AK Gençliğin Buluşma Noktası
Forum Köşe Yazarlığı Ak Parti Forum Köşe Yazarları buraya.



Cevapla
Stil
Seçenekler
 
Alt 04-14-2009, 13:38   #1
Kullanıcı Adı
alperen
Standart İLK ANAYASA
İLK ANAYASA

ALPEREN GÜRBÜZER



Günümüzde en çok tartışılan konulardan biri de Anayasa meselesidir. Anayasa kavramı kullanıldığında ister istemez akla, yazılı metinler geliyor. İnsanoğlu ilişkilerinde daima kanunların müsaade ettiği ölçüde davranabilmiştir. Her ne kadar Anayasa kavramının batıya ait olduğu söylenilse de gerçekte bize aittir. Nasıl mı?
Rasulüllah(s.a.v)’in Hz. Enes’in evinde gerek Müslüman, gerekse gayri Müslimlerle yaptığı istişare sonucu yazdığı ilk metin, bütün dünyada ilk Anayasa olarak kabül görür. İslam farklı kültürlere sahip topluluklarla bir arada nasıl yaşanabileceğinin uygulamasını Peygamberimizin öncülüğünde dünyaya ilan etmiş, bu metin günümüze kadar gelmiş ve insanlığa ışık saçmışta. Kıblesini batıya çevirmiş olanların bu metinlere bakıp da ibret almaması düşündürücüdür. Dinimize çöl dini olarak bakan zihniyetin ön yargılı yaklaşımlarını bir kenara bırakıp, biran evvel gerçeği görmelerinde fayda var, aksi takdirde kendilerine has avuntuları ile oyalanmak zorunda kalacaklardır.
Medine site devletine ait Anayasa hem ilginç, hem de bir o kadar da resmi ve siyasi bir belgedir. Bu vesika incelendiğinde özellikle yirmibeşinci maddesin de din hürriyeti ile ilgili açık ifadelere şahit oluruz:
-“Beni Avf Yahudileri müminlerle birlikte bir ümmet teşkil ederler. Yahudilerin dinleri kendilerine, müminlerin dinlerin kendilerine..’’
Özgürlük havarisi kesilenlerin başlarını önlerine eğip, bir düşünseler de gerçek hürriyet şuurunun temellerini kim atmış bir göz atsalar. Rasulüllah(s.a.v)’in hayatında cereyan eden vesikaların dili, hürriyet fikrinin İslam’a ait olduğunu gösterir. Üstelik fikir olarak vesikalar da kalmamış, bilakis Fahri Kâinat Efendimiz pratik olarak hayatta da uygulamışlardır. İslam hoşgörüyü öne çıkarttı hep. Bu yüzden İslamiyet etnik ayrımcılığı meşru görmez.
Habib-i Huda (s.a.v) ömrünün son demlerinde bile insanlığa en büyük evrensel beyannamesini sunmuş ve bu beyannameye İslam toplumu; Veda Hutbesi demiştir. Veda Haccında Kâinatın Efendisi(s.a.v), Kusva adlı devesi üzerinde:
“ -Cahiliye devrine ait her şeyi çiğniyorum!
— Ne Arabın Aceme, ne Acem’in Arab’a üstünlüğü yoktur! Hepsi insanoğlu, insansa topraktandır.
—Sizi irşat edecek (idare edecek) insan kesik burunlu bir zencide olsa ona itaat ediniz.
—Kölelere yediğinizden yedirmeli, giydiğinizden giydirmelisiniz.
— Cahiliye devrine ait kan davaları kökünden kaldırılmıştır.(Nitekim ilk kaldırılan Harisoğullarının davasıdır, yani amcazadeleri)
—Cahiliye devrine ait riba, faizcilik, topyekün kaldırılmıştır!(İlk kaldırılan Abdülmuttalib oğlu Abbas’ın ribasıdır, yani amcası)
—Allah’dan korkun, sizin onlar üzerinde hakkınız var, onlarında sizin üzerinizde hakları var.(bkz. İslam’da kadın bahsine)
—Borç eda olunur, ariyet alınıp geri verilir. Hediye hediye ile karşılık görür. Başkasına kefil olan, kefaletin sorumluluğunu yüklenir.’’ beyan buyurarak gerçek anlamda İnsan hakları Evrensel beyannamesini tüm cümle âleme ilan etmiştir. Görüldüğü gibi İslamiyet yapıcı ve yıkıcı olmayan hakikatler üzerine kurulmuştur. Din çatışma kaynağı değildir çünkü. Bilakis hoşgörüye davettir.
İslam toplumunda gerek yazılı vesikalar, gerekse sözlü beyanlar hem Anayasa noktasında hem de insan hakları konusunda bugünkü insanlığın zihni idrakinin önünde olduğunu gösteriyor. Üstelik çağları aşan mesajlarıyla, insanlığın özlediği düzeni sağlayacak metinler olduğu gayet açık bir şekilde ortada duruyor. Nitekim Medine vesikası değişik ve farklı kimlikteki toplumlarla bir arada nasıl yaşanılacağının belgesi niteliğinde olması bakımdan bunu doğruluyor zaten.
