Tekil Mesaj gösterimi
Alt 05-09-2010, 18:02   #24
Kullanıcı Adı
ishakyilmaz
Standart

KÖŞE YAZARLARI

GAZETESİ

MAHMUT ÖVÜR
Bu değişim 8 yıla bedel
"... Anayasa paketi oylamasının kritik günü son gündü... Nihayet sonuç, dün 01.56'da Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin tarafından açıklandı: "336 kabul, 72 ret, 1 boş." O sırada AK Parti kulisindeydim. Sonuç alkışlarla karşılandı... Grup salonuna giderken Başbakan Erdoğan'ın yakın çevresinden birine sonucu nasıl yorumladığını sordum, "Tarihi bir gün. AK Parti'nin bugüne kadar yaptıklarını bir kefeye koyun, bunu da öteki kefeye, bu ağır basar. Toplumun önünü açan bir sürecin en önemli adımı atıldı. Sivil siyasetin iradesi ortaya çıktı" şeklinde cevap verdi. AK Partililer, Başbakan Erdoğan'la birlikte grup salonuna geçtiler ve kapıyı kapattılar... Başbakanın basına da sızan o konuşması, bana 2007 seçimlerinden sonra yaptığı ünlü balkon konuşmasını hatırlattı... "Bir darbe anayasasında en kapsamlı değişikliği yapmak, Anayasamızı daha özgürlükçü, daha demokratik bir yapıya kavuşturmak, 28 yıl sonra bu kutlu kadroya nasip olmuştur. Ben bu yola sizin gibi arkadaşlar, dostlarla çıkmanın ve bu yolu sizlerle birlikte yürümenin, takılmadan, düşmeden ve birbirimizi çiğnemeden, birbirimizi incitmeden menzilden menzile koşmanın bahtiyarlığını yaşıyorum." Partinin içini karıştırmak isteyenlere de seslenen Erdoğan, "Felaket tellalları, karanlık senaryo yazarları bugün bir kez daha hayal kırıklığına uğradılar" diyerek gruba şöyle seslendi: "Bu ak kadro vazifesini ziyadesiyle yerine getirdi. 22 Temmuz'da bize verilen oylar annenizin ak sütü gibi helaldir. Sadece size oy verenler değil, oy vermeyenler de sizlerden fazlasıyla razıdır." Konuşmasını Âşık Veysel, Yunus Emre, Tevfik Fikret ve Muhammet İkbal'den yaptığı alıntılarla zenginleştiren Başbakan Erdoğan, referandum startını da şu sözlerle verdi: "Bundan sonra kararı millet verecektir. Şimdi millete giderek bir kez daha gerçekleri anlatacağız. Tarihi nitelikteki bu anayasa değişikliğini vatandaşlarımıza çok iyi anlatmalısınız. Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından ne büyük önem taşıdığını, özellikle temel hak ve özgürlükler açısından ve yüksek standartlarda bir demokrasi noktasında neler kazandırdığını milletimize anlatmalıyız." Anayasa paketinin son gün oylamasında Meclis kulisi gerilim ve heyecan arası gidip geliyordu... Meclis'te ilk önce CHP kulisine gittim... Siyasi dile umut ve değişim değil, kaygı ve kızgınlık hâkimdi... BDP kulisi ise sessizdi... Onlar da bir siyasi parti oldukların ve kendi siyasetlerinin gereğini yaptıklarını söylüyordu. MHP'den kimseyi göremeyince soluğu iktidar partisinin hareketli kulisinde aldım... Dengir Mehmet Fırat, Egemen Bağış, Zafer Çağlayan, Mehdi Eker, İhsan Aslan, Mehmet Müezzinoğlu, Zeynep Dağı, İbrahim Yiğit, Reha Çamuroğlu ve Burhan Kayatürk gibi çok sayıda milletvekili ile konuştuk. Hepsi de sonuca olumlu bakıyor ve paketin geçeceğini söylüyordu. İşte onlardan birkaçının görüşü. İhsan Aslan: Geçmişin yanlışlarıyla yüzleşme açısından bir tarih yaşanıyor. Bu değişim yeni bir anayasa yapabilmenin önünü açıyor. Böylece çok önemli bir tabu yıkılmış oluyor... Mehdi Eker: Öteden beri bilinmeyen ikizlikler üçüzlükler tezahür ediyor. Ruh ve davranış akrabalıkları ortaya çıktı çıkıyor. Mesela MHP ile BDP ve CHP aynı saflarda buluşuyor. Bu da tarihtir. Daha demokratik ve daha sivil bir Türkiye doğuyor. Mehmet Müezzinoğlu: Türkiye 3'üncü sınıf bir demokrasiden 2'nci sınıf bir demokrasiye geçer..."

