AK Gençliğin Buluşma Noktası


Cevapla
Stil
Seçenekler
 
Alt 01-20-2009, 14:28   #61
Kullanıcı Adı
Gönülden
Standart
Eğer susturmasaydım, yüz değil belki bin tane daha kusurunu sayacaktı eşinin. Mübalağa yaptığımın farkındasınız, yüz, bin derken; ama bir hakikata da parmak basmıyor değil bu mübalağa. Hiddet, nefret, öfke hatta her kelimesinde kendini ele veren kin ile kendinden geçmiş konuşuyordu ki, benim yerimde kim olsaydı ‘yeter' der ve sustururdu muhatabını. Bir sabır imtihanı idi onu dinlemek zira. Makinalı tüfek gibi, nefes dahi almadan yapılan konuşma esnasında, araya sıkıştırılan lanet cümleleri de cabası.

Müthiş bir hafızası var eşin. 10 yıllık evlilik hayatlarında cereyan eden ve onları –tabii ki kendi açısından– bu raddeye getiren hadiselerin en küçük detaylarını dahi unutmaması dikkatimi çeken ilk özellik oldu. İnsan, bu kadar menfi maziye, bu kadar kötü hatıralara sahip olduğu hayat arkadaşı ile nasıl beraber olur diye düşündüm kendi kendime önce. Unutmanın Allah'ın ne kadar büyük bir nimeti olduğunu hatırladım tekrardan. İnanın bana böyle bir hafızaya malik olmadığım için şükrettim Rabbime yana yakıla.

Bana kalırsa insan, bu türlü hadiseler karşısında hafızasını, onları ezberleme, muhafaza etme değil unutma noktasında zorlamalıdır. Bütün semavi dinlerde ısrarla üzerinde durulan ‘affetme, bağışlama'yı kendine şiar edinmelidir. İster haklı, isterse haksız olsun affetsin muhatabını ne kaybeder ki insan? Haklı olan insaflı olur zaten. O bağışlar, unutur, geçer. Haksız olana gelince; asıl affetmesi, af için kendini zorlaması gereken odur.

Kaldı ki, affetmek, Allah'ın bir vasfı değil mi? O bizi affetmeseydi, işlediğimiz günahlar karşısında şu an nefes alıyor olabilir miydik acaba? Hele ahirette rahmet, merhamet ve affı ile bize muamelede bulunmazsa, cennete girebileceğimizi mi zannediyoruz amellerimizle? Hepsinden önemlisi “Allah'ın ahlakı ile ahlaklanmak” bir Peygamber buyruğu değil mi bize, sallallahu aleyhi vesellem?
Hadisenin ikinci önemli, dikkat çeken yanı, söz konusu evliliğin aşk evliliği olmasıymış. Deli gibi aşık imişler birbirlerine bu çift. Ailelerini tehdit etmişler, “vermezseniz kaçarız biz, el-aleme rezil olan siz olursunuz, biz değil” demişler. Neden böyle bir sürece girmişler derseniz; çünkü her iki tarafın ailesi de makul bulmamışlar bu işi. Çocukluk hevesi aşk bile değil– demişler. Denk görmemişler, uygun bulmamışlar bu iki gencin bir yuva kurmasını. Halbuki hangi anne-baba vardır çocuğunun mutlu yuva kurmasını istemeyecek? Evladının sevdiği, aşık olduğu birisi ile aynı yastığa baş koymasına hayır diyecek? Ama hayat tecrübelerini konuşturmuşlar demek ki ve hayır demişler.

Bunu da duyunca, madem “neden” dedim muhatabıma. Verdiği cevap: “Aşkın gözü körmüş. Bu ve benzeri davranışları o zaman da yapıyordu; yapıyordu ama görmüyordum ben onları demek ki! Bakmak ile görmek arasındaki fark derler ya, işte benim durumum buna güzel bir örnek herhalde. Birlikte yaşıyorduk o flört ve nişanlılık dönemini. Dolayısıyla gözümün önünde cereyan ediyordu şimdi beni boşanmanın eşiğine getiren hadiseler; fakat görmüyordum. Dedim ya aşkın gözü!..”

