Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07-04-2018, 22:05   #2
Kullanıcı Adı
murataltug1985
Standart
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com

AHMED YESEVÎ

Ahmed Yesevî ( radıyallahü anh ),* çocukluğundan itibâren, efendimizin sünnetine tâbi olmakta gevşeklik göstermedi. 63 yaşına geldiğinde* efendimiz* âhırete teşrîf etmişti yesevide 63 yaşından sonra yeryüzünde bulunmayı kendisine münâsip görmeyip yer altında bir hücre yaptırdı. Oraya merdiven ile inilirdi. Mezar misâli olan o yerde, vefât edinceye kadar, devamlı ibâdet Allahü teâlâyı düşünmekle meşgûl oldu. Talebelerine ilim öğretmeye orada devam etti. Kendisini vefât etmiş, kabre konmuş hissederek, huşû’ ile ibâdetlerini yaptı. evliyâlık yolundaki makam ve dereceleri kat kat arttı. 63 yaşından, vefât ettiği 125 yaşlarına kadar, orada ibâdet etti.

Zamanın hükümdârı Kazan Hân, Ahmed Yesevînin* Cum’a namazını nerede kıldığını merak edip, Hâce’nin talebelerine sordu* müezzinler Cum’a ezanı okuyordu Talebe, Hâce’nin huzûruna vardığında Gel elimden tut! Cum’a namazına, bugün seninle beraber gidelim” buyurdu. Talebe “hocasının elinden tuttu. kendilerini, büyük bir câmide safda gördüler. Talebe, namazdan sonra hocasını bulamadı. Câminin kayyımı, “Ey derviş! Burası Mısır’dır bu câmi Câmi-i Ezher’dir. Senin hocan, Cum’a namazlarını burada kılar” dedi. Talebe Ertesi Cum’a* hocası ile* bir anda Yesi’ye geldiler. Hâce hazretleri, talebesine gördüklerini Kazan Hân’a anlatmasını söyledi. Kazan Hân’ın kendisini Hâce hazretlerine gönderdiği sırada başlayan* ezan, henüz bitmemişti. Kazan Hân ve orada bulunanlar, Hâce hazretlerinin* kerâmeti karşısında birşey diyemedi Onun büyüklüğünü, anladılar.

Yesi şehrinde Sabran diye bir kasaba vardı. ahalisinin hıristiyan olup, müslümanlara ve Yesevî hazretlerine düşmandı.* Yesevînin büyüklüğü, kerâmetleri yayıldıkça ve ona bağlı olanlar arttıkça, Sabranlıların Hâceye düşmanlıkları artıyordu.
Ona iftira etmek istediler. içlerinden birinin öküzünü kestiler. ayaklarını bıraktılar. kadıya gidip Öküzlerinin çalındığını, kesildiğini, kan izlerini öküzlerinin Ahmed Yesevî tekkesine girdiğini* bildirdiler. Kâdı izin verip, Hâce’nin tekkesine girip, öküzlerini arayabileceklerini bildirdi Hazreti Hâce, kalb gözleri ile iftiracıların* tertîbini görmüştü içeri girmelerine izin verildi. İftiracılar, öküzün yanına vardılar.* maksatlarına kavuşmuş olduklarını zannediyorlardı , Hâce hazretlerinin kerâmeti ile, iftiracılar köpek oldular.öküz etine hücum edip* bitirdiler. Ve esas halleri anlaşılmış oldu.

birgün Hâce’yi hırsızlıkla itham etmeye karar verdiler. sığırı parçalayıp* gizlice Hâceye bıraktılar. Hazreti Hâceden başka kimse yapılanı farketmedi. Ertesi gün sığırı aramak behânesi ile, kasaba halkı tekkenin önünde toplandı Sığırlarını aramak için içeri girmek istediler. Hâce hazretleri ahmakların yaptıklarına çok üzüldü ve “Girin köpekler! Girin itler!” diye söylendi. Gelenler, Hâce hazretlerini üzmenin dünyâdaki çok ufak bir cezası olarak,* birer köpek şekline girip, parçalanmış sığır etine hücum ettiler.Bu hâle düştüklerine üzülüp, pişmanlıklarını bildirdiler. Hâce hazretleri bunları eski hâline çevirdi. Fakat* hainliklerine alâmet olmak üzere, vücûdlarında belirti kaldı. belirti hâli, onlardan çocuklarına* intikâl etti.

