AK Gençliğin Buluşma Noktası
Köşe Yazıları Köşe yazıları burada paylaşılıyor.



Cevapla
Stil
Seçenekler
 
Alt 01-16-2008, 13:39   #1
Kullanıcı Adı
CeVHeR
Standart ***`Şemî´ymiş `Duşem´ demiş... Bizimkiler de yemiş! ( SERDAR ARSEVEN )***
Emekli paşalarımızdan Tuncer Kılınç’la konuştuk…
Bak sen söylediğine: “İnkâra gerek yok. Gümüş yüzüklü diye çok adam attık!.. Açık yüreklilikle ifade ediyorum ki; çok da iyi yaptık!..”
Ne tuhaf bir zihniyet!
Bunlar “Asker”in uğraşacağı işler midir?.. Koca ordu, üç beş kız çocuğunun baş örtmesini, “rejim meselesi”, “muhtıra konusu” haline getirir mi?..
Yıllardır vergilerimizle finanse ettiğimiz koca koca paşalarımız, Kur’an eğitimini, ilahileri, başörtüsünü hedef almanın TSK’ya zarar verdiğine akıl erdiremiyorlar mı?..
Bakın; Mehmet Ağar da siyasetten çekilirken; faturayı “Asker”e kesti… Ona göre, 27 Nisan muhtırası olmasaydı, sandıktan böyle bir netice çıkmayacaktı!..
Ama doğru, ama değil…
Mehmet Ağar, açıkça “muhtıracıları” suçladı, ayrılırken…
Asker, siyasi tartışmaların merkezinde yer almaktan rahatsız olmuyor mu acaba?..
İki de bir muhtıra verdiğine göre… Olmuyor demek ki…
Lakin biz oluyoruz…
Asli görevleri için sarf etmesi gereken dikkatinin bir bölümünü, biraz da akredite medyanın gazına gelerek, “boş meselelere” ayırdığı için de…
Mesela; “Terörle mücadele”de sıkıntılara düştüğünü görüyoruz…
Sıkıntı mı?..
Al işte…
Dağlıca baskınıyla ilgili soruların ardı arkası kesilmiyor…
Bakın; Benzeri soruları baskının meydana gelmesinden kısa bir süre sonra gündeme getirmesinden dolayı Anadolu’da VAKİT’i “Ordu düşmanlığı ile suçlayan” akredite medya, bugünlerde iyice yüklenmekte…
Bakın, en akredite gazetelerden Milliyet, Dağlıca Baskını’nın perde arkasını sorgulamaya başladı şimdilerde…
Ne oluyor; güç dengeleri mi değişiyor?.. Erdoğan ve Gül ziyaretlerinden sonra Amerika’nın aldığı “yeni pozisyon”, Milliyet gibi “akredite gazetelerin” de “pozisyon değiştirmesine” yol açmış olmasın, sakın?!.
Neyse ne!..
Madem, VAKİT’ten aylar sonra, “sormayı” akletti adamlar…
Bunda da bir hayır vardır!..
Sorular sorular… O kadar çok ki…
Mesela… Tabur Komutanı Onur Dirlik, çatışmanın üç gün sürdüğünü ve 23 Ekim’de bittiğini söylüyor…
Genelkurmay açıklamasında ise, çatışmaların 21 Ekim sabahı, sıfır dört otuzda bittiği belirtiyor…
Ya, bunun da tartışması mı olur?.. Ne kadar sürdü bu çatışma?..
Tabur Komutanı’nın dediği gibi üç gün mü?..
Genelkurmay’ın “iddia ettiği gibi” 36 saat mi?..
Tabur Komutanı “yalan” mı söylüyor?..
öyle yapıyorsa, niye yapıyor?..
Yapmıyorsa… Nasıl oluyor da, üç gün boyunca PKK’lılarla çatışan kahramanlarımıza gerekli destek ulaşmıyor?..
Avustralya’dan yardım gelir üç günde!..
Hatta… Otuz altı saatte!..
çavuşların ifadelerine bakıyoruz;
PKK baskıncılarının yaklaştığını günler öncesinden rapor etmişler…
Bununla da yetinmeyip helikopter talebinde bulunmuşlar!..
Kanlı baskın, önceden rapor edildi mi gerçekten?..
Helikopter istendi mi?..
Ve bu istek, Tabur Komutanı tarafından reddedildi mi?.. Bir de, Tabur Komutanı’nın günler öncesinden raporlandığı belirtilen “PKK baskınının” vuku bulduğu gece “düğünde” olduğuna dair ifadeler var…
Bilemiyorum, düğüne değil de cemaat toplantısına gittiği iddia edilseydi eğer neler gelirdi başına?
Sorular biter mi: Diğer zamanlarda 100 askerin koruduğu mevzide, saldırı gecesi 26 asker bulunuyormuş…
