Çelebi Mehmed’in Son Sözleri ve Vasiyeti
Sultan Çelebi Mehmed, çocuk denecek yaştan beri üzerine almak mecburiyetinde kaldığı ağır mesuliyetlerden son derece yıpranmıştı. Osmanlı’yı, yıkılma tehlikesi geçirdiği fetret döneminden kazasız belasız çıkarmayı başarmıştı. O kadar ki, vücudunda 40-50 muharebe yarası taşıdığı belirtilmektedir. Son derece ağır ve karmaşık problemler yumağıyla boğuşmuş; fakat hepsinin de hakkıyla üstesinden gelmeyi bilmişti.
Bazı tarihçiler, devletin en kritik anındaki fevkalâde hayatî hizmetlerinden dolayı, ona devletin “ikinci kurucusu” ünvanını layık görmüşlerdi. Sultanın şu sözü, tamamen zorlu tecrübelerin imbiğinden geçirilerek elde edilmiş som bir hakîkatin ifadesidir: “Çocuk yaşımda bunca belâları herhâlde benden başka kimse çekmiş değildir!.”
Ölüm döşeğinde ifade ettiği şu vasiyeti ise ne denli tâkat yetmez sıkıntılar yaşadığının ve verilen ünvânı fazlasıyla hak ettiğinin bir alâmetidir: “Tez ulu oğlum Murad’ı getirin! Ben bu döşekten herhâlde kurtulamayacağım. Murad gelmeden eğer ölürsem; korkarım ki memleket yine birbirine karışır. Onun için Murad gelinceye kadar, aman benim vefâtımı duyurmayasınız!..” Bu vasiyet gereğince vefatı, şehzâde Murad Bursa’dan gelinceye dek, 40-42 gün kadar büyük bir özenle gizlendi ve cesedi tahnid edilerek (ilaçlanarak) sarayda muhafaza edildi.
II. Murad’ın, Geleceğin Fâtih’ine Nasihati
Sultan II. Murad, oğlu şehzâde Mehmed’e, onu ‘Fâtih’liğe hazırlayacak keyfiyetteki, derin manalar içeren şu nasihatlerde bulunmuştur: “Ey benim sevgili oğlum! Bütün varlıkların kulluk eylediği yüce RABBİM, sana verdiği üstün meziyetleri artırsın... Ey oğlum! Ben, hayatlarını doğruluk üzere geçirenlerin ahiret Âleminin sonsuz nimetlerine kavuşacaklarına inanıyorum. Bunun için RABBİM’e karşı yaptığım ibadetleri, samimi bir şekilde can-ı gönülden yaparım. Ben çektiğim sıkıntıların karşılıklarının, ALLAH tarafından verileceğine inanıyor ve bu hususta O’na ilticâ ediyorum. Ayrıca O’nun takdirinin benim için büyük bir safâ olduğunu düşünüyorum. Ey oğlum! Her söylenene inanıp aldanmaktan uzak durmak, her durumun içyüzünü öğrenip düşünmek ve kendi gerçeğine yaklaşmak gerek.
“Ey oğlum! Ara sıra ecdâdımı hatırlarım. Benden sonraki neslimizin âkıbeti hakkında düşüncelere dalarım. Elhamdülilllah bugüne kadar hürmet ve bağlılık görerek geldik; bugünden sonra da aynı şekilde devam etmemizi arzularım. Nasıl doğup geldiysek, yine öylece gidelim isterim... Şunu iyice bilesin ki, herhangi bir şeyin devamı, yalnız kaba kuvvet, kılıç ve kahramanlık zoruyla mümkün değildir. Akıl, tedbir, sabır, ileriyi görme ve yorucu tecrübeler çok mühimdir. Birinci yol, her zaman geçerli olmadığı gibi, mahzurları da çoktur. İkinci yol da tek başına işe yaramaz. Büyük muvaffakiyetler için her ikisini de bir arada yürütmek gerek!
“Unutma ki, yüce ecdâdımızın büyük zaferleri, görünüşte kılıcın gölgesinde olmuşsa da hakikatte akıl, mantık ve muhabbet güçleriyle gerçekleşebilmiştir.
