|
![]() |
#1 |
![]() ![]() Ahmet KEKEÇ'in yazısı... Iskalamışım... Şöyle dört başı bayındır bir ‘10 Kasım’ ve ‘Atatürk’ yazısı döktürecektim. Hıfzı Topuz gereğinden fazla yer işgal etti. Geç kalmış sayılmam yine de... Biliyorsunuz, yıldönümü yazıları, yazarlara çaktırmadan ‘self-plagiarism’ yapma (kendinden aşırma) imkanı sağlıyor. Emin Çölaşan bu yola çok sık başvururdu. Bir tek ‘Menemen’ yazısıyla 10 yıl idare etti. Herkes yapıyor... Ben de yapıyorum... Kimimiz, eski yazıya yeni bir gömlek giydiriyor, kimimiz sözcüklerin ve kavramların yerini değiştiriyor, kimimiz (çakılır da rezil oluruz korkusuyla) ‘önemine binaen ikinci baskı’ filan yazıp cürmünü itiraf ediyor. Hiçbir şey olmamış gibi davranıp, eski yazısını ‘blok’ halinde sütununa çakanlar da var... Hatta, başkasının yazısını alıp, kendi malıymış gibi kullananlar... Bunlar konumuzun dışında... Türkiye gibi, aynı konuların konuşulduğu, aynı kişilerin tartışıldığı ‘sıkıcı-ötesi’ bir ülkede yaşıyorsanız, self-plagiarisme mahkumsunuz bir yerde. Çünkü hiçbir şey değişmiyor. Kafa aynı kafa. Siyaset aynı siyaset. Bürokrasi aynı bürokrasi. Emre Kongar aynı Emre Kongar. Hadi bazılarının (deşifre oldukları için) yapmaktan kaçınacakları şeyi yapıp, eski bir yazıdan arak pasajlarla bugünkü yazıyı kurtardık diyelim... Peki, seneye 10 Kasım’da ne yapacağım? Bir sonraki sene ne yapacağım? Neyse, konumuza dönelim. Resmi Türk aydını, Türkiye’nin jakoben uygulamalarla, kamu alanını belli bir ideolojik grubun kullanımına açan ideolojik umdelere sarılarak mümkün olabileceğini savunur. Bunu da ‘Atatürkçü düşünce’ sayar. Atatürk böyle istiyormuş. Hayır, Atatürk böyle bir şey istemiyordu. Benim bildiğim, Atatürk bir Cumhuriyet kurdu. Bir ‘ideoloji’ tahkim etmedi. Çünkü (şaşıracaksınız ama) Atatürk ‘Kemalist’ değildi. Daha önce bin kere yazdığım gibi, Kemalizm bir ‘Kadro’ (Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun çıkardığı ‘Kadro’ dergisi) faraziyesidir ve Mustafa Kemal’le (yani Atatürkçülükle) ilgisi bulunmamaktadır. Kadro rezilliğinin Atatürk tarafından nasıl karşılandığını yazmayayım, bu yazının münderecatını aşar. Bir yerlerden bulup okursunuz artık... Kemalizm ve Atatürkçülük (azıcık tarih ve sosyoloji okumuş olanlar bunu çok iyi bilir), farklı kategorilere işaret eden iki ayrı düşünüş biçimidir... Birincisi, halkı biat eden, pasif, edilgen varlıklar olarak görürken; ikincisi ‘aklı’ ve ‘bilimi’ önceliyordu. Dolayısıyla, daha çağdaştı... Herkesin bir Atatürk’ü var. Benim de bir Atatürk’üm var... Herkesin Atatürk’ü kendine ama, bir de olan/olması gereken Atatürk var. Bunu okullarda öğretmiyorlar. Evet, büyük bir devlet adamıdır, icabında Batı’ya posta koymuştur ama Kızılelmacıların sandığı gibi ‘Batı karşıtı’ değildir. Doğu karşıtı da değildir. TKP’yi kurdurmuştur ama ‘komünist’ değildir. Esir Türkler meselesiyle ilgilenmiştir ama ‘Turancı’ değildir. Laiktir ama ‘din karşıtı’ değildir. Zağanos Paşa Camii’nde bugünkü laiklerimizin tüylerini diken diken edecek bir hutbe okumuştur ama ‘dindar’ değildir. Adına ‘doktrin’ üretilmiştir ama Kemalist değildir. CHP’ye el vermiştir ama CHP’li değildir. Hele, kendilerini ‘ilerici’, ‘solcu’, ‘aydınlanmacı’ sayanların malı hiç değildir. STAR
![]() |
|
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
#2 | |
![]() Alıntı:
|
||
![]() |
![]() |
![]() |
#3 | |
![]() Alıntı:
|
||
![]() |
![]() |
![]() |
#4 | |
![]() Alıntı:
|
||
![]() |
![]() |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|