Tekil Mesaj gösterimi
Alt 10-18-2010, 21:56   #7
Kullanıcı Adı
Özgür Çağrı
Standart
‘PKK realitesi’ni ve onun ‘toplumsal kökleri’ni sadece Ankara’dan bakarak kavramak galiba kolaydeğil. Beş gündür nereye gitsem, “Biz bölücü değiliz, ayrı devlet istemiyoruz” sözü kulağıma çalındı
‘Olacak şey değil öksürsek dava açılıyor!’
02:00 | 16 Ekim 2010
‘PKK realitesi’ni ve onun ‘toplumsal kökleri’ni sadece Ankara’dan bakarak kavramak galiba kolay
değil. Beş gündür nereye gitsem, “Biz bölücü değiliz, ayrı devlet istemiyoruz” sözü kulağıma çalındı

KIZILTEPE, MARDİN
Unuttum, kimbilir bu kaçıncı gelişim Kızıltepe’ye. Son kez yolum düştüğü zaman Belediye Başkanlığı koltuğunda, milletvekili olan kocasını 1990’ların başında ‘faili meçhul cinayet’te kaybeden Cihan Sincar oturuyordu.
Şimdi aynı koltukta bir başka genç kadın, Şerife Al oturuyor ama vekâleten.
Çünkü, BDP’den yüzde 78 oyla Belediye Başkanı seçilen Ferhat Türk (Ahmet Türk’ün yeğeni) ‘KÇK operasyonu’yla tutuklandı, on aydır hapiste...
İki tane beyaz barış güvercini heykelinin süslediği yeni belediye binasına girerken iki şey dikkatimi çekiyor.
Biri, çimenlerin üstündeki tabela. “Lütfen çimlere basmayın!” diye Kürtçe ve Türkçe yazılmış üstüne...
Diğeri, binanın ön cephesine sarkıtılmış fotoğraflı pankart:
“Kürt halkının iradesini esir alamazsınız.”
Kara perşembe protestosu
Pankartın üstünde, KÇK operasyonu sırasında tutuklanan ve pazartesi günü mahkemeye çıkarılmayı bekleyen 7 BDP’li belediye başkanının fotoğrafları yer alıyor:
Kızıltepe Belediye Başkanı Ferhat Türk, Viranşehir Belediye Başkanı Leyla Güven, Kayapınar Belediye Başkanı Zülküf Karatekin, Cizre Belediye Başkanı Aydın Budak, Batman Belediye Başkanı Necdet Atalay, Suruç Belediye Başkanı Ethem Sabur, Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş,(hastalık nedeniyle serbest bırakıldı).
Kızıltepe’nin Belediye Başkanı Ferhat Türk, 41 hafta önce bir perşembe günü gözaltına alınmış.
Ona vekâlet eden Şerife Al, “Keşke bugün öğle vakti gelseydiniz. Her perşembe günü onun gözaltına alındığı saat olan 12.30’da Kızıltepe’liler belediyenin önünde gösteri yapıyor, Kara Perşembe’yi protesto etmek için” diyor.
Ve ekliyor:
“İnşallah Başkanımız önümüzdeki Pazartesi serbest bırakılacak, biz de bu pankartı indireceğiz.”
Beş gündür yollardayım.
Bütün duraklarda hep aynı nokta dikkatimi çekti. Hemen herkes 18 Ekim Pazartesi günü Diyarbakır’da görülecek ‘KÇK davası’na odaklanmış durumda.
Tutukluluk halleri devam mı edecek?
Yoksa serbest mi kalacaklar?
Duruşmadan çıkacak tahliye kararları, öyle anlaşılıyor ki, barış umudu’nu besleyecek.