Evlenecek gençlerin anne-babanın da görüşünü alması, alması gerektiği hususunu bir kenara koyarak şu aşkın gözü üzerinde durmak istiyorum. Bence, evlilikte hissiyat çok önemlidir. Eşlerin birbirlerine karşı besledikleri kalbi hisler, yuvanın huzur ve mutluluk ocağı haline gelmesi için vazgeçilmez ve yeri başka bir şeyle doldurulmaz bir şarttır. Eskiler, ‘evvelemirde' derlerdi bu türlü durumları ifade ederken. Evet, ‘evvelemirde', ‘olmazsa olmaz' bir şarttır hissiyat bir yuva için.

Fakat bu demek değildir ki, akıl, mantık, muhakeme hissiyata mağlup olsun. Hayır, olmamalı. Çünkü yuvada his kadar akıl, mantık ve muhakemeye de ihtiyaç var; hem kurulmasında, hem de devamında. Hele devamında, hele devamında. Beraberliğin uzamasına bağlı olarak eşlerin birbirlerine karşı olan hislerinin aşınması tabiidir. Bu durumda yuvayı ayakta tutan akıldır, mantıktır, muhakemedir.
Aşkın gözü kör olmamalı diyorum ben. Tamir ettirelim onu bir tamirciye gidip.

Ya da göz doktoruna götürüp tedavi ettirelim. Ameliyat gerekiyorsa, parasını sağdan soldan bulup mutlaka ameliyat ettirelim onu. Yurt içinde tedavisi mümkün değilse, Avrupa'ya, ABD'ye, ne bileyim uzaya, Mars'a, Venüs'e, Jüpiter'e götürelim aşkı, veya uzmanlar getirelim oradan memleketimize eğer varsa ve mümkünse.

Ya da sosyal bilimcilerin tartışma konusu yapalım. Kitaplar sipariş edelim; uzman kalemler düzeltsinler şu aşkın gözünü. Konferanslar, paneller, sempozyumlar düzenleyelim, şu kör göze neşter vurmak için. Yediden yetmişe toplayalım herkesi futbol stadyumlarına toplandığımız gibi. Gerekirse zor kullanalım, polis, jandarma gücünü devreye sokalım, hariçte bir tek kişinin bile kalmaması için ve dinleyin, öğrenin ve amel edin diyelim o stadyumlarına topladığımız insanlara.

Hukuka, siyasete müracat edelim isterseniz. Mecliste müzakere etsinler saatlerce, günlerce. Komisyonlar kurulsun, kanunlar çıksın, oylamalar yapılsın ve ilan edilsin aşkın kör gözü düzelmiştir diye.

Ve sonra tamircinin tamir, göz doktorunun ameliyat ettiği aşkın kör gözü sağlam olarak iade edilsin vatan sathında nefes alıp veren her kişiye. Ya da sosyal bilimcilerin yaptıkları konferanslarla çözüp, siyaset adamlarının kanunlaştırdığı bu sağlam gözlü aşkın özellikleri bir tamimle duyurulsun her vatan evladına. Evde, arabada, işyerinde her yerde bulundurmak, hatta okumak, ezberlemek mecburi olsun. Özellikle evlilik arefesinde olan gençler iyi okusun bunu. Okusun ki sadece kendi hayatlarını, çocuklarını, ailelerini değil, bütün toplumu ilgilendiren böylesi hayati bir konuda daha dikkatli ve temkinli davransınlar.

Bir ömür boyu aynı yastığa baş koyacak eşlerini seçerken kör gözle değil, sağlam gözle seçsinler. Hissiyatları, akıl ve mantıklarına galebe çalmasın.