NAZLI ILICAK
Anayasa paketi ve ihtimaller
"... Anayasa değişikliğinde ilk raunt sona erdi. AK Parti açısından önemli bir başarı olduğunu söyleyebiliriz. 8. maddedeki fireden sonra, Tayyip Erdoğan, milletvekillerinin birlik ve bütünlük içinde hareket etmesini sağlayabildi... İkinci aşama, Anayasa Mahkemesi. Mahkeme'nin yürürlüğü durdurma kararı vereceğinden o kadar emin olmamalıyız. Çünkü anayasanın 148. maddesine göre, Mahkeme anayasa değişikliklerinin sadece şekil şartlarına uygunluğunu denetleyebilir. 2008'de, bir içtihat geliştirerek, anayasanın 2. maddesindeki ilkelere aykırılık sebebiyle, Meclis'ten çıkan 411 oya rağmen, 10 ve 42'nci maddelerdeki değişikliği iptal etmişti. Zaten öteden beri, başörtüsü konusunda katı bir tavrı vardı. Oysa Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Anayasa Mahkemesi'nin yapısının değiştirilmesinde, hukuk devletine aykırılık bulmak o kadar kolay değil... Dolayısıyla CHP sonuçtan emin olmamalı. Cumhurbaşkanı, anayasa değişikliğini yürürlüğe soktuktan sonra, 2 aylık referandum takvimi işlemeye başlayacak... Hem, yargı organları millet adına hareket ettiklerini söyleyecekler, hem de paketi, milletin elinden alacaklar. Bu çelişkiyi izah etmek veya doğacak tepkilere katlanmak zor gibi geliyor. Bir başka ihtimal, tartışılan maddelerin yürürlüğünün durdurulması, paketin geri kalan kısmının referanduma sunulması. (CHP açısından en iyi formül bu. Hem, halkın tepkisi hafifleyecek, hem de görüşü, Yüksek Yargı tarafından teyit edilmiş olacak.) Diyelim ki, Anayasa Mahkemesi, hukuk devleti ilkesine bir aykırılık bulmadı ve yürürlüğü durdurma kararı vermedi. O zaman referandumda CHP'nin tezi çökmez mi?... Sonuç ne olursa olsun, AK Parti şimdilik erken seçim lâfını telâffuz etmiyor. Bu durumda, 2011 ilkbaharından önce, sandık yok. .."

GAZETESİ

İBRAHİM KİRAS
MHP için zor günler başlıyor
"... Artık iktidar partisi için en zor aşama sona erdi, şimdi muhalefet için zor bir dönem başlıyor. Anayasa değişiklik paketinin Meclis'ten onay alması işin en zor tarafıydı. Çünkü AK Parti'nin sadece 335 oyu var... AK Parti grubunun bir merkez sağ kitle partisi olmasının gereği olarak oldukça "heterojen" yapıda olduğu da hatırlanırsa bu güçlük daha kolay anlaşılır. Bütün bu zorluklara rağmen elde edilen sonuç en başta Başbakan Tayyip Erdoğan'ın başarısıdır. Grubunu bir arada tutmayı ve aynı hedef doğrultusunda motive etmeyi başarması Erdoğan açısından da yeni bir "liderlik sınavı" oldu. Bu arada oylamalarda hiç fire vermeyen MHP grubu da Devlet Bahçeli açısından benzer bir başarı puanı getirdi. Ancak bu partinin milletvekilleri her ne kadar genel başkanlarının sözünden çıkmadılarsa da kendi tabanlarının hassasiyetleriyle ters düşen bir tutum içinde olmak hasebiyle bu işten pek de kazançlı çıkmadılar. MHP için zor günler şimdi başlıyor. Çünkü referandum sürecinde anayasa değişikliğine niçin karşı olduklarını izah etmek ve tabanlarını CHP ile aynı doğrultuda oy vermeye ikna etmek zorundalar... MHP yönetiminin Anayasa Mahkemesi ile HSYK'nın yapılarının yeniden belirlenmesi talepleri karşısında CHP çizgisinde muhalefet yürütmesi partinin düpedüz CHP'leşmesi demek olur... Devlet Bahçeli, daha geçtiğimiz günlerde "CHP'nin arka bahçesi" diye nitelediği Anayasa Mahkemesi'nin yapısının reforme edilmesine hangi gerekçeyle karşı çıkacak, ben şahsen merak ediyorum. Üstelik içlerinde MHP'lilerin de yer aldığı "411 el" tarafından kabul edilen değişikliğin Anayasa Mahkemesi'nin "yetkisini aşıp kendisini Yasama'nın yerine koyarak" iptal edişi henüz hafızalardayken! MHP'ye oy veren seçmen tabanıyla AK Parti'ye oy veren seçmen tabanı arasındaki sosyokültürel zemin paydaşlığı ve iki partinin seçmenleri arasındaki "geçişlilik" ortada. Bunun yanında MHP oylarının tabanın memnuniyeti veya memnuiyetsizliğine göre yüzde 8 ile yüzde 18 arasında oynayabilmesi de vakıa. Öyleyse referandum MHP için tehlikeli bir kavşak olabilir..."

MUSTAFA KARAALİOĞLU
Adı artık 12 Eylül Anayasası değil
"... 1982'de kabul ettirilen o metni artık "12 Eylül Anayasası" olarak adlandırmaktan kurtulduk diyebiliriz. Belki ileri düzeyde bir demokrasi anayasasına kavuştuk da diyemeyiz ama en azından 12 Eylül apoleti sökülmüştür... Darbecilere yargı yolunun açılması da bunun ilanıdır... Tayyip Erdoğan, büyük bir siyasi zafer elde etmiştir. Son derece riskli bir Meclis grubuyla büyük bir değişime soyunmuş ve muvaffak olmuştur. Anayasa değişikliği paketini Meclis'ten geçirmek; kıyaslamak gerekirse 22 Temmuz seçimleri şiddetinde ama ondan daha kalıcı bir başarıdır... Bütün kavga-gürültüye rağmen, milletvekilleri yine de başarılı bir sınav vermişlerdir. Her şey toplumun gözü önünde canlı yayında cereyan etmiş ve muhalefet elinden gelen engellemeleri yaparak, iktidar da elinden gelen süratle paketi finale taşımıştır. Böylesine nitelikli değişim durumlarında gerginlik normaldir ama hepimiz gördük ki yine de her şey "meşruiyet" sınırları içerisinde gerçekleşmiştir... Böyle bir paketin 367 oyu bularak Meclis'te kesinleşmesi gerekirdi ama 12 Eylül ruhunun silinmesi için, tıpkı anayasanın ilk kabulünde olduğu gibi bir kez daha referanduma gidilmesi hayırlıdır. Belki gereklidir de!... Bu dakikadan sonra paketi Anayasa Mahkemesi'ne götürmek hem "centilmenlik" dışı bir girişim, hem de mahkemeyi yetkisi olmayan bir karara zorlamak "meşruiyet" dışı bir teşebbüs olacaktır. CHP yönetiminin ortaya çıkan bu tablodan sonra halkın karşısına çıkıp "Elimden geleni yaptım, bundan sonra görev sizindir" demekten başka bir seçeneği bulunmamaktadır... Aksi takdirde tıpkı 367 olayında olduğu gibi, tıpkı 10 ve 42. maddelerin iptalindeki gibi çarpan etkisi yapan bir siyasi ve hukuki reaksiyona sebebiyet verilmiş olacaktır. İptal teşebbüsü, değişikliğe karşı blok oluşturan CHP/MHP/BDP ittifakının işine yaramadığı gibi AK Parti'yi daha da büyütmekten başka bir sonuç yaratmayacaktır. Bir de halkın ayağına gelen karar yetkisinin mahkeme marifetiyle derdest edilmesine vereceği sandık tepkisi vardır ki, geçmiş örnekleri malumdur... Erdoğan Türkiye'yi tek parti rejimine mi götürüyor yoksa modern bir demokrasiye mi? Değişen maddeler toplumu ileriye mi geriye mi götürecek? Hiç şüpheniz olmasın insanlar bunu mahkemelerden çok daha iyi analiz ediyorlar... Eğer kaygı zaten bu ise, yani milletin doğruyu bulacağından endişe ediliyorsa da onlara şimdiden "geçmiş olsun" demek lazımdır..."

