AK Gençliğin Buluşma Noktası
Forum Köşe Yazarlığı Ak Parti Forum Köşe Yazarları buraya.



Cevapla
Stil
Seçenekler
 
Alt 05-12-2012, 00:04   #1
Kullanıcı Adı
alperen
Standart ÜREME BASİT BİR İŞ Mİ?
ÜREME BASİT BİR İŞ Mİ?

ALPEREN GÜRBÜZER
İlginçtir döllenmeyi (ilkah) sıradan bir işmiş gibi değerlendiren bilim dünyası maalesef bakteriler, kamçılılar (flagellate) algler, mantarlar, sporlar, yosunlar ve eğrelti otlarının üreme hücrelerini bile ilkel olarak ilan etmişler. Oysa üreme faaliyetlerine baktığımızda onlara ilkel demekle haddimizi aştığımız görülecektir. Zira tohumlama denilen döllenme hadisesinde hareketli erkek hücreleri dişilerini saldıkları kimyasal maddelerle bulmaktalar. Hakeza bir eğrelti otunun hareketli üreme hücresi ortama saldığı malik asit koku aracılığı sayesinde tanınmasına yetebiliyor. Şimdi sormak gerek Allah aşkına bunun neresi ilkellik? Bu arada suda yaşayan birçok canlıların döllenmesi beden dışında, karada yaşayan canlıların ekseriyeti beden içerisinde veya dişinin nemli yumurta kanallarında gerçekleşiyor. Dolayısıyla buradan şu sonuca varabiliriz, üreme hadisesinde bile azıcıkta olsa rutubete ihtiyaç vardır. Anlaşılan üreme hücrelerinin hayati temel programı sperm ve yumurta hücresine dayanır. Nasıl ki bir tohumun programında büyük bir koca ağaç gizliyse, aynen öyle de sperm ve yumurta hücrelerinin içerisinde hem ebeveynlerimizin hem de doğacak olan nur topu çocuğun özellikleri kodlanmıştır. Bilindiği üzere rahim duvarının yıkılmasıyla buluğa ermiş bayanlarda hayız hali vuku bulmakta. Dolayısıyla adet hali 28 günlük dönemin ortasına denk gelip genellikle on dördüncü güne gelindiğinde yaklaşık 50’ye yakın yumurta hücrelerinden bir tanesinin bölünme sürecine girdiği görülür. Bölünmeyle birlikte meydana gelen dört yumurta hücre içerisinden döllenme kabiliyetine sahip sadece bir tanesi yumurtalıklardan atılır. Genelde dört tanesinin atılmasına program gereği izin verilmez. Zaten böyle bir izin söz konusu olsaydı her hamilelik dönemi dört çocuk doğacak demektir ki vay o annenin haline. Belli ki “ol” emrini veren ilahi güç gelişmiş olan dört yumurta hücresinden sadece bir tanesine döllenip olgunlaşma kabiliyeti verilmiş. Yine de bazen bu kural bozulabiliyor. Şöyle ki; birden fazla yumurta hücresinin yumurta kanalına geçişiyle her birinin farklı spermler tarafından döllenmesiyle birlikte çokuz bebekler denilen ikiz, üçüz, dördüz doğumlar kaçınılmaz olabiliyor. Hatta buna benzer bir durum zigot aşamasında bile gerçekleşebiliyor. Zigot bölünme esnasında bir zar içerisinde birleşemeyecek şekilde ikiye üçe veya dörde ayrılarak gelişirse bu sefer hakiki çokuz hadise vuku bulur ki, işte bu tür çokuz hadiselerin ardından hem kız, hem erkek, hepsi kız ya da hepsi erkek çocuklar dünyaya gelmesi söz konusu olabiliyor. Şayet yumurtalıklardan yumurtanın atılmayla başlayan bu süreçte döllenme gerçekleşirse hayız hali kesilmenin yanı sıra kanama hali de görülmeyecektir.
