Bu Korkunç İNFAZ ile ilgili Bugün Basına Yansıyanlar;
HASAN KARAKAYA-VAKİT
Açılım böyle olur!
Haber ajansları, 17 Ağustos 2009 günü, şöyle bir haber geçmişlerdi: “Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde bir askerin elinde bulunan bombanın kazayla patlaması sonucu, dört asker şehid oldu... Er İbrahim Öztürk’ün elindeki bombanın kazara patlaması sonucu kendisiyle birlikte, yanındaki arkadaşlarından İbrahim Yaman, Ali Osman Altın ve Mesut Bulut’un şehid olduğu bildirildi.”
Evet, “ajans”lardan geçen haber böyleydi... Ama “gerçek” böyle miydi?.. Bir gazetenin iddiasına göre; Teğmen Mehmet Tümer, nöbette uyuyan İbrahim Öztürk’ü cezalandırmak için, “pimini çektiği el bombası”nı avucuna koymuş!.. Ve demiş ki; “mandalı bırakırsan ölürsün, bırakmazsan yaşarsın!”
Er İbrahim Öztürk, tam 45 dakika mandala basmış ama avucu terleyince, gümmm!.. Hem kendisi, hem 3 arkadaşı ölmüş!..
Bu kadar “keyfîlik” olmaz!.. Böylesine “insanlık dışı ceza” olmaz!.. Bu, “sadistlik”tir, bu “cinayet”tir!.. Bana sorarsanız, derim ki; “Teğmen Mehmet Tümer bir an önce TSK’dan atılmalıdır!”
Sayın Genelkurmay Başkanı; “eğitimin hangi dilde yapılacağı”na veya “Kürt açılımının nasıl olacağı” ile ilgilenip, üzerine vazife olmayan “kırmızı çizgi”ler çizmek yerine, “kendi işine bakmalı” ve 4 askerin ölümüne sebep olan “Teğmen”in askerliğine son vermelidir... Ya da; o teğmenin eline “pimi çekilmiş bomba” vermelidir ki, ceza neymiş görsün!
MÜMTEZAR TÜRKÖNE-ZAMAN
Pimi çekilmiş bomba Elazığ'da dört askerimizin hayatına mal olan el bombası, belki başka kazaların veya hataların da sembolü. Önce dört askerimize Allah'tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı dileyelim. Olayın kendisine gelince. Taraf'ın verdiği haber doğru ise dört vatan evladının hayatına mal olan bu hata, askerî kayıtlara "eğitim zayiatı" olarak geçecek.
Eğitim araçları öldürücü silahlar olunca, eğitim de riskli bir hale giriyor. El bombası kolay taşınan ve kullanılan bir mühimmat. İşaret parmağının girebileceği kadar bir halkanın tuttuğu pimi çıkarttığınız zaman, el bombasının içindeki düzenek işlemeye başlıyor ve bu düzenek pimi çektikten, gerilip elinizdekini en uzağa atabileceğiniz birkaç saniyeye ayarlı. İçerideki patlayıcı bu kısa zamanın sonunda ateşleniyor ve bombanın etrafında pasta dilimi gibi duran parçalardan her biri patlamayla birlikte bir kurşun gibi sağa sola dağılıyor.
Kaybettiğimiz dört asker, bir tek bombanın yol açacağı tahribat hakkında fikir veriyor. Bu faciadaki hata ise nöbetçi subaya ait. Elde pimi çekilmiş bomba ile askerin dayanabildiği süre, emri veren subayın öngördüğünden az: Sadece 20 dakika. Hata ise şurada: Böyle bir eğitim ve cezalandırma yöntemi yok. Subayın uyguladığı ceza, her şeyden önce sağduyuya aykırı.
DERYA SAZAK-VATAN
Eğitim zayiatı!
