![]() |
#1 |
![]() Sayın Genelkurmay Başkanımız Orgeneral İlker Başbuğ Kuvvet Komutanları ile birlikte terör bölgesi Şırnak’a ani bir ziyarette bulunuyor. Kürtçe konuşan başörtülü hanıma ‘Nasılsın Teyze?’ diyor.
“Hudejte razîbe paşaye min!” Türkçesi, “Allah razı olsun paşam...” Kürt kadın cevap olarak, “Hûda razı olsun paşam” diyor. Kendi anadiliyle söylüyor bunu, alışverişini yaptığı bakkal da tercüme ediyor paşaya... Geçen yıl benzer bir adım Van ilimizde atılmış arabadan inilip halkın arasında sohbet edilmişti. Fakat Van belediye seçimlerini DTP, AKP’den aldı. Beklenen ve istenen sonuç herhalde bu değildi. İyi ve güzel atılan her adım küçük de olsa ilk ve başlangıç olduğu için önemlidir. Büyük yangınlar küçük kıvılcımlarla başlar. Nasıl İstiklal Savaşımızda Sütçü İmam’ın, Denizli müftüsünün, gazeteci Tahsin’in eylemleri ilk olduğu için önemliyse ve değerliyse Sayın Başbuğ’un adımları niyet ne olursa olsun önemli ve değerlidir. O halde atılacak adımların güçlü ve inandırıcı olması ve arkasından tamamlayıcı adımların gelmesi gerekir ki sonuç alınabilsin. Halkın arasına karışmak ve toplumu ikna etmek gerekiyor. Genelkurmay Başkanı ilk adımı attı ise bütün ordu mensuplarının sorumluluk hissederek halkın soracağı sorulara ne cevap vereceğini bilmesi gerekir. Kışla, lojman, orduevi üçgeni Birinci soru,”Sayın komutanım 25 yıldır bu bölgede güvenliğimiz olmadan yaşıyorduk, teroristlere taviz vermek zorunda kalıyorduk, sizin buraya karargah kurmanıza ihtiyacımız vardı, şu ana kadar bizimle içiçe değildiniz bundan sonra içiçe olabilecek miyiz?” İkinci soru,”Subaylarınız kışla, lojman ve orduevi üçgeninin dışına çıkmıyor. Bizi sanki öcü gibi görüyorsunuz diye düşünüyoruz. Diyalogumuz artacak mı, kışladaki çocuklarımızı rahat ziyaret edebilecek miyiz, bizi olduğumuz gibi kabul edecek misiniz yoksa bize değişin gelin mi diyeceksiniz?” Dağa çıkanlar Üçüncü soru, “Doğuda çok faili meçhul cinayet oldu bügün devletin içinde bazı birimler sorgulanıyor. Her aileden bir kaç kayıp var çocuklarımız intikam ateşi ile yanıyor, onları ikna etmekte zorlanıyoruz. Cinayetleri terör örgütü işledi dememiz inandırıcı değil gerçek failler bulunmazsa ve ordu bu konuda net tavır takınmazsa gençlerimizi ikna edemeyiz. Bu net tavrı ne zaman göreceğiz, yoksa çocuklarımızı engellememiz mümkün değil.” Dördüncü soru, “Bu bölge halkını potansiyel terörist gibi gören komutanlarımız çoğunlukta. Halbuki biz ve atalarımız Cumhuriyet’in eşit kurucularıyız. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda hepimiz askerlik şubelerinde kuyruğa girip savaşmak için beklemiştik. Aynı şeyin Beşiktaş, Kadıköy.... gibi şubelerde olmadığı halde bize ikinci sınıf gibi davranılmasından çok rahatsızız.” Halka komplo kurulacak mı? Beşinci soru, “Bizim verdiğimiz vergilerle alınan silahlar arazilerde yine bize karşı kullanılmak için gömülmüş bekliyor. Devletin bazı birimleri sanki bize tuzak kuruyor. Bu konuda sizden yeterli adımların atıldığını göremiyoruz. Hatta darbeci ve cuntacı olarak yargılanan kişilere resmi ziyaretçi gönderiyorsunuz. Neden?” Altıncı soru, “1 Mayıs 1977’de Taksim’de kalabalığa ateş edenlerin kontgerilla olduğunu söyleyenlere o tarihte inanmamış sizin yanınızda durmuştuk. Ancak şimdi öyle düşünmüyoruz. Bu şüpheden kurtulmak için demokrasiye gönülden inandığınızı yüksek sesle neden söylemiyorsunuz? Neden askeri savcılarınız harekete geçmiyor, askeri arşivleri neden açmıyorsunuz? Silah envanterinizde kayıp el bombaları ve tank savar