AHMET KURUCAN


Gönülden isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-20-2009, 14:44   #62
Kullanıcı Adı
ishakyilmaz
Standart
Maneviyat üzerine inşa edilmeyip,inşa edildikten sonra sadık kalınmayıp,sadece nefsi arzuları tatmin için oluşturulan evlilikler birer nikah oyunudur..!
ishakyilmaz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-20-2009, 21:34   #63
Kullanıcı Adı
Fasl-ı Gül
Standart
Evlilik, yoldaşsız başlanılan bir yolda belli bir mesafe katettikten sona, artık iki kişi olarak devam etmektir yolculuğa belki de.. Hayatın toz-pembe renklerden müteşekkil olmadığını bilen her bireyin de, evlilik ile yine hayatın renklerinde bir değişme olmayacağını idrak etmesi gerekir.. Belki değişen sadece hayatı "iki kişi olarak" okumak olacaktır bundan sonra.. Acıya beraber dayanmak, güzellikleri beraber aramak.. Yol dedik ya.. Elbette susuz yada aç kalındığı anlar olacaktır, ama bu sıkıntılar güneşin doğduğunu unutturmayacaktır "eş"lere.. Mihenkleri, yol işaretleri "Kur'an ve onun hayata yansımış şekli olan Peygamberimizin sünneti" olacaktır.. İnşiraha muhtaç olunduğu zamanlarda "ağyara" değil "yar"a sığınılacaktır yine..

Belki "insan"ın gerçek manasını kaybettiği zamanlarda yaşamamızdır bizi korkuya sürükleyen , evliliklerin bir hayal kırıklığı ile neticelenmesi.. Ama anlamımızı bulacağımız mihenkleri hayatımızın odak noktası yaptığımızda her ortamın yaşanılacak mekanlar olduğunu görmek de zor olmayacaktır inşaallah..

Gönülden ablama teşekkürler.. selam ile..
Fasl-ı Gül isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-09-2009, 01:14   #64
Kullanıcı Adı
Feride
Standart
Günümüzde ise, malesef asr-ı saadetin kırıntılarını bile görememekteyiz aile kurmada ve eşler arasındaki diyaloglarda..

İnşeAllah, asr-ı saadet devrinin O nurlu insanları, bizim yolumuzu aydınlatacaklar her daim..Gönülden teşekkürler güzel pylaşım için..
Feride isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-12-2009, 19:11   #65
Kullanıcı Adı
Gönülden
Standart Evliliğin bel kemiği 'Biz' duygusudur..
Evliliğin belkemiği 'Biz' duygusu
Kadın ve erkeklerin eğilimlerinde farklılık vardır Kadında duygusal kapasite daha güçlüdür. Korkuya direnci azdır. Erkeğe göre daha barışçı özelliklere sahiptir. Genetik biliminin bize sunduğu bilgi böyledir; bu bilgiye uymak da insanın menfaatinedir.

Nitelikli ilişki gelişirken hatalar olur.

Evlenmeden önce tarafların her ikisinin de yeterli duygusal olgunlukta olduğunu söylemek doğru olmaz. Sağlam ve nitelikli ilişki gelişirken hatalar yapılır. Karşılıklı olarak birbirlerinin psikolojik ihtiyaçlarını anlamaya çalışırlar. Yaşanan sorunun nedenini, niteliğini tepkinin zaman ve zeminini ölçü ve şiddetini çoğu zaman kestiremeyiz. Kasıtlı olsun veya olmasın. karşımızdakini psikolojik olarak yaralarız. Azarlayarak, eleştirerek, bağımsızlaşma girişimini engelleyerek, kızmasına izin vermeyerek ruhunda hasarlar oluştururuz.

Eşlerin karşılanmamış ihtiyaçlarıKarşılanmamış ihtiyaçlarımızı haksız yere eşimizden bekleriz. Sorunlar arasında kaygı verici bağlantılar kurarız. Ben merkezci yani bilinçsiz ilişki sorunun büyümesine neden olur. Kendisi üzerine düşmeyen benmerkezci bireyler ilişki sorunlarını yoğun yaşarlar.

Evliliğin belkemiği 'Biz' duygusudur.