Doğruysa; asker sayısı niçin azaltılmış?..
Ben en çok PKK’lılar tarafından kaçırılan, DTP’li vekillerin arabuluculuğuyla da teslim alınan 8 er arasındaki R.Y.nin durumuna takılıyorum…
İddianameye göre, bu çocuk PKK’yla ilişkili… “Vatana ihanetle” suçlanan R.Y., telsizdeki Kürtçe konuşmaları “kasten” yanlış tercüme etmiş!..
PKK’lılar kendi aralarında konuşurken, “Cumartesi günü baskın yapacağız” demişler de… R.Y. bunu kasten “Pazartesi” olarak nakletmiş!.. bir başka ifadeyle “Şemî”yi “Duşem” olarak aktarmış, hınzırlık olsun diye!
Böyle olunca da… Hazırlıksız yakalanmamıza sebep olmuş!..
Hem zaten… Bu R.Y. var ya;
“PKK’ya yardımdan” yargılanmakta olan bir adammış!..
Peki…
Böyle bir adam, “Telsiz dinleme gibi” hayati bir göreve mi verilir?..
R.Y.’ye iş mi yoktu?
Mıntıka yapamaz mıydı, ot yolamaz, eşya taşıyamaz mıydı?
“Er ve erbaşlar içinde, telsiz işini üstlenecek PKK’ya yardımdan yargılanmayan adam mı yoktu?” Ve daha önemlisi; “Bu işleri yapacak subaylar, astsubaylar ne güne duruyordu?!”
PKK telsizlerinin, uzmanlaşmış subaylar, astsubaylar tarafından dinlenmesi gerekmez miydi?..
Gördüğünüz gibi ortada büyük problemler var…
Bu, R.Y. işinin izahı gittikçe güçleşiyor!..
Biz anlamıyoruz… Akredite medya anlamıyor… İşin tuhafı, orduya uzun yıllar hizmet etmiş uzmanlar da akıl sır erdiremiyor, olan bitene!..
Mesela, Emekli Hakim Albay ümit Kardaş; “Sekiz er yargılanıyor. Erlerin dışındakilerin hiç mi sorumluluğu yok? O askeri birlikteki zâfiyetin sebebi nedir? Personel sakıncalıydı diyelim!.. O personele telsiz dinleme gibi hayati bir görevi yükleyenlerin hiç mi sorumluluğu yoktur?..” diyor…
Emekli Albay Durmuş Türemen’in tepkisi de şöyle:
“Böylesine büyük bir olayı bir erin ihanetine indirgeyemezsiniz. Böylesine hassas bir görev, PKK’ya yardımla suçlanan bir adama nasıl verilmiş, aklım almıyor. Tabur Komutanı hakkında niye işlem yapılmıyor?.. Er suçlanıyorsa, onun faaliyetlerinden sorumlu olan komutanlara ne diyeceksiniz?..”
Gördüğünüz gibi; Ortada izaha fena halde muhtaç durumlar var…
çok fena!..
NASIL ZEHİRLENDİLER?..
Efendim… Kafamız bunlarla meşgulken, bir de Isparta 40. Piyade Er Eğitim Alayı’nda 496 askerimizin zehirlendiğine ilişkin haber gelmez mi?..
Yani… Ne biçim iş bu?.. Alayın “satın alma” işleri nasıl yürüyor?..
çocuk Esirgeme Kurumu’nda bunun yarısı kadar çocuk zehirlense, kadından sorumlu bakanın kellesi gider…
Yüksek Askeri Şûra her toplantıda “disiplinsizlik” gerekçesiyle tonla adam atarken… Isparta’daki “disiplinsizlik” değil mi?..
Dün, Alayı aradık… Alay Komutanı Piyade Kurmay Albay Nesip Burduroğlu ile görüşmek istediğimizi bildirdik…
Yaklaşık 500 askerimizin zehirlenmesine sebep olan nasıl bir “et” miş?..
Yanlış bilgi mi geldi yoksa; zehirlenmeye sebep olan “et” değil miymiş?..
Her neyse, askeriyeye nasıl girmiş?.. Hangi şartlarda muhafaza edilmiş?.. Cevap bekliyoruz, Albay’ım…
Biz sormak istemiyoruz da… Siz sorduruyorsunuz, ne yapalım!..


Serdar ARSEVEN / VAKİT 16/01/2008

 

  Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı





2007-2023 © Akparti Forum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " iletişim " adresinden bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.



Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı
çarşamba pasta çarşamba bilgisayar tamircisi