![]() |
#1 |
![]() ![]() 1946 yılından bu güne tam 15 defa genel seçim için halkımız sandık başına gitti. Haziranda yapılacak olan 16. seçim olacak. Yapılmış olan bu 15 genel seçimin sonuçlarına bir göz atmak sanırım faydalı sonuçlar verecektir. Bunların içinden ilki yani 46 seçimleri gerçek bir seçim olma özelliği taşımadığı için bir kenara bırakmakta fayda var. Sonrasında yapılan 14 oylama önemli mesajlar barındırıyor. Türkiye’nin gerçek çok partili seçimi olan 14 Mayıs 1950 seçimleri halkımızın tek parti despotizmine karşı muhteşem bir cevabı olarak karşımıza çıkar. (DP 470, CHP 69 Milletvekili çıkarır) 54 ve 57 yıllarında yapılan seçimlerde de benzer neticeler alınır. 1950 seçim sonuçları açıklandığında İsmet İnönü ortadaki tabloyu içine sindiremez. O gece Çankaya köşkünde o kadar canı sıkılmıştır ki salonun ortasında sinirli sinirli volta atmaktadır. Rivayete göre bir ara siniri o kadar üst seviyeye kadar çıkar ki, köşkün Ankara’ya hâkim bir penceresini açar ve şöyle bağırır: “Nankör Milleeeeeeeeeet!” Evet… Nankör millet gitmiş Demokrat Partiye oy vermiştir. Ve bu nankör millet bir daha da tek parti zihniyetine, faşizan anlayışa yüz vermemiştir. 17 Mayıs 1960 kanlı cunta darbesinden hemen sonra 15 Ekim 1961’de yapılan seçimlerde alınan sonuçlar ilginçtir gerçekten. Cuntacıların açıktan İnönü’nün CHP’sini desteklemesine, hatta dayatmasına rağmen AP ile CHP arasındaki fark sadece 15 milletvekilinden ibarettir. (CHP 178, AP 158) 1965 yılında yani kanlı 27 Mayıs cuntasının şiddetinin görece azalmaya başladığı bir zamanda yapılan seçimleri ise AP açık farkla kazanır. (AP 240, CHP 134). 1969 seçimlerinde de AP gücünü artırarak seçim üstünlüğünü devam ettirir. Ama vatandaşın tercihinden rahatsız olan egemen güçler 1971’de bir kez daha toplumu dizayn etmek üzere harekete geçerler ve neticesinde 1973 yılında yapılan seçimi zor da olsa CHP birinci sırada tamamlar. Ama aradaki fark egemen güçleri tatmin edecek düzeyde değildir. (CHP 185, AP 149) 1977 seçimleri belki de Türkiye’de solun yegâne başarılı seçimidir. Onda da tek başına iktidar olacak çoğunluğu elde edememiştir. Yine de bu başarının çok anlaşılabilir iki önemli sebebi vardır. Bunların birincisi ve bize göre en önemlisi CHP’nin başına geçen Bülent Ecevit’in 12 Mart muhtırasına karşı çıkmış olmasıdır. Yani CHP’nin tek parti zihniyetinden en uzak olduğu dönem olmasıdır. Diğeri ise hepimizin bildiği 74 Kıbrıs barış harekâtıdır. 1977 seçimleri yinede sandık sonuçları bakımından tek örnektir. Netekim arkasından yeterince kan akmasını bekledikten sonra Kenan Evren ve cuntası 1980 12 Eylülünde yönetime el koymuş ve 1983 yılında yapılan seçimlerde sabık generallere kurdurdukları MDP’nin iktidar olmasını, HP’nin de ana muhalefet olmasını buyurmuşlardı. Ancak gelin görün ki halk yine söz dinlememiş ve buçuk parti olsun diye kurulmasına izin verilen Özal’ın ANAP’ını hem de tek başına iktidar yapıvermişti. 87 yılında yapılan seçimlerde sahnede kısmen sivil görünümlü DYP ve SHP olmasına rağmen tıpkı 1954 seçimlerinin sonuçlarına benzer biçimde ANAP güçlenerek çıkmış, ardından 1991 yılında yapılan seçimlerde açık bir cunta müdahalesi olmasa da toplum mühendisliği çabaları kısmen başarılı sonuçlar vermişti. Bunun sebebi ise neredeyse tüm siyası partilerin, Özal’ın ANAP’ı da dahil aynı merkez tarafından dizayn edilmesi neticesi parçalı bir görüntü ortaya çıkmıştı. 1995 seçimleri bu yoğun toplum mühendisliği çalışmalarının yine netice vermeyeceğinin açık göstergesi olacak sonuçlar doğurdu sandıkta. Neredeyse devlete egemen tüm kesimlerin sakıncalı bulduğu RP seçimlerden iktidar olmasa da birincilikle çıkıyordu. İşte bu durum sistem için bir travma niteliği taşıyordu. Başarısız ANAYOL denemsinden sonra kurulan REFAHYOL hükümetine egemenlerin tahammül etmesi beklenemezdi. Hemen harekete geçildi ve bu defa kansız ama oldukça ıstıraplı ve aynı zamanda en sofistike darbemiz geldi. 28 Şubat. Bin yıl süreceği iddia edilen ve seçimlerden birinci çıkmış partinin sofistike cuntacılar tarafından kapısına kilit vurulmasına rağmen ve de bir zamanlar 12 Mart muhtırasına karşı durmaya çalışan, ama belki de yaşı ilerlediği için post modern darbeyle iş tutmakta sakınca görmeyen Ecevit seçim öncesi piyangodan çıkan Öcalan hediyesine rağmen ancak birinci parti çıkıyordu. Üstelik aradaki fark da sadece 25 milletvekilliğinden ibaretti. (DSP 136, FP 111) Seçim öncesi egemenlere muhalifmiş gibi bir görüntü sergileyen MHP’nin desteğiyle ahir ömründe son bir kez başbakanlık koltuğuna oturan Ecevit ve ortakları 2002 yılında adeta çareyi bırakıp kaçmakta buldular. Vatandaş da bin yıl süreceği iddia edilen sürece sofistike bir cevap vererek egemenleri bir kez daha elinin tersiyle itiverdi. (Ak Parti 365, CHP 177) 2007 yılında darbecilerin internet sitelerine kadar düşen tepkilerini halkın dikkate alması mümkün değildi ve sonuçta toplum mühendisleri beklentilerini yeni numaralar bulmak üzere ertelediler. Şimdi haziran ayında tek parti zihniyeti bir kez daha mühendislik dalındaki maharetlerini sergilemeye hazırlanıyorlar. Benim tavsiyem zahmet etmelerine gerek yok. Halk ne yapacağını biliyor. İnanmayanlar sandıkların açılmasını bekleyebilirler. Ama söz verin; “Nankör Milleeeeeeeeeeeeet!” diye bağırmak yok. Fazıl OKUR [email protected] Bu Makale 24.01.2011 tarihinde www.reyhaber.com'da yayınlanmıştır
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|