Kadın ve erkeklerin eğilimlerinde farklılık vardır. Kadında duygusal kapasite daha güçlüdür .Korkuya direnci azdır. Erkeğe göre daha barışçı özelliklere sahiptir. Erkekte ise evrimsel psikoloji içinde değerlendirilebilecek avcı özelliklerin getirdiği agresif olma, tehlikelere daha çok göğüs germe söz konusudur. Stres oluşturan durumlarda erkek beyninde 'Savaş ve Kaç!' tepkisi ortaya çıkarken, kadında koruma ve korku duygusu ile ilgili alan harekete geçer. Kadınların beynine çocuklarını koruma eğilimi kodlanmıştır. Genetik biliminin bize sunduğu bilgi böyledir; bu bilgiye uymak da insanın menfaatinedir. Kadınlar, zihinsel yatırımlarını 'ev' faktörüne yapıp, daha çok evlerinde mutlu olurlar. Erkeğin hoşuna giden şey ise, dışarıda bulunup üretmektir. Böyle bir paylaşım, insanın psikolojik doğasına da uygundur.

Değişimi atılan adımlar belirler.

Evliliği yönetmek bir şirketi yönetmekten çok farklı değildir .Şirketlerde bir otoriter; bir de demokratik işleyiş vardır. Otoriter işleyişte, 'burada benim sözüm geçer, kararları ben veririm, kuralları ben koyarım' tarzı hâkimdir. Diğer ortakların kendisine uymak zorunda olduğunu düşünür. İnsan, eğer böyle biriyle yaşamak zorundaysa, onun bakış açısını değiştirmesini beklemeyi başarmalıdır. Değişim ise bazı olaylar sonunda atılan adımlarla yaşanır Demokratik işleyişte ortak kararlar alınır, adımlar beraber atılır.

PROF DR NEVZAT TARHAN
Gönülden isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-28-2009, 23:37   #66
Kullanıcı Adı
Gönülden
Standart
Kalbine karşılık bir kalp bulmak; manevi frekansları bütünüyle tutan, gönül iletişimini tam kurabilen bir insanı bulmak demektir.
Evliliğin mutluluğa dönüşmesi için, kalplerin uyuşması, anlaşması, kaynaşması gerekir.
Kalpsiz mutluluk olmaz.
Kalp kalbe karşı olmalı…
Kalp kalbe kaybolmalı…

Kalpler bir olmalı, iri olmalı, diri olmalı…
Ölmüş kalpler taşıyan kalıplar, mutlu olabilir mi?
Evet, mesele kalıp değil, kalp meselesidir.
Kalıbına göre kalıp arayanlar; eş arayışını, bedene, kaşa, göze bağlayanlar, mutluluğu yanlış adreste arayanlardır.
Bulmak için, önce böyle birini aramak gerek… Gerçi her arayan bulamaz ama bulanlar hep arayanlardır. Aramadan bulmak mümkün mü?
Bir de arıyormuş gibi yapanlar vardır. Bunlar, her ne kadar evliliğin bir gönül işi ve manevi frekansların uyumu manasına geldiğini kabul etseler de, seçimlerini, hep maddeden, görüntüden yana yaparlar. Yani inandıkları ve düşündükleri gibi davranmazlar.
Bulamayacağı yerde arayanlar da bunlardan sayılmalıdır. Hani Nasreddin Hoca gibi… Evin bodrumunda, kömürlükte kaybettiği yüksüğünü, dışarıda, evin önünde arıyormuş… Sebebini sormuşlar…"Aşağısı çok karanlık" demiş…
Bazı gençler de kalbine karşılık kalbi böyle arıyorlar. Kalp, duygular, sevgi, şefkat, merhamet tamam ama, görüntü, en boy, kaş göz diyorlar… Hatta oralara takılıp kalıyorlar. Gönle değil, gövdeye itibar ediyorlar. Hatta bu insan sana göre değil, diyenlere de "Ben onu değiştiririm" derler. Ya da , "O gördüğünüz gibi değil, aslında çok iyi biri" iddiasında bulunurlar.
Sonra da, iletişimimiz neden kötüleşti, niçin kavga çıktı, geçimsizlik nereden geldi diye şaşırıyorlar.
Atalarımız, İKİ GÖNÜL BİR OLURSA, SAMANLIK SEYRAN OLUR demişler. Ne güzel söylemişler. İki gönül bir olmazsa, yani kalbine karşılık bir kalp yoksa saraylar zindan olur ve tabii ki eşler hayal kırıklığına uğrarlar. Zaten, sadece iki gövdenin bir olması insani bir hal de değildir.
Evliliği maddileştirenler, yalnız ten ve beden isteklerinin tatmini manasına alanlar, çok ayaklılarla aralarındaki farkı ortadan kaldıranlardır.
Bir insanın evlilik anlayışı ve bu husustaki beklentileri onun seviyesini ortaya koyar.
Evlenmeyi düşünen gençlerimiz, kalplerine karşılık bir kalp mi arıyorlar, yoksa kalıplarına karşılık bir kalıp mı arıyorlar?
İnsan, aradığını bulur.
Kalıp arayan kalp bulabilir mi?
Bulsa bile, bulduğunun ne olduğunu idrak edebilir mi?
Evlenecek gençler, önce niyetlerini düzeltmelidir. Kalbe karşı kalp mi arıyorlar, kalıba karşı kalıp mı?
Madde arayanın ruh bulması, gövde arayanın gönül bulması mümkün müdür?
Doğru ölçülerle arayışa geçtikten sonra da, "Rabbim, karşıma iyi olanı; sevebileni, merhamet edebileni çıkar" diye ciddi ve samimi dualarda bulunmalıdır.