Avrupada Anayasa denemelerinin su yüzüne çıkması 1789 Fransız ihtilali sonrası gerçekleşebilmiştir. Fransız İhtilalinin ardından “Anayasa dostları Cemiyeti’’ (Jakobenler) kurulur. Aydınlar tarafından; Jakobenlerin Kurucu meclis içerisinde meclisin solunda bulunanlara ‘solcu’ ismi verildi, sağın da oturanlara ise ‘sağcı’ adını aldılar.
1 Ekim 1791 den günümüze kadar uzanan bu hareket, Fransa’ da başlayan bir akım olarak dünyanın her tarafına yayılıverdi. İhtilalden sonra, Kurucu Meclisin kabül ettiği Anayasa’yı uygulayacak; yeni meclis-i mebusan ilk toplantısını 1 Ekim 1791 günü yapmıştır. İşte Avrupada gerek meclis bilinci, gerekse Anayasa şuuru bu tarihten sonra gelişebilmiştir. Bizde ise 1400 yılı aşkın bir tecrübemiz söz konusu. O halde insanlığın ilk Anayasa şuuru ve İnsan Hakları Beyannamesini sunan anlayış İslam toplumuna aittir. İnsanlık bugünde bizim soluğumuza muhtaç. Çünkü çağları aşan bir idrak hazinelerimiz mevcut.
Fransız ihtilali sonrasında aydınların kurduğu Anayasa Dostlar cemiyeti kurulmasına kuruldu ama, tartışmaları da beraberinde getirdi. Solda oturanlar her şeye itiraz ediyor, eskiye ait her ne var ne yok baştanbaşa değiştirilmesini, yeni bir rejimin kurulmasını taleb ediyorlardı. Hatta Hıristiyanlığı ve papazları yok etmek, büyük yenilikler getirmek ve reformların gerçekleşebilmesi için gerekirse şiddet kullanmayı öngörüyorlardı. Bu yüzden solda oturanlar anarşist ve ihtilalci olarak addedildi.
Batı da Anayasalar Fransız ihtilali sonrasında netlik kazanmaya başlamış, bu sayede din ve vicdan hürriyeti gibi temel ilkeler Anayasalarında yer alabilmiştir. Gerek ABD, gerek İsviçre, gerek Almanya ve gerekse İtalya’da dinle ilişkiler güvence altına alınmıştır.
İslam toplumu ile batı toplumunun Anayasa hususunda bariz farkın, o sevinci ilk tadan Müslümanların olmasıdır. Öyle ki İlk Anayasa İslam Devletinin Anayasası olmakla kalmayıp, aynı zamanda Hz. Enes’in(r.anh) evinde ilan edilen bütün dünyaya ışık veren ve ilk yazılı metin olarak anlam kazanacak nitelikte Anayasa olmasıdır.
Medine ile Mekke, Rasulüllah’ın uygulamaları açısından bize ışık veren iki kutlu şehrimizdir. Medine hicretle birlikte Müslümanların azınlık, gayri müslümlerin ise çoğunlukta olduğu mekândı. Mekke ise fetihle birlikte yüzde yüz Müslümanların hâkim olduğu bir yerdi. İşte bu noktada Allah Rasulü yüzde on diyebileceğimiz Müslümanlar ile yüzde doksan oranında farklı kimliklere sahip toplulukların bulunduğu Medine de bir arada nasıl yaşanabileceğinin Medine Vesikasıyla ispatlamışta. Mekke’nin Fethi müteakip Müslümanların yüzde yüz bulunduğu Mekke’de müminlerin kendi aralarındaki ilişkilerinin tanzimi hususunda da Fahri Kâinat Efendimiz Kur’an, sünnet, örf ve ictihad hükümlerini göstermiş ve yürürlüğe koymuştur.
Velhasıl, Medine; farklı kimliklere sahip topluluklarla birada nasıl yaşanacağının formülü, Mekke ise aynı kimliğe mensup olan unsurlarla münasebetlerin nasıl olacağının uygulamasıdır. Onun için Medine Vesikası incelemeye değer manzumeler olarak dikkat çekmektedir. Hâsılı İhtiyacımız olan hak ve hukuk öğretileri kendi kaynaklarımızda mevcut. Yeter ki almasını bilelim. Vesselam.

 

alperen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 05-16-2010, 20:58   #2
Kullanıcı Adı
alperen
Standart
anayasa değişikliğine geçit vermeyen statükocular hız kesmiyor.
alperen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı





2007-2023 © Akparti Forum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " iletişim " adresinden bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.



Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı
çarşamba pasta çarşamba bilgisayar tamircisi