AK Gençliğin Buluşma Noktası
Köşe Yazıları Köşe yazıları burada paylaşılıyor.



Cevapla
Stil
Seçenekler
 
Alt 03-18-2008, 15:17   #1
Kullanıcı Adı
tayyipleyiz
Standart Yönetimde Temel İlkeler
Yönetimde Temel İlkeler


Anlaşılan hak, hak almak, hak vermek, ihkak-ı hak, en geniş anlamıyla adalet mevzuu üzerinde daha çok yazacak ve konuşacağız. Sözü uzatmadan; İslamın sabit bir yönetim modeli, rejim şekli yoktur ama yönetim modeli adına getirdiği temel prensipler vardır. Bu prensipler insanın kendi bedeninden aile ve devlet yönetimine kadar tatbik edilebilecek değişmez ve değiştirilemez prensiplerdir, asıllardır. Dinlerden bağımsız olarak insanlık tarihine yönetim perspektifinden baktığınızda hemen hemen aynı şeyleri görürüsünüz. Bir tek farkla, İslam bu prensipleri başlangıçta müntesiplerine sunarken, “alın uygulayın” derken, başkaları bunları elde etmek için asırlarca süren çabalar, gayretler göstermiş, mücadeleler, savaşlar yapmıştır. Avrupa insanının tarihimizin yüzakı dediği Fransız ihtilali, mutlak monarşiyi devirip yerine cumhuriyet rejimini getiren o ayaklanmadaki sloganlar bile tek başına bu tesbiti destekler: eşitlik, adalet, bağımsızlık.

Nedir bu İslamın sunduğu yönetimin temel ilkeleri? Eşitlik, adalet, şura ve seçim. Bu ilkelerin içini doldurmak, muhtevasını belirlemek, anlam çerçevesinin sınırlarını çizmek bize ait bir iş. Değişen ve gelişen şartlara bağlı olarak asıllar üzerinde fasıllar oluşturmak, söz konusu normlara formlar biçmek her dönemin insanının vazifesi. Bu yüzden herhangi bir somut yönetim modeli, şekli ön görülmemiş, dikte edilmemiş. Efendimiz sonrası erken İslamî dönem yönetim modelleri bunun isbatı.

Çerçevesi çizilen, sınırları belli edilen, kargaşaya mahal olmadan tarifi yapılan bu temel ilkeleri kim uygulayacak? İşte işin püf noktası burası. Zira sistemler, o sistemlerin hayata tatbikine yardımcı olacak ilave kaideler, kurallar ne kadar mükemmel olursa olsun, onları hayata taşıyacak insan unsuru bozuksa o mükemmellik bir işe yaramıyor. İnsandaki bozukluk zamanla sisteme tesir ediyor. Pratikte uygulanan sistem düşünceyi etkiliyor. Düşünce tesir altına girince temeller, asıllar yerinden oynuyor. O asıllara bedel başka asıllar çıkartılıyor. Mesela güç, kuvvet meşruiyetin kaynağı oluyor; eşitliğin, adaletin, seçimin, meşveretin yerini alıyor. Haklı olan güçlü değil, güçlü olan haklı oluyor.

Enteransandır yerine, zamanına, mekanına göre değişen ve farklı boyutlarda arz-ı dîdar eden bu sürecin çoğu zaman farkına da varılmıyor. Halbuki o kadar çok menfi örneği var ki insanlık tarihinde bu gidişatın. Öyleki bu gidişatlar hep çözülme ve yıkılma ile sonlanıyor; ama bu örnekler de hiç fayda sağlamıyor. Hocaefendi diyor ki: “Hiçbir sistem yalnızca güçle desteklenerek uzun süre yaşayamaz. İnsan hakları ve adalete dayanmayan güç, kaçınılmaz bir şekilde baskıya yönelecek ve kendi sonunu hazırlayacaktır.” Ne demişler: “Başkalarına hükmeden kuvvetli, kendine hükmeden kudretlidir”. Kuvvetli değil, kılı kırk yararcasına adalet anlayışının hakim kılındığı, “herkese avukat, kendi nefsine karşı savcı” gibi davranma önemlidir.

Diyeceğim o ki; beden kafesinde nefsini, ruhunu ve azalarını yönetenlerden evinde karısını, kocasını, çocuklarını ve akrabalarını yönetenlere, iş yerinde memurlarından gönüllü işlerin yapıldığı yapılarda yönetici olanlara kadar her mümin, dinimizin yönetimle alakalı genel-geçer bu kaidelerine kulak vermeli. Eşit davranmalı ailelerine, çocuklarına, memurlarına, yol arkadaşlarına. Âdil olmalı onlara karşı; hem gülümseyişinde hem kızışında. Meşveretten katiyyen dur olmamalı. En ayân-beyân işlerde dahi kulak kabartmalı çevresindekilerin sesine. İlahî veya beşerî seçimle veya atamayla bir yerde, bir makamda duruyor oluşunu tefevvuk vesilesi yapmamalı; görev taksiminin bir cilvesi olarak görmeli onu ve meşruiyetini devam ettirmeli yukarıdaki davranış şekilleri ile. Aksi halde meşruiyetini kaybeder, ma’şeri vicdandaki kabulü inkiraza uğrar; 7-8 değil 100 şiddetinde depreme maruz kalır ve yıkılır gider. Kendi yıkılsa iyi, etrafındakileri de yıkar, çevresini de tahrip eder, gelecek nesillerin ümidini de kırar.

Bir sonraki yazıda meşruiyeti devam ettirmede iyiliği emr ve kötülüğü nehy’de yöneten ve yönetilenlere düşen hususlara değineceğim. Daha doğrusu bu genel ilkenin iki taraftaki tezahür şeklini ele alacağım nasipse...

 

tayyipleyiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı





2007-2023 © Akparti Forum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " iletişim " adresinden bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.



Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı
çarşamba pasta çarşamba bilgisayar tamircisi