* * *
Bazen, evlenmek üzere olan kızlarımıza, oğullarımıza soruyorum:
–Nasıl, evliliğe hazır mısın?
Birçoğunun cevabı, aşağı yukarı hep şöyle oluyor:
–Hocam, hazırlıklar tamam… Ev tuttuk, döşedik, beyaz eşya filan her şey tamam…
Sizce bu cevapta tamam olmayan bir taraf yok mu?
Bana göre, en önemli bir taraf eksik kalmış oluyor. Bu sebeple o gençlere şu soruyu sormaktan kendimi alamam:
–Peki, gönlünüz hazır mı evliliğe?
Sorum, birçok genci şaşırtır, durup düşünürler, genellikle de bir soruyla karşılık verirler:
–O nasıl oluyor?
İşte onun nasıl olduğunu bilmeyenler, Üsküdar vapurunda tanışıp evleniyor, üç gün sonra da, Kadıköy vapurunda da boşanıveriyorlar.
Evliliği, böylesine gönül dışı bir gövde işi zannedenler, Nasreddin Hoca'mızdan almışlar cevabı…
–Bu sizinki, demiş, evlilik değildir.
–Peki, evlilik değilse nedir bu yaptığımız? diye sormuşlar.
–Gündüz çifte hırlama, gece çifte horlamadır… demiş.

* * *
Evlilik, sağlam bir iletişim temeline oturmalı… Bu olmazsa olmaz mutluluk kuralını da tersinden ve hoş bir nükte ile anlatır Hocamız. Eşiyle sağlıklı bir iletişim kuramayanları bakın nasıl uyarır:
–Evliliğiniz nasıl geçiyor? demişler.
Hocamız da anlatmış:
–Evliliğimizin ilk senesi çok güzel geçti… Ben söyledim, hanım dinledi, ben söyledim hanım dinledi… İkinci sene, bizim hanım işi anladı… O söylemeye başladı… O söyledi ben dinledim, o söyledi ben dinledim…"
–Peki, hocam, sonra nasıl oldu, diyenlere de, Hiç sormayın, demiş, sonraki yıllarda da, ikimiz birlikte söyledik, komşular dinledi…
Şimdi eşlerin birlikte söylediklerini, sadece komşuları değil, bütün dünya dinliyor. Aile mahremiyeti içinde kalması gereken her şey, ekran pazarlarına dökülüyor. Sadece kirli çamaşırlar değil; edepsizlikler, iffetsizlikler, kısacası ahlaksızlığın her çeşidi, basın yoluyla toplumun tepesine yağdırılıyor.
İyi ki adına evlilik demiyorlar. Seviyesiz birliktelikler, evlilik olamaz çünkü…