GAZETESİ

ALİ BAYRAMOĞLU
Bir eşik daha geride kaldı...
"... Anayasa değişiklik paketi Meclis'te kabul gördü. Değişim sürecinin sınırları geldi ve sonunda yargı kalesinin sınırlarına, duvarlarına dayandı. Türkiye'de yargı, özellikle yüksek mahkemeler birey değil devlet, hak değil ödev esaslı bir yaklaşıma sahip olmuşlardır... Otoriter uygulamaları doğrulamak, devlet ideolojisini mutlak ve sürekli kılmak yüksek yargının hemen her zaman arka planda yatan işlevleri olmuştur. Bu işlevler 28 Şubat'la birlikte arka plandan ön plana çıktı, yüksek yargının mutlak siyasallaşması, arka arkaya gelen kapatma davaları ve kararlarıyla tartışılmaz bir nitelik kazandı... Takip eden dönemde bu işlevinin yanına siyasi kararları esastan denetlemek işini de ekledi. Örneğin Anayasa Mahkemesi kendisini ilgilendiren bir değişikliğin bile Anayasa'ya aykırılığını, üstelik esastan aykırılığını ileri sürecek kadar aktörleşti. Ergenekon sürecinde de açıktır ki en derin devlet ayaklarından birisi olarak karşımıza çıkmıştır yargı. Bugün Anayasa değişikliğinin hedeflediği açık olarak bu yapıdır. Bundan dolayıdır ki, yüksek yargı organlarının temsilcileri, değişim karşısında direnen grupların önde gelenleri, kalemleri günlerdir, haftalardır sert ve kesintisiz sesler çıkarıyorlar. Yargının kuşatıldığından söz ediyorlardı, bugün kuvvetler ayrılığının ihlalinden dem vuruyorlar... Ne gam! Anayasa Mahkemesi'nin 367 hadisesiyle bizzat Anayasa'yı ihlal ettiği, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nun Şemdinli savcısı hakkında verdiği karar ve Ergenekon davasında aldığı yandaş tavırla yargı düzenini iyice siyasileştirdiği bir ülkede yaşıyoruz... 28 Şubat zihniyetinin yüksek yargıçları tarafsızlıktan uzak, hukuki hiçbir ilkeyle yakından uzaktan ilgisi bulunmayan bir duruşun bağımsızlığı ve tartışılmazlığını talep ediyorlar... Ülkedeki hakim toplumsal dalga, bugün ortada bir sorun varsa, bunun her şeyden önce yargı mensuplarının zihniyeti ve ideolojik tutumlarıyla, etik tutumlarıyla ilgili olduğuna işaret ediyor. Gerçekten de yargı zihniyeti ve yargı politikası Türkiye'de demokratik değişimin karşısındaki en büyük engel olarak duruyor. Aralık ayında Taraf manşet yapmıştı. Yargıtay'ın internet sitesindeki 'Güncel Kararlar' bölümünde üç örnek karar vardı. Birincisi Hrant Dink'in Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde bilirkişi raporunun "Suç unsuru yoktur" raporuna rağmen 'Türklüğü tahkir ve tezyif' ettiği iddiasıyla 301. maddeden mahkûmiyet kararının onaylandığı karar tutanağıydı. İkincisi ise, ünlü Şemdinli davasında faillerin serbest kalmasına yol açacak sivil mahkemenin verdiği kararı usulden bozarak Askeri Mahkeme'ye gitmesine yol açan süreçle ilgiliydi. Sitede yer alan üçüncü "örnek" karar ise bir "töre" cinayetinde kadın hakları örgütü AMARGİ Kadın Akademisi'nin davaya müdahil olma talebinin reddi üzerine verilen karardı. Yeteri kadar açık değil mi?... Referandum umarız büyük demokratik hamleyi ifade edecek bir eşik daha oluşturur..."

