AK Gençliğin Buluşma Noktası
Köşe Yazıları Köşe yazıları burada paylaşılıyor.



 
Stil
Seçenekler
 
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
Alt 07-18-2008, 00:54   #1
Kullanıcı Adı
maviinsan
Standart Hasan Celal Güzel'in eski bir yazısı
İşte Demirel'in seçim gezisinde ishal olup tuvalete zor yetişmesinden tutunda, Tansu Çiller'in Erzurum seçim gezisinde yaptığı büyük gafa kadar miting meydanlarında yaşanan ilginç anlar...

]Şubat 2004 Pazar 12:45

Ah adayım, vah adayım!...
Sevgili okuyucularım, 28 Mart Mahallî Seçimleri'ne 1 ay kadar bir zaman kaldı. Seçimlerin odağında yer alan belediye başkan adayları belli oldu. Memlekette yavaş yavaş seçim havasına girilmeye başlandı. Bu Pazar Sohbeti'nde, mütekait (emekli) bir politikacı olarak, 'bayram çocukları' ya da 'kurbanlık koyunlar' gibi sıralanan bazı 'adaylara' tavsiyelerde bulanacağım. Bu arada, yoğun geçen ve artık bıktıran bu kış mevsiminin son pazarlarından birisinde, yüzünüzde gülücükler açtırabilirsem ne mutlu bana...

Pantolonum Nasıl Patladı?..

Önce kılık kıyafetten başlayayım... Efendim, politikada geçerli olan kıyafet, koyu renk -tercihan lâcivert- takım elbise, beyaz gömlek ve kravattır. Sakın ola ki, halktan yana görüneceğim diye mahallî kıyafetlere heves etmeyiniz. Meselâ, başınızda kasket, üzerinizde yelek, şalvar, ayağınızda çarıkla filân ortalıkta dolaşmaya kalkmayınız. Sonra çok gülünç duruma düşersiniz. 'Halk çocuğu' olmak, ancak halkı 'sevmek' ve onu bütün değerleriyle benimsemekle mümkündür. Başta köylerde yaşayanlar olmak üzere halkımız, 'aday'ın kendisinden iyi giyinmesini ve farklı olmasını ister.

Bir de, bazı sosyetik çevrelerde spor giyim merakı vardır. Adam, üzerine bir kazak geçirir, altına da bir blucin giyer; spor ayakkabısıyla arz-ı endam ediverir. 'Aday'ın bu şekilde 'cowboy' (sığır çobanı) kıyafetiyle dolaşması da pek doğru olmayacaktır.

Dikkat ediyor musunuz? 'Adaylar' için hep 'adam' deyip duruyorum. 'Kadın adaylar yok mu?' diyeceksiniz. Cevap vereyim: Ne yazık ki YOK... Bu, sadece 'Ademler' üzerine kurulmuş bir seçim; bir avuç kadın adayı saymazsak 'Havvâlar'a maalesef yer yok...

Giyim konusundaki son tavsiyem: Aman sakın dar pantolonlar giymeyin!... Bir keresinde 'aday' olarak yaptığım bir aşiret ziyaretinde, Fırat kenarında yer sofraları kurulmuş; ben diyeyim yüz metre, siz deyin ikiyüz metre... Etrafında yüzlerce kişi oturmuş 'adaylarını', yani sizi bekliyor... Bendeniz, aşiret reisi ile kucaklaştıktan sonra sofranın başına geçip diz çökerek oturdum. Gene lâcileri giymişim ki, pantolonun ütüsü cilet gibi; lâkin pantolon çok (oldukça değil) dar... Neyse efendim, envaiçeşit yemekler ile beraber bir de, bizim Gaziantep'in meşhur etli frig (bir nevi buğday) pilâvını da gövdeye indirdikten sonra, Hoca, duâsını yaptı. 'Mırra' kahvelerini de içtik ve kalkmaya çalışırken olan oldu.

Benim daracık pantolonum, taşıdığı bir kazan frig pilâvına isyan edercesine büyük bir gürültü ile tam ortasından patlamaz mı?... Şaşkınlıkla bana bakakalan partililere, 'Yanlış anlamayın, pantolonum söküldü...' dediğimi hatırlıyorum. Kimbilir, daha sonra köylüler, belki de tarih düşürmüşler; 'Hasan Celal Bey'in pantolonu patladıktan iki sene sonra' filan diye hâlâ konuşup duruyorlardır...