Şehirdekini de hapse atıyorsun
Şerife Al diyor ki:
“Barış süreci diyorsak, Ankara barış konusunda samimiyse, bu bakımdan 18 Ekim davası çok önemli. Serbest bırakılacaklar mı? Soru bu. 1800 Kürt siyasetçisi hapiste yatıyor KÇK operasyonlarından dolayı. Belediye başkanları, il ve ilçe başkanları, meclis üyeleri, BDP’liler... Böyle barış süreci olur mu? Hem diyorsun ki dağdakiler insin, hem de şehirdekileri hapse atıyorsun. Hem diyorsun ki silahlar sussun, hem de elinde silahı olmayanı hapse atıyorsun. Hiç böyle barış yolu açılır mı?..”
Ve ekliyor Şerife Hanım, Kızıltepe Belediye Başkan vekili:
“Olacak şey değil Hasan Bey, öksürsek dava açılıyor!”
Bir ara Belediye Başkan Yardımcısı Haşim Baday’la sohbet ediyorum, onun sözleri de çok net: “18 Ekim’deki dava Kürtler açısından, barış açısından son derece önemli. Çünkü halkın seçilmiş iradesi yargılanıyor bu davada...”
Haşim Baday, 22 yaşında ‘PKK üyeliği‘nden 1995’de hapse girmiş, 2004’de çıkmış. “Parti komiseri misin?” diye soruyorum, hafif tertip alaylı bir dille, “Hayır, halkımızın hizmetkârıyız” diye yanıtlıyor gayet ciddi...
10 yıl hapis yatıyor, çıkıp siyasete devam ediyor.

Kürt ve PKK realitesi
Kandil’de geçen yıl tanıştığım Bozan Tekin’i anımsıyorum. Örgütün Başkanlık Divanı üyesi ve Murat Karayılan’ın yardımcısı. 20 yıl hapis yattıktan sonra doğru dağa çıkmış...
Onca yıl hapis yatıyorsun.
Ve sonra daha bilenmiş, daha bilinçlenmiş halde yola devam...
Yıllardır devam eden bir süreç bu...
Ve bu süreç yıllar içinde, daha sonraki bir yazımda değineceğim ‘PKK realitesi’ni sahneye çıkarıyor.
Bir başka deyişle:
‘Kürt realitesi’nden sonra bugün ‘PKK realitesi’ne gelmiş durumda Türkiye.
Kabul edip etmemek!
Mesele bu.
Yani kiminle savaştıysan, barış da onunla yapılır anlayışı... Biliyorum bunun zorluğunu, bunun ne kadar netameli bir konu olduğunu Ankara’da... Ama farkında olduğum bir konu daha var.
‘Kürt realitesi’yle ‘PKK realitesi’ni artık birbirinden ayırmanın ne kadar güç bir iş olduğunu, hatta bunun imkansızlığını, barışa susamış topraklarda gezip tozdukça daha iyi anlıyorsun.
‘PKK realitesi’ni ve onun ‘toplumsal kökleri’ni sadece Ankara’dan bakarak kavramak galiba kolay değil.
Beş gündür nereye gitsem, “Biz bölücü değiliz, ayrı devlet istemiyoruz” sözü kulağıma çalındı.
Bu bakımdan, Kızıltepe Belediyesi’nin BDP’li Başkan Yardımcısı Haşim Baday sohbet sırasında Musa Anter’in bir sözünü aktarıyor:
“Bursa’nın şeftalisini, Anamur’un muzunu sadece Türklere bırakmayız, hep birlikte yiyeceğiz.”

Daha önce başörtülüymüş

Belediye Başkan vekili Şerife Hal, yakın geçmişe kadar başörtülüymüş. Üniversiteye giderken, kapıda başını açarmış. Başkan vekili koltuğuna oturunca tamamen bırakmış başörtüsünü...
Barış adına hükümetin, Ankara’nın atması gereken adımları kendisine sorunca satır başlarıyla şunları söylüyor:
“Başbakan, Almanya’da asimilasyon insanlık suçudur diyor. Bu insanlık suçu Türkiye’de Kürtlere karşı yıllardır işleniyor, bugün bile... Ben Kürt olarak büyüyemedim.”
“Ergenekon davası henüz Fırat’ın bu tarafına gelmedi, sesini bu taraflarda duymadık. Ama Hizbullah’ın, Kontrgerilla’nın, JİTEM’in, Atilla Binbaşı’nın sesini duyduk faili meçhullerle...”
“Bir gün cumhurbaşkanı çıkacak, başbakan çıkacak, Kürtlere yanlış yaptık diyecek ve özür dileyecek bu ülkede de. Bu olmadan barış zor...”
Yazacaklarım birikti.
Daha Hakkâri’den, Şırnak’tan valilerin, belediye başkanlarının, rektörlerin sözleri var not defterimde...
Barışa susamış topraklardan yazıların altıncısı yarına.
  Alıntı ile Cevapla