YASİN AKTAY
MHP-BDP-CHP ittifakı kimin son çaresi?
"... Anayasa değişikliği paketinin TBMM'ndeki görüşmeleri esnasında ortaya çıkan CHP-BDP-MHP ittifakı galiba birileri için tam bir "en zor zamanlar ittifakı" olarak düşünülmüş izlenimi veriyor... Birbiriyle hiçbir konuda bir araya gelmesi mümkün ve muhtemel görünmeyen bu üçlü sonuçta dönüp dolaşıp öyle bir konuda buluştular ki, bu durum şimdiye kadar sistemin nasıl bir kurguya dayanmış olduğunu da açığa düşürmüş oldu. Bu ittifakın açığa yol açan, statükonun savunma refleksinden başkası değildi. Bu refleks Anayasa değişikliği paketinin içerdiği gerçek bir tehdide karşı ortak bir savunma duygusunu harekete geçirmiş oldu. Bu da Anayasa paketiyle yapılan hamlenin ne kadar can alıcı, ne kadar gerçek bir yere dokunmuş olduğunu gösteriyor... Tıpkı iyot gibi açığa düşen yüksek yargı ile CHP arasındaki ilişkiler gibi, Türkiye'deki otoriter, milliyetçi, derin statüko ile demokratik ve özgürlükçü geçinen kemiler arasındaki işbirliği de iyot gibi açığa çıkmıştır. Özellikle BDP'nin mevcut sistemin devamından yana bütün şikâyetlerinin ve eleştirilerini sahte olduğu anlaşılmıştır... Anayasa değişikliği sürecinin TBMM aşaması tamamlandı. Bu aşamada genelde AK Parti'nin özelde Genel başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk siyasetinde siyasetin gerektirdiği en yüksek performansı sergilemiş olduklarını takdir etmek bir görevdir... Paketin TBMM'nden geçişi esnasında 335 kişilik grubu kontrol etmekte gösterdiği başarı, zaten çok güçlü olan liderlik vasfına yeni bir boyut ve derinlik katmıştır. Paketin partilerin kapatılmasını zorlaştıran ve TBMM iznini gerektiren 8. Maddesinin düşmesi üzerine gözler AK Parti'deki firelere çevrildi. İlk anda "AK Parti içindeki uyuyan Ergenekon hücreleri" yorumu yapıldıysa da paketin toplamının da geçmesi sonucunda daha kolay yapılabilecek bir değerlendirme şu oldu: 8. Maddenin düşmüş olması paketi fazla etkilememiş hatta bu yolla AK Parti birçok bakımdan çok kârlı bir durumla karşı karşıya kalmış oldu... İkincisi bu vesileyle BDP'nin de dâhil olduğu bütün partiler arasındaki mahcup ittifak bütün açıklığıyla ortaya çıkmaya mecbur bırakıldı. 8. Madde de sorunsuz geçmiş olsaydı, BDP'nin anayasa değişikliği konusunda statükonun safında durduğu yer bu kadar göze batmamış olacaktı... Sonuçta BDP'nin da katılımıyla ittifak daha fazla güçlenmiş olmadı, aksine her biri bu ittifaktan büyük yaralar alarak çıkmış oldular... Siyasette partiler arasındaki ittifakların seçmenin de ittifakına bire-bir yansıyacağı beklentisi genellikle ham-hayaldir... Seçmenlerine sadakat göstermeyen partilere seçmenin hiçbir şeklide sadakat göstermediği, hiçbir partinin seçmeninin kendi çantasında keklik olmadığı gerçeği referandum sürecinde kendisini en fazla hissettirecek gerçek olacaktır..."

GAZETESİ

AHMET TAŞGETİREN
Baykal'ın öcü profili
"Sivil dikta..." Nuray Mert üretti, Deniz Baykal ve benzeri CHP şürekâsı tüketiyor... Baykal'ın en son tanımlamasına göre, "Devlet olanaklarının, giderek Anayasa'nın, hukukun, demokrasinin gerekleri bir tarafa bırakılarak, baskılarla, yolsuzlukla, dayatmalarla, bir sivil diktanın emrine doğru dönüştürülmekte olduğu çok açıktır." Ona göre "İnsanlar tarihi bir süreci yaşarken bunu fark etmezler, kendilerini aldatırlar. Bu süreç yaşanıyor. Sürecin son aşaması Anayasa değişikliğidir. Bu tamamlanırsa Türkiye çok farklı bir aşamaya gelecek." Baykal'ın, Türkiye'nin önüne koyduğu "öcü profili" bu. Baykal'ın bu yaklaşımı, Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın daha geniş tabanlı bir üye yapılanmasına yöneltilmesi ve burada Cumhurbaşkanı ile TBMM'nin katkısının bir ölçüde artması ile bağlantılı bir değerlendirme... Peki soralım bakalım, nasıl olacakmış bu sivil dikta? Anayasa'yı Meclis değiştiriyor. Meclis'in onayından sonra Cumhurbaşkanı inceleme yapacak. Cumhurbaşkanını Meclis seçti. Meclis'in kararından ve Cumhurbaşkanı'nın onayından sonra halkın oyuna başvurulacak... Diyelim hükümet ve Cumhurbaşkanı bu süreçte yanlışlar yaptı. Bir yıl sonra genel seçim var. Halk bu seçimde iktidarın yanlışlarının hesabını sorup, onu düşürebilir. İki yıl sonra halkoyu ile Cumhurbaşkanı seçimi var. Cumhurbaşkanı Gül'ün aday olup olmayacağı bilinmiyor. Aday olduğu takdirde, elbette ki halk, geçen 5 yıllık süredeki performansına, tarafsız olup olmadığına, devleti iyi temsil edip etmediğine, içerideki-dışarıdaki başarısına bakıp oy verecek... Tek başına yarışmayacak. Belki Baykal da adaylığını koyacak. Veya CHP'nin benimsediği bir aday gösterilecek. Kim bilir belki de o aday, Gül'den veya AK Parti'nin benimseyip sunacağı (diyelim Tayyip Erdoğan) adaydan daha çok sevilecek. Baykal'ın "sivil dikta" teorisine karşı sorulacak iki soru şu: Bir yıl sonraki genel seçimlerde AK Parti'nin zaferinden başka ihtimal söz konusu değil mi? İki sene sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Gül veya AK Parti'nin destekleyeceği (diyelim Tayyip Erdoğan) bir adayın zaferinden başka bir ihtimal söz konusu değil mi? Yani "sivil dikta" AK Parti iktidarı ile Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı ile ya da Abdullah Gül ve benzeri bir kişiliğin Cumhurbaşkanlığı ile bağlantılı ise, halkın onlardan başka birisini bu görevlere getirmeyeceği kesin mi? Tabii, bu sorunun hemen altında, "Sayın Baykal'da, CHP'li bir kişilik dışında, halkın sorumluluk vereceği tüm şahıslar potansiyel anlamda sivil diktaya yönelebilirler kanaati mi hakimdir" sorusu vardır. Yani "Bu halk zaten 1950'den beri sorunludur" mu denmek istenmektedir? "Sivil dikta" yani Türkiye'de halk oyunun rengi! "Sivil dikta karşıtlığı" yani Türkiye'de halk oyu ile mücadele! Yani CHP..."