Aday kardeşim! Aman yediğine içtiğine de dikkat et; öyle her ikram edileni ağzına tıkıştırma... Özellikle seçim çalışmaları esnâsında ishal olmamaya çalış; yoksa perişan olursun... Rahmetli Erkal Zenger anlatmıştı: Demirel, Başbakanlığı sırasında, Güney Doğu'da bir barajın temel atma töreninde konuşacakmış. Daha önce yediği kumanyadaki bayat tavuk, bütün heyettekileri olduğu gibi Demirel'i de mahvetmiş... Zenger'in o mübalağalı anlatışıyla, herkes o kadar perişan olmuş ki, altına kaçıran kaçırana... Demirel, kürsüye gelmiş ve 'Sevgili vatandaşlarım' diyerek sözlerine başlamış; lâkin başka bir şey söyleyemeden kürsüyü terkedip kendisini, kurulan sahra helâsına zorlukla atabilmiş...

Bu Bacınız Size Feda Olsun!...

Seçim çalışmalarında adayların 'Güzel Türkçe' konuşmaya itina etmelerini tavsiye ederim. İstanbul Türkçesi, bütün Türkiye'de her zaman en itibarlı dil olmuştur. Adayların, halktan biri olduklarını gösterebilmek için, ağızlarını yaya yaya mahallî şîve ile konuşmaları çok yanlış olur. Aynı giyim konusunda olduğu gibi halk, kendisini temsil edecek 'adayı'nın her bakımdan kendisinden daha üstün olmasını ister. Söz arasında, o yere ait mahallî bir deyim tatlı bir şîve ile söylenerek konuşmaya renk katılabilir ama seçim konuşması, doğru ve güzel bir dille yapılmalıdır.

Mahallî tâbirlerin kullanılmasında çok dikkatli olmak gerekir. Eğer kullandığınız deyimi, sözü, kelimeyi tam olarak bilmiyorsanız çok gülünç durumlara düşebilirsiniz. Sözü gelmişken, Türk siyasî hayatının tartışmasız 'gaf şampiyonu' Tansu Çiller'e ait bir hikâyeyi nakledeyim. Kuvvetle rivâyet olunur ki, bir vakitler Tansu Hanım, Erzurum'a gitmiş, miting yapacak... Miting alanına doğru yürürken, halkın arasından münasebetsizin biri, 'senin bıdığını yiyeyim!...' diye bağırmış. Çiller, yanındaki vali muavinine, 'Ne diyor?' diye sorunca, adamcağız utanarak geçiştirmek istemiş; 'Sayın Başbakanım, sevgi gösterisinde bulunuyor, ciğerini yerim demek istiyor' cevabını vermiş... Derken Tansu Hanım, o tatlı tebessümü ile kürsüye gelmiş ve Erzurumlulara hitap etmiş: 'Sevgili Erzurumlu Dadaşlar! Bu bacınızın bıdığı size feda olsun...'

Tansu Çiller deyince, benim de Mardin'in Ömerli İlçesi'nde konuşurken yaptığım bir gafı hatırladım. Ömerli'de vatandaş toplanmış; ben de diğer parti liderlerine verip veriştiriyorum. O zaman Çiller Başbakan... Çiller'i mahallî şîve ile taklit ederek, 'Ananızam, bacınızam dediler; başa gelince de ananızı bellediler!..' deyince, bizim ilçe başkanı kulağıma eğilip kibarca ikaz etti: 'Begim, ananızı ağlattılar desek daha iyi olur'...

Baba! Beni Tanıdın mı?..

Demirel'in yüzünden bütün politikacılar hep beraber 'baba' olduk... Bazı siyaset adamları, belediye başkanları, elhak, her hâlleriyle 'mafya babaları'na benziyorlar.. Lâkin, bizim fukara halkımız da önüne gelen politikacıya 'baba!' diye bağırmaz mı, iyice çileden çıkıyorum. 'Yahu, ben senin nereden babam oluyorum?' diyesim geliyor. Sadece 'baba' mı?... 'Amca', 'Abi', 'Ağa', 'Ana' ve daha neler neler... Aslında, bu samimî hitaplar, bir bakıma halkın, 'adayı'nı kendisine yakın görmesinden kaynaklanabilir. Meselâ ben, çocukların 'Hasan Amca'sı ya da mahallî şive ile 'Hasan Ammi'si olmaktan çok hoşlandım. Gel gelelim, kazık gibi heriflerin, küçük dillerini göstererek 'Kurtar bizi babaaa!..' diye böğürmeleri kulağa hiç de hoş gelmiyor (Zaten 'Baba' da, şimdiye kadar hiç kimseyi kurtaramadı; sadece kendini kurtarmakta 'fevkalâde' başarılı oldu).

Bir de, sokakta, kahvede, şurada burada sizi köşeye sıkıştırırlar, yüzünüze mânâlı mânâlı bakarak 'Baba beni tanıdın mı?' diye sorarlar. İyi bir aktörseniz, 'Seni nasıl tanımam, tabiî tanıdım...' diye sırıtarak cevap verirsiniz. Ama bazen bu cevapla kurtulamazsınız; karşınızdaki 'Bil bakayım, nereden?' veya 'Söyle öyleyse ben kimim?' diye tutturabilir. Sonra, ayıkla pirincin taşını... Bazı kurnazlar da, 'Soyadın neydi?' diye sorar. Akılları sıra, muhatabı cevap verirken soyadını, adıyla birlikte söyleyecek ve mesele halledilecektir. Fakat karşısındaki yalnızca soyadını söyleyince apışıp kalırlar. Bu konuda benim adaylara tavsiyem dürüst olmalarıdır. Bence en iyi cevap, 'Kusura bakmayın hatırlayamadım' deyip işin içinden sıyrılmaktır.

Demirel, olağanüstü hâfızası ile haklı bir şöhrete sahiptir. Bu efsâne hâline gelmiş hâfızasında, bazen yıllardır yanında çalışan yakın adamı Hayri'nin suflörlüğünün de rolü olduğu söylenir. Ben bizzat görmedim; vebâli anlatanların boynuna: Güya, Hayri, önceden gelen ziyaretçiye ait bilgileri Demirel'in kulağına fısıldarmış; Demirel de, 'Eyi misin İsmail Ağa, oğlan iyileşti mi, gızı everdin mi?' diye hitap edince, İsmail Ağa'nın yüreciğinin yağı eriyiverirmiş...

Özal'ın ilk Başbakanlığı sırasında müthiş bir problemle karşılaşmıştık. ANAP'ı kurduktan hemen sonra iktidara gelerek Başbakanlığa oturan merhum Özal, kendi partisinin milletvekillerini, il başkanlarını, teşkilâtını hiç tanımıyordu. Adamcağızların yüzlerine sıkıntıyla bakıyor ve kim olduklarını soruyordu. Tabiî bizimkiler de bu duruma çok üzülüyorlardı. Özal'a, Demirel'in Hayri'si hakkındaki söylentiyi anlatıp, 'Efendim, siz alışıncaya kadar Özel Kalem Müdürünüz Tevfik Bey (Ertürk) ve ben, Hayri'nin görevini üstlenelim' dedim. Sesini çıkarmadı. Ben de sabahlara kadar oturup ANAP'lıların fotoğraflarından yüzlerini ezberlemeye çalıştım. Bir müddet sonra Özal sıkıldı ve bana 'Bu abrakadabra numaralarını bırakalım da işimize bakalım. Bizi herkes olduğumuz gibi kabul etsin...' dedi.

El Sıkışma Deyip Geçmeyin
'Adaylar', mümkün olan en fazla sayıda seçmenle temas etmenin şart olduğunu bilmek zorundadırlar. Öyle, TV ekranlarına kurulup kalem sallamakla, rengârenk broşür dağıtmakla bu iş olmaz. Seçmen ile bizzat el sıkışmak, kucaklaşmak, öpüşmek, konuşmak gerekir. Bu işin de bir âdâbı, usûlü vardır. Bazı politikacılar, el sıkıştıkları seçmen vatandaşın yüzüne bile bakmazlar; karşısındakilerin elini hafifçe âdeta istemeyerek sıkarlar; sonra da elleri kolonya ile yıkarlar... (Erdal İnönü'nün kulakları çınlasın). Halbuki, vatandaşın elini -aman sakın kendinizinkini kaptırmadan- kavrayarak kuvvetle sıkacaksınız. Onun gülen gözlerinin tâ içine sevgiyle, gülümseyerek bakacaksınız. O gözlerde Allah'ın nûrunu göreceksiniz. Onu bağrınıza basacaksınız. Ve ona, kendisini sevdiğinizi hissettireceksiniz.

Son olarak sizlere, İzmir'de, sevgili Burhan Özfatura'nın Belediye Başkanlığı seçimlerinde başıma gelen bir hâdiseyi anlatayım. O zamanlar Millî Eğitim Bakanı'yım. Burhan ile beraber Kemeraltı'nda çalışıyoruz. Ben, binlerce kişi ile el sıkışmak için ellerimi beşinci vitese almış habire tokalaşıp öpüşerek süratle koşturuyorum. Derken, o sırada 20'li yaşlarda cin gibi bir gazeteci olan Nuray Başaran (Akşam'ın Ankara temsilcisi, yazar), önüme cansız bir vitrin mankeni uzatmaz mı? Ben o hızla mankenin elini sıkmak için elimi uzatınca deklanşörü patlatıverdi. Ertesi gün gazetenin ön sayfasında vitrin mankeniyle el sıkıştığımı gösteren fotoğrafım yayımlandı.

Bu hafta da bu kadar değerli okuyucular... Adaylara başarılar dileyerek sözümüzü bitirelim.


Hasan Celal Güzel- TERCÜMAN

 

maviinsan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş
Sayfayı E-Mail olarak gönder
 


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı





2007-2023 © Akparti Forum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " iletişim " adresinden bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.



Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı
çarşamba pasta çarşamba bilgisayar tamircisi