KAYNAK EHLİ SÜNNET BÜYÜKLERİ
ŞEYH ŞAMİL KAFKAS KARTALI DAĞISTAN ASLANI
*halk görülmemiş bir heyecanla Şeyh Şâmil’i karşılıyor, onun duâsı için yarışıyordu Mısırda Hidiv İsmâil Paşa, ona lâyık bir karşılama yaptı Cezayir’i Fransızlardan kurtarmak isteyen büyük âlim ve mücâhid gâzî, Abdülkâdir Efendiyle birlikte kaldılar İki kahraman âlimin sohbetleriyle Kâhire bahtiyarlığa kavuştu Peygamber ve Kâ’be hasretiyle yanan Şâmil’i Mekke emîri Şerîf Abdullah da, çok seviyordu onu büyük bir i’tibarla karşıladı. Hicaz’da, kahraman şamili görmek için herkes, can atıyordu.*Şeyh Şâmil, büyük bir i’tinâ ve titizlikle haccını yaptı sünnet-i yaymak için uğraştığı, Peygamber iki cihanın efendisi aleyhisselâmın huzûr-u şerîflerine gitmek için, nurlu Medîne yollarına düştü. Her an efendisine yaklaşıyor, içindeki fırtınalar şiddetleniyordu. Medîne-i münevvere göründüğünde heyecanlanan Şâmil, toprağa kapandı hocası Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretlerinin şiirini terennüm etmeye başladı.
*Server-i âlem sana âşık olup da, yanarım!
Her nerede olsam o güzel cemâlin ararım.
Kabe tahtının sultânı sen, ben bir hiçim.
Misâfirinim dememi saygısızlık sayarım.
Herşey cihanda, senin şerefine yaratıldı,
Rahmetin bana da yağsa, o ân olur baharım.
Acıyıp bakınca, ölü kalbler dirilttin,
Sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım.
*İyilik kaynağısın dermanlar deryâsısın!
Bir damla lütfet bana, derde devasız kaldım.
Herkes gelir Mekke’ye, Kâ’be, Safa, Merve’ye,
senin için, dağlar tepeler aştım.
Se’âdet tâcı giydirildi, rü’yâda başıma,
Ayağın toprağı serpildi yüzüme sanarım.
Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
Şiirlerin arasından, şu beyti seçtim aldım:
“Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
Bir damlacık umarak, ihsân deryana vardım.”
*Ey günahlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
Çok kabahatler işledim, sana yalvarmağa geldim!
Doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim.
Uygun olur mu söylemek, canımı fedaya geldim.
Kalb yarama deva için, kapını çalmağa geldim.
Basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim.
yükden ve siyâhlıkdan kurtulmağa geldim.
yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz cânân
*aleyhisselâma aşkından ve O’na kavuşmak heyecanıyla gözünden sel gibi gözyaşı akan Şeyh Şâmil, Resûlullahın huzûr-u na geldi. Medîne muhâfızları Hâfızlar, seyyidler, dünyânın dört bucağından gelmişti hacılar, şamili heyecanla ta’kib ediyordu. Efendimizin Kabr-i saadetlerinde Resülullah sevgisiyle Essalât-ü vesselâm-ü aleyke yâ Resûlallah! Essalât-ü vesselâm-ü aleyke yâ Habîballah! Essalât-ü vesselâm-ü aleyke yâ Seyyid-el evveline vel-âhirîn!” diyerek selâm verdiler
*Şeyh şamil medinede Resûlullahın selâmı ile şereflendi. uzun müddet duâ edip gözyaşı döktü hasretini giderdi, gönlündeki fırtınaları dindirdi.
Şâmil, Medîne de hastalandı.insanlarla vedâlaştı. Sultan Abdülazîz’e, Rus Çarı’ndaki çocuklarının kurtarılmasını, vazîfe bildirdi Kur’ân-ı kerîm tilâvetleriyle 1871 de Zilka’de ayının yirmibeşinci gününde Kelime-i şehâdet söyleyerek vefât edip, sevdiklerine kavuştu. Cennet-ül-Bakî’ kabristanlığına defnedildi.
|