GAZETESİ

AHMET ALTAN
Kedinin rengi
"... Kesinlikle tarafız biz bu anayasa referandumunda. Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesini ve halk üzerindeki vesayetin artık ucundan köşesinden de olsa yıkılmasını istiyoruz. Özellikle yargı sisteminde yapılan değişiklikler, "bu sistemin" can evine dokunuyor. Onun için sistem sıkı bir şekilde direniyor... CHP de dâhil hiç kimse bu "değişikliklere" açıkça karşı çıkmıyor... Bu anayasa referandumuyla değişecek olan "sistemi" usulca bir kenara itip, tartışmanın merkezine AKP'yi oturtuyor. Bu anayasayı kim değiştirirse, bu değişiklikten o partinin yararlanacağını ve AKP'nin de bu değişiklikleri kendi çıkarı için yaptığını söylüyor. Ve, "AKP'nin çıkarına olan her şey kötüdür" diyor. Böylece, asıl hedef "sistemin özü" iken tartışma AKP üzerine dönüyor... Bu anayasayı değiştirmek isteyen, sistemin özüne dokunan, bu devletin yapısını dönüştürmek isteyen ve bu istediğini gerçekleştirecek güce sahip başka bir parti var mı?... Sistemi değiştirebilecek olan tek parti AKP ve "AKP kötü parti" olduğu için onun yaptığı her değişikliğe karşı çıkmamız lazım... Bu tavırla "hem ilerici, hem solcu, hem demokrat" oluyor hem de değişimi kilitliyorsunuz. Fena kurnazlık değil, değil mi? Geçerli de oluyor. O kadar geçerli oluyor ki Kürtlerin partisi BDP, Şemdinli'de Kürtleri bombalayıp öldüren askerler hakkında iddianame yazdığı için bir savcıyı meslekten atan "Hâkimler ve Savcılar Kurulu"nun yapısının değişmesinin "Kürtleri ilgilendirmediğini, bu değişiklik paketinin Kürtlere hiçbir şey vermediğini" söyleyebiliyor... Çin'in unutulmaz liderlerinden biri olan Cüce Teng, buna benzer bir tartışmada çok sıradan bir benzetme olmasına rağmen tarihe geçen bir açıklama yapmıştı. "Kedinin siyah mı beyaz mı olduğu önemli değildir, önemli olan fareyi yakalayıp yakalamadığıdır." AKP şöyle ya da böyledir, bu anayasa değişikliğiyle "fareyi yakalıyor" mu, yakalamıyor mu? Yakalıyor. AKP'yi beğenmiyorsanız AKP'yle mücadele edersiniz, "onun demokratlığını" yeterli bulmuyorsanız ondan daha demokrat olursunuz ama onun yaptığı "yararlı" bir işi "sırf o yaptı" diye reddetmezsiniz. Tabii, sistemle bir sorununuz varsa böyledir bu, sistemle bir sorununuz yoksa, bu sistemin devamından bir çıkar umuyorsanız, siz "fareyi bırakır kedinin rengini" tartışırsınız. Biz bu sistemin değişmesini istiyoruz, biz insanları bombalayan, öldüren kim olursa olsun yargılanabilsin istiyoruz, biz bu ülkedeki herkes eşit olsun istiyoruz, biz eşitliği reddeden bu düzen bitsin istiyoruz, halkın iradesini inkâr eden her gücün geriletilmesini istiyoruz... Biz "farenin" yakalanmasını sonuna kadar destekliyoruz. Türküyle Kürdüyle bu halkın, "kedinin rengiyle" mi yoksa "farenin yakalanmasıyla" mı ilgili olduğunu da referandumda görürüz..."

