![]() |
#1 |
![]() ![]() Çoğu kez eşler birbirlerinin yanlış davranışlarıyla nasıl mücadele edeceklerini bilemezler. Surat asarak, aynı sözleri eşe yönelterek, evi terk ederek yanlışa yanlışla karşılık verir, evliliği çıkmaza sokarlar. Evlilik terapistleri “Eşinizi eleştirmeyin, kişiliğine yönelik olumsuz sözler sarf etmeyin” türünden nasihatleri mümkün olan her fırsatta yinelerler. Çünkü kişiliğine yönelik hakarete maruz kalan bir kimse, yanlış davranışından çok kendisine yapılan saldırıya odaklanacak ve önce savunmaya, ardından da karşı atak yapmaya başlayacaktır. Böylelikle işler iyice çığırından çıkacak ve eşler bir türlü uzlaşma yoluna gidemeyeceklerdir. Aslına bakılırsa uzmanların ısrarla üzerinde durdukları bu yaklaşım tarzını Efendimiz yedinci yüzyılda bizzat kendi davranışlarıyla göstermiştir. O (s.a.v) hiçbir zaman kişileri yüzüne karşı eleştirmemiş, birisine hatasını hissettirmek istediğinde ise genele hitap ederek muhatabını rencide etmemeye özen göstermiştir. Bu tutumu dolayısıyla hem yanlış yapan hatasını fark etmiş, hem de o sırada toplulukta bulunanlar, olası bir yanlış davranış hakkında önceden bilgi sahibi olarak belki de hiç o yola sapmamıştır. Eleştirmeden nasıl uyarabiliriz? İnsan psikolojisinde, davranışa yön vermek ve yanlış tutumların düzeltilmesine katkıda bulunmak zannedildiği kadar kolay olmayabilir. Genel olarak, yanlış davranış karşısında başvurduğumuz çözüm yolu cezadır. Konuşmama, surat asma, küs kalma, aynı yanlış sözleri eşe iade etme, daha da ileri boyutlarda evi terk etme, karşımızdaki kişinin yanlış davranışını kendisine hissetirme çabalarından kaynaklanır. Bu ise yanlışla nasıl mücadele edileceğini bilmememizden veya bu konuda uygun olmayan kişileri model almamızdan kaynaklanır. Oysa bir kimsenin hoş olmayan yanlarını bir anda tamamen düzeltmesini ummak gerçekçi bir yaklaşım değildir. Eşinin giysilerini ütülemeyi ihmal eden bir hanıma, erkek sürekli eleştiri yapıyor hatta bir de kıyaslama yanılgısına düşüyor. Ya da eve gelirken ihtiyaçları marketten almayı unutan bir beye, hanımı o akşamı zehir ediyor. Bu tür davranışların sonrasında ise eşler hataların düzeltme yoluna gitmek yerine, artık beğenilmediğini, değer verilmediğini düşünerek bunu kapatmaya çalışıyor ve eşinin kusurlarını arama yoluna gidiyor. Bunun sonucunda da karakter savaşları başlıyor. En güzeli, doğru davranışa gidilen yolda küçük gayretleri, başarıları onaylamak ve bunlardan duyulan mutluluğu, huzuru ara ara ifade etmektir. Surat asarak hiçbir şeyi değiştiremeyiz Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun, eşe yanlış davranışını ifade etmeden önce, kendisiyle ilgili olumlu kanıların söylenmesi gerektiğini belirtiyor. Yasemin Aktosun, doğru tavrı şu sözlerle özetliyor: “İmalarla uğraşmadan, olay yatıştıktan sonra, güzel bir anda, öncelikle eşle tatlı tatlı konuşulmalı. Beğendiği özellikleri hatırlatılıp, memnuniyet belirten düşünceler dile getirilmeli. Daha sonra, ‘Hani geçen gün böyle yapmıştın ya, işte bu tutumun beni çok üzmüştü. Bu duruma biraz daha özen gösterirsen sevinirim’ gibi sözlerle olaya kısaca dikkat çekmeli ve üzerinde çok fazla durulmamalı.” Biz hanımlar -ki bu yüzden adımız dırdırcıya çıkmıştır- her zaman konunun derinlerine inmeyi çok severiz. Oysa bir mevzuda çok fazla söz sarf edildiğinde konunun ehemmiyeti azalabilir. Kısaca söyleyip geçmek daha vurucu bir etki yapar. Öte yandan olay sıcakken ve ortam gerginken karşımızdakinin yanlış davranışını görmesi çoz zordur. Yasemin Aktosun bu tür durumlarda imaların (surat asma, laf çarpma, kötü bakışlar fırlatma, kapıları çarpma) çok da fazla işe yaramadığını belirtiyor. Eşler sakinleştiken sonra, konuşmak için uygun zaman seçilmişse, kendilerini saldırıya uğramış hissetmezler. Özellikle de konuya olumlu mesajlarla girildiğinde iletişim için tüm yollar açık hale gelir. Sabretmek mi, düzeltmeye çalışmak mı? Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a göre, hata yapan kimseye sessizce katlanmak doğru bir tutum değil. “Sabrediliyorum” düşüncesiyle aynı hatayı defalarca yineleyen kimseye göz yummak, onun bu davranışı düzeltmesini gittikçe daha da zorlaştırır. Tarhan’ın verdiği örneğe göre hanımı evi düzenli tutmaya çalışan bir erkeğin, sorumsuzca evi dağıtması ve o şekilde bırakması yanlış bir davranıştır. Kadının sessizce evi toparlamaya devam etmesi ise erkeğin bu davranışını zamanla kabul görmesi zorunlu bir hal almasına neden olabilir. Erkek hanımına “Mecbursun, tabi ki yapacaksın” gibi sözler sarf edebilir. Böyle bir durumda hanım huzursuzluk çıkmasın diye evini düzenleyibilir; ancak eşine “tatsızlık olmasın diye” bunu yaptığını bildirmeli ve onun yanlış davranışına dikkati çekebilmeli. Neslihan Beyhan Semerkand Aile
![]() |
|
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
#2 |
![]() Biz hanımlar -ki bu yüzden adımız dırdırcıya çıkmıştır- her zaman konunun derinlerine inmeyi çok severiz. Oysa bir mevzuda çok fazla söz sarf edildiğinde konunun ehemmiyeti azalabilir.
Çok yerinde ve doğru söz. ![]() ![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#3 |
![]() Biraz korksunlar ki evlilik yolunda emin adimlar atsinlar
![]() |
|
![]() |
![]() |
#4 |
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#5 |
![]() "Evde kalma"larin artmasinin nedeniniiyi analiz etmek gerekiyor. Birçok sebep mevcut, bunlarin basinda gelen ise aile baglarinin zayiflamasi ve bazi gayri Islamî iliskilerin mesrulastirmasi.
|
|
![]() |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|