu düşündürücü yanıtı verir:
-Tanık , benim büyük oğlumdan iki yıl küçüktür. Oğlumdan küçük biri yaşımı belirler ve yasa da bunu kabul ediyorsa, benim itirazım olmaz.
Seyit Riza Dersim’in ileri gelenlerinden Seyit İbrahim’in oğludur. Seyit İbrahim eğitimini Nuri Dersimi’nin atalarından Mehmet Ali Efendi’den gördü. Seyit Rıza , Seyit İbrahim’in dört erkek çocuğunun en küçüğü idi.Babasınin ölümünden sonra asiretin basina gecer.
Seyit Rıza Şix Hesenu aşiretinin Yukari Abbasan koluna mensupdu.
İki arkadaşı ile birlikte Erzincan yoluna düşen Seyid Rıza Fırat nehri üzerindeki köprüden geçtikten sonra
köprünün karşı tarafında kurulu olan asker çadırındaki askerler tarafından iki arkadaşıyla beraber 5 Eylül 1937’de tutuklanır. Daha sonra beraberinde tutuklanan Rizê Berti ve Sekina’nın çobanı , Seyid Rıza’nın yanındaki arkadaşlarını kurtarmak için onların köylerinin çobanları olduğunu söyler,arkadaşlarınında aynı doğrultuda ifade vermeleri yüzünden her ikiside serbest bırakılırlar. Seyid Rıza ve 71 yurtsever Elazığ’da yargılandı. Mahkeme heyeti 11 kişi hakkında idam kararı verdi ama çok yaşlı oldukları gerekçesiyle 4′ünün cezası 30 yıla indirildi.
Seyid Rıza, Seyid Rıza’nın oğlu Resik Hüseyin, Şeyhan aşireti reisi Seyid Hüsen, Yusufan aşireti reisi Kamer’in oğlu Fındık, Demenan aşireti reisi Cebrail’in oğlu Hasan, Kureyşan aşiretinden Ulkiye oğlu Hasan, Mirza Ali’nin oğlu Ali hakkında verilen idam kararları 15 Kasım’da apar topar infaz edildi.
Seyid Rıza ile isyanın önderi konumundaki 11 kişi 18 Kasım 1937’de Elazığ’ın Buğday Meydanı’nda asıldılar.

Kizinin resmi olmayan yerlerden aldığı bir duyuma göre cenaze; infazın ardından Elazığ merkezdeki Holfenk Köyü civarında bulunan Kireçocağı Mevkii’ne defnedildi. Başka bir duyuma göre ise defin yeri, Elazığ merkezdeki “Tren İstasyonu” yakınında bulunan Yolçatı Mevkii.

Sabiha Göksenin Anlatimi:
Daha çok Atatürk’ün manevi kızı ve ilk kadın pilot olarak bilinen Sabiha Gökçen, Dersim isyanı ile doğrudan bağlantılı bir şahıstır. En önemli marifeti ise dersimin, köylerinin kadın, çocuk demeden bombalanmasıdır. Günümüzde bir havaalanına da adı verilen Sabiha Gökçen, Dersim’in bombalanması ile ilgili olarak, “Eskişehir’de Tayyare Alayı’nda staj gördüğüm günlerden birinde uçuştan indiğimde bölükteki fevkaladelik dikkatimi çekti. Hemen sordum. Bizim bölüğün Dersim Harekatı’na katılma emrinin geldiğini söylediler. Kalbim küt küt atmaya başlamıştı. (…) Bu bakımdan ben daha birşey söylemeden Atatürk konuşmaya başladı. (…) “Bak Gökçen, seni çok takdir ederim. Orada da görevini başaracağına inancım tam. Ancak çarpışacağın insanların eline düşersen, sana fena muamele etmelerinden korkarım. Buna çok üzüleceğimi bilirsin.” Ben, ‘Emin olunuz, kendimi onlara diri diri teslim etmem’ dedim. (…) Hedef doğrudan Dersim’di.” diyerek katliama katılışı ile ilgili anılarını büyük bir marifetmiş gibi anlatır.

Karsli Asker A.Demirtasin Anlatimi:
Dersim direnişine katılan bir askerin anlattıkları da tarihin aynası niteliğindedir. Anlatılanlardan Kars’lı olduğunu öğrendiğimiz A. Demirtaş “Köylüleri topluyorduk bir araya, ‘Sizleri kurtaracağız’ diyerek uygun gördüğümüz yerlere götürüp makineli tüfeklerle tarıyorduk. Kadın, bebe, ihtiyar, genç demeden hepsini öldürüyorduk. Subaylar ‘Hiçbir Alevi’yi sağ koymayın öldürün’ diyorlardı. Daha sonra cesetlerin başına erler kurtlar gibi üşüşüyorlardı, kollarını sıvazlayıp altınları kapmak için hırsla bir yarış başlıyordu. kolları parçalayarak, keserek altınlar kapışılıyordu. Hatta altın dişler bile sökülüyordu. Velhasıl bu tür şeyler yapıldı. Bugün Kars’ta Dersim zenginleri var. Bunların zenginlikleri oradan kalma.” diyor.

http://www.gencalevilerharekati.de/i...yit_Riza_2.jpg

El Emin 07-29-2010 13:29

Alıntı:

Furkanca Bakış Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 776230)
Binlerce onbinlerce insanımızı gözünü kırpmadan hunharca katledenler
Asimile edebildinizmi bu halkı ?
Belki bugün doğan kürt çocuklarının bir kısmı kürtçe bilmiyor ama bir kısmıda kürtçe biliyor işte bu konuşabilen yazabilen anlatabilen düşünebilen kürt halkının çocuklarının dedeleridir Seyyid Rıza
Laik cumhuriyetin derdidir Seyyid Rıza
Dert olmuştur fosil zihniyete
O da dert olsun diyordu zaten
Hilelerinize oyunlarınıza boyun eğmedi Dert oldu size seyyid Rıza mücadelesi

Ve hala dert oluyor size bu halk ve onun muzaffer dedeleri !


Ve onlar...

Ve Onlar..Seyit rızaları idam ederek yok edeceklerini zannettiler.
Şeyh Siad'i asarak yok edeceklerini sandılar...

Asla ve kat'a yok edemediler.Edemeyecekler.

Gönderdikleri her bir direnişçi ruh adına on direnişçi ruh doğdu.

Asla amaçlarına ulaşamadı kirli zihniyetler ulaşamayacaklar.

Ahdim olsun ki bende onlara dert olacam.


All times are GMT +3. The time now is 02:40.

Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.
AK Parti Forum 2007-2023