“Ey oğlum! Adâletten hiç ayrılma! Çünkü ALLAH âdildir ve âdil olanı sever. Bir bakıma sen O’nun yeryüzündeki halifesisin. O, sana lütuflarda bulunmuş ve kullarının başına serdar eylemiştir; bunu unutma!..
“Ey oğlum! Bu dünyada üç türlü insan vardır: Birinci grup, akıl ve fikirleri yerinde, istikbâli az çok gören ve düşünen, hiçbir gayr-i tabiilikleri olmayan kimselerdir. İkincisi, hangi yolun doğru veya eğri olup olmadığını bilmekten uzak kimselerdir. Ancak bu duruma kendi istekleriyle değil, etraflarının tesiriyle düşmüşlerdir. Nasihat edildiğinde doğru yola gelip hakikati kabul eder ve söz dinlerler. Bununla birlikte çoğu zaman da duyduklarına uyarak yaşarlar. Üçüncüsü ise ne kendileri bir şeyden haberdardır, ne de yapılan ikaz ve nasihatlere kulak asarlar. Sadece kendi arzularına uyar ve her şeyi bildiklerini zannederler; bunlar en tehlikeli olanlardır.
“Ey oğul! Yüce ALLAH, eğer seni ilk sırada saydığım kimselerden yaratmışsa sevinir, RABBİM’e şükrederim. Yok eğer ikincilerden isen, sana yapılan nasihatlere kulak vermeni tavsiye ederim. Sakın üçüncülere dâhil olmayasın! Onlar, ne ALLAH’a, ne de insanlara karşı iyi bir durumda değillerdir. Ey oğul! Pâdişahlar, ellerinde terazi tutmuş kimselere benzerler. Ancak asıl pâdişah odur ki, ellerindeki teraziyi doğru tuta. Sen pâdişah olunca, teraziyi doğru tutmanı tavsiye ederim. O zaman Yüce ALLAH da, senin hakkında hayır murad eder; seni sâlihlerden kılar...”
KAYNAKLAR:
Joseph von Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi, Çev: Mehmet Ata, C.2, İst.1330, s.293; Hoca Sadeddin Efendi, Tâcü’t-Tevârih, Haz: İsmet Parmaksızoğlu, Ank.1992, Kül. Bak. Yay.; Neşrî, Kitâb-ı Cihân-nümâ, Haz: F. Reşit Unat, M. Altay Köymen, Ank.1987, T.T.K. Yay.; Mustafa Nuri Paşa, Netâic’ül-Vuku’ât, Haz: N. Çağatay, Ank.1987, T.T.K. Yay.; Mehmed Neşrî, Neşrî Tarihi, Haz. M. Altay Köymen, C.1, Ank.1983; Tayyarzâde Ahmed Atâ, Târih-i Atâ, C.1, İst.1293; Solakzâde Mehmed Hemdemi Çelebi, Solakzâde Tarihi, C.1; İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Ank.1982, T.T.K. Yay.; İ. Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, İst.1972, Türkiye Yay.; Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, İst.1994, Ötüken Yay.; Tarih Sohbetleri, İst.1988, Ötüken Yay.; Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yay.; Aşıkpaşazade, Aşıkpaşazade Tarihi, İst.1332; Nihad Sami Banarlı, Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri, İst.1984; Hüseyin Algül, Büyük Fetih ve Sonrası, İzmir 1989; Erol Güngör, Tarihte Türkler, İst.1989; Samiha Ayverdi, Türk Tarihinde Osmanlı Asırları, C.1, İst.1977; İbrahim Refik, Efsane Soluklar, İzmir 1992; Burhan Bozgeyik, Meşhurların Son Anları, İst.2003, Cihan Yay; İsmail Çolak, Doğu-Batı Kavşağında Osmanlı, İst.2004, Gelenek-Okul Yayınları.
Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’ye vasiyeti: “Nerede bir ilim ehli duyarsan ona rağbet, ikbâl (ilgi) ve yumuşaklık göster. Askerine ve malına gurur getirip müminlerden uzaklaşma. Bizim mesleğimiz ALLAH yolu ve maksadımız ALLAH’ın dinini yaymaktır. Yoksa, kuru kavga ve cihangirlik dâvâsı değildir…”
İSMAİL ÇOLAK