GAZETESİ

FATİH ALTAYLI
Baykal'a komplo ama
"... DENİZ Baykal'ın yaptığı hiçbirimizi ilgilendirmez aslına bakarsanız. Hesabını eşine verir. Olcay Hanım'a. Ama ne yazık ki, siyasetin zirvelerinde olunca, hesaplar halka veriliyor... "Bu olay bir komplodur" diyorlar. Doğru, bu bir komplodur. Yoksa kim, niye böyle bir ilişkiyi kayıt altına alsın... Ama komplonun malzemesini verenin hiç mi suçu yok. Böyle bir olay, dünyanın her yerinde haberdir... Muhalefet partisi liderinin, o partinin milletvekili kadınla ilişkisine kim "Haber değil" diyebilir... O zaman onlara sorarım: "Peki ya rakip siyasi partinin lideri bunu yapsa ve bu yayınlanmasa o zaman ne derdiniz?" Basını suçlamaz mıydınız, "Baskıdan korktunuz" diye. Bence bu olayın tek bir çözümü vardır. Deniz Baykal hemen istifa etmelidir. Çok başarılı olmasa da son güne kadar "temiz" götürdüğü bir siyasi hayatı, "insani bir zaafla kirlettiği" için CHP Genel Başkanlığından istifa etmelidir... DENİZ Baykal'a yönelik bu komplonun muhalif işi olma olasılığını düşük gördüğümü söylemeliyim. Bence komplocuyu yakınlarında bir yerde aramalı. Zaten bu bir muhalif komplo olsa, o görüntüler bugün değil, seçimlere bir ay kala yayınlanırdı... Bizim gördüğümüz, yayınlanan görüntüler farklı zamanlarda çekilmiş ve peş peşe eklenmiş. İnandırıcılığı artırmaya ve görüntülerdeki kişilerin kimliğini daha net vurgulamaya yönelik bazı işlemler yapılmış. Ama bütün bunlar sonucu değiştirmiyor. Deniz Baykal siyasi bir kimlik olmasa, halktan oy istemek zorunda olmasa bu konu kimseyi ilgilendirmezdi. Ama durum bu değil. Ortada büyük bir rezalet var. Ve her şeyin bir bedeli... BAYKAL'a yönelik komploda üzerinde durulması gereken bir şey var. "Bu görüntüleri kim kaydetti?" Bu görüntüleri eğer devletin bir güvenlik kuruluşu, MİT, Emniyet veya herhangi bir resmi birim kaydettiyse bu olayın seyri farklı bir yöne gider... Şu andan itibaren üzerinde durulması gereken nokta, bu görüntülerin "devlet gücü ve otoritesi kullanılarak elde edilip edilmediğidir". Bizim gazetecilik ilkesi olarak benimsediğimiz ise şudur: Bu görüntüler şöyle veya böyle illegal yöntemlerle taraflardan en az birinin bilgisi dışında elde edildiği için, biz bu görüntüleri yayınlamayız..."

GAZETESİ

FİKRET BİLA
CHP'nin aykırılık dayanakları
"... Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, referandum hazırlıklarına başladıklarını açıkladı. Partisinin gençlerinden referandum için şimdiden çalışmaya başlamalarını istedi. Referandumun yeni çıkarılan yasaya göre temmuzun sonuna denk geleceği tahminleri yapılıyor, bazı tarihler veriliyor. Ancak, referandumdan önce Anayasa Mahkemesi aşaması var. Anayasa Mahkemesi'nin alacağı karar, referandum takvimini değiştirebilir. Nedeni ise, CHP'nin iptal başvurusu yaparken ayrıca yürürlüğü durdurma talebinde de bulunacak olması. Anayasa Mahkemesi, CHP'nin talebi doğrultusunda yürürlüğü durdurma kararı verirse, bu durumda referandum takvimi de durur. Referandum takvimi, ancak Anayasa Mahkemesi'nin davanın esası hakkında karar vermesinden sonra yeniden işlemeye başlar. Yüksek Mahkeme, CHP'nin talebini yerinde görmez ve yürürlüğü durdurma kararı vermezse, o zaman, referandum takvimi kesilmemiş olur... Referandum süresini kısaltan yasanın, seçim yasası gibi değerlendirilip değerlendirilmeyeceği konusu gündeme gelecektir. Bu konuyu da Yüksek Seçim Kurulu'nun karara bağlaması gerekiyor... CHP'nin anayasa uzmanları, iptal başvurusunu hazırlıyorlar. Yasalaşan değişikliklerin Anayasa'ya aykırılığı konusunda CHP'nin kullanacağı dayanakları şöyle özetleyebiliriz: 1- Gizliliğin ihlali: CHP, oylamalarda Anayasa'nın öngördüğü gizlilik kuralının ihlal edildiğini, bu nedenle Anayasa'nın 175. maddesine aykırılık oluştuğunu öne sürecek. CHP, bu tezine kanıt olarak oylamalar sırasında basına yansıyan görüntüleri kullanacak... 2- 2. maddenin ihlali: CHP, ayrıca Anayasa Mahkemesi ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısını değiştiren maddelerin de Anayasa'nın değiştirilmesi teklif edilemez maddeleri düzenleyen 4. madde hükmüne aykırılık oluşturduğunu öne sürecek... CHP, aykırılık tezini, düzenlemenin değiştirilmesi teklif edilemez hükmüne aykırı olduğu, bu hükmün bir şekil şartı olduğu görüşüne dayandıracak. Böylece Anayasa Mahkemesi'nin şekilden hareketle esasa girmesinin mümkün olduğu tezini işleyecek ve Anayasa Mahkemesi'nin türbanla ilgili düzenlemeyi iptal ederken verdiği kararı örnek gösterecek. 3- Yürürlük maddesi de aykırı: CHP'nin Anayasa'ya aykırı olduğunu iddia edeceği bir diğer madde de, paketin referanduma bir bütün olarak sunulmasını öngören yürürlülük maddesi. CHP'ye göre bu madde de Anayasa'nın 175. maddesi ile Venedik Komisyonu kararlarına aykırılık oluşturuyor. 4- İki teklif: CHP, anayasa değişikliğiTBMM Başkanlığı'na verilen ve Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin'in de imzasını taşıyan teklifi de iptal başvurusunda konu edecek... 5- İvedilik kuralının ihlali: CHP'nin Anayasa'ya aykırılık iddia edeceği bir diğer konu da görüşmeler sırasında "İvedilikle görüşülemez" hükmüne aykırı davranıldığı. CHP, değişiklik paketinin Anayasa'nın 148. maddesine aykırı olarak ivedilikle görüşüldüğünü öne sürecek..."


GAZETESİ

MURAT YETKİN
Gül'ün uyarıları
"... Anayasa değişiklik paketi 6 Mayıs'ın 7 Mayıs'a döndüğü saatlerde iki fireyle de olsa kabul edildi. Kimi AK Parti vekillerine göre, parti kapatmaları zorlaştıran maddenin paketten düşmesi (ve ona bağlı maddenin feda edilmesi) hayırlı bile oldu. Çünkü kapatmayı Meclis komisyonlarının kararına bağlayan hüküm yargı-yasama-yürütme çelişkisine yol açıyordu ve Anayasa Mahkemesi'nden (AYM) geri dönme riski taşıyordu... Değişiklik paketi dün Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin tarafından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e resmen gönderildi ve böylece Cumhurbaşkanı'nın 15 günlük inceleme süresi başladı... Cumhurbaşkanı'nın paketi olduğu gibi referanduma sunma ihtimali yüksek. Paketin Anayasa'nın ruhuna aykırı olduğu gerekçesiyle Mahkeme'ye taşımayı planlayan siyasi güç CHP... Başbakan Tayyip Erdoğan ise dün partisine referandum için çalışma talimatını verdi bile... Gül, bir yandan referandum sürecinin kendi yüzünden gecikeceği iddialarının önüne geçmek, diğer yandan da bu tartışmanın içine çekilmemek için kararında gecikmemeyi tercih edecektir. Gül'ün dünkü açıklamalarında PKK ile mücadele üzerine söyledikleri de Ankara'da bu alanda oluşan yeni bakışı, belki eski bakışa yeni bir açıdan dönüşü gösteriyordu. Gül, Hakkâri'nin Irak sınırındaki Dağlıca karakolu yakınlarında devriye gezen askerlerle PKK'lılar arasında çıkan ve iki askerin şehit olmasına beş PKK'lının da öldürülmesine neden olan çatışma sorulduğunda, ‘bahar gelince inlerinden çıkıyorlar' gibi sert bir söylem kullanarak "Taviz yok, sonuna kadar mücadele edilecek" dedi... Gül geçen hafta Tunceli'deki Sarıyayla karakoluna yapılan saldırı üzerine medyada dile getirilen ihmal kuşkuları üzerine de, daha önce örneği görülmedik şekilde Genelkurmay'dan bilgi istemişti. Jandarma'nın iki numarası Korgeneral Mustafa Bıyık Köşk'e çıkıp Gül'ün sorularını yanıtlamaya çalışırken, Jandarma Komutanı Orgeneral Atilla Işık da Tunceli'ye gidip teftiş etmişti. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, bu gelişme ardından bir tümgeneral başkanlığında müfettiş heyeti oluşturulduğunu ve rapor sonucuna göre karar vereceklerini açıklamıştı. Şimdi, Dağlıca çatışmasıyla birlikte, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un da Brüksel'deki NATO temaslarını yarıda keserek Ankara'ya döndüğünü öğreniyoruz. ABD ile Irak'taki PKK'ya karşı işbirliğinin bir üst seviyeye çıkartılacağı ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani'nin Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu tarafından Ankara'ya davet edildiği, diğer yandan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) yönetiminde değişiklik yapılma hazırlığında olduğu bir dönemde bu gelişmeler, doğal olarak yakın dönemde yeni gelişmelere işaret ediyor. Bunu sezmiş olmalılar ki, Anayasa oylamasında Başbakan Tayyip Erdoğan'ın tepkisini alan BDP'liler ‘operasyonlar dursun' sloganıyla askeri sevkıyat konvoylarını durdurmak, ‘gerekirse canlı kalkan olmak' amacıyla Irak sınırına hareketleniyor. Gül, aynı zamanda Başkomutan sıfatıyla bu sürecin kontrolünü ele alma hazırlığında, ya da almış görünüyor. O nedenle bugünlerde Gül'ün uyarılarını daha bir dikkatle izlemek gerekiyor..."

GAZETESİ

OKAY GÖNENSİN
İmralı kendi halkına ihanet ediyor
"... PKK ve liderinin iddiası, Türkiye'nin Kürt vatandaşlarını temsil etmek ve onların haklarını almak için silaha sarılmış olduklarıdır. Demokratik bir siyasi mücadele yürütmek yerine "silaha sarılma"nın savunması olamaz... Demokratik mücadelelerin sağladığı gelişmeleri tek tek sıralamaya gerek yok; bunları herkes biliyor, kuşkusuz Kürt vatandaşlarımız da çok iyi biliyor... Siyasi özgürlükler, insan hakları ve özgürlükleri açısından atılması gereken daha birçok adım var. Ama PKK'nın şu anda yürüttüğü saldırılar o adımların atılmasını sağlamaz, tam tersine geciktirir. Bunu PKK'nın ve İmralı'daki liderinin de görmemesi mümkün değildir. O zaman göz göre göre "kendi" halklarına ihanet etmelerinin nasıl bir açıklaması olabilir? Kürt vatandaşların yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde ekonomik canlanmanın sağlanması için birçok çaba gösteriliyor. Ama hedeflenen ekonomik gelişmenin önündeki en büyük engelin terör olduğunu da bütün bölge halkı çok iyi biliyor. Türkiye'de önemli siyasi gelişmeler yaşanırken, PKK'nın saldırıları başlatmasının en başta Kürtleri rahatsız edeceği çok açıktır. Saldırılar arttıkça, şehit cenazeleri geldikçe, örneğin taş attığı için hapse konulan çocuklar konusunda bir yasal düzenleme yapmak bile zorlaşıyor. Bu durumda da ancak PKK'nın, o çocukların hapisten çıkmasını istemediği sonucuna varılır... PKK'nın kendi var oluş gerekçelerinin önemli bir bölümü yok oldu, bir bölümü de yakın gelecekte yok olacak. Türkiye bu sürece girmiştir, gecikse de süreç devam edecektir. Geriye iki mesele kalacak: Birisi, elini kana bulamamış olanlar için af, diğeri de İmralı'daki hükümlünün cezasını çekme koşulları. BDP bunları gündeme getirdiğinde, en azından konuşacak birilerini bulmak istiyorsa, önce yapılacak olan, PKK'nın saldırıları durdurması, silah bırakma kararı aldığını ilan etmesi ve buna herkesi inandırmasıdır..."

GAZETESİ

MEHMET ALİ BİRAND
Artık yetti, bizi yordunuz...
"... Anayasa değişiklik paket, biri eksik onaylandı ve çıktı. Tüm siyasetçilerimizden bir ricamız var: Bizi çok yordunuz. Sadece kavga ettiniz. Artık, tatile mi çıkacaksınız, ne yapacaksanız yapın ve bizi bir süre dinlendirin... Öylesine bir maraton yaşadık, iki hafta süresince öylesine kavga-döğüş izledik ki, toplum yoruldu. Tartışmalardan da, hiçbir şey anlamadık. Sadece karşılıklı küfürlü, hakaretli, sille tokatlı bir kargaşa yaşadık. TBMM'de de, iki hafta süreyle içerik konuşulmadı. Bu değişikliğin ne anlama geldiği bir türlü tartışılmadı. Şimdi önümüzde, önce bir Anayasa Mahkemesi süreci var. Ardından da referandum gelecek. Eğer referandum sırasında da aynı kavga çıkacaksa, vah bizim halimize. Şu önümüzdeki günlerde gelin biraz dinlenelim... Bir süre için değişiklik paketinin içeriğini tartışalım. Sonra çok pişman oluruz..."


GAZETESİ

SERDAR ARSEVEN
Hani "AK Parti-PKK elele" idi!..
"...İnanılmaz bir süreçti. İlk tur için 9. ikincisi için 5 gün Meclise kilitlendik... Önemi yıllar geçtikçe çok daha iyi anlaşılacak bir paket bu. Başbakanın "Ya tarih yazacaksınız ya tarih olacaksınız" sözünün ne manaya geldiğini bugün kavramakta güçlük çekenler... Türkiye'de -hele- bir iktidar partisini kapatmanın neredeyse imkansız hale geldiğini görecek. Yargı'nın (HSYK'daki "kimyasal değişim" sayesinde) daha az sıkıntı, daha çok adalet üretme imkanına kavuştuğunu zamanla idrak edecek. Hükümetin aradan bunca zaman geçtiği halde temel meselelerin çözümü yolunda adım atamadığını, samimi duygularla dile getirenler biraz olsun rahat edebilir... Bugüne kadar her hayırlı icraatın takozu: millete yakın hukuk adamlarının korkulu rüyası olan devlet organlarının çakılıp kaldıkları yerden oynatılması hayati öneme sahipti. ETÖ zihniyetinin çökertilmesi büyük ölçüde bu operasyona bağlıydı. Daha dün gerçekleştirdiği Mehmetçik katliamıyla "Pakete karşıyız" mesajını vermeye çalışan ETÖ bundan sonra iyice yer altına çekilmek durumunda kalacaktır... Bu Anayasa maratonu bir dolu müspet sonucu getirdi önümüze. İlki; ETÖ'nûn mahiyetini herkes kavramış oldu. "AK Parti-PKK elele" sloganının yerini bir başkası aldı. Biliyorsunuz artık. "Kimler kimlerle elele!.."... Ulusalcı Sağ ile Ulusalcı Solun gerçek mahiyetlerini, aralarındaki bağlantıları hep birlikte görmüş olduk!.. Bir grup Ülkücünün pakete Meclis dışından destek verişine de şahitlik ettik bu süreçte. "Milliyetçilik" ile "ulusalcılık" arasındaki farkın bu vesileyle net bir şekilde ortaya çıkması da en hayırlı neticelerden... Meclisteki çetin mücadeleyi "AK Parti şimdi parti oldu" cümlesiyle ifade etmiştim kuliste... Anayasa paketi görüşmelerinin başladığı güne kadar AK Partili vekillerin çoğu birbirlerini tanımıyordu... Şimdi (birkaç fireci hariç), aralarında önemli bir bağ oluştu. Bunun parti teşkilatlarına da yansıyacağını düşünüyorum. AK Parti'nin bu süreçte risk alması da "bedel ödemeye artık hazır oldukları" düşüncesini uyandırdı. Lider bu; sana 330 gerekiyor. Elinde bunu ancak birkaç oyla aşabileceğin kadar vekil var. Dengeleri gözeterek sağdan soldan toplama bir takım oluşturmuşsun... Oylama gizli. ETÖ Meclis içindeki uzantılarına sürekli olarak Mehmetçik katlederek tam destek veriyor... AK Partili vekillerin çileden çıkması için her türlü tahrik unsuru hazırlanmış... Bu kadar kritik ve gerilimli bir süreci böylesine az hasarla yönetip istediği neticeyi alan Başbakanın siyasi kariyerinin zirvesinde olduğu aşikar. Referandumdan çıkacak net sonuç, Erdoğan için KÖŞK'ün kapıları ardına kadar açabilir. Bu arada; "Başkanlık sistemi" de ilk Genel Seçimin ardından gündeme iyice yerleşebilir. Sokaktaki vatandaşın paketin içeriği ile fazla ilgilenmediği söyleniyor. Kısmen doğru... Lâkin, büyük resmi de pekala görüyor... Ak Parti Medya Tanıtım Başkanlığının hazırlamakta olduğu kitapçıkta Anayasa paketinin "tam olarak hangi alanlarda ne gibi yenilikler getirdiği" net olarak ortaya konacak. Vekiller, teşkilatlar iyice motive olmuş durumda. Paket (Anayasa Mahkemesi engeline takılmadığı takdirde) vatandaştan büyük destek görür. İyi anlatılırsa çok büyük destek görür. İyi anlatılamazsa yüzde 60'la geçer..."
ishakyilmaz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla