|
![]() |
#1 |
![]() Türkiye'nin Avrupa Birliği hedefi 'köpek balıkları'na yem mi olacak?.. Yoksa AKP hükümeti, Türkiye'nin AB yolculuğunu programında belirttiği gibi kararlılıkla sürdürecek mi?..
Güncel sorular. Açık Toplum Enstitüsü Türkiye'nin geçen akşamki çalışma yemeğinin çerçevesini genel olarak bu sorular çiziyordu. Enstitü'nün 2004'de kurulmasına önayak olduğu 'Bağımsız Türkiye Komisyonu' ya da Akil Adamlar yeniden Türkiye'deydi. Finlandiya'nın eski Cumhurbaşkanı Ahtisaari, İspanya, Hollanda ve Polonya'nın eski dışişleri bakanları Aguirre, van den Broek ve Geremek, İtalya'nın Avrupa Bakanı Emma Bonino, Avusturya Dışişleri'nin eski müsteşarı Rohan, İstanbul'daki temaslarından sonra Ankara'ya giderek Gül, Erdoğan ve Babacan'la görüşeceklerdi. Yeni hükümet ne yapmalıydı? En çok bunu konuştuk. Biri kulağıma eğildi: "AB ile ilgili olarak Türkiye'nin önünde iki yol var. Biri, son birkaç yıldır olduğu gibi işi ağırdan almak... İkincisi hızlanmak, bazı adımları hiç beklemeden atarak yola bir an önce koyulmak..." Şöyle devam etti: "Hükümet eğer ağırdan alırsa, bu tutum, pusuda bekleyen köpek balıklarını memnun eder. O yüzden mutlaka hızlanmak lazım. Biliyorum, gerekli adımlar zamanında atılsa da iş öyle kolay değil. Ama hiç olmazsa Türkiye'yi destekleyenlerin eli güçlenirken, köpek balıklarının da iştahı kaçacak." Geremek'i dinliyorum. Polonya'da totaliter rejimi yıkan Dayanışma hareketinin başideologu ve Avrupa'nın önde gelen entelektüellerinden biri. 1980'lerde Berlin Duvarı'nın çöküşüne giden yıllarda Lech Walesa'yla birlikte hep manşetlerdeydi. Sakalına ak düşmüş Geremek, titreyen sesiyle, Polonya'nın günün birinde özgürlüğünü ve bağımsızlığını kazanarak AB'ye katılacağını nasıl hayal bile edemediği yılları anlatıyor. Türkiye'nin AB hedefini kendisinin de desteklediğini, bu açıdan Polonya'da yalnız hükümetin değil, kamuoyunun da olumlu baktığını söylüyor. Avrupa'nın Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu belirtiyor. Peki, Türkiye ne yapmalı? Bu konuda yeni birşey yoktu. Hem Geremek'in hem ötekilerin genelde aynı noktaları vurguladıkları söylenebilirdi. Asker üzerinde sivil kontrol... Kadın haklarına, hukuka, insan haklarına saygılı bir demokrasi... Laikliğin önemi... Kıbrıs ve limanlar... 301... (TÜSİAD'ın dünkü Brüksel temaslarında da fazlasıyla gündeme getirilen konu...) Vakıflar Yasası... Azınlıkların hakları... Ruhban okulu... 'Akil adamlar'a şu da soruldu: "AKP hükümetinin AB konusunda gerçekten samimi olduğuna inanıyor musunuz?" Komisyon Başkanı, Finlandiya'nın eski Cumhurbaşkanı Ahtisaari tek cümleyle yanıtladı: "Tersini düşünseydik, bugün burada olmazdık." Peki ya gizli gündem?.. Buna ihtimal veren bir havaları da yoktu. Hollanda'nın eski Dışişleri Bakanı ve AB'nin genişlemeden sorumlu eski komiseri Hans van den Broek, AB reformları alanında Türk hükümetleri içinde bugüne kadar en iyi performansı mevcut hükümetin gösterdiğini belirtti. Ankara'ya mesaj neydi? Gül, Erdoğan ve Babacan'la yapacakları görüşme öncesinde söyledikleri şu noktalarda özetlenebilirdi: Ağırdan almayın. Yan yollara sapmayın. Hızla yola koyulun. Bazı adımları hemen atın. (Dün Brüksel'de TÜSİAD'ın temaslarında da hız konusu özellikle vurgulandı.) Kısacası: Köpek balıkları sevinmesin stratejisi... Türkiye'nin 2005'de AB ile müzakere kapısının açılmasında önemli rol oynayan Akil Adamlar Heyeti, öyle anlaşılıyor ki, Ankara temaslarında neyin yapılması gerektiğini sözü uzatmadan açık dille anlatacaklar. Bu sese kulak vermekte yarar var. Yoksa köpek balıkları sevinir!
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|