![]() |
#1 |
![]() Amacımız; Dahada öncede belirttiğimiz gibi Tarihi bilincimizi açık tutmaktır. Onun için Kıbrıs'da olanları Türkiye gözüyle görmeye davet ediyorum sizi Ve Her Zamanki sözümüzü söylüyorum... TARİH UNUTMADI....
Osmanlılar adayı ne zaman almış ve idari yapıyı nasıl düzenlenmiştir? Osmanlı İmparatorluğu, Kıbrıs'ta üslenen korsanların Akdeniz'den geçen gemilere saldırmalarını önlemek ve Katolik Venediklilerin baskısı altında inleyen Ortodoks Rumlarına yardım etmek için 1571 yılında, 80 bin şehit vererek, Kıbrıs'ı fethetti. Kıbrıs'taki Osmanlı İdaresi fiilen tam 307 ve hukuken 352 yıl boyunca sürdü. Bu süre içinde, Kıbrıs, tarihinde yaşamadığı bir özgürlük yaşadı. Türkler, Katoliklerin kapattığı kiliseleri açtırdı ve Rum Halka dini özgürlük sağladı. Başpiskoposu Rum Halkının siyasi temsilcisi olarak kabul ederken, halkın şikayetlerini doğrudan Saraya bildirme hakkını onlara tanıdı. Böylece Başpiskoposları siyasi yönden de güçlendirmiş oldu. İkinci olarak Katolik Venedik döneminde tamir edilmeyen kilise vb. ibadet yerlerini tamir ettirdi ve bakımlarını yaptırdı. Kıbrıs Rumlarının bütün bunlara yanıtı ise, 1821'de başlayan Yunan isyanını asker, silah ve para göndererek desteklemek ve yine aynı yıl tüm ada Türklerini katletmeyi öngören bir ayaklanma aaagahlamak oldu. Osmanlılar döneminde Adada yaşayan Rumların ekonomik durumları daha önceki dönemlerle kıyaslanmayacak biçimde düzeldi. Bu dönemden başlamak üzere, kendilerine tanınan geniş hoşgörü ile yavaş yavaş adadaki ticari hayatı ele geçirmeye başladılar. Osmanlılar döneminde adadaki idari yapı da yeniden düzenlendi ve ada "KADI" ların yönetimi için oluşturulan 17 ilçeye ayrıldı. Ada yönetimi için oluşturulan Divan'da Rumlarla birlikte adada yaşayan Maronit ve Ermenilere de temsiliyet hakkı tanındı. Böylece tarihte ilk kez Kıbrıs Rumları, adanın yönetiminde söz sahibi yapıldı. Osmanlılar, ada Rumlarının eğitimlerinin geliştirilmesini ve vergilerin Kilise tarafından toplanmasını da kabul ederek, onlara bir nevi kendi kendilerini yönetme hakkı tanıdı. Osmanlı yönetimi boyunca Kıbrıs'ta birçok Su Kemeri, Hanlar, Kütüphaneler, Camiler, Çeşmeler yapılarak adanın imarı sağlandı. Kıbrıs Türklerinin kökeni nedir? Kıbrıs Türklerinin kökeni Anadolu'daki Türk Halkıdır. Kıbrıs'ın fethinden sonra adanın gelişmesi için üretici nüfusa ve sanatkara gereksinim olduğunu gören Padişah 2. Selim, adada kalan 20 bin civarında askerin yanısıra 10 bin civarında sanatkar ailenin de Kıbrıs'a gönderilmesini kararlaştırır. Bu amaçla çıkarılan bir "SÜRGÜN HÜKMÜ" ne göre Anadolu, Karaman, Rum ve Dülkadriye Kadıları şehir ve kasabalarda oturan zenaat ve meslek sahipleri arasında seçme yapılarak, her on haneden bir hanede yaşayan aileler Kıbrıs'a gönderildiler. Bu meslek sahipleri içinde ayakkabıcılar, terziler, dokumacılar aşçılar, mumcular,semerciler, nalbantlar, bakkallar, demirciler, dericiler, taşcılar, kuyumcular, yapıcılar, kalaycılar ve kazancılar başı çekmekteydi. Bunların yanında ise; Taşlı ve verimsiz toprak çalıştırıp geçimini sağlayamayanlar, Kötü davranış içinde olanlar, Kendi bölgelerinde adları kütükte kayıtlı olmayanlar ve onların oğulları, Batka bölgelerden göç etmitolanlar, Uzun zamandan beri tarla veya bahçe almak için müracaat etmiş olanlar, Köyünü ve tarlasını bırakıp, şehirlere göç edenler, Köylerde ve şehirlerde işsiz olup, toprağı çalıştırmayanlar da Kıbrıs'a gönderileceklerdi. 21 Eylül 1571 tarihini taşıyan bu "Sürgün Hükmü" ile toplam 572 Hanenin Kıbrıs'a göç ettirilmesi öngörülmekteydi. Adaya gelen bu Türkler kısa sürede ekonomik yaşama büyük bir canlılık getirdi. Yunanistan ise daha Osmanlı egemenliği altında olması nedeni ile Rumları kışkırtacak durumda değildi. Megali İdea fikri ortaya atılana kadar, iki halk Osmanlıla rın adil yönetimi altında barış içinde bir arada yaşadı. Denebilir ki adadaki iki halkın barış içinde birarada yaşadığı tek dönem fiilen Osmanlı İdaresi altında yaşanan bu 307 yıllık dönemdir.
![]() |
|
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
#2 |
![]() Kıbrıs Rumlarının kökeni nedir?
Kıbrıs'ın ilk yerli halkı Anadolu'dan gelmiştir. Ve, tarihte hiçbir zaman Kıbrıs, Yunanistan'ın egemenliğine girmemiştir. Bunun yanında tarihte hiçbir zaman Yunanistan'dan Kıbrıs'a büyük çapta bir göç de olmamıştır. Peki Rumlar niye kendilerini Yunan saymaktadır? Kıbrıs Anadolu'nun doğal bir uzantısıdır. Jeolojik dönemin birinci zamanında Anadolu'nun Hatay bölgesine bitişik olan Kıbrıs, ikinci ve üçüncü zamanlarda oluşan çökmelerle Anadolu'dan kopmuştur. Adada Anadolu'da yaşayan cüce fil fosillerinin bulunması bunun kanıtıdır. Bu arada Kıbrıs'taki kazılarda bulunan vazolarla Anadolu'da ortaya çıkarılan vazolar ve evler birbirine çok benzemektedir. Bundan hareketle, ilk yerli halkın Anadolu'dan geldiği kesinlik kazanmaktadır. Bundan ayrı olarak Kıbrıs tarihte; Hititler, Mısırlılar, Fenikeliler, Asurlular, Persler, Ptolemiler, Romalılar, Araplar, Bizanslılar, Templer Şovalyeleri, Lüzinyanlar, Cenevizliler, Venedikliler, Osmanlılar ve İngilizler tarafından yönetilmiştir. Kıyıları ise korsanların yatakları olmuştur. Anadolu'dan gelen yerli halkla, Kıbrıs'ı işgal eden bu ulus ve kavimlerin karışması sonucu, tarih içinde ortaya melez bir halk çıkmıştır. Bu melez halk zaman içinde denizci bir kavim olan Miken'lerin kültürel etkisi altında kalmıştır. Miken'ler bilindiği gibi Yunanlılar tarafından Helen ırkından sayılmaktadır. Bundan ayrı olarak Kıbrıs'ın Roma İmparatorluğu'nun egemenliğine girmesinden sonra M. S. 46 yılında St. Paul Kıbrıs'a gelerek Hristiyanlığı yaymıştır. Bizans döneminde ise Bizans'ın, resmi dili olarak Yunancayı; resmi din olarak Ortodoks Hristiyanlığı kabul etmesi ve bunu zorla Kıbrıs'taki melez yerli halka da kabul ettirmesi, adadaki bu melez halkın kendisini zamanla Yunanlı olarak görmesi sonucunu doğurmuştur. Kimlik bunalımı içindeki melez halkın bir ulusal kültür, ve bir ulusal kimlik arayışı içinde olması da bu oluşumu etkileyen bir unsur olmuştur. Sonuç olarak adanın esas yerli halkı, Anadolu'dan gelmiştir. Bu halk zaman içinde Kıbrıs'ı işgal eden kavimlere karışarak melezleşmiştir ve Bizans döneminde Bizans'ın dini-kültürel etkisi ile kendini Yunanlı görmeye başlamıştır. __________________ Megali İdea nedir? Megali İdea, kelime anlamı ile "Büyük İdeal, büyük fikir" demektir. Bu fikre ve ilkeye göre, 1453'de Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen İstanbul tekrar ele geçirilecek, Yunanistan, Girit, Rodos, Kıbrıs, Anadolu ve ta Büyük İskender'in uzandığı İskenderiye'ye kadar olan topraklar işgal edilerek, bir Helen İmparatorluğu olarak kabul edilen büyük Bizans İmparatorluğu kurulacaktır. Bu imparatorluğun başkenti ise eski Bizans'da olduğu gibi hala "Konstantinopolis" diye andıkları İstanbul olacaktır. Megali İdea fikri ilk kez Rigas Ferreros adlı bir Rum tarafından gündeme getirilmiştir. Rigas Ferreros, bu amaçla ilk Megali İdea haritasını 1791-1796 yılları arasında Bükreş'te hazırladı ve 1796 yılında Viyana'da yayınladı. Megali İdea'nın yaşatılması ve nesilden nesile aktarılması görevini Rum Ortodoks kilisesi ve Ortodoks mezhebinin merkezi olan İstanbul'daki Patrikhane üstlenmiştir. Kilisenin bu amaçlarını ve eylemlerini gerçekleştirmek için Osmanlı İmparatorluğunun kendisine tanıdığı geniş hoşgörüden yararlandığı inkar edilemez bir gerçektir. Örneğin 1754 yılında Padişahın yayınladığı bir fermanla, Başpiskopos, adanın ikinci politik ve nüfuzlu kişisi olma hakkını kazanmıştı. Bu tarihten itibaren Başpiskopos'a "Ulusal Lider" anlamına gelen "ETNARH" denemeye başlanmıştı. Megali İdea çerçevesinde 1821 yılında Mora isyanı patlak vermiş ve Yunanistan'ın bağımsızlığını kazanmasından sonra Megali İdea haritası içinde yer alan toprakların ele geçirilmesi için faaliyete başlanmıştır. Nitekim daha sonra Girit, Rodos, 12 adalar ve diğer Ege adaları ele geçirilmiş, Anadolu'ya asker çıkarılmıştır. Ne var ki Anadolu'da Atatürk önderliğindeki Türk Halkı, Kıbrıs'ta ise Anavatan Türkiye desteğindeki Kıbrıs Türk Halkı tarafından, hedeflerine ulaşmaları engellenmiştir. Önemle vurgulanmalıdır ki, Yunanistan ve Kilise bu çabalarında başta İngiltere ve Çarlık Rusyası olmak üzere her zaman Batılı ülkeler tarafından desteklenmiştir __________________ |
|
![]() |
![]() |
#3 |
![]() Filiki Eterya ve Ethniki Eterya nedir?