Emîr Timur Buhârâ’ya gitmek üzere yola çıktığında Türkistan’a uğradı. Timur* rü’yâsında Ahmed Yesevî’yibgördü. Kendisine; “Ey yiğit’ Buhârâ’ya çabuk git! İnşâallah* sana fetih nasîb olur. Senin başından çok hâdiseler geçse gerek.* oradaki insanlar enin gelmeni bekliyorlar” buyurdu. Timur müjdeye çok sevinip, Allahü teâlâya şükretti. Ve Ahmed Yesevî türbesi üzerine çok mükemmel bir türbe yaptırılması* emirini verdi. Bugün bu türbe bütün haşmetiyle durmaktadır.

İngiliz Schuyler’in yazdığı Türkistan seyahatnamesinde, Hâce Ahmed Yesevî’nin câmii ve Timur Hân ın kabri üzerine yaptırılan muhteşem türbesi hakkında diyor ki: “Bu büyük câminin arka kısmında türbeli ikinci bir mescid* ilâve edilmiş câminin dış avlu kapısı fevkalâde büyük ve kemerlidir. Kapının yanında penceresiz iki tane yuvarlak kule yükseliyor. Kapı büyük bir san’at eseri olarak işlenmiş kubbe, binayı daha da güzelleştirmektedir. Zelzelelerle dökülmüş, harabe hâline gelmiş bu muazzam bina, ilk hâlinde kimbilir ne kadar güzeldi?Câminin avlusunda çok güzel bir medrese var. Arka kısmında Arslan Babâ’nın, Ahmed Yesevî’nin ve hanım efendisinin türbesi var. Türkistan’ın her tarafından akın akın* Hâce hazretlerinin türbesi ziyâret edilmekte, Câmi-i hazret isimli bu câmide namaz kılınmaktadır.

Ahmed Yesevî ( radıyallahü anh ) halifelerinden Seyyid Mensûr Atâ ( radıyallahü anh ), Hâce hazretlerinin yer altındaki ve “Çilehânesini* görünce çok üzüldü. çok sıkıntılı bir hâldedir herhalde diye düşündü. birdenbire gördü ki, daracık zannettiği yerin bir ucu doğuda, diğer ucu* batıda. kalbinden geçirdiklerinin yersiz olduğunu anlayıp, dedi ki; “Allahü teâlâ, evliyâsına sıkıntı çektirmez. insanların onlarda sıkıntı görmeleri acı çekiyor zannetmeleri, hakîkatte onlar için bir ni’mettir. Bu saadet sahibleri, görünüşte çok acı zannedilen o sıkıntılardan öyle zevk ve tad alırlar ki, iyiliklerinde o tadı duymazlar. Allahü teâlâ,* mübârek veli kulu için, daracık* hücreyi çok geniş yapar. Ma’nevî bakımdan Öyle lezzetler, tadlar ihsân eder ki, zâhir olarak çektiği sıkıntılar, o lezzetler yanında hiç kalır. Onun rûhu, zevk ve neş’eden uçmaktadır. Vücûdunu bin parçaya bölseler ne gam...”