* * *
Evliliği, Allah'ın emri, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünneti bilenler, örnek aileler kurmak mecburiyetindedirler. Zira başkalarını da saadetlerine imrendiren sağlam ve tutarlı aile yapısı, günümüz dünyasının en çok hasretini çektiği bir güzelliktir.
İnsanlık âlemi, kaybettiği aile hayatını çamla çırayla, yana yakıla aramaktadır.
Aile, dünyevileşmenin getirdiği benlik, bencillik ve maddecilik yüzünden yıkılmaktadır. Bu sebeple, aileyi yeniden diriltmenin yolu, maneviyattan, imandan geçmektedir. Sağlam bir Allah ve ahiret inancı olmaksızın, sağlam bir aile kurmak imkânsızdır.
Aile, daha çok almayı düşünenlerin değil; paylaşmayı, bölüşmeyi, fedakârlığı bilenlerin kurabileceği kutsal bir müessesedir. Ailede mutluluk, almayı hayaline bile getirmeden verebilenlerle sağlanır. Aile mutluluğunun kahramanları, almayı hiç düşünmezler… Ancak verdikleri döner onlara, katlana, çoğala… Bir verip bin alırlar.
Böyle bir mutluluk, ancak iki gönlün bir olmasından doğar.
Çocuklarımız, gençlerimiz gönül ehli mi?
Daha doğrusu gönülden haberdar mı?
Gönülsüz mutluluk olmaz… Ne tek başımıza, ne de evlilik hayatımızda…
Zira aile, iki gönlün tekleşmesiyle kurulur..


Vehbi Vakkasoğlu







Gönülden isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-01-2009, 13:20   #67
Kullanıcı Adı
Ömer Bekir
Standart
Bütün erkekler Hz.Talha(r.a) gibi ve bütün hanimlar Rumeysa(r.a) gibi düşünse,dünyada mutsuz huzursuz bir aile kalmaz..Rabb'im onlardaki bu şuurdan bizlerede nasip etsin..
Ömer Bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-01-2009, 13:48   #68
Kullanıcı Adı
Erhan KARACA
Standart
Alıntı:
Ömer Bekir Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bütün erkekler Hz.Talha(r.a) gibi ve bütün hanimlar Rumeysa(r.a) gibi düşünse,dünyada mutsuz huzursuz bir aile kalmaz..Rabb'im onlardaki bu şuurdan bizlerede nasip etsin..
Katılıyorum ömer abi.. =) Ben de o yönde Dua ediyorum ama pek birsey çıkacağını sanmıyorum.. =)
Erhan KARACA isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-01-2009, 13:58   #69
Kullanıcı Adı
Ömer Bekir
Standart
Alıntı:
Erhan KARACA Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Katılıyorum ömer abi.. =) Ben de o yönde Dua ediyorum ama pek birsey çıkacağını sanmıyorum.. =)
Niyetinde halis olursan,isteğin her daîm sana verilecektir kardeşim..Rabb'imiz bir Hadis'i Kûtsi'de;"Kullarım beni nasıl bilirlerse,onlara öyle muamele ederim"buyurmaktadır..
Ömer Bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-01-2009, 15:49   #70
Kullanıcı Adı
Ömer Bekir
Standart
Rabb'im sahabe efendilerimize verdiği aynı aklı bizlerede vermiştir..Aramızdaki tek fark,Onlar seçilmiştir..Her ne kadar onların mertebesine ulaşamazsakta;onların yolundan gidebiliriz..
Ömer Bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı





2007-2023 © Akparti Forum lisanslı bir markadır tüm içerik hakları saklıdır ve izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz.

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.
5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi ve görüşlerinizi " iletişim " adresinden bize gönderirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır.



Bulut Sunucu Hosting ve Alan adı
çarşamba pasta çarşamba bilgisayar tamircisi