Megali İdea fikri ortaya atıldıktan sonra bu fikir, Osmanlı İmparatorluğu aleyhine genişleme emelleri olan Rus Çarlığı ile İngilizler ve çeşitli Balkan Üleleri tarafından desteklenmeye başlandı. Megali İdea'yı gerçekleştirmek için bir örgüt gerekliydi. Bu amaçla 1814 yılında, yani Megali İdea haritasının çizildiği 1796 yılından 21 yıl sonra, Rusya'nın Odessa şehrinde Filiki Eteriya adlı Örgüt Çarlık Rusyası'nın gizli desteği ile kuruldu. Yine çarlığın desteği ile tüm Balkanlar'da örgütlenme faaliyetlerini başlatan Filiki Eteriya'nın başına da Rus Çarı 1. Aleksandros İpsilantis getirildi. Bu gelişme örgütün ilk başarısı oldu. Nitekim daha sonra Rus Çarı'nın desteği ile bu örgüt tarafından 1821 Mora isyanı başlatılacaktı. Filiki Eteriya'nın örgütlenme çalışmalarını Kıbrıs'a kadar uzattığı ve başta kiliselerdeki papazlar olmak üzere, kiliselerin yoğun propagandasının etkisi altında bulunan Rumlar arasında geniş bir taban bulunduğu, hatta Kıbrıs'taki ayaklanmanın perde gerisindeki örgütlü güç olduğu biliniyor. Filiki Eteriya'dan sonra, Yunanistan'ın bağımsızlığını kazanmasının ardından bu kez de Yunan ordusu içinde Ethniki Eteriya adlı bir başka örgüt kurulmuş ve bu örgüt Girit'in Yunanistan tarafından ilhakında önemli bir rol oynamıştır. Her iki örgüt de esas hedef olarak Megali İdea'yı benimsemiş ve tüm çalışmalarını, bu hedefe ulaşılması için Osmanlı toprakları üzerinde gizli ayaklanma hazırlıklarına yöneltmişlerdir Enosis nedir? Enosis, Megali İdea hedefi çerçevesinde Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanmasını, ilhak edilmesini ifade etmektedir. Kelime anlamı ile " İLHAK " demek olan Enosis (yani adanın Yunanistan'a bağlanması) ilk Megali İdea haritasının çizildiği 1791 yılından beri gündemde olan bir konudur. Bir anlamda Kıbrıs sorununun da bu tarihten itibaren varolduğu söylenebilir. Yunanistan'ın Kıbrıs'ı talep etmesi ise 30 Aralık 1918 yılında gerçekleşti. 18 Ekim 1828 tarihinde İngiltere, Rusya ve Fransa'ya bir nota veren Yunanistan, RESMEN İLK KEZ Enosis fikrini ortaya atmış ve adanın kendisine bağlanmasını istemiştir. 1. Dünya savaşından sonra Paris'te toplanan Barış Konferansı'na Yunanistan'ın toprak isteklerini sunan Yunan Başbakanı Venizelos, aralarında Kıbrıs'ın da bulunduğu şu bölgeleri talep ediyordu: 1- Batı Anadolu (İzmir,Bursa,Çanakkale, İzmit ve civarları) 2- Pontus (Trabzon, Sivas, Kastomonu ve civarları) 3- Kuzey Epir (Güney Arnavutluk) 4- Kıbrıs, Rodos, Meis, Girit, Bozcaada ve İmroz 5- Batı ve Doğu Trakya Kıbıs'ta Yunan kilisesi, Patrikhane ve Yunan Hükümeti tarafından desteklenen Enosis hareketi, bu idealin yıllar boyunca kilise ve okullarda genç beyinlere aşılanması sonucu Kıbrıs'ın başına büyük felaketlerin gelmesine neden oldu. Bu ideali gerçekleştirmek için 1821 yılından itibaren birçok kez Türk halkına saldırılar düzenledi. Enosis önünde bir engel olarak gördükleri Türk halkını ortadan kaldırmak için 1895'de, 1912'de, 1955-74 döneminde Türk halkına saldırılar ve katliamlar uygulandı. Enosis fikrinin 1918'lerde Rum çocuklarına nasıl aşılandığını bir Rum yazar olan Tenekides şöyle açıklıyor: "Rum okulları Helen düşüncesini yaymak amacı ile kullanılıyordu. Rum öğretmenler, çiçeklerle çerçevelenmiş Yunanistan'la birleşmelerini temsil eden armağanları Vali'nin kasabaları ziyareti sırasında verirken, mızraklı bir alay gibi sıraya sokulan ögrenciler, önceden öğretilmiş olan "Yaşasın enosis" çığlıkları atıyordu..." (Tenekides-Chypre. Menter Şahinler. Türkiye'nin 1974 Kıbrıs siyaseti sayfa 111.197- İstanbul). Enosis politikasının yakın hedefi bugün için Rum egemenliğinde tüm Kıbrıs'ta hakim olacak bir Rum Cumhuriyeti kurulması, bu Rum devletinin AB'a tam üye yapılarak Yunanistan'la dolaylı Enosis'in gerçekleştirilmesi ve Türk halkının azınlık statüsüne düşürülmesidir. __________________ |
|
![]() |
![]() |
#4 |
![]() 1821 İsyanı ve ilk enosis bildirisi nedir?
Yunanistan'ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra bu devletin uyguladığı yayılmacı ve hegemonyacı politika, birbuçuk asırdır Kıbrıs'a huzur ve barış yüzü göstermedi. Bunun böyle olacağı Mora isyanının başladığı ilk günlerden belliyi. Nitekim Yunanistan'da isyanın başlamasından sonra Kıbrıs'ta da her zaman olduğu gibi Rum toplumu içindeki gerici, fanatik, milliyetçi çevrelerin başını çekmekte olan Kilise, bir isyan hazırlığına girişir. Önce Kiliselerdeki ayinlerde, kiliseye bağlı ruhban okullarında yoğun bir propaganda ve beyin yıkama faaliyetine girişilir. (Zaten bu kampanya hiç durmamıştı). Bu arada 19 Haziran 1821'de Filiki Eteriya'nın liderlerinden Konstantin Kanaris, Kıbrıs'a uğrayarak isyanın propagandasını yapar, bildiriler dağıtır, Yunanistan'daki isyancılara götürmek üzere para, silah, yiyecek toplar. Bunun ardından, Başpiskopos Kiprianos, kiliseleri birer silah deposu haline getirir. Ayaklanma için çeşitli bölgelerdeki kiliselere mektuplar gönderir, ayaklanmanın nasıl olacağını anlatır. Ne var ki, Dağ kazasına bağlı Ayanni köyünde oturan Dimitri adlı bir Rum, Osmanlı Valisi Küçük Mehmet Paşa'ya yazdığı bir ihbar mektubu ile isyanı ele verir. Vali Küçük Mehmet, bu ihbar üzerine kiliseleri basarak, isyan için depolanan silahlara ve saldırı aletlerine el koyar. İsyanın elebaşlarından kimisini idam eder, kimisini sürgüne veya hapse gönderir. Bu arada Hacı Petros Vaskos adlı Rum tarafından Başpiskopos Kiprianos'a ve Mihail Kilikya adlı Ruma yazılmış isyanla ilgili mektuplar da ele geçirilir. Bunun üzerine yakalanan Başpiskopos Kiprianos ve isyanın elebaşları idam edilir. İsyan daha başlamadan bastırılır. Dimitri adlı Rumun Valiye gönderdiği ihbar mektubu şöyledir: "Paskalya gecesi saat altıda Lefkoşa'da top atışı olacaktır. Başpiskopos Kiprianos, Rumca yazılmış mektubunu kendi adamına vererek adı geçen köyde (Ayanni) kilisede okutmuştur. Bu mektuba göre, top atışı duyulduğu vakitte, bütün Hristiyanlar harp silahları ile Lefkoşa'ya hücum edeceklerdir. Tüm adayı almak için birlikte hareket ederek sözleşmelerini öneren Başpiskopos'a göre Hristiyanlar, Lefkoşa'yı da ele geçirdikten sonra, bütün müslümanları katledip ortadan kaldıracaklardır. Bu konuyu Hristiyanlara kesin olarak bildirip tenbih eden adı geçen mektubu diğer köylere de yollayıp okutmuştur". Görüldüğü gibi daha Osmanlı döneminde tüm Türklerin katledilmesi tasarlanabiliyordu. Vali Küçük Mehmet'in Sürgüne gönderdiği bir kısım papazlar ise 1821 yılı sonlarında Roma'da toplanarak ilk Enosis bildirisini yayınlıyorlar ve tüm Hristiyan Krallarına çağrıda bulunarak Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı için yardımcı olmalarını istiyorlardı... __________________ |
|
![]() |
![]() |
#5 |
![]() Kıbrıs İngilizlere nasıl geçti ve adadan Türk göçü oldu mu?
1878'de Osmanlı-Rus savaşını fırsat bilen İngiltere, "Ruslara karşı yardım" vaadi ile, Kıbrıs'ı yılda 92000 altına kiralamayı başarmıştı. İngiltere, Doğu Anadolu'daki Kars, Ardahan ve Batuma giren Rus ordularının geri püskürtülmesinde yardımcı olacak vaadi ile, Kıbrıs'ı kiralamıştır ama bu kiralama geçici idi. Tehlike geçtikten sonra ada yeniden geri verilecekti. Yani Kıbrıs İmparatorluğun bir parçasıydı. Padişah kira anlaşmasına (Ayestafanos-Yeşilköy) imza atmadan önce (Hukuku Şahaname asla halel gelmemek üzere muahadenameyi tasdik ederim) notunu dütmüt ve sonra imza etmitti. Ne ki, İngiltere adaya yerleştiği günden itibaren Kıbrıs'ı nasıl ilhak edeceğinin hesabını yapmıştı. Nitekim Osmanlı İmparatorluğunun Almanya yanında 1. Dünya savaşına katılması ile böyle bir fırsatı bulmuş ve yayınladığı bir emirname ile Kıbrıs'ı ilhak ettiğini duyurarak, her yıl ödemesi gereken 92 bin altını da ödemeyi durdurmuştu. İngiltere daha sonra savaşın sonlarına doğru, 27 Kasım 1917'de yayınladığı bir "Krallık Konseyi Emri" ile, ada halkına İngiliz vatandaşlığına geçmeleri için iki yıllık bir süre tanıdı. Bu emirname şunları içeriyordu: 1- Osmanlı uyruğunda olup da Kıbrıs'ta oturan ve 5 Kasım 1914'de gerçekten adada oturuyor olanlar, 2- Osmanlı uyruğunda olup da Kıbrıs'ta oturuyor olan ama 5 Kasım 1914'de geçici bir nedenle adada bulunmayanlar, 3- Adada yerleşik olmayan ama, 5 kasım 1914'de adada bulunan Osmanlı vatandaşlarından savaşın bitiminden sonraki iki yıl içinde Yüksek Komisere başvurarak bağlılık yemini eden ve yerleşiklik koşullarını yerine getirenler, İngiliz vatandaşlığına alınacaklardı. İngilizlerin bu haksız emrivakisi karşısında İngiliz vatandaşı olmak istemeyen binlerce Türk Anadolu'ya göç etti. 1878'de, 1914'de,1917'de yaşanan göçlerden sonra Lozan Anlaşması ile Kıbrıs kesin olarak İngiltere'ye bırakılınca, büyük bir göç olayı daha yaşandı. Sonunda 20 Temmuz 1923 Lozan anlaşmasının 20. maddesi ile Ada hukuken de İngiltere'ye bırakıldı. Bu madde şöyledir: "Türkiye İngiliz hükümetince 5 Kasım 1914 tarihinde ilan edilen Kıbrıs'ın İngiltere'ye katılışını tanıdığını bildirir". Bu anlaşma ile Kıbrıslı Türklerin "Hakkı Hıyar"larını (seçme hakkı) kullanarak Türk vatandaşlığı ile İngiliz vatandaşlığı arasında tercih yapmaları istendi. Türk vatandaşlığını tercih edenler Türkiye'ye göçe başladı ve bu göç 1940'lara kadar sürdü. Bütün bu dönemlerde 30 binden fazla Türk, özellikle aydınlar Türkiye'ye göç etti. Kıbrıs'tan bir diğer göç de 1960'da İngiliz idaresinin son bulması ile İngiltere'ye oldu. Bu göç 1963-1974 döneminde Rumların baskıları, saldırıları ve teşvikleri ile sürdü. Bugün 400 binden fazla Kıbrıslı Türk dışarıda yaşıyor. Bunun 225 bini Türkiye'de, 120 bini İngiltere'de, 40 bini Avustralya'da, 10 bini ABD, Kanada'da ve 5 bini de diğer ülkelerde yaşamaktadır. __________________ |
|
![]() |
![]() |
#6 |
![]() Türkler Ve Rumlar İngiliz idaresini nasıl karşıladı?