Hâce Ahmed Yesevî’nin talebelerin her biri bir memlekette İslâmiyeti yayıyordu. Hâce hazretlerinin talebelerinden olup Moğolların katliâmından kaçıp kurtulmak sûretiyle Anadoluya gelenler çok olmuş, onun yolu Anadolu’da da tanınmış ve yayılmıştır. Hâce hazretleri, herkese iyilik eder, kendisinden kimseye rahatsızlık gelmezdi. insanların saadeti, rahatları için gayret ederdi. Dergahı fakir ve yoksullar, yetim ve çaresizler için sığınaktı Anadolu’nun, Türklere yurt olması için büyük gayretler gösterdi. Telkinleri ile, Alparslan’ın Malazgirt zaferini, Anadolu’nun Müslüman Türklere yurt olmasını* hazırladı
Ahmed Yesevîye bağlananların Yeseviyye yolundaki müridin, riâyet etmeleri* lâzım olan belli başlı edebler şunlardır:

Kendisinden dinini öğrendiği üstadının, talebelerinden efdal olduğunu bilmek ve ona teslim olmak. Ona uymak, onun huzûrunda yemekler yemek, geceleri uyumak,, geceleri nafile namaz kılmaktan ve gündüzleri nafile oruç tutmaktan farksız hattâ daha fâidelidir. Çünkü birincisinde, teslimiyyet var. İkincisinde , kendi bildiğine göre hareket etmek vardır. Mürîd gayet uyanık, zekî ve dikkatli olmalı ki, hocasının sözlerinden,* işâretlerinden hemen anlıyabilsin. 3. Hocasının bütün sözlerinden ve işlerinden râzı ve* itaatkâr olmalıdır. 4. Hocasının husûsî hizmetinde bildirdiği, emrettiği bir hizmeti yaparken gayet atîk, dikkatli, ağırbaşlı olmalı, ağır canlı olmamalıdır. İsteksizlik, gevşeklik, hocasının rızâsızlığına sebeb olabilir. Onun rızâsızlığı ise, silsile yoluyla Peygamber efendimize, dolayısıyla Allahü teâlâya gider.

Sözünde sağlam, güvenilir ve va’dinde sâdık olmalıdır. Hocasının büyüklüğü husûsunda hiçbir zaman şek ve şüpheye düşmemeli* Allah korusun, bu hüsrana sebeb olur. Ahde vefa ve hocasına olan teslimiyyetinde çok sağlam olmalıdır. Hocasının ufak bir işâreti ile bütün mal ve mülkünü onun emrettiği yere feda etmeye hazır olmalı,* en ufak tereddüt hâli bulunmamalıdır. Hocasına âit* hâl ve sırları tutmasını bilmeli, bunları uygun olmayan şekilde ifşa etmekten çok sakınmalıdır.* Hocasının* hareketlerini, sözlerini ve nasihatlerini* ta’kib etmeli, bunlara uymakta kaçamak ve gevşeklik yapmamalıdır. ihmalkâr davranmanın zararlarını düşünmelidir. Allahü teâlâya kavuşmak yolunda, kendisini vesile, vâsıta yaptığı hocası için, her fedâkârlığı yapmağa hazır olmalıdır. Onu sevenlere dost olmalı Onu sevmeyenlere, onun sevmediklerine ve istemedikleri şeylere meyl ve muhabbet etmeyi öldürücü zehir bilmelidir.

Ahmed Yesevî hazretlerinin en mühim eseri, “Dîvân-ı hikmet”tir. sâde bir lisan ile ve manzûmeler vardır. manzûmelerin konuları* şunlardır: insanları müslüman olmaya teşvik edici, Muhammed aleyhisselâmı öven, tâbi olmakla derecelere kavuşmuş olan velilerin anlatıldığı kısımlardır. Muhammed aleyhisselâma ümmet olmanın büyük se’âdet olduğu, insanı se’âdet-i ebediyyeye kavuşturan İslâmiyet yolunun* kıymeti, Allahü teâlâyı ve O’nun dostlarını herşeyden çok sevmenin lüzumu, âhırete, Cennet ve Cehenneme inanmanın hazırlanmanın ehemmiyeti, dünyânın geçici olduğu, lezzet zevklere, mal, mevki, görünüş ve gösterişe aldananların zavallılıkları çok güzel dile getirilmiştir. Herkes tarafından anlaşılan şiirleri çok rağbet görmüş, kısa zamanda* uzaklara* yayılmıştı. Ahmed Yesevî hazretleri,* şiirleri* İslâmiyete çok hizmet etmiş, binlerce insanın müslüman olup saadete kavuşmasına vesile olmuştur.