silahlarınızın kayıtları ile ilgili neden açıklama yapmıyorsunuz? Halkına karşı komplo kuran subaylara sahip çıkmanız size güvenimizi azaltıyor.” Demokrasi ile sorunu olanlar Yedinci soru, “Demokrasi ile sorunu olan bir ordumuz var. 50 yılda iki darbe dört muhtıra ile siyasete müdahale ettiniz. Demokrasi halkın rızasına dayalı sistem değil mi? Bizim rızamıza güvenmiyor musunuz, bu konuda anayasa da ve İç Hizmet Kanunu’nda halka güvenilmediğini gösteren maddeler değişmeyecek mi?” Sekizinci soru, “Darbecilikle yargılanan çok özel bilgilere sahip subayların GATA’da korunduğunu hukuktan kaçırıldığını görüyoruz bu konuda suskunluğunuz neden?” Dokuzuncu soru, “Askeri mahkemeleriniz olduğu halde hukuk denetimine kapalı Yüksek Askeri Şura gibi mekanizmaları açık tutuyorsunuz ve TBMM’nin bu konuyu ele almasını bile istemiyorsunuz. Biz kendi hakimine güvenmeyen komutana niye güvenelim?” Dini değerlerle sorunu olanlar Onuncu soru, “Atatürkçülüğün üç ayağı var: Fevzi Çakmak, İsmet İnönü ve Celal Bayar. Siz Atatürkçülük denilince İnönücülüğü seçtiğiniz için ve TSK’yı İnönü çizgisinde gösterdiğiniz için herkesi kucaklayamıyorsunuz. Atatürk’ün yanında Fevzi Paşa’nın dindar kimliği ile, Celal Bayar’ın sivil kimliği ile bulunmasının hiç önemi yok mu? Ordu milletin mi ordusu CHP’nin mi ordusu?” Onbirinci soru, “Dini değerlerle sorunu olan bir ordumuz var. Dini değerleri çağdaş yorumlayan, demokrasi ile İslam dini arasında doku uyuşmazlığı yoktur diyen din bilimciler var. Bu din bilimciler ‘Demokrasi rızaya dayalı bir yöntemdir, Kur’an devlet yönetimi ile ilgili kurallarda ayrıntıya girmemiş insanların kendisine bırakmıştır, İlahi irade insanın iradesine doğrudan müdahale etmemektedir. Cüz’i irade ve cüz’i ihtiyar ile son karar insana bırakılmıştır. Toplumun çoğunluğu Kur’an’ı uygulamada yeni ve özgür seçenekler isterse bu onların sorumluluğudur, insanları zorla iyi ve güzel yapmaya çalışmak Kur’ani bir yöntem değildir’ görüşü ile demokrasiyi savunmaktadırlar. Neden bu din bilimcilerle çalışma yapmıyorsunuz ve dine sadece siyasi bir gözlükle bakıyorsunuz? Demokrasinin laikliğin özgür yorumu ile birlikte dinle uyuştuğunu savunanlardan ne kadar kaçacaksınız? Böyle düşünenleri halen düşman olarak görmek, niyet sorgulayarak hareket etmek ordumuzun kimliği olabilir mi? Toplumun çoğunluğunun onayladığı tesettür sizin yaşantınıza karışmıyorsa neden tehlike olsun? AB ile sorunu olanlar Onikinci soru, “Toplum ve siyasi irade, politikalarında çağdaş hedef olarak Avrupa Birliği’ne girmeyi tercih etmişken ikili oynayan askeri bürokrasi izlenimi uyandırıyorsunuz. Ya yerim dar ya yenim dar diyen nazlı gelin gibi davranmak ve kıvırmak bir komutana yakışır mı? Ya açıkça çıkıp erkek gibi Türkiye’nin yönünü Rusya ve Çine çevirdiğinizi söyleyin yahutta AB kriterlerinin önünü açın. Jandarmanın İç İşleri Bakanlığına bağlanmasını istemeyen bir askeri bürokrasi siyasete müdahale etmeye devam etmek isteyen bir siyaset izliyor demektir. AB’ye geçişte inandırıcılık sorunu var demektir. Komutana özü sözü bir olmak yaraşır ama özü sözü bir olmada da özü sözü bir olunduğunu uygulamalardan göreceğiz. Genel Kurmay Başkanı eğer yukarıdaki sorulara cevap veremeyecekse 28 Nisan 2009’de basın toplantısı yapmanın bir anlamı olmayacak artık millet laf değil icraat istiyor. Yol haritası ve eylem planı istiyor. Toplum, bu ve bunun gibi soruları soracak ve sormaya devam edecek, hazır mıyız? Nevzat TARHAN
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|