Kıbrıslı Türkler için anavatandan kopmak acıların en büyüğü oldu. Adanın İngiliz egemenliğine geçmesinden hemen sonra, bu tepkilerinin bir ifadesi olarak Türkiye'ye büyük çapta göçler oldu. Bugün Kıbrıs'ta Türk nüfusunun Rumlardan daha az olmasının bir nedeni de bu göçlerdir. Nitekim daha sonraları bizzat Atatürk'ün emri ile bu göçlerin durdurulduğu biliniyor. Kıbrıslı Rumlar ise daha Lefkoşa'da Türk bayrağı yerine İngiliz bayrağı çekilirken, Enosis çığırtkanlığını artırmaya, Türklere hakaret etmeye başlamışlar. İngiliz idaresini alkışlayarak bu değişikliğin kendilerine Enosis yolunu açacağını düşünmüşlerdir. Nitekim, 1907 yılında adayı ziyaret eden Churchill'e "Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleşmek istediği" belirtiliyordu. Bundan batka 1880'de Yunanistan Türkiye ile savaşa hazırlanırken İngilizlerin hoşgörüsü ile katır satın almak için adaya gelen Yunanlı subaylar, büyük törenlerle karşılanıyor, onlara para ve silah yardımı yapılıyor ve Yunan Kralına yazılan Kıbrıs'ın ilhakını öngören bir mektupla birlikte uğurlanıyorlardı. Bu arada 1879 Türk -Yunan savaşı sırasında Yunan Konsolosu Filemon Kıbrıslı Rumlardan oluşan gönüllüleri Yunanistan'a gönderiyor ve Türkler aleyhinde mitingler düzenleniyordu. Hem de ada hukuken bir Türk toprağı olmasına karşın. Yine bu arada Vatimbella adlı Yunan konsolosunun da 1916-1917 yılları arasında ilhak lehinde kışkırtıcı davranışlarda bulunması Türk halkını tedirgin ediyordu. 1918 yılı başlarında ise Venizelos'un davetlisi olarak Yunanistan'a giden Kıbrıs Piskoposu Medaxakis, Atina Metropoliti yapılmış ve Enosis kampanyalarını örgütlemeye başlamıştı. Görüldüğü gibi Kıbrıs Rumları İngilizlerin ada yönetimini devralmasından şikayet edecek durumda değildi. Çünkü bu değişiklik onların Enosis faaliyetleri açısından bulunmaz bir nimetti. Bunun yanında Osmanlı devlet memurlarının adadan ayrılmasından sonra, boşalan devlet kadroları, Rum memurları tarafından doldurulmuştu. Bu da Rumların İngiliz yönetiminden memnuniyetlerinin bir başka nedeniydi. __________________ |
|
![]() |
![]() |
#7 |
![]() İngiliz yönetiminin ilk yıllarında Türk-Rum ilişkileri nasıl olmuştur? İlk kavgaları nelerdir?
İngiliz yönetiminin ilk yıllardan itibaren Rumlar Enosis taleplerini tırmandırmaya başlamışlardır. Bunun sonucu olarak Türk ve Rum halkı sürekli bir çatışma içinde olmuştur. İngiliz yönetiminin ilk yıllarında belli başlı çatışmaları şöyle toparlamak olasıdır: *Rumlar 1879'da 54 imzalı bir muhtırayı İngiliz yönetimine vererek Enosis talep ettiler. *1880 yılı sonunda adaya gelen Yunanlı subaylara 250 katır 150 gönüllü ve para verilerek Osmanlılara karşı savaş desteklendi. Müftü Ali Rıfkı bu durumu protesto etti. *Rumlar 7-8 Nisan 1881'de "Teselya-Epir-Kıbrıs-Enosis" sloganları ile gösteri yaptı. *Ocak 1893'de Rumlar Enosis için mitingler yaptılar. Yeni Zaman gazetesi 23 ve 30 Ocak 1893 sayılı nüshalarında ve Müftü Hacı Ali Rıfkı ve Osman Mustafa Bey'ler 30 Ocak 1893 tarihli dilekçelerinde bu durumu protesto ettiler. *Mart 1894'de 400-500 Rum ve aynı sayıdaki Türk, Rumların Baf Camisi önünde yaptıkları tahrikler nedeni ile kavga etti. Aynı günlerde Lefkara'da da Türklere saldırıldı. *1899'da Limasol'da Enosis gösterileri yapıldı. İngiliz Yönetimi 1990 yılı Şubatında Yunan Konsolosu Filemon'u tahriklerinden dolayı sınır dışı etti. *Türkler 22 Haziran 1902'de bir telgraf kampanyası ile Enosis tahriklerini protesto etti. Bu arada 600 imzalı bir muhtıra İngiliz yönetimine gönderildi. Kavanin Meclisi'nde Enosis karşıtı konuşmalar yapıldı. *5 Temmuz 1903'de Türk üyelerin Kavanin Meclisi'nde olmamasını fırsat bilen Rum üyeler Enosis'i öngören bir karar aldılar. *6 Temmuz 1903'de Türkler Kavanin Meclisi'nde bir karar alarak adanın tekrar Osmanlı yönetimine verilmesini istediler. Rumlar 4 büyük şehirde Enosis mitingleri yaptılar ve Türkleri protesto ettiler ve Enosis kararları aldılar. Türkler Limasol'da 174 imzalı bir dilekçe ile durumu protesto ettiler. Rumlar Kalavaç köyünde Türklere saldırdılar. Köyün ileri gelenleri İngiliz yönetimine bir muhtıra vererek tahrikleri protesto ettiler. *1906 yılında Limasol ve Larnaka Limanlarına gelen Yunan askeri gemisi Miyaoli "Yaşasın ilhak" sloganları ile karşılandı. Aynı yıl içinde Paşaköy'de taşlarla Türklere saldırıldı. Bu saldırılar ve Enosis faaliyetleri Vali nezdinde protesto edilirken, İstanbul'a giden bir heyet de Paditaha tikayette bulundu. *1907 yılı 29 Mayısında İstanbul'un fethi yıldönümünde Rumlar her yana siyah paçavralar asarken, Türkler de camileri bayraklar ve kandillerle süslediler. *Rumlar adayı ziyaret eden Churchil'e 10 Ekim 1907'de Enosis istediklerini bildirdiler. Türkler bu durumu protesto ettiler. Rumlar aynı yıl Lefke, Angastina ve Akarsu köylerinde Türklere saldırdılar. Nisan 1908'de Akatu köyü camisi saldırıya uğradı. Mayıs 1908'de ise Geçitkale ve Ayakebir köylerinde Rumların saldırısı üzerine kavgalar çıktı. *Türkler, İngilizlerin Osmanlılara verdiği yardıma teşekkür için 28 Ekim 1908'de Sarayönü'nde bir miting düzenledi ve Türk ordusuna yardım için bir "ASKERE YARDIM" kampanyası başlattı. *1909'da Dikomo'da Gönyelili Tavukçu Ali Rumların saldırısına uğradı. *8 Kasım 1914'de Kıbrıs, İngilizler tarafından ilhak edildi. *İngiliz hükümetinin 1915'de adayı Yunanistan'a teklif etmesi üzerine Türk liderleri ortaklaşa imzaladıkları bir protesto mektubunu Vali'ye göndererek bu durumu protesto ettiler ve Enosisin 60 bin Türk için felaket olduğunu söylediler. *Rumlar 5 Aralık 1918'de Başpiskopos 3. Cyril başkanlığındaki bir heyeti Enosis lehinde kulis yapmak için Londra ve Paris'e gönderdiler. *16 Ağustos 1919'da bütün Rum Piskopos ve Belediye Başkanları imzaladıkları bir muhtırayı Sömürgeler Bakanına göndererek Enosis talep ettiler. *12 Nisan 1920'de bir batka Enosis heyeti Paris'e gitti. *Mayıs 1919'da İngiliz yetkilileri bir muhtıra göndererek 60 bin Türkün Enosise karşı olduğunu belirttiler. *1920 yılında Enosis faaliyetlerini organize etmek için kilise önderliginde bir "Ulusal Konsey "oluşturuldu. *1921 yılında 500 kilisede toplanan Rumlar ilk Enosis plebisitini yaparak Enosis kararı aldılar. *Rumlar 1929 yılı Ekim ayında İngiltere'ye yeni bir Enosis heyeti gönderdiler. *1930 yılında Yunanistan'ın bağımsızlığını elde etmesinin 100. yıldönümünü kutlayan Rumlar, 500 imzalı bir dilekçe ile Enosis'in gerçekleşmesi için Sömürgeler Bakanlığı'na başvurdular. *26 Haziran 1930'da Başpiskoposlukta toplanan Rum Ulusal Konseyi, "Kıbrıs Ulusal Örgütü"nün Enosisci tüzüğünü onayladı ve ilhak talep etti. |
|
![]() |
![]() |
#8 |
![]() Kıraathane-i Osmani ve ilk Türk gazetesi Zaman'ın yayın ilkeleri nedir?
Adanın İngiltere'nin eline geçmesinden sonra Rumların Enosis faaliyetlerini yoğunlaştırması, Kıbrıs Türk Halkı arasında büyük endişelerin doğmasına neden olmuştu. Bir yandan kilise, bir yandan da sayıları 10'u aşan Rum gazeteleri, Enosisin gerçekleştirilmesi için sürekli çaba içinde bulunuyorlardı. Bu durum karşısında Kıbrıs Türk aydınları ise, ne bir gazeteye, ne de bir örgüte sahiptiler. Toparlanmak gereği her gün kendini daha çok hissettiriyordu. İşte bu yaklaşımla ve bir anlamda Rum Kıraathanesi olan Kipriyakos Sillogos'a karşı 1880'li yılların sonuna doğru OSMANLI KIRAATHANESİ kuruldu. Bu örgütün belli bir tüzüğü, kayıtlı üyeleri olmamasına karşın bir siyasi örgütlenme niteliği taşımaktaydı. Türk aydınları burada toplanıp durum değerlendirmesi yapmakta ve Enosise karşı çıkmak gerektiğini sürekli olarak vurgulamaktaydılar. Nihayet Tüccarbaşı Hacı Derviş Efendi'nin öncülüğü ile Enosise karşı çıkacak bir yayın organını çıkarmayı başarırlar. ZAMAN Gazetesi (bugün elimizde bulunan en eski Türkçe gazetedir) 25 Aralık 1891 yılında böyle doğar. Gazete, batlangıçta OSMANLI KIRAATHANESİ' nde toplanan aydınların görüşlerine uygun olarak, JÖN TÜRK hareketini de benimser. Bu örgütün amaçlarını daha iyi anlamak için, çıkardıkları ZAMAN gazetesinin yayın ilkelerine bakmakta yarar var. İngiliz sömürgeciliği ile savaşmak, Ulusal bilinci ayakta tutmak,Anavatana güven ve bağlılığı devam ettirmek, Kıbrıs sorununu yalnız Rumların bakış açısından dünyaya duyurmaya çalışan kalabalık Rum gazeteleri ile savaşmak, Enosise karşı durmak, Dünya kamuoyuna Türklerin sesini duyurmak, Türk dilini yazı dili olarak da ayakta tutmak, Türk toplumunu her alanda kalkındırmak, Türk esnaf ve işçilerinin haklarını korumak, Türk ahlak ve eğitimine hizmet etmek, Kişisel çıkarları değil, ada Türklerinin çıkarlarını gözetmek, Kimseye kin gütmemek, kimseden yana olmamak. (Zaman gazetesi 2. Türkçe gazetedir. Kıbrıs Türklerinin yayınladikları ilk gazete 1889 yılında yayın yaşamına giren SADED gazetesidir. Ne yazık ki Limasol'da yayınlanan bu gazetenin elimizde tek nüshası bile bulunmamaktadır). __________________ |
|
![]() |
![]() |
#9 |
![]() 1895 olayları nedir? İlk eşitlik talebimiz ne zaman olmuştur?
Osmanlıların 1878'de ada yönetimini geçici bir süre için İngilizlere devretmesi, Kıbrıs Rumları arasında Enosisin gerçekleşeceğine dair umutları artırmıştı. Birçok günlük ve haftalık gazete, kilise, Yunan konsolosluğu ve okullar, ara vermeden Enosis propagandasını sürdürmekteydi. İşte bu ortam içinde Lefkoşa'nın Tahtakale semtinde yaşayan Türklere yönelik saldırılar oldu. 25 Mart 1895'de Yunan Bağımsızlık Günü şenlikleri esnasında meşaleler taşıyan Rumlar, büyük bir yürüyüş kolu oluşturarak, Tahtakale Türk mahallesine girmişler ve Türkleri kesip katledeceklerine dair şarkılar söyleyerek, tahriklerde bulunmuşlardı. Lefkota Kaza hakimi Mr. Seafer'in 17 Nisan 1895 tarihinde Londra'da sömürgeler genel sekreterine gönderdiği bir mektupta bu gelişmeler anlatılarak, Türklerin de bir toplantı düzenleyerek saldırıları protesto ettikleri ve önlemler aldıkları belirtilmektedir. Yine aynı günlerde Vadili ve Vitsada köylerinde de Yunan konsolosu Filemon'un başını çektiği tahrikler ve saldırılar yapılmıştır. Mağusa Komiseri Mr. B. Travers'in sömürge müsteşarına yazdığı bir mektupta tahriklerin, Türklerin soğukkanlılığı sayesinde atlatıldığı anlatılmakta ve şöyle denmektedir: "Öyle anlaşılıyor ki aynı saldırgan Rum metodları, hem Vadili'de hem de Vitsada'da uygulanmıştır. Yani bazı Rumlar gecenin ortasında silahlanarak yollara dökülmüş ve diğer Rumları da "kendi emniyetleri için" aynı şeyi yapmaya teşvik etmişlerdir. Vitsada'da Rum olduklarına inandığım bazı kişiler birkaç el ateş açarak kaçmışlar ve daha sonra suçu Türklere yüklemeye çalışmışlardır". Rumların bu tahrikleri, gerek Kıbrıs Türkleri, gerekse Osmanlı devleti adına Said Paşa tarafından İngiltere nezdinde protesto edilmiş ve "Yunanlı ajanların" kışkırtmalarının önlenmesi istenmiştir. Bu çevrede Müftü Ali Efendi ile Baş Kadı Mustafa Fevzi Efendi 17 Nisan 1895 tarihinde hazırladıkları bir muhtırayı 22 Nisan 1895'de İngiliz Yüksek Komiseri'ne vererek, Enosis tahriklerini protesto etmitlerdir. Bu muhtırada "Okullarda ve sokaklarda Türklere hakaret ve küfür edildiği, "sizi öldüreceğiz" şeklinde tehditler savrulduğu, Dohni'de Türklere saldırıldığı, Rum öğrencilerin Türk okullarını taşladığı, Türk polislere Rumlar tarafından hakaret edildiği belirtiliyordu. Bu tahriklerden 3 yıl önce 1882 yılında ise, İngiliz yönetimi bir Danışma Meclisi oluşturmaya karar verir. Bu Meclise 9 Rum, 3 Türk ve 6 memur atamayı kararlaştırır. Ne var ki, Türk halkı bu ayrımcı tutumu protesto ederek EŞİTLİK talebinde bulunur. Bu, Türk halkının EŞİTLİK mücadelesinin başlangıcıdır ve bu mücadele 100 yıl sonra bugün de devam etmektedir... __________________ |
|
![]() |
![]() |
#10 |
![]() Türklerin 1911 mitingleri nedir?