Ahmed Yesevî ( radıyallahü anh ) buyurdu ki:

“Ey Dostlar! Sakın ola ki, câhil olanlarla dostluk kurmayınız.”

“Akıllı ve uyanık kimse isen, dünyâya hiçbir zaman gönül bağlama. Şeytan seni kandırıp, dünyâya meylettirirse seni idâresi altına alır* seni* felâketlere sürükler* haberin bile olmaz.”

“Himmet kuşağını çok kuvvetli bir şekilde beline sarmayan insan, dünyâya olan meyl ve muhabbetten kurtulamaz.

Allah yolunda göz yaşları dökerek ağlamadıkça, Allahü teâlâya âit ince sırlara kavuşamaz ve bu yolda hiç ilerlenemez.”

“İslâmiyetin emir ve yasaklarına uymakta gevşek davranan kimse, insanı Allahü teâlâya kavuşturan yolda ilerleyemez.

Gönlü ve kalbi ile dünyâ düşüncelerinden sıyrılıp, yalnız Allahü teâlâya yönelmedikçe, hakîkat meydanında bulunmak mümkün değildir. Bunlar hakkı idrâk etmekten uzaktırlar.”

“Ey dostlar! Allahü teâlânın aşkı ile yanıp deryanın* mahir dalgıcı olmadıkça, derin olan vahdaniyet denizine girilemez. ona girmek için çok usta bir dalgıç olmak lâzımdır.”

“Gönlünde Allahü teâlânın aşkını taşıyanlar, dünyâ ile tamamen alâkalarını kesmişlerdir. Halk içinde Hak ile olurlar. Bir an Allahü teâlâyı unutmazlar.”

“Ahkâm-ı İslâmiyyeyi tam bilmeyen, tatbik etmeyen bir kimse, evliyâlık yolunda bulunmağa kalkarsa, bunun îmânını şeytan çalar.

Emîr ve yasaklara uymakta gevşek olanlar, sonra da evliyâlıkda ilerlediğini, zannedenler bu yanılırlar. hâllerinin rahmânî olduğunu zannederler. bilmezler ki, abdestte, namazda noksanları vardır ki, yediği içtiği haramdır. Kendisinde var zannettiği hâller, şeytanın oyunudur.

Şeytan onu idâresine almış, istediği gibi hareket ettirmekte, o ise velî olduğunu zannetmektedir. Bunlar ne kadar zavallı ve bedbahttırlar.”

günahlar sebebiyle, paslanmış gönüller için çâre şudur, Allahü teâlâya çok tövbe, istiğfar etmeli. Her zaman Allahü teâlâyı düşünmeli, O’nun râzı olduğu, beğendiği işleri yapmalı, hiçbir zaman O’ndan gâfil olmamalıdır.

Malının çokluğu dillere destan olan Karun bile, malının hayrını, fâidesini göremedi. Nihâyet toprak altında yok olup gitti.”

“Kâfir bile olsa, hiç kimsenin kalbini kırma. Kalb kırmak, Allahü teâlâyı incitmek demektir.”

“Nefse uymak yolunda bulunan kimse rüsvâ olmuştur. Artık, yatarken, kalkarken onun yoldaşı şeytandır.”

“Garîblere merhamet etmek, Resûlullahın ( aleyhisselâm ) sünnetidir. Nerede bir garîb görsen, ona olan merhametinden dolayı gözyaşların akmalıdır.”

“Gönlü kırık, zavallı ve garîb birini görsen, yarasına merhem ol. Onun yoldaşı ve yardımcısı sen ol.”
murataltug1985 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla