|
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
SOSYALiZM
15. SOSYALİST PLANLI EKONOMİ
Şimdi sosyalizmin tahliline gelmiş bulunuyoruz. Şunu başlangıçta açıkça belirtmek gerekir ki, sosyalizme inananlar, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kamu mülkiyetine geçmesi ile insanın tüm sorunlarının çözümleneceğini iddia etmiyorlar. Sosyalizm, ne şeytanları meleğe dönüştürecek, ne de cenneti yeryüzüne indirecektir. İddia edilen şeyler, sosyalizmin, kapitalizmin bellibaşlı kötülüklerine çare bulacağı, sömürüyü, sefaleti, güvensizliği, savaşı ortadan kaldıracağı ve insanlar için daha büyük bir refah ve mutluluğun kapılarını açacağıdır.
Sosyalizm kapitalizmin yırtıklarının yamanarak düzeltilmesi değildir. Sosyalizm, devrimci bir değişme, toplumun büsbütün farklı bir çizgide yeniden kurulması demektir. Bireysel kâr için bireysel caba yerine, kolektif yarar için kolektif çaba olacaktır. Kumaş, para kazanmak için değil, insanlara giysi sağlamak için yapılacaktır; bütün öteki mallar da öyle. İnsanın insan üzerindeki gücü azalacak, insanın doğa üzerindeki gücü artacaktır. Bolluk yaratına gücü, kâr yapma düşüncesiyle kısılacağı yerde, herkese bol mal sağlamak için son sınırına kadar kullanılacaktır.
Kullanım için yapılacak planlı üretimin, herkese, her zaman iş sağlayacağının bilinmesi ile insanların içindeki ekonomik depresyon, işsizlik, yoksulluk ve güvensizlik duygusu kaybolacak, bunun yerini beşikten mezara kadar ekonomik güvenlik duygusu alacaktır. Başarının ölçüsü, servetin miktarı ile değil de insanlarla giriştiğimiz işbirliğinin büyüklüğü ile ölçüldüğü zaman, altının egemenliğinin yerini altın yönetim alacaktır.
Kâr peşinde koşanların, mal "fazla"sını satabilecek ve sermaye "fazla"sını yatırabilecek dış pazar avcılığından doğan emperyalist savaşlar son bulacaktır; çünkü artık ne mal ne de sermaye "fazla"sı olacak, ne de gözünü kâr hırsı bürümüş sermayeciler.Üretim araçları özel ellerde olmadığı için toplum, artık, işverenler ve işçiler diye sınıflara bölünmeyecektir. Bir insan bir başkasını sömürecek durumda olmayacak, B'nin emeğinden A kâr sağlayamayacaktır. Kısacası, sosyalizmin özü gereği, ülke bir avuç insanın malı olmaktan ve bunlar tarafından kendi çıkarları için kötü yönetilmekten kurtulacak, bütün halkın malı olacak ve halk yararına, halk tarafından yönetilecektir. Şimdiye kadar sosyalizmin özünün ancak bir yanını, ülkenin "halkın malı" oluşunu, yani üretim araçlarının kamunun mülkiyetinde bulunmasını ele aldık. Şimdi tanımın ikinci kısmına gelmiş oluyoruz – "halk yararına, halk tarafından yönetilme" kısmına. Bu nasıl başarılacaktır?
Bu sorunun karşılığı, merkezî planlamadır. Üretim araçlarının kamu mülkiyetinde olması, sosyalizmin nasıl bir temel özelliği ise, merkezî planlama da öyledir.
Bütün ulus için merkezî planlamanın güç bir iş olduğu besbellidir. Bu, o denli güç bir iştir ki, kapitalist ülkelerdeki pek çok kimse –özellikle üretim araçlarını ellerinde bulunduranlar ve bu nedenle de kapitalizmi mümkün olan düzenlerin en iyisi sayanlar– bu merkezî planlamanın yürüyemeyeceğinden emindirler. Örneğin Ulusal İmalâtçılar Derneği bu nokta üzerinde, tekrar tekrar durur. Birkaç yıl önce yapılan "Amerikan Sanayi Platformundaki bu konu ile ilgili apaçık ve dolaysız tümcelerden birisi şöyledir: "Bir avuç insan, bütün halkın faaliyetlerini başarılı bir biçimde planlamak, yönetmek ve hızlandırmak için gerekli bilgiye, görüş gücüne ve kavrayışa sahip olamaz."
Bu iddia, eğer doğru ise, sosyalizm bakımından son derece önemlidir. Çünkü sosyalist ekonomi, planlı ekonomi olmak zorundadır, ve eğer planlama olanaksız ise sosyalizm de olanaksız demektir. Merkezî planlama mümkün müdür? 1928 yılında öyle bir şey oldu ki, planlama sorunu, bir tahmin işi olmaktan çıktı ve ayağı yerde bir konu halini aldı. 1928 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ilk Beş Yıllık Planı yaptı. Bu tamamlanınca İkinci Beş Yıllık Plan, onun ardından da Üçüncü Beş Yıllık Plan yapıldı ve uygulandı. Ve bu böylece sürüp gidecek. (Ve bu SSCB sosyalist bir ülke olduğu sürece sonsuza dek sürüp gidecek, çünkü gördüğümüz gibi sosyalist bir devletin mutlaka bir planı olması gerekir.)
Artık, bir ulus için merkezî bir planlamanın mümkün olup olmadığını düşünmemize gerek kalmadı. Şimdi bunu biliyoruz. Sovyetler Birliği bunu denedi. Oluyor. Mümkündür. Bir kimse, Sovyet yaşamının şu ya da bu özelliği üzerinde ne düşünürse düşünsün, Sovyetler Birliği'nin ister hayranı olsun isterse düşmanı, sunu kabul etmek zorundadır ki –çünkü en amansız düşmanları bile bunu kabul ediyor–, bu ülke planlı bir ekonomiye sahiptir. Bu nedenle, sosyalist bir ülkede planlı ekonominin nasıl işlendiğini anlamak için, SSCB modelini incelememiz gerekir.
Bir plan neyi kapsar? Sen, ben ya da herhangi bir kimse plan yapacaksak, onun iki kısmı olduğunu bilmemiz gerekir: ne için ve nasıl, yani amaç ve yöntem kısımları. Amaç planımızın bir kısmı, ona ulaşma yolu öteki kısmıdır. Bu, sosyalist planlama için de böyledir. Onun da bir amacı ve bir yöntemi vardır. Müteveffa Sidney ve Beatrice Webb (Sovyet Komünizmi: Yeni Bir Uygarlık mı? adım taşıyan incelemeleri otuz yıl kadar önce yayınlanmış olmakla birlikte toplumsal bilimlerde bilimsel çalışmanın ilk görkemli anıtlarından birisi gibi hâlâ ayakta durmaktadır), sosyalist planlamanın amacı ile kapitalist ülkelerde ulaşılmaya çalışılan hedef arasındaki temel ayrılığı şöyle anlatıyorlar: "Kapitalist bir toplumda, en büyük teşebbüslerin bile amacı, sahiplerine ya da ortaklarına maddî kâr ve kazanç sağlamaktır. ... SSCB'nde, proletarya diktatörlüğü ile yönetilen bu ülkede, planlanacak amaç büsbütün başkadır. Kâr sağlayacak ne mal sahibi vardır, ne de ortak. Maddî kâr ve kazanç düşüncesi diye bir şey yoktur. Hedef alınan tek amaç, uzun vadede, bütün toplumun azamî refahı ve güvenliğidir."
Sosyalist ekonomide planlamanın amacı için bu sözler yeter. Genel amacın kâr değil, halkın gereksinmeleri olduğu gerçeğini yukarda görmüş bulunuyoruz. Burada asıl konumuz, ne için değil nasıl sorunu, yani amaç değil, bu amaca ulaşmanın yöntemi olacaktır. Bilmek istediğimiz şey, istenilen hedefe ulaşmak için hangi politikaların uygulanması gerektiğidir. Gereksinmeler sınırsız, ama bu gereksinmeleri karşılayabilecek üretken kaynaklar sınırlıdır. Bunun için benimseneçek politikalar, Sovyet plancılarının ne yapmak istediklerine değil, nelerin yapılmasının mümkün olduğuna dayanmalıdır. Bu olanak da, ancak, ülkenin üretken kaynaklarının tam ve doğru bir tablosunun elde edilmesi ile saptanabilir.
Bu, Devlet Planlama Komisyonunun (Gosplan) isidir. Bu komisyonun ilk görevi, SSCB'ndeki her şey konusunda kimin, neyi, nerede, ve nasıl yaptığını bulmaktır. Ülkenin doğal kaynakları nedir? Elde ne kadar işçi vardır? Kaç fabrika, maden ocağı, iş yeri, çiftlik vardır ve bunlar nerelerdedir? Geçen yıl ne üretmişlerdir? Ek malzeme, ve isçi verilirse, ne üretebilirler? Daha fazla demiryoluna ve limana gerek var mıdır? Bunlar nerelerde yapılmalıdır? Eldeki olanaklar nelerdir? Nelere gereksinme vardır?
Dağlar kadar olgular, rakamlar, istatistikler. SSCB'nin geniş toprakları üzerindeki her kurumdan, her fabrikadan, çiftlikten, imalâthaneden, madenden, hastaneden, okuldan, araştırma enstitüsünden, sendikadan, kooperatiften, tiyatro topluluğundan bu uçsuz bucaksız alanın en uç köselerinden şu sorulara karşılıklar gelir: Geçen yıl ne yaptınız? Bu yıl ne yapıyorsunuz? Önümüzdeki yıl ne yapmayı umuyorsunuz? Ne gibi yardıma ihtiyacınız var? Siz ne yardımda bulunabilirsiniz? Ve yüzlerce başka soru.
Bütün bu bilgiler Gosplan'ın bürolarına akar ve orada uzmanlarca toplanır, düzene sokulur, yoğrulur. "Halen Sovyetler Birliği'nde, Gosplan'ın bütün personeli iki bin kadar istatistik uzmanı ile çeşitli bilim dallarındaki teknisyenlerden oluşmuştur. Bir bu kadar da büro görevlisi memur vardır. Bu haliyle Gosplan, dünyada hiç kuşkusuz en iyi donatılmış ve en geniş daimî istatistik araştırma merkezidir." Bu uzmanlar, toplanan bilgilerin ayıklanma, düzenlenme ve denetlenme işini bitirince, Mevcut Durumun bir tablosunu elde ederler. Ama, bu, görevin ancak bir kısmıdır. Şimdi de düşüncelerini Durum Ne Olabilir sorusuna yöneltirler. Bu noktada, planlamacıların, hükümetin başlarıyla biraraya gelmeleri gerekir. "Devlet Planlama Komisyonunun vardığı sonuçlar ile hazırladığı projelerin, hükümetin onayından geçmesi gerekir. Planlama işlevi, önderlik işlevinden ayrılmıştır, ve önderlik planlamaya bağımlı değildir."
Planlama, elbetteki, planla uygulanacak politik kararların zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Politika, hükümet tarafından saptanır, plancıların görevi ise, topladıkları bilgilere ve verilere dayanarak, bu politikayı en etkin biçimde uygulayacak yolu bulmaktır. Gosplan ile yöneticiler arasındaki tartışmalar sonucu, ilk Plan Taslağı ortaya çıkar. Bu, sadece ilk taslaktır. Henüz plan değildir. Çünkü, sosyalist planlı ekonomide, Beyin Kurulunun hazırladığı plan, kendi başına yeterli değildir. Bunun, bütün halka sunulması gerekir. Bu, ikinci adımdır. "Görüşlerini ve yorumlarını bildirmeleri için, Ağır Sanayi, Hafif Sanayi, Ticaret, Ulaştırma, Dış Ticaret ve bunun gibi Halk Komiserlikleri ve ulusal ekonomi ile ilişkili merkezî organlara, 'kontrol rakamları' sunulur. Her merkezî yetke kendisine ait planın çeşitli bölümlerini yetke bakımından bir alt organa gönderir ve böylece planın ilgili bölümleri tek bir fabrikaya ya da çiftliğe kadar inmiş olur. Her aşamada, 'kontrol rakamları', çok sıkı bir incelemeden geçer. Plan, Devlet Planlama Komisyonundan başladığı yolculuğun son durağı olan fabrika ya da kolektif çiftliğe ulaşınca bütün işçiler ve köylüler inceleme ve plan konusunda tartışmaya katılır, öneri ve tavsiyelerde bulunurlar. Bundan sonra, 'kontrol rakamları', aynı yoldan geçerek, değiştirilmiş ya da eklenmiş biçimi ile Devlet Planlama Komisyonuna döner."
Fabrikada işçiler, çiftlikte köylüler, planın iyi yanları ve kusurları konusunda düşüncelerini söylerler. Bu durum,
Sovyet halkının haklı olarak gurur duyduğu bir durumdur. Çoğu zaman bu işçiler ve köylüler, kendi çalışma yerlerine ait rakamları kabul etmezler. Kendilerinden beklenen üretimi artırabileceklerini göstermek için çoğu zaman, kendi rakamlarını kapsayan bir karşı-plan sunarlar. Her yerde milyonlarca vatandaşın katıldığı bu geçici plan tartışmalarına ve görüşmelerine, Sovyet halkı, gerçek bir demokrasi gözüyle bakar. Yapılacak işin, erişilecek hedefin planı, tepeden inme değildir. Bunda işçilerin ve köylülerin de söz hakkı vardır. Bunun sonucu ne olur? Usta bir gözlemci bu soruya su karşılığı veriyor: "Nereye giderseniz gidiniz, hiç değilse SSCB'nin benim gördüğüm yerlerinde, şunu gururla söyleyen işçilere raslarsımz: 'Bu bizim fabrikamız, bu bizim hastanemiz, bu bizim dinlenme evimiz/ Bütün bu sözkonusu olan şeylerin birey olarak mülkiyetinin kendilerine ait olduğunu kastetmiyorlar, ama hepsi de, onların yararı için çalışmakta ve üretmektedir. Ve onlar, bunu bildikleri gibi, bunların başarılı olmalarında kendilerinin de bir sorumlulukları olduğunu biliyorlar.“
Planın hazırlanmasında üçüncü aşama, gelen rakamların son olarak incelenmesidir. Gosplan ile hükümet yetkilileri, tavsiyeler ile düzeltmeleri incelerler, gerekli değişiklikleri yaparlar ve plan artık hazırdır. Son biçimi ile tekrar ülkenin dört bir yanındaki işçilerle köylülere gönderilir ve tüm ulus, bütün gücünü, görevin tamamlanmasına yöneltir. Kolektif yarar için kolektif eylem bir gerçek haline gelir.
Sosyalizmde, üretim araçlarının kamu mülkiyeti ve merkezî planlama yolu ile insanlar, kendi kaderlerini ellerinde bulundururlar; insan ekonomik güçlerin efendisidir. Üretim ile tüketim, şu soruları soran bir plana dayanır: Elimizde neyimiz var? Nelere gereksinmemiz var? Gereksinmelerimizi karşılayabilmek için elimizdekiler ile neler yapabiliriz? Böyle bir plan ile, çalışmak isteyen herkese yararlı bir iş sağlamak mümkün olur ve iş bulma hakkı güvence altına alınır. Sovyetler Birliği Anayasasının 118. maddesi şöyle der: "SSCB yurttaşları çalışma hakkına sahiptirler, yani çakışma ve yaptıkları işin nicelik ve niteliğine göre uygun bir ücret alma hakkı her vatandaş için güvence altına alınmıştır.“ "Çalışma hakkı, ulusal ekonominin sosyalist örgütlenmesi ile, Sovyet toplumunun üretken güçlerinin devamlı büyümesiyle, ekonomik bunalım olasılığının dıştalanmasıyla ve işsizliğe son verilmesiyle güvence altına alınmıştır.“
1929 ekonomik bunalımına, çoğu zaman, bir dünya ekonomik bunalımı denir. Oysa öyle değildir. Üretimin felce uğraması ve onunla birlikte gelen işsizlik ve halk kitlelerinin sefaleti, dünyanın her tarafına bulaşıcı bir hastalık gibi yayıldı ama bir ülke hariç. Bu bunalım Sovyetler Birliği'nin sınırlarına çarptı ve geri döndü. Sovyet halkı sosyalist planlı ekonominin ördüğü setlerin ar. kasında güvenlik içindeydi.
Merkezî planlama, sosyalizmin belirgin bir özelliğidir. Planlamanın nasıl işlediğini anlamak için zorunlu olarak SSCB modelini inceledik, çünkü SSCB, şu anda dünyada tek sosyalist ülkedir.* Ancak, başka bir ülkede sosyalizmin, Sovyetler Birliği'ndekinin aynısı olrhası zorunluluğu gibi bir yanılgıya düşmemeliyiz. Olmayabilir de. Örneğin sosyalist bir Amerika Birleşik Devletleri'nde, ağır sanayiin hızla kurulması gibi bir zorunlulukla karşılaşmayacağız, çünkü, bu kolda, dünyada en büyük ve en iyi sanayi zaten bizde var. Bizim ilk görevimiz, Sovyetler Birliği'nin tersine tüketim mallarının üretimine ağırlık vermek olacaktır.
Öteki ülkeler için de aynı şey geçerli. Doğal kaynaklar farklı, iklim farklı, halkın sevdiği ve sevmediği şeyler farklı, sağlık, eğitim ve kültür düzeyleri farklı, özgürlük ve siyasal haklar anlayışı farklı, tarih ve gelenekler farklıdır. Sovyetler Birliği'ni kendi gereksinmelerine en iyi uyan bir sosyalizmi geliştirmeye yönelten özel koşullar, başka ülkelerde aynı olmayabilir. Yani bunların, sosyalizmi uygulama biçimi başka türlü olabilir. Ancak, anaçizgiler, sosyalizmi benimseyen bütün ülke ler için aynı olacaktır. Hepsinde de üretim araçları kamu mülkiyetinde olacak ve merkezî bir planlama bulunacaktır.
- Bu satırların 1949 yılında yazılmış olduğunu okura anımsatalım. –Ed.
|