Askerlik yapanlar bilirler. Gece 03-05 nöbeti en zorudur. Uykunun en derin yerinde koğuş nöbetçisi tarafından kaldırılırsınız; giyinmeniz silah kuşanmanız üç beş dakikayı geçmez, yaz sıcağında Antalya gibi bir yerdeyseniz ayrıca soğuk suyun altına girmeniz gerekir ve bir hayalet gibi gecenin karanlığına süzülürsünüz.
Bizim kuşak askerliğini, 12 Eylül 1980 sonrası “kısa dönem er” olarak yaptı.
Avcı eriydik.
Öyle fazla anımız olmadı; Şener Şen ve Kemal Sunal hallerinden öteye geçmedi, askerliğimiz. O dönemde “Güneydoğu sendromu” da yoktu. Ben “merasim bölüğüne” düştüğüm için silah arkadaşlarıma göre Antalya’nın gölgede 50 dereceye varan sıcağında daha fazla eğitim yapma dışında şikayetim olmadı. Zaten tamamı 4 ay olan askerliğin “kısalacağına” ilişkin balonların da etkisiyle askerliğimiz bir kamp havasında geçti. Bir bayram vakti tezkere aldık.
Tek kaygımız, 03-05 nöbetinde, “parolayı unutacağımız, uykunun bastırdığı bir anda omzumuzdaki tüfeği kaptıracağımız” duygusuydu. Çünkü nöbette silahına sahip çıkamamış bir kişinin “askerliği bitmezdi!”
Çavuşlar ve genç teğmenler, acemi erleri gece nöbetinde tuzağa düşürmekten, askerliğin o katı kurallarının gerektirdiği şekilde keyif alırlardı. Üstelik eğitimin ve disiplinin bir parçasıydı; nöbette uyanık olmak. Ki o sayede herkes rahat uyusun!
Dün Taraf’ta okuduğum bir haber, “trajik bir kaza”nın ardındaki gerçeklerin Doğu ve Güneydoğu’da askerlik yapmanın zorlukları ve ölümcül sonuçları hakkında, 25 yıl önceki Türkiye’den ne denli farklı bir yerde olduğumuzu bir kez daha hatırlattı. Aslında PKK’nın ülkeyi bir “iç savaş” ortamına sürüklediği 1980’lerin sonundan itibaren askerlik, bir yurttaşlık hizmeti olmanın ötesinde genç sivillerin, en küçük hatayı yaşamlarıyla ödediği profesyonel bir meslek haline geldi.
17 Ağustos 2009 tarihinde Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde bir askerin elinde patlayan bombanın kazayla patlaması sonucu 4 askerin şehit düştüğü açıklanmıştı.
Taraf’ta Mehmet Baransu’nun dünkü haberinden öğreniyoruz; olayla ilgili 8. Kolordu Komutanlığı tarafından soruşturulma açılmış: Tim komutanı bir teğmenin, Düztepe mevkiinde mevzilenen askerlerden birinin sabah 05-07 nöbeti sırasında devriye gezen bir uzman çavuşa, uyuduğu için “el bombası ve silahının alev gizleyenini” kaptırması üzerine sergilediği tutumun dehşet verici sonucu nedeniyle savunması alınmış.
Teğmen, askerin nöbetçi çavuşa kaptırdığı el bombasıyla mevziye gidiyor ve Er İbrahim Öztürk’e, “Uyuduğun için alındı” diyerek elindeki el bombasını pimini çekerek veriyor, “Mandalı bırakırsan ölürsün” diye uyarmayı da ihmal etmiyor!
Pimi çekilmiş bombayla panik içinde birkaç kez mevzi değiştiren erin elindeki bomba sonunda patlıyor.
4 er şehit oluyor!
İşte “Güneydoğu sendromu”nun başka bir yüzü. Çözümsüzlüğü savunanlara, “Kürt açılımı”na edebiyat diyenlere duyurulur.
Konu ishakyilmaz tarafından (08-27-2009 Saat 15:22 ) değiştirilmiştir..
|