Düşünsenize içerisine tüm insan profilinin(genotipinin) sığdırıldığı 3,5 mikrometre çapında spermatozoit hücreleri baş, boyun ve kuyruk kısımdan ibaret son derece hareketli hücrelerdir. Bu hücreler erkeğin testislerinden üretilip 3–3,5 cm3 meni içerisinde 200–300 milyon sayıdadırlar. Kadının yumurtalıklarından ise ayda bir yumurta hücresi atılmaktadır. İşte atılan bu yumurta hücre döl yatağı borusunun başlangıcında olup, şayet bu esnada cinsel ilişki olmuşsa vajinaya bırakılan sperm hücreleri rahim ve döl yatağı kanalında ilerleyerek ovumun etrafını çepeçevre kuşatacaklardır. Ancak bunca sperm arasından sadece bir tanesine dölleme nasip olacaktır. Böylece sperm ovumun içerisinde eriyip kaynaşacaktır. Akabinde embriyolojik süreç başlayacaktır. Yani önce yaratılıp sonra geliştirilerek olgunlaştırılan sperm ve yumurta hücrelerinin bulundukları mekânlardan alındığına şahit oluruz. Keza yurdundan göç edenlerin değim yerindeyse kar tipi demeden zor şartlar altında uzun bir yolculuk sonucunda vuslata ermeleriyle birlikte döllenme (fertilizasyon), ya da ilkahın gerçekleştiğine şahit oluruz. Burada akla şu sual gelebilir, hadi sperm hücresinin hareketli olması dolayısıyla onu anlayabiliyoruz, peki nasıl oluyor da yumurta hücresi hareketsiz olduğu halde yolculuk yapabiliyor. Doğrudur, yumurta hücresi sperm kadar hareketli hücre değildir. Fakat yumurta hücresinin kız evinden (yumurtalık) çıkmasını sağlayacak etrafını çepeçevre saran folikül hücrelerinin salgıladıkları enzimlerin kuşatması vesile olacaktır. Nitekim salgılanan sıvının hem yumuşatıcı hem basınç etkisi sayesinde yumurta hücresini yerinden kımıldatmaya ve karın boşluğuna uğurlayacak özelliği var. Tabii bu yolculuk burada sona ermez, dahası var. Şöyle ki; bu uğurlayış sırasında yumurta hücresine bir başka yardım eli uzatılır ki, bu el fallop tüplerinin infundibulum denen uçlarından başkası değildir. Böylece bu el sayesinde yumurta hücresi tünel içerisine konuk edilerek, ta ki oğlan evinden gelen damadın (sperm hücreleri) gelmesine kadar bekletilir. O beklenen süre içerisinde damat geldi veya gelmedi, ya da gelse bile döllenme şartları oluşmadıysa konuğumuz kendiliğinden kaybolup eriyecektir. Bu arada bakalım damat adayları ne yapıyor derseniz onlar malum bu yolculukta yumurta hücrelerine nazaran tek avantajı kuyruklu ve hareketli olmalarıdır. Bu avantaja rağmen testislerin arka kısmında epididimiste istirahata çekilmiş olan sperm hücrelerini (damat adaylarını) çetin yolculuk beklemektedir. Yani milyonlarca sperm hücresi istirahatgahlarında birtakım sinir sistemi ve hormon etkisiyle ayrıldıktan sonra bunların yolculuk süresince gerek lojistik, gerekse iaşelerini temin edecek mekanizmalara ihtiyaçları söz konusudur. Dolayısıyla kendilerine seyahat esnasında üç koldan ilk evvela seminal veziküla sıvısı yardım elini uzatacaktır. Bu bezin salgıladığı fruktoz şekeri sefere çıkan milyonlarca sperm hücresinin hem beslenmesini hem de enerji tazelemesini sağlayacaktır. İkinci yardım eli prostat bezinden gelip, bu bezin temel özelliği akışkan olmasıdır. Dolayısıyla bu akışkanlık konukların hareket manevralarına güç katacaktır. Üçüncü yardım eli ise Cowper bezidir. Bu bezin salgıladığı sıvı sayesinde sperm hücrelerinin hacim itibarı ile yapısı daha da genişleyecektir. İşte bu üç salgı bezi merkezlerinden gerekli destekle donanımını tamamlayan sperm hücreleri vajinaya boşaltılır. Ancak burası da çok emin bir yer sayılmaz. Zira vajinal alanın asidik değeri spermler için öldürücü niteliktedir. Neyse ki yolculuk esnasında uğradığı üç merkezden kendilerine iştirak eden bir başka sıvı merkezinin PH’ının bazik olması (PH=7,2) imdatlarına yetişecektir. Nitekim bu bazik nitelikteki sıvının vajinal ortamı nötr hale getirmesi sayesinde bu tehlikede atlatılmış olur. Tabii tehlikenin giderilmesiyle her şey bitmiyor, daha henüz ortada spermlerin yumurta hücresini bulma noktasında hangi yöne gideceği meselesi var. Hani derler ya dara düştüğünde Hızır yetişir ya, aynen onun gibi bu noktada rehber olarak karşı taraftan gelen yumurta hücresinin saldığı bir koku maddesi devreye girecektir. Yani bu koku salgısısperm hücreleri üzerinde kemotaksis etki yapıp yol almalarına rehberlik edecektir. Hatta bir yandan da takviye kuvveti diyebileceğimiz yumurta kanalından gelen bir sıvının spermler üzerinde reotaksis etki yapıp vuslat anı için yüzmeleri sağlanacaktır. Onlar yüze dursun yumurtaya doğru yüzüp gelebilen milyonlarca sperm hücresinden ancak 500–1000 civarında sperm hücresi yumurta hücresiyle buluşabiliyor. Peki, buluşmak yeterli mi? Elbette yeterli değildir. Çünkü bu yolculardan ancak birine vuslat nasip olacaktır. Şöyle ki; bir yumurta hücresinin döllenebilmesi için kendinde eksik kalan genetik şifreleri tamamlayacak ya da etrafında kümelenen sperm hücresi arasında genetik kartları açacak olan sadece bir tanesini seçmesi gerekir ki üreme gerçekleşebilsin. Aslında bu durum normal biyolojik kurallar çerçevesinde analiz edildiğinde pek mümkün gözükmüyor izlenimi verse de, ilahi ferman gereği, yumurta hücresinin yolculuğun başlangıcından itibaren yaklaşık iki yüz elli milyon sperm hücrelerinden sadece bir tanesine kendi eksik kartlarını tamamlattıran bir gizli varlığın ‘ol’ emrinin varlığını akla getiriyor. Nitekim bu noktada İlahi hitap bizlere:
.....Hiçbir dişi gebe kalamaz ve doğurmaz .....” (Fussilet suresi ayet–47) ayeti kerimesi bu düşünceyi doğruluyor zaten. Bir incir çekirdeği tohumunda dallarıyla, gövdesiyle meyvesiyle birlikte bir ağacı kodlayan Allah, sperm içerisinde milyonlarca insana ait karakterleri içeren programı bir damlaya sığdıracaktır elbet. Biz bu mucizevî olaya ancak amenna saddak deriz.
Ovaryum hücresi bir insanda bulunması gereken 60.000 civarında genetik karakterin yarısını taşıyan bir amolegen genidir, yani ovaryum mayoz bölünmeyle ortaya çıkan bir ünite olup, mevcut 46 kromozom içerisinde 23 kromozoma indirgenmiş koddur.
Babadan gelen meni hücreleri ise karışık şifrelerden oluşan kartları ihtiva eder. Zira yukarıda belirttiğimiz üzere yolculuğun başında annede var olan bir ovaryum (yumurta) hücresine karşılık babadan gelen yaklaşık 250.000.000 meni hücresi denk düşmektedir. Fakat yolculuk ilerledikçe 250.000.000 spermden ancak arta kalan 500–1000 civarında sperm hücresi yumurta hücresini çepeçevre kuşatacaktır. Böylece yeni bir canlının doğumuna zemin hazırlanmış olunur. Bu noktada akıllara durgunluk veren olay sadece; yumurta hücresinin bunca sperm hücresi arasında kendi genetik kartını çözecek tek bir sperm hücreyi nasıl tanıyıp ta seçim işlemini gerçekleştiğidir. Üstelik bu tek hücrenin görüldüğü kadar hiçte işi kolay değil. Zira yumurta hücresinin nasıl delineceği meselesi var ortada. Öncelikle bu iş için yumurta hücresi tarafından fertilizin madde salgılanması gerekir ki sperm hücresi antifertilizin salgılayabilsin. Bu da yetmez karşılıklı salgılar salınmalı ki sperm hücresi yumurta hücresinin zona pellusida zarına tutunup geçiş izni alabilsin. Dikkat edin izin dedik, nedeni farklı türe ait yabancı (ajan) spermleri ayıklamaya yönelik önlem içindir. Böylece bu kontrol sayesinde her tür korunmaya alınıp insan insan olarak doğmakta, hayvan hayvan olarak hayata merhaba demektedir.
Peki diyelim ki zara tutunan sperm hücresi gerekli izni aldı, sonrası nasıl olacak derseniz, olacak malum izni alan spermatozoitin akrozom kısmın çatlamasıyla açığa çıkan enzimin zarı eritmesiyle vuslat gerçekleşecektir. İşte bu yüzden kromozomların kaynaşıp birleşmesi olayına fertilizasyon denmektedir. Artık bu noktadan sonra (vuslat sonrası) zarın yapısı değişerek diğer spermlerin geçişine izin verilmez. Yani onlar için hücre duvarı kapalıdır. İnsanoğlu bu akıl almaz bilmeceyi düşüne dursun Allah-ü Teala yumurta hücresinin genetik kodların çözümlemesinin ancak benim irademle olabileceğini şu ayetle ortaya koyuyor:
Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi O’na aittir O’nun bilgisi dışında hiçbir şey kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: Bana koştuğunuz ortaklar nere de diye seslendiği gün: Sana buna dair bizden hiçbir şahit olmadığını arz ederiz derler” (Fussilet suresi ayet- 47)
Embriyolojik tüm hücrelerin tümü ovaldir. Ovum ve spermatozoit çekirdeklerinin birleşmesiyle meydana gelen zigot takriben 30 saat sonrasında ikiye bölünür, 3 gün sonrasında ise morula denilen yumağa dönüşür, derken diğer embriyolojik safhalara yol alınır. Böylece döllenmeden oluşan zigotun ardı ardına bölünme evreleri geçirmesi sonucunda dört gün sonrasında artık doğacak çocuğun ilk taslağı rahim boşluğuna ulaşmış olur. Zigot aynı zamanda bir insan bedeninde bulunan yaklaşık 60 trilyon hücrenin özeti diyebileceğimiz kaynak hücremizdir. Nasıl ki bir tohum tanesinde bir ağaç gizliyse, aynen öyle de bir zigotta 60 trilyonluk hücrelerden meydana gelen bir insan kodludur. Dolayısıyla bir embriyo yarı anne, yarı babadan gelen kromozomlarla karakter kazanır. İnsanda 46 kromozomlardan ikisi cinsiyet kromozomları olup, bunlardan X kromozomu dişilik, Y kromozomu ise erkeklik genidir. Erkeklerde bu gen XY, bayanlarda XX şeklinde temsil edilir. Nitekim erkek ve yumurta hücresine ait kromozomlar bölünme safhası süresince ikiye ayrılarak başka hücrelere geçiş yaparlar. Zira sperm hücre yarı yarıya X ve Y geni üzerine bina edilmiştir. Dolayısıyla yaklaşık 250 milyon sperm hücresi yarı yarıya dişi ve erkek karakterdedir. O halde ovaryum hücresini dölleyen spermatozoit X geni baskın olduğunda doğacak çocuk kız, Y geni baskınsa çocuk erkek olacak demektir. Mesela doğacak çocuk erkekse cinsiyet organları altı haftalık ceninken teşekkül etmeye başlayıp küçücük bir kabartı şeklinde tezahür edecektir. Derken bu minik kabartılar embriyolojik gelişim sürecinde çekirdeklere (testis) dönüşmesiyle birlikte cinsiyet taslağı hazırlanmış olur. Böylece cenin beşinci ayında cinsiyet gelişimini tamamlayarak doğacak çocuğun erkek mi kız mı olacağı noktasında tüm tereddütlere mahal bırakmayacaktır. Bu yüzden Allah-ü Teala; “Allah bilir, rahimlerde ne varsa.” (Lokman 34), “Şimdi gördünüz mü rahimlerde döktüğünüz meniyi? Onu insan biçiminde siz mi yaratıyorsunuz, yoksa Biz miyiz yaratan?” (Vakıa 58, 59) diye beyan buyurmaktadır.
Velhasıl; üremenin basit bir olay olmadığını bizatihi Rabbü'l âlemin ilan ediyor.
Vesselam.
https://twitter.com/#!/Alperengurbuzer

 

alperen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı





2007-2023 © Akparti Forum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " iletişim " adresinden bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.



Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı
çarşamba pasta çarşamba bilgisayar tamircisi