Kıbrıs Rumlarının süren Enosis histerisi ve dış dünyaya da taşırılan yoğun ilhak eylemleri üzerine birşeyler yapılması gerektiğine inanan Kıbrıs Türkleri, VATAN Gazetesi sahibi Bodamyalızade Mehmet Şevket Bey'in girişimi ile ilhakı protesto mitingleri düzenlerler. 1911 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun İtalya ile savaş halinde bulunmasından ve Trablusgarp savaşından Osmanlıların güç durumda kalmasından yararlanan Rumların başlattığı yoğun tahrikler, Enosis mitinglerine dönüşmüştü. Rumların yaptığı sevinç gösterilerini, Türklere yönelen tahrikleri ve Enosis lehindeki gösterileri protesto için yapılan miting, 21 Eylül 1911 akşamı, Lefkoşa'da Sarayönü Meydanı'nda (Atatürk Meydanı) 2000 kişinin katılımı ile yapılır. O dönemde Türk nüfusunun 56 bin kişi olduğu göz önüne alınırsa mitinge olan katılımın gerçekten büyük olduğu ortaya çıkar. İkinci miting 24 Eylül 1911 sabahı, Lefke'de binlerce kişinin katılımı ile yapılmıştır. Yapılan her mitingde Rumların tahriklerini ve Enosis yönündeki eylemlerini protesto eden kararlar alınır. Karar tasarılarının üçü de 16 Ekim 1991 tarihli Vatan gazetesinin 14. sayısında yayınlanır. Halk tarafından da onaylanan bu kararlar, Türk Halkının Kavanin Meclisi'ndeki temsilcileri olan Lefkoşa-Girne-Larnaka-Mağusa ve Limasol-Baf milletvekilleri tarafından imzalanarak İngiliz yönetimine gönderilir. Kararlarda "İngiltere'nin adadan çekilmesi halinde, adanın meşru sahibi olan Osmanlı devletine iadesi gerektiği ve bu amaçla gerekirse tüm ada Türklerinin kanlarının son damlasına kadar savaşacakları" belirtiliyordu. 1911 mitinglerinin Kıbrıs'ın yeni bir Girit olmaması için verilen mücadelede büyük önemi vardır. Ve bu önem, mitinglerin, Kıbrıs Türklerinin Enosise karşı en yaygın, en örgütlü ve en kitlesel tepkilerini yansıtmış olmalarından kaynaklanmaktadır.(1911 yılı öncesinde de Kıbrıs Türkleri, Enosis girişimlerine karşı çeşitli gösteri ve toplantılar yapmışlar, yüzlerce telgrafı İngiltere'ye göndermişlerdi. Ama bunların hiçbiri 1911 mitingleri kadar geniş çaplı olmamıştı). __________________ 1912 Saldırıları nedir? İtalya ile savaşın yaralarını sarmadan Balkan ülkelerinin saldırısına uğrayan Osmanlı İmparatorluğu, Kıbrıs'la ilgilenecek durumda değildi. Bunu fırsat bilen ve Balkan ordularının ilerlemelerinin Enosisin gerçekleşmesine olanak yaratacağını uman Kıbrıs Rumları, bu kez de Mayıs 1912'de yeni tahriklere başvururlar. Bir yandan Osmanlı ordularının gerilemesini sevinç gösterileri ile kutlayıp, Türkleri rencide ederken,bir yandan da Enosis eylemlerini yoğunlaştırırlar. Nitekim Mayıs ayının sonlarına doğru "Enosis ve Yaşasın Yunanistan" nidaları ile önce Hamit Mandraları (bugünkü Hamitköy) nde oturan Türklere saldırdılar. 27 Mayıs 1912 tarihli VATAN gazetesinde,Rumların saldırılarını anlatan Bodamyalızade Mehmet Şevket Bey, saldırıların "Kıbrıs'taki Yunan müsevvikleri (Provakatörleri) tarafından kışkırtıldığını" yazıyordu. Sir George Hill ve SÖZ gazetesi de, olayların Trablusgarp savaşındaki yenilgi nedeni ile Rumların Türkleri alaya almaları üzerine başladığını yazıyordu. 3 Haziran 1912 tarihli ve 35 sayılı Vatan gazetesi Yunan provakatörlerinin kışkırtması ile Rumların Leymosun Panayırında taş, şişe ve her çeşit silahla saldırıya geçtiğini anlatıyordu. Beş altı bin kişilik kalabalığın,"Yaşasın Yunanistan, Yaşasın İlhak" naraları ile Türk mahallelerini yağmaladığı ev, dükkan ve dini yerleri tahrip ettiği belirtilen gazetede, çeşitli bölgelerde de Türk sakinlerin dövüldüğü, taciz edildiği, küfre uğradığı belirtiliyordu. 4 kişinin öldürüldüğu 100'den fazla kişinin de yaralandığı olayların, Rumların Türk Halkına yaptığı ilk kanlı saldırılar ve ölümle sonuçlanan ilk kitlesel çatışmalar olduğu için Kıbrıs tarihinde ayrı bir önemi vardır. Bu saldırıların ardından yaygın bir Rumdan Ruma kampanyası başlatılıyordu. Türk dükkan ve mallarının boykot edilmesi ve Türklerin ekonomik bakımdan çökertilmesi için Türk halkı üzerinde dayanılmaz baskılar uygulanıyordu. Yine aynı günlerde Rum kilisesi önderliğinde oluşturulan Enosis heyetleri başta İngiltere olmak üzere birçok Avrupa ülkesine İLHAK gezileri düzenlerken, Kıbrıs'tan da yüzlerce Enosis telgrafı İngiltere'ye gönderiliyordu. __________________ |
|
![]() |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|